NEVRUZ VE MAHİYETİ

    Türk kültürü dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetlerine kaynaklık etmiş ve kendi bünyesindeki kültür unsurlarıyla da bütünleşerek toplum içinde bütün canlılığı ile yaşamasını devam ettirmiştir. Kültürlerin büyüklüğü de kurdukları medeniyetlerle ölçülmüştür.

    Tarihi süreç içerisinde Türkler ve İranlılara göre yılbaşı ve ilkbaharın başlangıcı sayılan Nevruz, Türklerin Ergenekon'dan çıkış günüdür. Bütün Türk dünyasında kutlanan Yılbaşı, Nevruz, Türklerin Ergenekon'dan çıkış günü olan bu bayram, Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Balkanlar'a kadar Türk topluluklarınca yüzyıllardan beri kutlanan ve hâlâ kutlanmakta olan Sultan Nevruz adıyla da anılan bir bayramdır. Nevruz Farsça bir kelime olup, İranlıların ve eski Türklerin yılbaşı olarak kabul ettikleri bir gündür. Kelime "Yeni Gün" anlamına gelmektedir. Takvimlere göre, bu yeni günde Güneş Koç Burcu'na girer. Miladi takvimde bu gün 22 Mart veya gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart, Rumi takvimde de 9 Mart tarihine rast gelmektedir. Oniki hayvanlı Türk Takvimi'nde de yer alan bu gün yani Nevruz, İslâmiyet'ten önceki dönemlerde Türkler arasında yaygın olan "Gök Tanrı" inanç ve dini çerçevesinde bilinmekteydi. Tabiat, Tanrı ve insan ilişkilerinin işaretlerini taşıyan baharın gelişi ve tabiatın dirilişi ile yer yüzünde meydana gelen değişiklikler için, Türkler arasında Tanrı'ya şükran ifadesi olarak bilinen en eski ve özel bir gündür.

    Bu özel gün Nevruz'un, İran'da, Yakutlar'da, Uygur, Kazan, Ufa, Turguzlar'da, Nogay Türkleri arasında, Tatarlar'da, Kırgızlar'da, Kazaklar'da, Özbekler'de, Tacikler'de, Azeriler'de, Türkmenler'de, Sahalar'da, Çuvaşlar'da, Gagavuzlar'da, Karakalpaklar'da, Dağıstan'da, Nahçıvan'da, Altaylar'da, Afganistan'da, velhasıl bütün Orta Asya'da, Balkanlar'da, Yugoslavya Türkleri arasında ve Kuzey Kıbrıs'ta, Eski Hunlar'da, Anadolu Türkmenleri ve Yörükler arasında, Selçuklu'dan Osmanlı'ya kadar Türkler arasında kutlanan bir bayramdır. Türk milletinin geleneksel kültürel değerlerini gözönünde bulunduran Mustafa Kemal Atatürk'de, Ankara'da 21 Mart 1922 tarihinde Nevruz kutlamalarına bizzat katılarak törenleri izlemiştir. En eski Türk geleneklerinden olan Nevruz kutlamaları ülkelere ve yörelere göre küçük farklılıklar göstermekle birlikte, gelenek ve inanışlara göre şöyle yapılır; bu günde herkes en güzel elbiselerini giyerek, çeşitli yiyecekler hazırlar. Her aile kendi ecdadlarının mezarlarını ziyaret eder, ardından tanıdık ve komşuların mezarları ziyaret edilir. Yakınlar ziyaret edilir, fakir fukara kollanır, ikramlar yapılır. Hediyeleşilir. Kızlar nişanlılarına mendil, çorap gibi kendi hazırladıkları giyimler verirler. Evler baştan aşağı temizlenir, kirli birşey bırakılmaz, alış-veriş yapılır, en az yedi çeşit çerez alınır. Gece ateşler yakılıp, üzerinden atlanır, aile reisleri almış oldukları yemişleri aile fertlerine eşit olarak dağıtırlar; kundaktaki çocukların hakları annelerine verilir. Bu önemli gecede niyetler tutulur ve en güzel dilekler dilenir, dualar edilir. Mesire yerlerine kırlara, su kenarlarına gidilir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Çiçekler dikilir. Şarkı ve türküler söylenir, şiirler okunur, küskünler barışır. Bir anlayışa göre, o gün ve gece herkesin rızık ve kaderinin tayin olduğuna inanılır. Nevruz'da hastalıkların ve günahların, kötülüklerin, kaza ve belaların yok olacağına, iyiliklerin, güzelliklerin, rızık ve bereketin, bolluğun olacağına, bahtların açılacağına inanılır. Yeni yılın baharın gelişi, tabiatın dirilişi birlik, beraberlik ve neş'e içinde, bayram havasında kutlanmaktadır.