İnsan Hakları ve Türkiye

    10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle üst düzey devlet ricalimiz tarafından yayınlanan mesajlar, esasen ülkemizin insan haklarına yaklaşımını ve konunun ülkemiz açısından taşıdığı anlamı yansıtmaktadır.

    1215 yılında İngiltere’de kabul edilen Magna Carta, insan hakları kavramına değinen ilk belge olarak kabul edilmektedir. 1776 yılında kabul edilen ABD Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 yılında gerçekleştirilen Fransız Devrimini’nden sonra yayınlanan İnsan Hakları Bildirgesi, bu konuyla ilgili diğer önemli belgelerdir.

    İnsan hakları, II. Dünya Savaşını takip eden dönemde genel kabul görmüş ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiştir. Sözkonusu bildirge günümüzde de temel hak ve özgürlükler konusundaki en önemli referans belge olma özelliğini korumakta, modern insan hakları rejiminin temellerini atan ve birçok insan hakları sözleşmesinin ortaya çıkışına rehberlik eden bir kaynak niteliği taşımaktadır.

    İnsan hakları mücadelesinin temelini insan onurunun korunması oluşturmaktadır. Günümüzde din, dil, ırk, siyasi görüş ayrımı olmaksızın herkes insan olmaktan kaynaklanan temel haklara ve özgürlüklere sahiptir. Esasen insan hakları alanında bugüne kadar azımsanmayacak mesafe kat edilmiş, temel hak ve hürriyetler birçok ulusal ve uluslararası sözleşme ve denetim mekanizması ile koruma altına alınmıştır. Diğer taraftan, insan hakları uluslararası ilişkilerde ağırlığı giderek daha fazla hissedilen bir olgu haline gelmiştir. Günümüzde, uluslararası toplumun saygın bir üyesi olmanın en önemli ölçütü insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında çağdaş normlara sahip olmaktır.

    Uluslararası toplumun saygın bir üyesi olan ülkemiz, bu özelliğini insan haklarına verdiği önemle de sergilemektedir. Türkiye, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul eden ilk ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler’in insan hakları alanında imzaya açılmış tüm temel sözleşmelerine taraf olmuş bulunan Türkiye, modern insan hakları rejimini başından itibaren benimseyen ülkeler arasında yer almanın gururunu yaşamaktadır.

    İnsan haklarına saygı, Anayasamızda yer alan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hususlar arasında bulunmaktadır. Ayrıca, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ülkemizin öncelikli siyasi hedefleri arasındadır. Son yıllarda gerek Türk halkının verdiği destek, gerek AB uyum sürecinin de katkısıyla hız kazanan reform süreci sonucunda, insan hakları norm ve standartlarının ülkemizde yerleşmesi alanında büyük gelişme kaydedilmiştir.

    İnsan haklarının pratiğe geçirilmesi noktasında yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin konuyu sahiplenmesi büyük önem taşımaktadır.

    Konunun toplum bilincine tam olarak yerleşebilmesi için eğitimin önemi açıktır. Bu anlayışla, eğitim müfredatımızda insan haklarıyla ilgili derslere yer verilmekte, yargı mensupları ve kolluk kuvvetleri mensupları ağırlıklı olmak üzere kamu görevlilerine yönelik çeşitli eğitim programları, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve çeşitli Avrupa ülkeleriyle işbirliği içinde uygulanmaktadır.

    21. yüzyıl insanın yükseliş çağı olabileceği gibi, insanlığın çöküş çağı haline de dönüşebilecek özellikleri taşımaktadır.

    Bu genel ortamda insan ölçekli tasarrufların ve insanı koruyan değerlerin önemi de her zamankinden daha fazladır. Türkiye, bu bilinç düzeyine ulaşmış ülkelerden biri olarak, insan hakları konusu üzerinde önemle durmaya devam edecektir.