SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İLE DÜZENLEDİĞİ ÇALIŞMA TOPLANTISINI AÇIŞ KONUŞMASI
Değerli katılımcılar,
Günümüzde, ülkelerin, ulusların gelişmişlik düzeyleri irdelenirken gözönünde bulundurulan ölçütler arasında “hukukun üstünlüğü”, “demokrasi” ve “insan hakları”nın giderek daha öncelikli bir konum kazanmakta olduğunu gözlemlemekteyiz. Bilindiği üzere, bu kavramlar, yüzyılımızın son çeyreğinden başlayarak, hem içerikleri zenginleşip, kapsamları genişleyerek daha fazla önem kazanmışlar; hem de birbirleriyle içiçeliklerini yoğunlaştırmışlardır. Ve yine biliyoruz ki, bugün artık bu üç kavramdan her biri diğer ikisi yönünden “onsuz olmaz” koşul niteliğindedir.
İnsanlığın evrim yönü bu değerler bütününün egemenliğini küresel ölçekte kabul ettirip, kökleştireceğine işaret etmektedir. Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları kavramlarına anlam ve işlev kazandıran uygar ilke ve kurallar manzumesinin gerçek yaşama yansıma derecesi ile, bireylerin huzur ve üretkenliği, toplumların istikrar ve esenliği, ve devletlerin etkinliği ve uluslararası saygınlığı arasındaki doğrudan ilişkinin zamanla iyiden iyiye netleşeceği belli olmaktadır.
Bu saptamalarda temel bir hata yok ise, hemen eklememiz doğal olur ki, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları açısından eksikliklerle malûl; bununla beraber, yarınlarında bugünlerini aramak durumuna düşmek istemeyen, yarınlarının bugünlerinden daha aydınlık olmasını isteyen ulusların bu sorunlarıyla açıkkalplilikle yüzleşmeleri; bu yüzleşmeden çıkartılacak nesnel sonuçlar ışığında, bünyesel özellikleriyle evrensel normları aklın ve kader ortaklığı bilincinin rehberliğinde harmanlayarak, kendilerine çekidüzen verme yönünde ciddi bir çaba içine girmeleri ve -bu kadarı yetmez- bu topyekün çabayı hedefine ulaştırabilmeleri bir zorunluluktur. Bu zorunluluk Türkiye’miz için de geçerlidir.
57. Cumhuriyet Hükümeti, işte bu bilinçle, söz konusu alanlarda ihtiyaç duyulan iyileştirmeleri gerçekleştirmeyi öncelikli görevleri arasında saydığını programında açıklıkla ilân etmiştir. Bugün, ilgili sivil toplum örgütlerimizden birçoğu, değerli bilim insanlarımızdan bir grup ve ayrıca Parlamentomuzun ilgili komisyonlarının muhterem başkan veya temsilcilerinin katılımlarıyla düzenlediğimiz -ve, sanıyorum kendi türünde bir ilk oluşturan- bu toplantının Hükümetimizin bu görev ve sorumluluk anlayışının somut bir ifadesi olarak algılanmasını rica ediyorum.
Gerçekten, insanı, toplumu ve devletiyle, Türkiye’nin her alanda daha iyiye, daha üst dengelerdeki çıtalara doğru yeni bir başlangıç yapma özlem ve iradesini yükselttiği; yeni Hükümetine “uzlaşma ve atılım Hükümeti” etiketini henüz çok görmediği; uluslararası plân-daki gelişmeler de gözönünde bulundurularak, fevkâ-lade özenle değerlendirilmesi gereken bir tarih kesitindeyiz. Biz nasıl çağırırsak yarın öyle gelecektir.
Evet, 21. yüzyılda, kalbinde yer aldığımız Avrasya’da yoğunlaşacağı belli olan dinamiklerin şekillendireceği; Türkiye’miz için son derece parlak olabilecek bir geleceğe zor ve sıkıntılı günlerden bakıyoruz.
Ancak, bizim tanımımız bundan, bugünümüzden ibaret değildir. İçimizdeki umut ve güven de zaten o yüzdendir. Biz, Türk’ü, Kürt’ü, Boşnak’ı, Çerkes’i, Arnavut’u, Laz’ı ve diğerleriyle; sünni’si, alev”‘si ve gayrimüslimleriyle, ortak yüzyılların lehimlediği dev bir insanlık demeti; tarihin başyazarları arasında yerini almış; bir cihan imparatorluğunun enkazından pırıl pırıl bir Cumhuriyet yaratmış köklü bir milletiz. Biz Türkiye’yiz. Evet, küçümsenmeye gelmeyecek sorunlarımız var. Bunların nedenleri var.
Ve, 21. yüzyılın eşiğinde, bize sorunlarımızla yüzleşme cesaretini verebilecek; sorunlarımızı aşmamızdan fazlasına yetecek bir yaşamışlığımız, ödemişliğimiz, öğrenmişliğimiz var.
Belki hepsinden önemlisi, ne kadar belli etmemeğe çalışsak, hatta kızdığımızda inkâr etmeğe kalkışsak da, özellikle güç günlerde saklayamadığımız benzersiz bir sevgi var her birimizle hepimiz arasında. Uzun tarihimiz boyunca birçok çetin sınavdan birbirimize kenetlenerek yüzakıyla çıktık. Bu kez de öyle olacak. Çünkü, Türkiye’nin ulusların hızlanan uygarlık yarışından kopması; Türkiye’nin insanı, toplumu ve devletiyle ikinci sınıflığı kabul etmesi düşünülemez. Buna izin verilemez, veremeyiz.
Bu ülke sokakta bulunmadı. Ellerin bize hediyesi de değildir. Bu ülke yalnızca bağımsız yaşama azmimizin değil; barış içinde, uyum içinde, uygarca yaşayıp, yücelme ortak irademizin eseridir. Burası dogmaların; fikrini bu topraklardan alıyor olamayacak karşılıklı saflaşmaların, kavgaların, dargınlıkların ülkesi değildir. Türkiye, Yunus’un hümanizmasının, Mevlana’nın bilgeliğinin, ATATÜRK’ün aydınlattığı uygarlık ufuklarının ülkesidir. Bizim ülkemiz dünyanın en güzel ülkesi, en güzel insanlarının ülkesidir.
Evet, yaralıyız ve bir kısmı kendi hatalarımızdan. İyileşeceğiz ve hepsi bizden olacak. Büyük Atatürk’ten aldığımız yön duygusunu hiç yitirmeden, sorunlarımızı insan merkezli yaklaşımlarla aşacağız. Farklılıklarımızdan korkmadan, farklılıklarımızla korkutmadan, Cumhuriyetimizi eksiksiz bir demokrasi ile taçlandırırak huzur bulacağız. İçerdiğimiz, imrenilecek potansiyeli akılcı kanallarda ürünlendirerek, keyfine gıpta edilecek bir toplum, pekçokları için örnek ülke olacağız.
Dışarıdan, Òbunlar Türkiye için erişilemez hayallerdirÓ diye hüküm serdedecekler, böyle düşünmek isteyecekler olabilir; dolayısıyla ekleyelim: bunlar, bizim özgücümüzle, milli hasletlerimizle henüz yeterince tanışmamış olanlar veya çıkarlarını Türkiye’nin dirliği-düzenliği, refahı ve parlak geleceğiyle bağdaştıramayanlardır. Ardımızdaki kasvetli yılların yorgunluğuyla, kendi insanlarımız arasından da Òkuşkusuz bunlar kulağa hoş geliyor, ama biz gerçekten yapabilir miyiz?Ó diye sorgulayanlar olabilir. Böylelerinin örselenmiş umutlarını onarmak, o insanlarımızı kazanmak bize düşen bir görevdir.
Biz bu anlayışı, bu imanı taşıyor ve güveniyoruz ki, çağın zirvelerine doğru daha fazla gecikmeden gerçekleştirmek zorunda olduğumuz büyük ve bütüncül ulusal atılımın insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü bağlamındaki başarısı için sivil toplum örgütlerimizin yapabilecekleri önemli katkılar vardır. Ülkemizi yönetme görevini üstlenmiş bulunan bizlere tutabilecekleri ışıklar vardır. Bu düşüncelerle yaptığım çağrıya uyarak toplantımıza katılan tüm kuruluşlara, değerli bilim insanlarımıza ve parlamenter arkadaşlarıma şükran duygularımı belirtmeyi çok zevkli bir görev addediyorum.
Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları...
Değerli katılımcılar,
Bu çağdaş değerler bütününün özellikle son 25 yıldır gözlemlediğimiz, ö-nüne geçilmez nitelikteki yükselişi tarihimizin hayli sıkıntılı onyıllarına rastgeldi. Aralarında ülkemizin en seçkin bazı isimlerinin de bulunduğu beşbinden fazla insanımızı yitirdiğimiz; anımsanması dahi ürküntü ve mahcubiyet duygusu veren bir dönemin kaçınılmaz refleksleriyle, sığınırcasına kabul ettiğimiz bir Anayasamız var. Pekçoğumuzun o karanlık yılların izleri silindikçe en ileri uluslararası normlara göre gözden geçirileceği inancını koruyarak kabul oyu verdiği Anayasa. Yıl 1982.
Hemen akabinde, 1984’ten başlayarak maruz kaldığımız; aldığı dış destekle zaman içinde büyük bir ulusal tehdit hüviyeti kazanan bölücü PKK terörü... Ülke ve millet bütünlüğümüze yöneltilen bu saldırı ve bu saldırıyı defetme mücadelesinin bünyemizde yol açtığı ağır maddi, manevi tahribatın oluşturduğu iklimde boy atmağa çalışan çağdışı heveslerin yarattığı katmerli tedirginlik... Ve bu süreç içinde, doğal olarak, kaçınılmaz olarak, savunma güdülerimizin hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları alanlarındaki profilimizde olumsuz etkiler, sonuçlar doğuracak biçimde ön plana çıkması... İnsani zaaflara bağlı olarak, uygulamada yer yer yaşanılan aşırılıklar...
2000’li yıllara girilirken, kendimizi hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının oluşturduğu çağdaş değerler bütününün küresel ölçekli boy aynasında seyredip; nerede, nelerin ve nasıl yapılması gerektiği üzerinde kafa yorarken bu arka plânı gözden kaçırmamak herhalde güvenilir bir yol gösterici olacaktır.
Son dönemde terör örgütüne belirleyici darbeler indirilmiş olması ve bu toplantımıza konu olan alanlardaki eksikliklerimizin giderilmesi gereğini kavramış bir çoğunluk Hükümetinin görev başında bulunması, Türkiye’ye, şiddet sarmalında yaşanan yıllarda kaybettiği zamanı telafi etme; uğradığı çok yönlü tahribatı onarma; çağıyla barışık kalabilmek için gereksindiği yenilenmeyi özgüvenle gerçekleştirme iradesiyle yola koyulma imkân ve fırsatını vermektedir. Bu imkân ve fırsatın heba edilmesine izin vermemek; Cumhuriyet Türkiyesi’nin vazgeçilmezlerinin zemin ve çerçevesinde, bu imkân ve fırsattan azami ölçüde yararlanılabilmesine katkıda bulunmak, yurttaşları ve kurumlarıyla bütün Türkiye’yi kavrayan bir tarihi görev ve sorumluluktur. Parlamentosu, Hükümeti, sivil toplum örgütleri ve bilim insanlarıyla bizleri bugün burada biraraya getiren, Hükümetimizin bu anlayışıdır. Çünkü Türkiye bir tane ve hepimizin.
Çünkü, bugün ulusal gündemimizde yer alan sorunların zaman içinde geleceğimize yük olabilecek boyutlar kazanmış olmasında derece derece hepimizin sorumluluk payı var.
Çünkü, bu sorunlarımızı ulusal kader ortaklığı bilincinin uyarıcı aydınlığında aşmak; Türkiye’yi insanı ve devletiyle çağın zirvelerine iddia koyabilecek bir hüviyete kavuşturmak yine bizlere düşüyor.
Ve başaracağız, çünkü hepimiz toplumların demokratik erginliği, istikrarı ve uluslararası alandaki rekabet gücü arasındaki organik ilişkinin ne denli doğrudan ve ne kadar köklü olduğunu yaşayarak ve ulusça çok ağır bedeller ödeyerek öğrenmiş bulunuyoruz.
Öğrenmemiş olamayız. Başaracağız, çünkü hepimiz Türkiye’mizin yarını bugününden iyi olsun istiyoruz; bunun gerçekleşebilmesi için de bir yandan çağı kavramakla, evrensel değerleri özümsemekle; diğer yandan ise tamâhkar, istismarcı veya dar ufuklu yönelimlerden uzak durmakla yükümlü olduğumuzu biliyoruz. Bilmiyor olamayız.
Hükümet olarak bizim samimi inancımız odur ki, ulusal tarihimizin bu duyarlı evresinde sivil toplum örgütleri ile yasama ve yürütme erkleri arasında oluşturulacak dürüst ve sağlıklı bir iletişim aradığımız başarının somutlaşabilmesinde önemli bir etmen olacaktır.
İnanıyoruz ki, sivil toplum örgütlerinin Türkiye sevgisi, basiret, iyi niyet ve sorumluluk duygusuyla getireceklerinden kuşku duymadığımız katkılar, ulusça yapmak durumunda olduğumuz yeni başlangıcın taahhüt etmeye hazır olduğu aydınlık geleceğe doğru yürüyüşümüzde son derece yararlı bir katman oluşturacaktır.
Cumhuriyet anılarımızda özel bir yeri olan bu tarihi mekânda gerçekleşiyor olmasından ayrıca mutluluk duyduğum toplantımızı bu düşüncelerin verdiği umutla açıyor; katılımınız için hepinize içten teşekkürlerimi bir kez daha ve saygıyla sunuyorum.