16-17 Aralık 2004 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin gündemine ülkemizle üyelik müzakerelerine başlanması konusu damgasını vurmuştur. Zirve’de alınan kararla, Türkiye-AB ilişkileri yeni bir aşamaya taşınmıştır. Türkiye’nin siyasi kriterleri karşıladığını tespitle katılım müzakerelerinin açılmasını öneren AB Komisyonu’nun 6 Ekim tarihli tavsiyesi ışığında alınan bu kararla Türkiye, 1999 yılında Helsinki Zirvesi’nde kendisine tanınan aday ülke statüsünden müzakere eden aday ülke konumuna geçmektedir. Müzakerelerin başlatılması hususunda ikinci bir karara gerek kalmaksızın, net ve somut bir tarih ortaya konulmasıyla birlikte, Zirve’den en önemli beklentimiz karşılanmış olmaktadır. Bu çerçevede, Başkanlık sonuçlarında 3 Ekim 2005 tarihinde ülkemizle katılım müzakerelerinin başlatılmasını teminen, Komisyon’dan müzakere çerçevesi önerisini sunması talep edilmektedir. Böylece, Komisyon’un Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığı tespiti, Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyinde de tescil edilmiştir. Zirve’de alınan kararda belirtilen önemli bir diğer husus, müzakerelerin ortak hedefinin katılım olduğunun açıkça tasrih edilmiş olmasıdır. Aynı şekilde, kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım gibi alanlardaki istisnai düzenlemelere açıklık getirilmiş, koruma tedbirlerinin sürekli bir nitelik arzetmediği, bir ihtiyaç doğması halinde başvurulmak üzere sürekli olarak el altında tutulacak önlemler olarak anlaşıldığı kayda geçirilmiştir. AB Konseyi, aday ülkelerin her biriyle yürütülecek katılım müzakerelerinin, bir müzakere çerçevesine dayalı olacağını kararlaştırmıştır. Başkanlık Sonuçları’nda, sadece Türkiye’ye değil, tüm aday ülkelere uygulanacak olan müzakerelerin esas ve usullerine dair genel çerçeve ortaya konulmuş olup, buna göre ülkemizle müzakere sürecinin ayrıntılarının önümüzdeki dönemde Komisyon tarafından hazırlanarak AB Konseyi’ne sunulması beklenmektedir. Zirve’de, AB’yle ilişkilerimizin genel çerçevesinin bir gereği olarak, 1963 Ankara Anlaşması’nı on yeni üyeye teşmil edecek Uyum Protokolü’nün imzalanması hususu uzun ve çetin müzakerelere konu olmuştur. Neticede, karara yansıtılan ve tarafımızdan yapılan beyanda, Avrupa Birliği’nin mevcut üyeliğine dair uyarlamalar üzerinde anlaşmaya varılarak sonuçlandırılması halinde, Ankara Anlaşması’nın uyarlanmasına ilişkin Protokolü imzalamayı öngördüğümüz ifade edilmiştir. Müzakereleri AB Komisyonu’yla yürütülecek olan sözkonusu Protokol’ün Türkiye ile AB Dönem Başkanı arasında imzalanması ve onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması öngörülmektedir. Başbakanımız tarafından 17 Aralık günü AB Konyesi’nin kapanış oturumunda yapılan konuşmada, sözkonusu Protokol’ün yeni üyelere teşmilinin GKRY’yi tanımak anlamına gelmeyeceği ve Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki siyasi ve hukuki pozisyonunda herhangi bir değişikliğin sözkonusu olmadığı kayda geçirilmiştir. Esasen AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenen de başta olmak üzere, AB üyesi devletlerin öndegelen liderleri de bunun tanıma anlamına gelmediğini teyit eden açıklamalarda bulunmuşlardır. 17 Aralık kararıyla birlikte Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma yolunda ciddi bir kazanım elde edilmiştir. AB Komisyonu Başkanı Barroso’nun ifade ettiği üzere, anılan tarih, AB’nin Türkiye’ye kapılarını açtığı tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Böylece AB, stratejik anlamda küresel bir oyuncu olma ve Birlik içi ve ötesinde medeniyetler uyumuna önemli bir katkıda bulunma iradesini de ortaya koymuştur. 41 yıllık Türkiye-AB ilişkilerinde ülkemizin üyeliğe en çok yaklaştığı noktayı temsil eden bu karardan itibaren ilişkilerimiz yeni bir dinamik kazanmıştır. Türkiye, önümüzdeki zorlu müzakere sürecinde de üzerine düşenleri, tam üyelik hedefine doğru kararlı adımlarla yerine getirmeye devam edecektir.