Son yıllarda komşularımızla ilişkiler bakımından sağlanan hızlı gelişmeler de ortadır. Çabalarımızın muhataplarımız tarafından anlaşılması ve karşılık görmesi ilişkilerimizde mevcut olumlu noktaya gelinmesinde önemli rol oynamıştır. Son olarak Ermenistan’la ikili ilişkilerimizin normalleşmesine hizmet edebilecek bir diyaloğun başlatılması bakımından asgari müştereklerin var olup olmadığının tespitine çalışmaktayız. Sorunları çözme amacıyla ortaya konan aktif yaklaşımımızın son örneklerinden bir başkası da, Kıbrıs sorunu çerçevesinde aldığımız inisiyatif ve sergilediğimiz irade olmuştur. Bu konudaki tıkanıklığın Rum yönetiminin eseri olduğu konusunda uluslararası çevrelerin zihninde fazla bir şüphe kalmadığı düşünülmektedir.
Türkiye’nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Blackseafor, Güneydoğu Avrupa İşbirliği süreçleri gibi çeşitli bölgesel işbirliği mekanizmalarının oluşturulmasında oynadığı öncü rol, İslam Konferansı Örgütü’nün ve taraf olduğumuz diğer bölgesel örgütlerin etkinliğinin artması yolunda sarfettiği çabalar çok yönlü dış politikamızın önemli bir parçasını teşkil etmektedir.Özetle belirtmek gerekirse, Türk dış politikasının en önemli özelliklerinden biri istikrar ve ilkelerde devamlılıktır. “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi, uluslararası sistemdeki değişmelerden etkilenmeyecek temel bir felsefeye işaret etmektedir. Bu felsefeye her zamanki inançla sahip çıkmaktayız. Son dönemde, bazı uluslararası çevreler tarafından, “Türk dış politikasının daha bağımsız, daha milliyetçi ve daha çok taraflı bir kimliğe büründüğü” yolunda eleştirel değerlendirmeler yapıldığı dikkati çekmektedir. Bu değerlendirmelerin sahipleri, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkilerinde bir gerileme gözlendiğini de dile getirmektedir.
Bu değerlendirmeler, eğer maksatlı değilse, yanlış bir bakış açısının izlerini taşımaktadır. Bugünkü dış politika çizgimiz, her zamanki kadar bağımsızdır, her zamanki kadar milliyetçidir ve her zamanki kadar çok taraflıdır. İstikrarlı ve kararlı ulusal çizgimiz sürdürülürken, sağlam dostluklar da özenle korunmaya çalışılmaktadır.
Evet, belki yeni bir dünya kurulmaktadır. Ancak Türkiye’nin bu yeni dünya içinde alacağı yer, şüphesiz ABD ve AB başta olmak üzere, benzer değerleri ve demokratik idealleri paylaştığı dostlarıyla aynı safta bulunacağı bir yer olacaktır. Bu yürüyüşün her noktasında uygun adım ilerlenmesi mümkün olmasa da, paylaşılan hedef ortaktır ve hedefe birlikte varılacaktır. Bu anlayış doğrultusunda Türkiye, 21. yüzyılda etkin bir stratejik gündem için etkin ve güvenilir bir ortak olarak görülmelidir.