1999 Yılının Genel Değerlendirmesi

    Türkiye, birçok olumlu gelişmenin yaşandığı önemli bir yılı geride bıraktı. 1999 yılı Türkiye için, çok önemli kilometre taşlarının katedildiği bir yıl olarak hatırlanacaktır. Yıl içinde yaşanan daha önceden görülmemiş boyuttaki iki deprem felaketinin açtığı derin yaraların sarılmasında dünyanın dört bir bucağından Türkiye'ye sunulan dayanışma da keza geçen yılın hatıralarda iz bırakacak önemli bir gelişmesidir.

    Türkiye, 21. yüzyıla büyük bir umutla girmektedir. 1999 yılının başında PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah ÖCALAN'ın yakalanması ve dünyanın gözleri önünde yargılanması, Türkiye'nin bölücü terörle 15 senelik haklı mücadelesinin en önemli dönüm noktasını teşkil etmiş; terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha teyid etmiştir. Diğer taraftan, varılan bu aşamada terörist faaliyetlerin azalma göstermesi, Hükümet'in demokratik reformların hızını artırmasına imkan tanımıştır. Bu süreç içinde, Türkiye demokratik sistemindeki bazı eksikliklerini gidermek konusunda kararlılık göstermiş ve bu yönde gerekli siyasi oydaşmayı sağlamayı başarmıştır.

    Siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda birçok önemli adımların atıldığı 1999 yılı gerçekten de bir reformlar yılı olarak anılacaktır. Dünya ile ilk kez bu ölçüde bütünleşmiş ve Avrasya kavramının hayata geçirilmesinde oynadığı merkezi rol kabul edilmiş bir Türkiye'nin daha zengin, daha istikrarlı ve daha güvenli bir geleceğe kavuşması için bu reform sürecinin kesintisiz olarak devam etmesi zaruridir. Türkiye'nin bölgesinde ve Avrupa'da oynadığı rolün öneminin giderek artması ve bu önemli rolün icra edildiği coğrafyanın giderek genişlemesi, Türk ulusunun, kendine duyduğu güveni de giderek arttırmakta; bu alanda mevcut potansiyel Türk ulusu için daha kuvvetli bir umut kaynağı teşkil etmektedir.

    Kasım ayında ıstanbul, 20. yüzyılın son büyük zirvesinde, Avrupa Güvenlik ve ışbirliği Teşkilatı'na üye devletlerin başkanlarına ev sahipliği etmiştir. Zirve dolayısıyla dünya, Türkiye'nin farklı bölgeler ve farklı kültürler arasında bir köprü görevini üstlendiğine şahit olmuştur. ıstanbul Zirvesi sırasında, ayrıca Bakü-Ceyhan Boru Hattı konusunda imzalanan çeşitli uluslararası belgeler de, Hazar Denizi Havzası ve Orta Asya petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye'nin stratejik önemini gözler önüne sermiştir.

    Başbakan Bülent ECEVıT'in Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyareti ve ABD Başkanı Bill CLıNTON'un AGıT Zirvesi öncesinde Türkiye'yi ziyareti, iki geleneksel müttefik olan Türkiye ve ABD'nin gelişen ve faklılaşan ilişkilerini ön plana çıkarmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde birbiriyle örtüşen endişeleri bulunan, dünyanın en çalkantılı ancak en heyecanlı bölgesinde stratejik işbirliğini artıran Türkiye ve ABD'nin, zorlukları beraber göğüsleyecekleri ve fırsatlardan beraber istifade edecekleri bir düzen tesis edilmektedir.

    1999 yılının diğer önemli bir gelişmesi de, Türk-Yunan ilişkilerinde gözlenen yumuşamadır. Türkiye ötedenberi, mevcut anlaşmazlıkların diyalog ile çözüme kavuşturulması gerektiğini savunmuştur. Şimdi ise, iki ülkenin ilgili makamları arasında tertiplenen bir dizi toplantı, olumlu sonuçlar getirmeye başlamıştır. Bu çerçevede, Türk ve Yunan halklarının dostluk duygularını sonuna kadar yaşamaları için Türkiye ve Yunanistan'ın bu süreci sonuna kadar kullanmaları, çatışma yerine işbirliğinin her iki ülke ulusunun yararına olacağını, yaşanmakta olan bu yumuşamanın nasıl bir sonuca varacağını merakla bekleyen uluslararası kamuouyu önünde ispatlamaları gerekecektir.

    1999 yılınını son fakat belki de en önemli kilometre taşı Aralık ayında Helsinki'de aşılmıştır. Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe aday statüsünü resmileştirmesi, hem Türkiye, hem de Topluluk içinde büyük bir başarıdır. Avrupa, evrensel insani değerler çizgisinde kendini yeniden tanımlayabilince, Türkiye, coğrafyası, tarihi ve kültürü itibariyle her zaman hakketmiş olduğu sonucu elde edebilmiştir. Türkiye, derinleşen ve genişleyen bir Avrupa'ya eşsiz bir katkı getirecektir.

    Türkiye parlak bir geleceğe yönelmektedir. Doğu'nun, Batı'nın ve Türk ulusunun kendisinin Türkiye'den beklentisi de budur. Gelecek yüzyılda, küreselleşme yeryüzündeki bütün bölgeleri kapsayacak ve Avrasya yeni jeopolitik gerçek olarak ortaya çıkacaktır. Modernizasyonunu ve sosyal değişimini tamamlamış olacak Türkiye ise bu yeni dünyada hakkettiği merkezi role kavuşacaktır.