Kıbrıs’ta referandumun siyasi sonuçları

    Türkiye’nin aldığı diplomatik inisiyatif sonucu tekrar başlayan müzakerelerde taraflar arasında mutabakata varıldığı üzere 24 Nisan 2004’te Kıbrıs’ın her iki kesiminde eş zamanlı olarak referanduma sunulan Annan Planı’na, Rum tarafı % 75 oranında “hayır”, Türk tarafı ise % 65 oranında “evet” demiştir. Rum tarafının Kıbrıs sorununda şimdiye kadar ortaya konan en kapsamlı ve en ciddi çözüm planını reddetmesi önemli bir fırsatın yitirilmesine neden olmuştur. Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu tüm yapıcı gayretleriyle sergilemiş olan Türkiye, Rum tarafının çözüme hayır diyerek bu fırsatı değerlendirememiş olmasını üzüntüyle karşılamaştır. Referandum sonucu, 30 senedir uzlaşmaz, daima çözümden kaçan taraf olarak takdim edilmek istenen Türk tarafının tüm bu suçlamaları hak etmediğini, çözümsüzlüğü esas kimin istediğini, çözümün önünü hangi tarafın tıkadığını en açık şekilde ortaya koymuştur. Rum tarafının Kıbrıslı Türklerle yeni bir ortaklık temelinde bir arada yaşamaya ve uzlaşmaya hazır olmadığını da açıkça göstermiştir. Böylece Rumların gerçekleri çarpıtarak Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlama politikası da iflas etmiştir. Türk tarafının müzekerelerde ve referandumda barıştan ve çözümden yana sergilediği tutum ise uluslararası kamuoyunda olumlu yankı bularak, takdir ve övgü toplamıştır. Başta ABD ve AB üyesi ülkeler olmak üzere, uluslararası camianın öndegelen üyelerince bu yönde açıklamalarda bulunulmuştur. BM Genel Sekreteri Annan’ın Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto, Kıbrıs Türk tarafını önemli fedakarlıklarda bulunmak zorunda olmasına rağmen Plan’ı onayladığı için kutlamış, tarihi bir fırsatın kaçırılmış olması nedeniyle Ada’nın AB’ye bölünmüş olarak gireceğini ve BM Genel Sekreteri’nin bu sonuçları dikkatle değerlendirileceğini dile getirmiştir. AB Komisyonu’nca yapılan açıklamada da, referandum sonuçlarından dolayı Komisyon’un Kıbrıslı Türkleri kutladığı ve bu sonuçlar ışığında Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik gelişiminin desteklenmesini teminen bazı önlemleri değerlendireceği belirtilmiştir. Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Günther Verheugen de Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik bakımdan tecritinin ortadan kaldırılması için Türk tarafına AB’nce yardım yapılacağını açıklamıştır. Bu açıklamaların ardından AB Konseyi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye üye olarak katılacağı 1 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe girecek olan Kıbrıs Tüzüğü’nü, Kıbrıslı Türkleri ekonomik tecritten çıkarmaya yönelik bazı değişiklikler yaparak 29 Nisan günü onaylamıştır. Maalesef bu Tüzük, Kıbrıs Türk tarafının beklentilerini karşılamaktan uzak olduğu gibi Kıbrıs Türk halkının haksız yere maruz kaldığı izolasyonu ve ambargoları kaldırmak hususunda somut bir açılım içermemektedir. AB açısında bakıldığında, son derece çelişkili bir durum ortaya çıkmıştır. Çözüme ve birlikte AB üyesi olmaya “hayır” diyen Rum tarafı 1 Mayıs itibariyle üyeliğe kabul edilmiş; buna karşılık, Ada’nın birleşmesini ve AB üyeliğini isteyen Kıbrıs Türk tarafı dışarıda bırakılmıştır. Bu çelişkinin giderilmesi öncelikle bu duruma yol açan AB’nin sorumluluğundadır. Ada’da çözüm ve birleşme iradesini ortaya koymuş bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hakkının ve haklılığının tescil edilmesi, yıllardır tabi tutulduğu herhangi bir meşruiyeti bulunmayan siyasi ve kültürel izolasyonun ve ekonomik ambargonun ortadan bir an önce kaldırılması, Türkiye’nin öncelikli hedefini oluşturmaktadır. Tüzük’te öngörüldüğü şekilde Kıbrıs Türklerinin kaderinin ve geleceğinin Kıbrıslı Rumların eline bırakılması AB’nin temel ilkeleriyle de çelişen bir durum yaratmaktadır. Bu haksız durumun düzeltilmesi ve AB’nin Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son verecek somut adımlar atması hususunda Türk tarafı girişimlerde bulunmaktadır. Kıbrıs’ta yeni bir durum yaratan referandum sonuçlarının uluslararası camia tarafından değerlendirilerek bu yeni durumdan gerekli sonuçların çıkartılması gerektiğini düşünmekteyiz. Referandumla birlikte dünyayla bütünleşme arzusunu ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin bu talebine tüm uluslararası camianın gereken karşılığı vermesini beklemekteyiz. Bu süreçte, Anavatan Türkiye, KKTC ve Kuzey Kıbrıs Türk halkının arkasında olmaya ve refahı ve esenliği için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edecektir.