Danimarka’nın Jyllands Posten gazetesinde 30 Eylül 2005 tarihinde Hz. Muhammed’i ve onun kişiliğinde İslam dinini hedef alan 12 adet karikatürün yayınlanmasıyla başlayan, anılan karikatürlerin bilahare diğer bazı Avrupa ülkelerindeki basın-yayın organlarında yayınlanmasıyla gelişen ve Müslüman ülkelerde ortaya konulan sert tepkilerle tırmanan olaylar neredeyse küresel bir krize dönüşmüş bulunmaktadır.
Karikatürleri yayınlayan basın-yayın kuruluşları temsilcileri ve bazı ülke yetkilileri konuyu daha çok basın ve ifade özgürlüğü açısından ele almayı tercih ederken, Müslüman ülkelerdeki yetkililer ve kamuoyu ise sözkonusu karikatürlerin yayınlanmasını İslam dininin kutsal değerlerine yapılan saldırılar olarak değerlendirmektedir.
Gerçek şudur ki, bu konunun ifade özgürlüğünün ötesine giden boyutları bulunmaktadır. Ortaya çıkan kriz ortamı, bilerek veya bilmeyerek “Medeniyetler Çatışması” tezinin öngördüğü çatışma kültürüne hizmet eden bazı çevreler tarafından sorumsuzca istismar edilmeye çalışılmaktadır.
İfade özgürlüğü kavramına inanan, toplumsal mutabakat, kanun ve kurallar çerçevesinde sağlıklı uygulamalar yapmaya muktedir bir ülke olduğunu kanıtlamış bulunan Türkiye, üzüntüyle takip ettiği son gelişmeler ışığında, tarafları itidale davet etmekte ve krize çözüm çabalarında yapıcı rol oynamaya çalışmaktadır.
Esasen Türkiye, karikatürlere ilişkin endişelerini uzun zaman önce, bu konu daha ilk ortaya çıktığında, Danimarka hükümeti ve kamuoyuyla paylaşmış bulunmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2005 yılı Kasım ayında gerçekleştirdiği Danimarka ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada, milli ve dini sembolleri küçük düşürme amacını taşıyan eylem ve söylemlerin, demokratik hak kisvesi altında gerçekleşseler de, aslında bu sembollere yönelik bir saldırı olarak görülebileceği uyarısında bulunmuştur.
Ne yazık ki izleyen dönemin gelişmeleri, bu konunun dalga dalga genişleyerek tüm dünyayı etkileyecek bir nitelik kazanmasına engel olamamıştır.
Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül’ün mevcut kriz ortamında verdikleri demeçler, Türkiye’nin konuya yaklaşımını net bir biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu demeçlerde, ifade özgürlüğünün demokrasinin temel ilkelerinden biri olduğu, ancak bu özgürlük kullanılırken başka değerlere saygı gösterilerek sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiği, öte yandan mevcut sorunun şiddet içeren yöntemlerle çözülemeyeceği, esasen şiddetin herhangi bir soruna çözüm olamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
Türkiye, gerek İslam dünyasında gerek Avrupa’da sahip olduğu özel konumu, mevcut şartlarda da itinayla ve yapıcı biçimde kullanmaya çalışmaktadır.
International Herald Tribune gazetesinin 6 Şubat 2006 tarihli nüshasında, Medeniyetler İttifakı Projesi’nin Eş-başkanları olan Başbakan Erdoğan ve İspanya Başbakanı Zapatero ortak imzasıyla yayınlanan makale bunun somut bir örneğidir.
Ayrıca, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun BM Genel Sekreteri ve AB’nin Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Solana ile yapmış olduğu ortak açıklama da, muhakkak önemli bir adım teşkil etmektedir.
Ülkemizin dünyada yeni bir kamplaşmanın oluşmasını, coğrafyaların taraf haline gelmesini önleme yönündeki çabaları geniş takdir toplamış bulunmaktadır. Bu konudaki çalışmalarımız sürecektir.
İnsanlığın önünde açlık, fakirlik, çevresel aşınma, salgın hastalıklar, nükleer tehdit, terörizm gibi büyük ve topyekün mücadele edilmesi gereken sorunlar varken; bu sorunların çözümü dil, din, renk, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığın ortak çabasını gerektirmekteyken; dünyanın son dönemde içine sürüklenmiş bulunduğu tartışma ortamı ibret vericidir.
Türkiye, tüm ülkelerin, yöneticilerin ve halkların bu gerçeğin farkında olarak hareket etmelerini ve mevcut krizin küresel istikrara daha fazla zarar vermeden sonuçlanmasını yürekten dilemektedir.