AB Sürecinde 3 Ekim 2005

    Türkiye, 3 Ekim 2005 tarihinde AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamış bulunmaktadır. Esasen bu noktaya gelinmesi pek kolay olmamış; Haziran ayı sonundan 3 Ekim gece yarısına kadar geçen dönem, müzakerelerin açılması bakımından kritik ve zorlu aşamalara tanıklık etmiştir.

    Fransa ve Hollanda’da olumsuz sonuç veren AB Anayasası referandumları, Haziran ayındaki AB Zirvesi sırasında mali perspektif konusunda yaşanan kriz ve Eylül’de yapılan Alman erken genel seçimlerinin AB kamuoylarında ve hükümetlerinde yarattığı dalgalanma, bazı üye ülkelerde Türkiye’nin üyelik sürecinin de malzeme yapıldığı bir tartışma ortamı oluşmasına sebebiyet vermiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Birlik üyeliğinin tüm avantajlarını kullanarak ülkemiz aleyhine gündeme getirdiği talepler ve Avusturya’nın imtiyazlı ortaklık konusundaki yoğun ısrarları, süreci gerginleştirmiştir.

    17 Aralık’tan sonra üzerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getiren Türkiye ise sürecin hedeften sapmaması için gayretlerini sürdürmüş ve yoğunluğu giderek artan temaslarla görüşlerini muhataplarına aktarmaya devam etmiştir.

    3 Ekim’e yaklaştıkça üzerinde durulan temel nokta Müzakere Çerçeve Belgesi (MÇB) olmuştur. AB üyelerine, adil olmasını beklediğimiz MÇB’nin 3 Ekim’de toplanacak Hükümetlerarası Konferans’tan (HAK) makul bir süre önce kabul edilerek tarafımıza iletilmesi ve metinde daha önce kararlaştırılmış hususlara ilave yeni unsurlar olmasını istemediğimiz bildirilmiştir.

    Bu beklentilerimize karşın sözkonusu belge ancak müzakerelerin başlaması öngörülen 3 Ekim’de gece geç saatlerde kabul edilebilmiş; uzun ve yorucu bir müzakere sürecinin neticesinde sağlanan mutabakat üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, katılım müzakerelerinin resmen açılacağı HAK’a katılmak üzere Lüksemburg’a gitmiştir.

    Esasen Komisyon tarafından hazırlanan ve 25 üye ülkenin oybirliği ile onayladıkları bir belge olan MÇB’nin kabul edilebilmesini geciktiren unsurlar, Avusturya’nın ve GKRY’nin ısrarları olmuştur. Nihayetinde uzlaşma, MÇB’de imtiyazlı ortaklık veya bu anlama gelebilecek bir ifadenin yer almaması ve ülkemizin uluslararası kuruluşlardaki tutumuna halel getirilmemesini sağlayan güvencenin verilmesi sayesinde mümkün olabilmiştir.

    Gelinen noktada, ilk olarak sırasıyla 20 ve 26 Ekim günlerinde bilim, araştırma, eğitim ve kültür fasıllarında tanıtıcı taramanın ve muhtemelen Kasım ayında bu fasıllara ilişkin ayrıntılı taramanın gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Yine Kasım ayında, Komisyon tarafından ülkemize ilişkin mutat İlerleme Raporu’nun yayınlanması ve nihayet Komisyon’un Tarama Sonu Raporu’nu Aralık ayında onay için üye ülkelere sunması beklenmektedir.

    Dünyanın medeniyetler ekseninde bir çatışma noktasına gelmemesi için yoğun çaba gösterilen mevcut dönemde, ülkemizin 3 Ekim 2005 tarihinde AB üyeliği için müzakerelere başlamış olması yalnızca Türkiye ve yakın bölgesi bakımından değil, küresel istikrar bakımından da önemli bir gelişmedir. Bu günlere gelinmesini sağlayan en önemli etken, ülkemizin tam üyelik yönündeki çabaları ve kararlılığıdır.

    Türkiye, müzakerelerin yürütülme aşamasında da yapıcı tavrını sürdürecek ve esasen halkın refahı ve mutluluğunu hedefleyen reform sürecinin aynı kararlılık ve başarıyla devamını sağlayacaktır. Ülkemizin beklentisi, Avrupa Birliği’nin de ahde vefa ilkesi çerçevesinde verdiği sözlere sadık kalması ve müzakerelerin gecikmeden sonuçlandırılması yolunda iyi niyetle çaba sarfetmesidir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olacağı vakit, şüphesiz, 21. yüzyılda dünyanın çehresini olumlu yönde değiştiren ve önyargıların kırıldığı gün olarak tarihe geçecektir.