Sözde "Ermeni Soykırımı"nın Fransa Hükümeti

    Tarafından Resmen Tanınmasını Sağlama Girişimleri

    Fransa Senatosu Başkanlar Konferansı, 22 Şubat tarihli toplantısında 6'ya karşı 14 oyla aldığı kararla, sözde "Ermeni soykırımı"nın Fransa Hükümeti tarafından resmen tanınmasını sağlamaya yönelik kanun teklifini gündemine almayı bir kez daha reddetmiştir. Kararın gerekçesinin incelenmesinden, Senato'nun, Fransa Anayasası'na göre, kendisini tarihi yorumlamaya yetkili bulmadığı; ayrıca ve belki daha da önemli olmak üzere, böyle bir konunun görüşülmesinin Güney Kafkasya'da mevcut uzlaşma sürecine olumlu etki yapmayacağını değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Sözde "Ermeni soykırımı" iddialarının uluslararası kamuoyunda kabulünü sağlamak yönündeki gayretlerin, sadece Ermeni diasporasının değil, Erivan Hükümeti'nin de belli başlı hedeflerinden birini teşkil etmesi üzüntü vericidir. Fransa Senatosu'nda yaşanan bu son gelişme, böyle bir politikanın genel kabul görmeyeceğine işaret etmesi bakımından da önem taşımaktadır.

    Fransa Hükümeti tarafından sözde "soykırım"ın tanınmasını sağlama çabalarının, 1998 yılının Mayıs ayında Sosyalist Parti milletvekilleri tarafından Fransa Ulusal Meclisi'ne bir kanun teklifi vermesiyle başladığı ve tek maddelik tasarının, Meclis'in 29 Mayıs 1998 tarihli az katılımlı bir oturumunda sadece 30 milletvekilinin oyuyla kabul edildiği hatırlardadır.

    Teklifin yasalaşabilmesi için Senato tarafından da kabul edilmesi gereği, o zaman Ermeni çevrelerini, tıpkı bu kez olduğu gibi, teklifin Senato gündemine alınması yolunda Hükümet ve Senato üzerinde etki kurmaya yönelmiş; ancak tarihi gerçekleri saptıran Ermeni iddiaları onaylanmamıştı. Senato Başkanlar Konferansı'nın 22 Şubat tarihli kararıyla bu yöndeki girişimler bir kez daha akim bırakılmıştır.

    Fransız Senatosu'nun sözkonusu kanun tasarısının gündeme alınmamasına ilişkin gerekçede de belirtildiği gibi, tarihin tarihçilere bırakılması gerekmektedir. Esasen bu konuyu araştırmış ve incelemiş olan yansız bilim adamları, Ermeni iddialarının dayanaksız olduklarını kanıtlamışlardır. Ermenistan Hükümeti ile diasporası, Ermenistan Devleti ve ulusunun geleceğini geçmişte vuku dahi bulmamış bir olaya ve düşmanlığa dayandıracaklarına, herşeyden önce kendileriyle ve komşularıyla barışmalıdırlar. Diğer bir deyimle Ermenistan, kendilerinden başkalarının inanmadığı bir olayın tutsağı olmaktan kurtulmalıdır. Uluslar, tarihinin esiri olmaktan kurtulabildikleri ölçüde yücelebilmektedirler.

    Türkiye, Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olurken işte bu düşünceden hareket etmiştir. Ermeni Yönetimi'nin yerine getirmesi gereken ilk temel şart, çeşitli ülkelerdeki Ermeni diasporasının yaklaşık bir buçuk yıldır artan ölçüde sürdürdüğü Türkiye aleyhinde kampanyayı sona erdirmek için çaba göstermesidir. Ayrıca, işgali altındaki toprakları da tahliye etmelidir. Türkiye-Ermenistan ilişkileri, ancak bunlar gerçekleştiridiği ölçüde normalleşebilecek ve işbirliği yeni bir yüzyılda halkların karşılıklı yararına işleyecektir.