Alfred Nobel, Paris’te imzaladığı 27 Kasım 1895 tarihli vasiyetinde, bıraktığı servetin tamamının bir fonda toplanmasını ve gelirinin her yıl insanlığa en büyük hizmeti veren kişilere dağıtılmasını istemişti. Ödüllerden biri de, milletlerarası barış ve kardeşlik için en büyük çalışmayı yapan kişiye verilmesini istediği Nobel Barış Ödülü’ydü. Uluslararası alandaki en prestijli ödüller arasında yer alan Nobel Barış Ödülü, 1901 yılından beri Norveç Nobel Komitesi tarafından kişi veya kurumlara verilmektedir.
2005 Nobel Barış Ödülü’nü, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve Ajans Genel Direktörü Muhammed El Baradei almıştır. Nobel Komitesi, UAEA ve Baradei’in, nükleer enerjinin askeri amaçlar için kullanımının önlenmesi ve barışçıl amaçlar için mümkün olan en güvenli biçimde kullanılmasının sağlanmasına yönelik çabalarından dolayı ödüle layık görüldüklerini açıklamıştır.
Komite’nin 7 Ekim 2005 tarihli açıklamasında ayrıca, silahsızlanma çabalarının tıkanmış göründüğü, nükleer silahların devletler ve terör grupları arasında yayılma tehlikesinin bulunduğu ve nükleer gücün giderek artan önemde rol oynamaya başladığı mevcut dönemde, UAEA’nın çalışmalarının çok büyük önem taşıdığının altı çizilmiştir. Gerçekten de günümüzde, güvenlik ve istikrara yönelik küresel tehditler köklü biçimde değişerek asimetrik hale gelmiştir.
Uluslararası toplum, Kitle İmha Silahları’nın (KİS) yayılmasının önlenmesi, çevrenin korunması, terör, insan kaçakçılığı, uyuşturucu üretimi, gelişmekte olan ülkelerdeki fakirlik sorununun çözümlenmesi, kalkınmayla ilgili problemler gibi önemli meselelerle karşı karşıyadır.
Bu tehditler arasında KİS yayılması, insan kaynaklı bir tehdit olarak potansiyel yıkıcılığıyla öne çıkmaktadır.
KİS yayılma riskinin yüksek olduğu bölgelere yakın bir konumda bulunan Türkiye, bu alandaki gelişmeleri dikkatle izlemekte, bu endişe verici eğilimin kontrol altına alınması amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalar içinde yer almakta ve bu bağlamda silahların kontrolü ve yayılmanın önlenmesine yönelik antlaşmalar ile ihracat kontrol rejimlerine büyük önem atfetmektedir.
Bu çerçevede nükleer silahların ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik tüm sözleşmelere üye olan Türkiye, konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat denetimlerine ilişkin Wassenaar Düzenlemesi’nin kurucu üyeleri arasında yer almış, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimine Katılmış, 1999’da Zangger Komitesine ve 2000 yılında Nükleer Tedarikçiler Grubu ile Avustralya Grubuna da üye olmuştur.
Türkiye, gerek bölgesel gerek küresel düzeyde KİS yayılmasının önlenmesi hedefinin tüm ülkeler tarafından benimsenmesini; bu alanda başarı elde edilmesi yolunda ortak çaba gösterilmesini arzu etmekte ve uluslararası bağlayıcılığı olan yayılmanın önlenmesi rejimlerinin temel parametrelerinin ve yasal çerçevesinin korunmasının önemine inanmaktadır.
Yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası mekanizmalar ve rejimlerin etkin bir şekilde uygulanması, Türkiye için aynı şekilde önemlidir.
Nitekim, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 21 Eylül 2 tarihinde BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı hakkının UAEA ile şeffaf ve tam işbirliği yapılmasını gerektirdiğini ifade etmiş; özellikle Ortadoğu’da olmak üzere, kitle imha silahlarından arındırılmış bölgelerin tesisinin uluslararası barış ve güvenliğe önemli katkı sağlayacağını vurgulamıştır.
İnsan hayatını tehdit eden, barış, refah ve kalkınmayı engelleyen pek çok unsurun olduğu bir dünyada, tüm ülkelerin en son istemesi gereken şey, şüphesiz, biyolojik, kimyasal veya nükleer silahların her an her yerde kullanılabilecek ölçüde yayılmasıdır.
2005 Nobel Barış Ödülü’nün El Baradei ve çalışma arkadaşlarına verilmiş olması, bu konu üzerinde hassasiyetle durulmasını telkin eden ve KİS yayılmasının önlenmesi çabalarında uluslararası işbirliğinin önemini vurgulayan bir çağrı olarak dikkat çekmektedir.