Ankara Başkent Öğretmen-evi’nde 5-6 Mayıs 2005 tarihinde düzenlenen Ermeni İddiaları ve Azerbaycan Gerçeği konulu sempozyumun açılış konuşmasını yapan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural, tarih biliminin önde gelen işlevlerinden birisinin, geçmişte gerçekleşen olayların, güvenilir ve önem verilebilir türden kaynaklara dayanılarak, eksiksiz veya az eksikli, fakat tarafsız bir gözle yeniden zihni olarak yapılandırılması ve inşa edilmesi olduğunu belirtti.
1923’ten önceki istatistik rakamlarından, çoğunlukla ideolojik öfkenin; sansasyonel iddiaların ve slogan fikirlerin yardakçılığını yaptığının kolayca anlaşılabileceğini ifade eden Tural, “Tarihten yararlanmak için kişiliğinizde arıza, düşüncenizde bozukluk, duygu ve hayallerinizde peşin hüküm bulunmayacak” dedi. Bu benimseyişin, Türk halkı ve devletiyle barış içinde yaşanılması gereğinin bir ifadesi olduğunu belirten Prof. Tural, Ermeni sorunu ile ilgili Türk arşivlerinde çok sayıda belge bulunduğunu bildirdi. Tural, toplum önderleri ve bilim adamlarının tarihin ruhuna, belgelerin gerçeklerine sırt çevirdiği ölçüde, bugün de gelecekte de kınanacaklarını ve gülünç olacaklarını belirtti.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Saray, sempozyumda 1. Dünya Savaşı sırasında Rus, İngiliz, Fransız ve Amerikalı misyonerlerin Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ermeniler üzerinde propaganda yaptığını anlattı. Ermeni çetelerinin Osmanlı’nın düşmanlarıyla işbirliği yaparak halka ve orduya büyük zayiatlar verdiklerini belirten Saray, Ermeni çetelerinin genç yaşlı demeden Türk halkını katlettiğini söyledi. Ermenilerin Kafkasya’da da tarihin en kötü katliamlarından birini yaptıklarını belirten Prof. Dr. Saray, İngilizlerin bölgede bulunmalarına rağmen buna engel olmadıklarını söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yabancı güçlerle işbirliği yapan Ermenilerin kendi topraklarına dönebilecekleri” yönündeki açıklamasına rağmen, bu Ermenilerin, “Dönecek yüzümüz yok” diyerek, bunu kabul etmediklerini anlatan Saray, “Benim devletim soykırım yapmadı. Ermenileri etnik temizliğe tabi tutmadı. Ermenileri sürmedi, olay budur” diye konuştu. Atatürk’ün Türk tarihindeki bu gerçeklerin anlatılması talimatını verdiğini kaydeden Saray, ancak bunun bugüne kadar gereği gibi yapılmadığını ifade etti.
Azerbaycan topraklarının Karabağ başta olmak üzere % 20’sinin Ermenistan tarafından işgal edildiğini hatırlatan Saray, Azerileri katleden çetelerin başında bugünkü Ermenistan lideri Robert Koçaryan’ın bulunduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Saray, Türkiye’de bütün ilgili kurum ve kuruluşların Ermeni iddiaları konusunda çalışma yürüterek, bunların gerçek dışı olduğunu ispatlayabileceğini belirtti.
AK Parti İstanbul Milletvekili ve AGİT 2. Başkanı Nevzat Yalçıntaş da, Azerbaycan topraklarının Ermenilerce nasıl işgal edildiğinin tetkik edilmesinin gereğine işaret etti. Bu işgale Rusların yardım ettiğini ifade eden Yalçıntaş, 1 milyon 200 bin dolayında Azerinin muhacir durumunda olduğunu belirtti. Bugün Türkiye’ye karşı kuşatma ve sindirme taktiği izlendiğini kaydeden Yalçıntaş, öncelikle iç kamuoyunun ardından da dış kamuoyunun Ermeni sorunu konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi.
Azerbaycan Atatürk Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov ise 17. ve 18. yüzyıla kadar Azerbaycan topraklarında Ermeni sözünün pek geçmediğini, 19. yüzyıldan başlayarak Ermenilerin Azerbaycan tarihine sokulduğunu söyledi. 20. yüzyılda artık Azerbaycan topraklarında Ermeni sözcüğünün telaffuz edilmeye başlandığını kaydeden Caferov, “Bu milleti buraya kim getirmiş? Etnik akrabası yoksa, bu nasıl bir olaydır?” diye sordu. Söz konusu dönemde bölgede Sovyetler Birliği’nin hüküm sürdüğünü anımsatan Caferov, o dönemdeki olayın bir Ermeni-Müslüman davası olmadığını, Rusya’nın bir oyunu olduğunu söyledi. Ancak, konunun şimdi Ermeni-Müslüman davası haline geldiğini anlatan Caferov, “Azerbaycan, Kafkasya’nın en güçlü devletidir. Güçlü bir ekonomisi var. Ermeni iddiaları ne kadar büyük olacaksa, Azerbaycan gerçeği de o kadar büyük olacak” diye konuştu.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Milli Meseleler Bakanı Hidayet Oruçov da Türk dünyasının parçalanması için mücadele eden, her alanda savaş açan anlayışının tarihte olduğu gibi bugün de mevcut olduğunu söyledi. Ermenistan, devletinin Azerbaycan topraklarında kurulduğunu kaydeden Oruçov, Ermenilerin halkına büyük acılar yaşattığını dile getirdi. Azerbaycan, Türklerine karşı Ermenilerin etnik soykırım uyguladığını kaydeden Oruçov, 2 milyona yakın Azeri Türkünün öz yurtlarından kovulduğunu belirtti. Bugün, Türksüz Ermenistan hayalinin gerçeğe çevrildiğini ifade eden Oruçov, bütün bunların çağdaş dünyanın gözü önünde gerçekleştiğini söyledi. Ermenilerin geçmişte ve bugün yaptıkları soykırımları büyük bir ustalıkla örtbas ettiklerini kaydeden Oruçov, bütün dünyaya bunları anlatmak gerektiğini belirtti.
Ermenilerin yıllar boyu tamamiyle sahte bir tarih yaratarak Azerbaycan topraklarına sahip çıktıklarını ve bu yalanlara dünyayı inandırabildiklerini kaydeden, Oruçov, bugün Ermenilerin sözde soykırım meselesinin araştırılmasına da karşı çıktıklarını hatırlattı. Ermenilerin bu işi bitmiş kabul ettiğini ifade den Oruçov, Ermeni yalanlarını ifşa etmenin bir zorunluluk olduğunu dile getirdi.
Sempozyumun ikinci gününde Karabağ sorunu ve Türkiye-Ermenistan kapısının açılması konuları ele alındı.
Hidayet Oruçov, Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermeni sorunu konusunda işbirliği yaparak çalışma yürütmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Ahmet Özgiray da, Ermeni sorununun özünün Hıristiyan-Müslüman sorunu olduğunu savundu. Ermenilerin batı ülkeleri tarafından kullanıldığını belirten Özgiray, geçmişte Rusya ve batılı ülkelerce kışkırtılan Ermenilerin Osmanlı Devleti dönemindeki Türklere yönelik saldırılarını anlattı.
Prof. Dr. Nizami Caferov ise Ermeni Etno Kültürel Kompleksi konulu bildirisinde, Azerbaycan Türklerinin ve diğer Türklerin Ermenilerin kim olduğu konusunu uzun yıllar düşünmediklerini söyledi. Ermenilerin birtakım iddialarla ortaya çıkmalarının ardından Türklerin bu konu üzerinde düşünmeye mecbur kaldıklarını kaydeden Caferov, Ermenilerin 20. yüzyılın sonlarına doğru çok etkili bir devlet yaratma ihtirasıyla ortaya çıktıklarını aktardı.
Dumlupınar Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof Dr. Aygün Attar da, Dağlık Karabağ konusunda bildiri sundu.
Bu sorunun 10 yıldan uzun süredir Birleşmiş Milletler’de çözüm beklediğine dikkat çeken Attar, Ruslar tarafından geçmişte bu bölgeye Ermenilerin yerleştirilerek Müslüman sayısının azaltıldığını söyledi.
Karabağ sorununun Ermeni sorununun bir uzantısı olduğuna işaret eden Attar, başta Rusya olmak üzere batılıların Ermenileri bu konuda taşeron olarak kullandıklarını kaydetti.
Doç. Dr. Vagif Caferoğlu Memmedov ise Nahcıvan’da Ermenilerin yaptığı soykırımı anlattı. Ruslar tarafından Nahcıvan’a yerleştirilen Ermenilerin burada büyük katliamlara giriştiklerini belirten Memmedov, 1918-1920 yılları arasında Nahcıvan’da 73 bin 727 Azeri Türkünün Ermeniler tarafından katledildiğini bildirdi.
Emekli büyükelçi Bilal Şimşir, Ermenistan’ın Kars Antlaşması’nı tanımak istemediğini belirterek; “Bu sadece Türk topraklarının değil Nahcivan’ın da tehlikeye girmesidir” dedi.
Tekrar söz alan Caferov, şu anda Ermenilerin tek ilgilendiği konunun Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısının açılması olduğunu belirterek, Azerbaycan’ın buna karşı olduğunu söyledi.
Sınır kapısının açılması halinde Ermenistan’ın Azerbaycan ile arasındaki Karabağ sorununun çözümüne yanaşmayacağını ifade eden Caferov, “Bu problemi Azerbaycan kendi çözmelidir. Ancak Türkiye doğu kapısını açarsa bu mesele çözülemez” dedi.
Prof. Dr. Aygün Attar ise, Ermenistan’ı Ermeni diasporasının yönettiğini kaydederek eski Devlet Başkanı Levon Terpetrosyan’ın Ermenistan’ın hayallerle yönetilemeyeceğini fark ederek Türkiye’ye yakınlaşması nedeniyle iktidardan indirildiğini söyledi. Bunu Ermeni diasporasının gerçekleştirdiğini kaydeden Attar; “Türkiye’nin muhatabı Ermenistan değil diasporadır” diye konuştu.
Sempozyum, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Saray’ın yaptığı değerlendirme konuşmasıyla sona erdi.