Atatürk ve Laiklik

    ¥ Celal DURGUN

    ATATÜRK devrimlerinin özü, hilafetsiz, saltanatsız, ulusal iradeli, laik bir halk devletini kurmaktır; buna ulaşmak için de, laik bir toplum yaratmaktır.

    Bilindiği gibi, Osmanlı Toplumu'nda, din-toplum-devlet özdeşliği vardı. Bunun sonucu olarak da din, Osmanlı'da, hem toplumu hem de devlet hayatını egemenliği altına almıştır. Özellikle, maddi ve manevi çıkar sağlama aracı olarak dini kullanmak isteyenler, kendi öz erdemlerinden uzaklaştırarak hurafeleştirmişlerdi.

    ATATÜRK, Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla sonuçlandırdıktan sonra, dini, kendi çıkarları için kullanan kişilerin eline düşmesini önlemek amacıyla, halk güçlerini uyandırmak gereğine inanıyordu. Bu nedenle bir dizi devrim kararları almıştır.

    Toplumun gelişmesinin önüne setler ören kurumları kaldırmış, yerlerine yeni çağdaş kurumları koymuştur. Örneğin, Saltanat kaldırılarak padişahın dinsel, geleneksel gücü elinden alınarak, yönetim Büyük Millet Meclisi'ne devredildi. Halifelik ve Şer'iye Vekaleti'nin kaldırılması ile, din adamları siyasetin dışında bırakıldı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkedeki tüm eğitim kurumları tek çatı altında birleştirildi. İslam Hukuku'na göre düzenlenmiş yasaların yerine, Medeni Yasa yürürlüğe konuldu. Ortaçağ kurumları olan tekke ve zaviyeler kapatıldı. Arap harfleri yerine Latin alfabesi kabul edildi. "Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslamdır" sözü Anayasa'dan çıkarıldı. Kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı verildi.

    Tüm bu değişiklikler, insanlığın ortak mirası olan çağdaş kurumlardır. Bir toplum çağdaş uygarlığa ancak aklın ve bilimin yolunu izleyerek varabilirdi. ATATÜRK'ün dediği gibi; "Herşey için, maneviyat için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir." Bundan dolayıdır ki, çağdaş bilimin verilerine dayanan ve kökünü Batı uygarlığından alan kurumlar kurmak gerekmektedir. Bu kurumlar şunlardır:

    Değişmezlik temel görüşüne dayanan sultanın yerine, değişirlik temeline dayanan Cumhuriyet, bütün insanlık ilişkilerini din kurumunun egemenliğine bağlı tutan halifelik kurumu yerine, moral değerleri ile toplumda bir denge unsuru olacak laik devlet başkanı, şeriat yargılarının bekçisi dinci otoriteler, yani Şeyhülislam ve şer'iye vekili yerine, din dışı bir Anayasa'nın bekçisi olan laik otoriteler, yani bakanlardan kurulu hükümet.

    İşte ATATÜRK, böyle laik bir toplumu, bunun siyasal açıdan deyimi olan laik bir devleti kurmak istemiştir. Yaşamın her yönünü din kurallarının etkisinden ve yönetmesinden kurtarmıştır.

    O'nun laiklik anlayışını, dine karşı bir öğreti olarak damgalamaya çalışanlar, geçmişte olduğu gibi bugün de var. ATATÜRK'ün, bir siyasal güç kaynağı olarak kullanılmak istenen dini, din tacirlerinin elinden almaktan başka amacı yoktur. İşte bu nedenle, Atatürkçülük, toplum içindeki yerini ve gücünü yitiren din adamlarının ve çıkarcı siyasilerin gözünde dinsiz bir öğreti olarak yorumlanmak istenmektedir.

    Oysa, dinin politikaya alet edilemeyeceğini ilan eden ATATÜRK, İslam dinine doğu milletleri tarihinde hiçbir önderin yapamadığı bir büyük hizmette bulunmuştur. İstismarcı yobazların şerrinden halkı kurtarmak, gerçek vicdan özgürlüğünü yurdumuzda kurmak, vatandaşa medeni haklarını sağlamak, halis dindarları Tanrı ile başbaşa bırakmak için, din simsarlığını yasak etmiş, yani dini politikadan uzaklaştırmıştır. ATATÜRK, din düşmanı değil, aksine dine saygılıdır. O, dini politikaya, devlet işlerine karıştırmak isteyen, bundan çıkar sağlayan sahte din adamlarına ve din maskesi takarak meydanlara çıkan, din sömürücülerine karşıydı.

    O, insan düşüncesinin, bilime, deneye, akla dayanarak işlemesini ve gelişmesini sağlamıştır. Laiklik, insanı boş, batıl inançlardan, bilim dışı yargılardan kurtarmıştır. Devlet yaşamında, hukuk düzeninde aklın ve bilimin egemen olması, laiklik sayesinde gerçekleşmiştir. Laiklik, düşünce özgürlüğünün ve demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.

    Türkiye, insanı ve kurumlarıyla, çağdaşlığa giden yol olarak kabul edilen laiklik ilkesini, ilelebet koruyacaktır.

    ¥ ÖNDER Gazetesi, (Milas), Sayı: 3150

    * * *