1998 yılında yapılan AB Cardiff Zirvesi’nde alınan karar uyarınca AB Komisyonu’nun Topluluğa aday ülkeler ve Türkiye hakkında hazırladığı İlerleme Raporlarının ikincisi, 13 Ekim 1999 tarihinde açıklanmıştır. Komisyon raporunda Türkiye ilk kez tam üyeliğe resmen aday gösterilmiştir.
Raporda, Türkiye’nin tam üyeliğe hazırlanabilmesi için, diğer adaylara 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde uygulandığı gibi, somut bir katılma öncesi ortaklığı stratejisi önerilmiştir. Bu strateji, siyasi diyaloğun derinleştirilmesi ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası çerçevesinde AB’nin tutumları ve faaliyetlerine ortak olunabilmesi; katılma öncesi mali yardım kaynaklarının tümünün tek bir çerçeve içinde eşgüdümünün sağlanması; bütün Topluluk programlarına ve Ajanslarına tam katılma olanağı; AB müktesebatına uyum sağlanmasına yönelik bir ulusal program ile birleştirilmiş katılma ortaklığının oluşturulması; Katılma Ortaklığının uygulanmasını izlemek amacıyla Avrupa Anlaşmaları kapsamında işleyecek bir mekanizmanın kurulması ve nihayet Türkiye’nin mevzuat ve uygulamalarının AB mevzuatı ile uyumlaştırılmasını teminen, AB müktesebatının analitik sürecinin incelenmesinin başlatılması gibi hususları içermektedir.
Bu unsurlar Türkiye’nin AB Komisyonu tarafından, artık diğer adaylar gibi, resmi aday olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Komisyon’un benimsediği bu müsbet görüşler, AB’nin nihai karar organı olan Konsey tarafından da benimsendiği takdirde, Türkiye’nin dar anlamda neredeyse 40 yıldır Avrupa bütünleşmesinin bir parçası olma yolunda harcadığı çabalarda, daha geniş anlamda da Tanzimat’tan bu yana verdiği Batılılaşma mücadelesinde yeni bir dönem başlatacak niteliktedir. Bu nedenle Aralık ayında Helsinki’de yapılacak olan AB Zirvesi’nde tüm üye ülkelerin Türkiye’ye uygulanagelen haksız muameleye son vererek, ülkemize diğer 11 aday ülke gibi tam üye adayı statüsü vermesi büyük önem taşımaktadır.
Kültürel, coğrafi, ekonomik, tarihsel ve sosyal nedenlerle zaten Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye, Aralık 1997’deki Lüksemburg Zirvesi sonunda maruz bırakıldığı ayrımcı tutuma sert tepki göstermiş ve AB ile siyasi diyaloğu askıya aldığını duyurmuştu. Helsinki Zirvesi’nde Komisyon’un kararlarının benimsenerek, Türkiye’nin zaten doğal hakkı olan tam üyeliğe aday olduğunun tescil edilmesi, Lüksemburg Zirvesi’nden bu yana Türkiye ile Topluluk arasındaki olumsuz havanın normalleşmesine hizmet edecektir.
Başbakan ECEVİT’in Şubat ayında yaptığı bir basın toplantısında belirttiği gibi, Türkiye’nin son 10-15 yıllık dönemde terörizme karşı verdiği mücadele, Türkiye’de demokrasi alanında bazı gelişmelerin önünü tıkamış, terörle mücadelede mesafe alındığı ölçüde de Türk demokrasisinin gelişimi hızlanmıştır. PKK kaynaklı terörün önemli ölçüde kontrol altına alınabilmesi, demokratikleşme alanında belli bir mesafe alınmasına imkan tanımıştır. Komisyon tarafından alınan bu olumlu kararın arkasında Türkiye’nin Lüksemburg Zirvesi’nden bu yana takip ettiği ilkeli politikalar ve insan hakları-demokratikleşme alanında kaydettiği mesafenin rolü bulunduğu görülmektedir.
Türkiye, AB’nin siyasi ve ekonomik alanlarda talep ettiği ilerlemelerin büyük bölümünü, AB içinde ya da dışında, kendi yurttaşları hakettiği için zaten istemektedir. Türkiye’nin adaylığının tescili bu yönde adımların atılmasını kolaylaştıracaktır.