Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması çalışmaları çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafı, 19 Şubat 2004’te Ada’da BM gözetiminde yeniden müzakerelere başlamışlardır. İki tarafın New York’ta 10 Şubat 2004 tarihinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la biraraya gelmeleriyle başlayan görüşmeler, Kıbrıs Türk tarafının yapıcı katkılarıyla olumlu sonuç vermiş ve müzakerelerin belirli bir takvim ve şartlar dahilinde başlatılması kararı alınmıştır. Türk tarafının, görüşmeler sırasında meydana gelebilecek tıkanıklıkların aşılmasına yönelik çözüm yollarına (deadlock resolving mechanism) ilişkin olarak sunduğu öneri, bu olumlu sonuca varılmasında önemli rol oynamıştır. Müzakerelerin başlaması yönünde varılan mutabakat, BM Genel Sekreteri Annan tarafından 13 Şubat 2004 tarihinde açıklanmıştır. Buna göre, Annan Planı temelinde ve BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülecek müzakerelerde taraflar Plan’da yapılacak değişiklikler ve Plan’ın tamamlanması konusunda 22 Mart 2004’e kadar anlaşmaya çalışacaklardır. Anlaşmaya varılamaması halinde, müzakerelere Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla, taraflar bir çözüm bulunması için 29 Mart’a kadar yoğun çaba harcayacaklardır. Bu çabaların da sonuç vermemesi durumunda, Genel Sekreter boşlukları doldurarak Anlaşma metnini nihai hale getirecek ve Anlaşma Ada’nın her iki kesiminde eşzamanlı olarak 21 Nisan 2004 tarihinde referanduma sunulacaktır. BM Genel Sekreteri Annan yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarını gösterdikleri cesaret ve siyasi irade, Türkiye ve Yunanistan’ı ise oynadıkları son derece yapıcı rol için kutlamış ve tüm ilgili tarafların Ada’da adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması konusunda tarihi yükümlülüklerle karşı karşıya olduklarını belirtmiştir. 40 yılı aşkın bir süredir devam eden Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasına ilk kez bu kadar yaklaşıldığını ifade eden BM Genel Sekreteri, tarafların New York’ta sergiledikleri iyi niyeti ve siyasi iradeyi önümüzdeki üç ay boyunca sürdürdükleri takdirde 1 Mayıs 2004 tarihine kadar bir çözüme varılması için gerçek bir fırsat bulunduğuna inandığını kaydetmiştir. Kıbrıs’ta tarafların Annan Planı çerçevesinde müzakerelere başlamayı kabul etmesi, AB çevrelerince de memnuniyetle karşılanmıştır. AB Komisyonu AB’nin müzakerelere taraf olmayacağını, ancak müzakerelerin başarıyla tamamlanması için BM’ye gerekli tüm teknik yardımda bulunulacağını belirtmiştir. Nitekim, müzakerelerin başladığı 19 Şubat günü Lefkoşe’ye giden ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopoulos’la biraraya gelen AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, bu hususu teyitle Kıbrıs sorununun çözümünde AB’nin yardımcı ve yapıcı bir rol oynayacağını ve BM’nin ihtiyaç duyduğu her türlü yardımı sunmaya hazır olduğunu belirtmiştir. 19 Şubat günü KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve GKRY lideri Papadopoulos’un liderliğindeki heyetlerin biraraya gelmesiyle yapılan ilk toplantıda taraflar Annan Planı’na getirmek istedikleri değişiklikleri genel hatlarıyla izah etmişler; ikinci gün yapılan toplantıda ise esasa mütalik olmayan teknik konular üzerinde durulmuştur. Denktaş, her iki toplantının ardından görüşmeler hakkında basına bilgi vermiştir. Bu çerçevede Denktaş geçmişte olduğu üzere görüşmelerin içeriği konusunda karartma uygulanmayacağını, müzakereler süresince görüşmeler hakkında halkı sürekli bilgilendireceğini açıklamıştır. Heyetlerin düzenli olarak her sabah toplanması öngörülmektedir. Taraflar arasında oluşturulan teknik komiteler de heyetlerarası temaslara paralel olarak toplanacaktır. Uluslararası anlaşmalar, federal yasalar, ekonomi ve finans konularında oluşturulan teknik komitelere ek olarak bayrak ve marş konularını ele alacak bir alt komitenin de oluşturulması öngörülmektedir. Önümüzdeki kısa dönem çok etkin bir çalışmayı gerektirmekte olup, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı barışın sağlanması için her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir çözüm yönünde sarfedilecek çabalar Türkiye tarafından desteklenecektir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye, anavatan ve garantör ülke sıfatıyla, her zaman olduğu gibi bu defa da KKTC’yle yakın işbirliği içerisinde bulunacak, bütün kurumlarıyla gereken desteği sağlayacaktır. Türk tarafı, bu süreçte diğer ilgili tarafların da barış ve uzlaşının gerektirdiği sorumluluk ve bilinç içerisinde hareket etmelerini temenni etmektedir.