21. Yüzyıla Girerken, Tarihe Dostça Bakış başlığı altında Türk-Ermeni ilişkileri konusunun ele alındığı Uluslararası Sempozyum 6 Ekim'de Iğdır'da yapıldı.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ile Iğdır Valiliği'nin işbirliğiyle gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan Devlet Bakanı Ramazan MİRZAOĞLU, Türklerin tarih boyunca hiçbir şekilde soykırım yapmadığını söyledi.
Türklerin, en güçlü olduğu dönemde değil de en zayıf dömenlerinde soykırım yaptıklarına dair sözlerin açıkça bir iftirayı gösterdiğine işaret eden MIRZAOĞLU "Tarih boyu birlikte yaşadığımız insanları yıllar sonra neden katledelim?" diye sordu.
Uluslararası sempozyumlarda tarafsız olduklarından şüphe duyulmayan yerli ve yabancı bilimadamları sayesinde tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılacağını ümit ettiğini ifade eden MİRZAOĞLU şunları söyledi: "Açılan toplu mezarlardan çıkarılan kemiklerin Türklere ait olduğu artık bir gerçektir. Hakmehmet Köyü'nde açılan toplu mezar da buna en yakın zamanda bir örnektir."
Devlet Bakanı MİRZAOĞLU, bugün Türkiye Cumhuriyeti topraklarında Ermenilerin ve Yahudilerin yaşadığını, Lozan Antlaşması'na uyan Türkiye'nin azınlıkların haklarını sonuna kadar korumasını bildiğini vurguladı.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Azmi SÜSLÜ de yaptığı konuşmada, Anadolu'nun her köşesinin şehitlerle dolu olduğunu, Türklerin değil, asıl Ermenilerin soykırım yaptıklarını söyledi.
Bir milyon insanın Ermenilerce hunharca katledildiğine dikkati çeken, Prof. Dr. SÜSLÜ, "Van, Muş, Bingöl, Iğdır ve Erzurum'da, Anadolu'nun birçok köşesinde Türkler Ermenilerin katliamlarına maruz kalmıştır. Amerikalı bir grup parlamenter de yaptığı incelemede bir milyon müslüman Türk'ün katledildiğini tespit ve kabul etmiştir" diye konutu.
Soykırım Anıtı ve
Müzesi'nin Açılışı
Anıtın açılışını yapan Devlet Bakanı MIRZAOĞLU, mezalime uğrayanların anısına dikilen anıttan mutluluk duyulduğunu, bu anıtın dostluk anıtı olduğunu, müzenin ise insanlığa ibret müzesi niteliğinde olduğunu belirtti.
Soykırım Anıtı'nın mimarı Prof. Dr. Cafer Alioğlu GIYASI de, yükselen Anıtın, Ermenilerin tüm iddialarını çürüttüğünü bildirdi.
Anıt hakkında bilgi veren Prof. Dr. GIYASI, şunları söyledi:
"Soykırım anıtı için seçilen yer, Iğdır şehrinin doğu girişinde, yani Azerbaycan, Iran ve Ermenistan'dan gelen yolların kavşağıdır. Üçgen biçimli arazinin sahası 1.3 hektardır. Bu yerin anıt inşaatı için seçilmesinde amacımız, Iğdır'a komşu ülkelerden gelen misafirleri, ilk olarak bu anıtla karşılamaktır. Anıtın içerisinde bir de müze bulunmaktadır. Müzeye giriş kapısı, Türk Selçuklu mimarlık geleneğine dayanan taç kapı şeklindedir.
Suni Tepe-Kurgan'ın ortasında 36 metre olan Kılıç Topağı yükseliyor. Türkiye Devleti simgesi ve bayrağında olan beş köşeli yıldızı yükseliyor. Anıtta yapılan kılıçların sayıs beştir. Onlar planda beş köşeli biçim yaratıyor. Üstten bakıldığında, kılıç topağı yükseliyor. Türkiye, devleti simgesi ve bayrağında olan beş köşeli yıldız gibi görünüyor. Tepede bu beş köşeli yıldızın her ucundan bu Türk kılıcı yükseliyor ve onların uçları yukarıda birleşip bütünleşiyor."
Atatürk Üniversitesi (A.Ü.) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevat BAŞARAN da Anıt içinde yer alan müze hakkında verdiği bilgide, müzede ilk kez Iğdır Ovası'nda yapılan toplu mezarların oluşturduğu panoların sergilendiğini, ayrıca müzede Erzurum, Van ve Kars'ta yapılan toplu mezar kazılarının görüntülerinin de yer aldığını söyledi.
A.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enver KONUKÇU da yaptığı açıklamada, amaçlarının, herhangi bir düşmanlığı körüklemek olmadığını, milletlerarası anlaşmalara rağmen hayatlarını kaybeden insanların hatırasını gelecek kuşaklara taşımak olduğunu bildirdi.
KONUKÇU ayrıca Beyrut'ta üç, Ermenistan'da dört, Amerika'da bir, Şam'da, İskenderiye'de, Marsilya'da, Bulgaristan Filibe'de ve Venedik'te olmak üzere dünyada yirmiden fazla sözde Ermeni Soykırımı Anıtı bulunduğunu, buna karşılık Türkiye'de ilk ve tek anıtın bu olduğunu vurguladı.
17 Eylül 1919 tarihinde Oba ve Hakmehmet Köyleri'nde Ermeni çeteleri tarafından 100'e yakın savunmasız vatandaşın katledildiğinin ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. KONUKÇU, şunları söyledi:
"Toplu mezar, 1986 yılı Ocak ayında bölge araştırmaları sonucu tespit edilmiş ve belgelendirilmiştir. Ermeni çete reisi olan Dro HECO, Samson DİKRAN gibi kişiler tarafından verilen emir gereği ahali ikiye ayrılmış, erkekler ise kuyulara atılarak katledilmiştir. Kadın ve çocuklar camilerde toplanmış ancak Tuzluca istikametinden gelen Şamil bey çetesinin yetişmesiyle ölümden kurtarılmışlardır."
Arkeolog Prof. Dr. Cevat BAŞARAN da kazıyla ilgili şunları söyledi: "Kazıda çıkan iskeletlerin müslüman Türklere ait olduğu elimizdeki belgelerle doğrulanmaktadır. Ayrıca mezarda bulunan yanık tahta parçaları, yanmış taslar, camlar, yanık vaziyette ev eşyaları, kilit, iskelet yanıkları ve kafataslarındaki kurşun delikleri, parçalanmalar, bu insanların önce kurşunlandığını, sonra da çeşitli şekillerde ateşe verilerek yakıldığını ortaya koyuyor."
Sonuç Bildirisi
Iğdır'da düzenlenen Türk-Ermeni ilişkileri Uluslararası sempozyumunun sonuç bildirisi yayınlandı. Bildiride, Ermeniler'in Azerbaycan topraklarından derhal çekilmesi istendi. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı'nca düzenlenen, çok sayıda yerli ve yabancı bilimadamının konuşmacı olarak katıldığı sempozyumda, Türk-Ermeni ilişkileri tartışıldı.
Sempozyumun sonuç bildirisi, sempozyuma katılan yerli ve yabancı bilimadamları ile izyeyiciler tarafından ittifakla kabul edildi.
Bildiride şöyle denildi:
"Açılışı yapılan, Türkiye'nin ilk ve en büyük soykırım anıt ve müzesinde sergilenen malzemeler, Hakmehmet köyünde yapılan kazılar ve sempozyuma sunulan bilgiler, Ermeniler'in iddiasının aksine Tükler'in bir soykırıma tabi tutulduğunu ispatlamaktadır.
Bu haber, vatan toprağı için canlarını feda eden şehitlerine sahip çıkmanın, saygının bir ifadesidir.
Iğdır Soykırım Anıt ve Müzesi'nin Türk-Ermeni ilişkileri konusunda araştırma yapılacak bir merkez haline getirilmesi ve bunun doğuda hizmet veren üniversitelerin birine bağlanmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Sempozyuma sunulan bilgileri, yerli ve yabancı bilimdamları Ortaçağ'dan günümüze Türk-Ermeni ilişkilerini bilimsel verilere dayandırarak değerlendirmişlerdir. Tarihi gerçekleri ortaya çıkararak insanlığı aydınlatma hedefi gütmüşlerdir.
21'nci yüzyıla girerken Kafkasya Bölgesi'nde etkin ve kalıcı bir barışın, huzur ve güven ortamının tesis edilmesi gerekmektedir. Bu maksada hizmet edilmesi için Ermenistan, haksız bir şekilde işgal ettiği Azerbaycan topraklarından derhal çekilmeli, sorunlarını barışcı yollarla çözmeli, bundan sonra da komşularına yönelik asılsız iddialardan ve toprak taleplerinden vazgeçmelidir."
Sempozyumdaki sonuç bildirisi, ülke içi ve tüm dünyada kamuoyuna sunulmak üzere kabul edildi.