Hitit uygarlığının başkenti Boğazköy Hattuşaş'da ilginç bulgular

    Hukuk, ekonomi, edebiyat ve sanat alanındaki gelişmelerle tarihe damgasını vuran Hitit uygarlığının başkenti Boğazköy'de (Hattuşaş), arkeoloji dünyasına ışık tutacak yeni bulgulara ulaşıldı. Hattuşaş'da, belirlenen tahıl depolarından, dünyada bugüne kadar eşine rastlanmayan miktarda yanmış arpa ve buğday çıkarıldı. Bölgede sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda Frigya uygarlığının bilinenin tersine Batı'dan değil, Anadolu'dan geldiği ileri sürüldü. Yozgat'ın yakınında bulunan Boğazköy örenyeri Hitit Devleti'nin eski çekirdek bölgesinin merkezinde yer alıyor. Ovadan 300 metre yükseklikte sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrilen örenyeri kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlanıyor. Kentin kuzey kısmı dışındaki bölümleri surla çevrili.

    Hattuşaş örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles TEXIER tarafından gezilerek, dünyaya tanıtıldı. Bu kalıntılarla Hitit Devleti arasında bağ kuruluncaya dek Hititler'in merkezinin Suriye olduğu sanılıyordu. Bölgede 1882'de başlatılan çalışmalar, 2. Dünya Savaşı sırasında verilen kısa ara dışında bugüne kadar kesintisiz olarak sürdürüldü. Örenyerinde kazılar 1994 yılından bu yana Alman Dr. Jurgen SEEHER başkanlığında yürütülüyor.

    Jurgen SEEHER ve eşi Ayşe SEEHER, 16 kişilik kazı ekibi ve uzmanlar ile birlikte çalıştığı bölgeye yönelik soruları şöyle yanıtladı:

    -Bölgeden çıkarılan tabletler hakkında bilgi verebilir misiniz?

    -Tabletlerin okunması sürüyor. Şimdiye kadar aşağı yukarı 25 bin tablet çıktı. Eskiden sırf Hattuşaş'da vardı yazılı tabletler. Ama artık başka yerler ve bögelerden de tabletler çıkmaya başladı. Artık yalnızca başkentten bilgi almıyoruz, başka yerlerden de bilgi alıyoruz ve buradaki bilgiler kontrol edilebiliyor. Okuma ve anlama kolaylığı sağlıyor bu. Yeraltında onlarca yıl saklanıyor.

    -Hititler'in, uygarlıklarının son döneminde meydana gelen yangın ile bölgeyi terkedişleri arasında bir bağ kurulabilir mi?

    -Hititlerin son döneminde burada büyük yangınlar olmuş. Bunu tespit ettik. Hem surlarda, hem saraylarda, hem de tapınaklarda, birçok yerde yangın olmuş. Ondan sonra bunları tekrar inşa etmediler. Demek ki bu yangınlar son döneme ait. Eskiden savaşta yakılıp, yıkılıyor sanılıyordu. Son dönemde kentin aslında bu şekilde ölmediği belirlendi. Bu şehir terk edildi.

    Ancak bütün yanmış binalar boştu. Diyelim bir bina yandı. Yangından sonra geliyorlar, mesela bir köşede kıymetli eşyalarımız vardı, hadi onları kazalım, kurtaralım... Çanak, çömlekler ise sağlam değil artık. Biz arkeologlar kazıyoruz, kurtardıkları yerde bir şey bulamıyoruz. Saray, mabed gibi yapılar içinde çok şöyler olması lazım. Ama yok, bomboş. Tamamen boşaltılmışlar.

    -Bu durum binaların bilerek yakıldığı izlenimini mi veriyor?

    -Onu söylemek çok zor. Eskiden "Düşman geliyor, şehri alıyor, ondan sonra bu binalar boşaltılıyor ve yakılıyor" deniliyordu. Ama gelen düşman her şeyi alamaz. Kap kaçak almaz.

    Yanmış olan binaların hepsi resmi. Saray, tapınak ya da başka binalar. Ama Aşağı Şehir'deki normal insanların evleri yanmamış. O nedenle diyoruz ki, resmi insanlar; kral, rahipler, memurlar, birçok insan gitti. Ama yerli halk burada kaldı. Çünkü gitse nereye gidecek. Kral gidebilir, onun başka şehirleri var. Orada da oturabilir. Ama halk nereye gidecek? "Düşman gelse bile ben kalayım burada, yeni gelenlerle anlaşayım" diyor. Bu şekilde bazı yerlerde, kentlerde hayat devam etti. Ama o resmi binalar terk edildi. Sonra o kalanlar da gitti.

    -Bölgedeki tahıl depolarından biraz bahseder misiniz?

    -Hitit dönemine ait tahıl siloları bulduğumuz Büyükkale'de 5 yıldır çalışıyoruz. Çoğunlukla silolar bina içinde inşa ediliyordu. Biz ise yeraltı tahıl siloları bulduk. Hititler burada 6-7 metrelik çukurlar açıyorlardı. Onu saman ile kaplıyorlar ve ağzına kadar tahıl ile dolduruyorlar. Ondan sonra kerpiç, topraktan bir kapak yapıyorlar. Tahıllar, üzeri kapatıldığı için havasız bir ortamda kalıyor. Tahıl nefes alarak içerdeki oksijeni tüketiyor ve aynı zamanda karbondioksit üretiyor.

    Dolayısıyla orası fareler, böcekler için imkansız bir ortam oluyor. Çünkü hava hem zehirli hem de oksijen yok. Hava girmeyince haşarat da girmiyor, zarar vermiyor. Bu şekilde onlarca sene muhafaza edilebiliyor. Koruma amaçlı bir sistem, tahıl bozulmuyor.

    - Bu sistemin benzer uygulamaları var mı?

    -Bu dünyada birçok yerde denenmiş bir olay. Arjantin, 2. Dünya Savaşı'nda kendi buğdaylarını satmadı. Çünkü denizlerde Alman gemileri dolaşıyordu, buğdaylarını bu şekilde yer altında muhafaza ettiler.

    Miktar kralın gücünü gösteriyor.

    -Şu anda üzerinde çalıştığınız depolar hakkında bilgi verir misiniz?

    -Büyükkale'nin yanındaki bölgede de tahıl deposu tespit ettik. Tabii içinde hiç tahıl yok, çünkü bu zamana kadar her şey çürüyor. Bu bina daha uzun olabilir diye düşündük. Bunun üzerine bu sene orada yeni bir kazı yaptık. Burada toplam 30 oda var ve henüz 8-9 odayı kazdık. Bu taraf yanmış. ıçinde bol miktarda arpa bulduk. Az miktarda buğday ve yabani bitki tohumları da var, şu anda Hitit dönemine ait yanmış tahıllar çıkartıyoruz. Böyle bir şey hiç yapılmadı. Dünyada hiçbir yerde bu miktarda yanmış tahıl ortaya çıkmadı şimdiye kadar.

    -Tahıl miktarına göre Hititler'in ekonomik gelişimini değerlendirebilir miyiz?

    -Bir insanın günlük ihtiyacı ne kadar? Bu depolar kaç insanın ihtiyacını karşılar diye hesaplarsanız sayı yaklaşık 15-20 bin kişiye varıyor. Ama tam sayı söyleyemiyoruz daha, çünkü tam büyüklüğü belli değil. Bir senelik tahıl ihtiyacını karşılayabiliyor. Aslında muhafaza edilen miktar devlet hazinesinin bir parçası. Kralın gücü... Hazine olarak altını düşünüyoruz hep, ama öyle değil, esas güç burada. Bu kadar yemek varsa elinizde o zaman birçok insanı idare edebiliyorsunuz. Çünkü onlara anında yardım edebiliyorsunuz.

    Tapınaklarda kocaman küplerin içinde tahıl çok güzel muhafaza edilebiliyor. Ama belli bir süre. Yarım sene ya da 1 sene en fazla. Yoksa haşarat geliyor. Burası ise uzun vadeli. Banka hesabı gibi bunu bir kenara koyuyorsunuz, gerekince kullanıyorsunuz, kral bunu yapıyor.

    -Bölgede bulunan karanlık çağa ait yerleşim hakkında bilgi verebilir misiniz?

    -Hititler'den tamamen farklı bir uygarlık bu. Hititler aşağı yukarı M.Ö. 1180'de buradan gidiyor. Ve bunlar başka yerden geliyor. Herhalde Kuzey Batı Anadolu'dan güneye göçüyorlar. Ama onlar çok basit, ilkel bir hayat sürüyorlar. Buraya geldikleri zaman Hititler'in yerini dolduramıyorlar. Hititer burada devlet kuruyorlar, ama onlar gittikten sonra burada çiftçi hayatı sürdürülüyor. Hititler'de de çiftçilik var. Ama aynı zamanda bir devlet. O yüzden karanlık çağ diyoruz.

    - Frigler'in kökleri Karanlık Çağ. Son dönemde yapılan çalışmalarda Karanlık Çağ ile ilgili yeni bulgulara ulaşıldı mı?

    -Daha önce Hititler gittikten sonra 300-400 yıl boşluk olduğu, ardından Frigler'in geldiği sanılıyordu. Ama gördük ki Hititler gittikten hemen sonra burada Karanlık Çağ başlıyor. Bazı insanlar geliyor burada oturuyorlar. Bunlar sonuç olarak Frigler'in ataları. Frigler batıdan, hatta Trakya'dan gelip Anadolu'ya yerleşiyorlar diye biliniyordu. Bizim burada gördüğümüz Firigler'in kökleri Karanlık Çağda.

    Bazıları dışarıdan gelmiş olabilir. Yunan alfabesine ait yazılar buluyoruz. Ama diğer maddi kültürlerin kökleri Karanlık Çağ'da.

    -Önümüzdeki dönemde ulaşmayı beklediğiniz yeni bulgular var mı?

    -Var. Şehrin bir kısmına daha hiç dokunulmamış. Geçen senelerde buralarda manyetik ölçümler ile ne var bulmaya çalıştık.

    Bir şeyler var. Kazı yaptığımız zaman sır şey bulacağız emin olabiliriz. Geçen sene ayrıca 2 havuz tespit ettik. Orada da çalışmak istedik ama silolar şu anda çok daha önemli olduğundan ertelendi. Önümüzdeki senelerde olacak.

    Hattuşaş örenyerinde bir yüzyıllık zaman dilimini aşan kazılar ile bölgede hüküm süren uygarlıkların özelliklerinin gün ışığına çıkarılmasına devam ediliyor.

    Boğazköy örenyerinde ilk yerleşim M.Ö. 3. bin yıla tarihleniyor. M.Ö. 18 ve 19. yüzyıllarda Aşağı Şehir'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülüyor. Kentin adı da ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde geçiyor. Hattuşaş'daki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona eriyor. Ancak daha sonra tekrar yerleşime açılarak, M.Ö. 1600'lerde 1. Hattuşili'nin kuruculuğunda Hitit Devleti'nin başkenti oluyor. 2 kilometre genişliğindeki kent, saray, tapınak ve mahalleleriyle dikkati çekiyor. Hattuşaş'ın ikinci gelişme döneminde, imparatorluğun son yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit Kralı; 3. Hattuşili, oğlu 4. Tudhalia ve onun oğlu 2. Şuppiluliuma etkili oluyor. Hitit Devleti, Şuppiluliuma'nın son dönemlerinde, M.Ö. 1190'da ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılıyor.

    M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında Frigler'in yerleştiği bölgenin, Hellenistik ve Roma döneminde küçük surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans döneminde ise bir köy durumunda olduğu belirtiliyor.

    Hattuşaş'ın Yukarı Şehir diye adlandırılan 1 kilometrekareden daha büyük bir yüzölçüme sahip kesimi, üzerinde 5 kapı bulunan bir surla güneyden çevrilmiştir. Burada ortaya çıkarılan tapınaklarda seramikler, aletler, silahlar, kült objeleri ve yazılı belgeler ele geçti. Büyük bir yangınla tahrip olan Batı Binası ve Saray Arşivi'nde çivi yazılı tabletler ile kral ve kraliçe mühürleri bulundu.

    Saray yapısının bir bütün halinde görülmediği kale içinde arşiv ve depo odaları, büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekanlar yer alıyor. Kalede Hitit sonrası da Frig yapı kalıntılarına rastlandı.

    Boğazköy'de en önemli mimari alanlardan biri olan Büyük Mabet'in de kutsal bir merkez olduğu kadar, ekonomik amaçlı da kullanıldığı kaydediliyor.

    ¥ ıLERı Gazetesi,

    (Yozgat), Sayı: 7727

    * * *