
28/05/2001
ANKARA,
28/05(bye)--- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne 25-28.5.2001 tarihlerinde ulaşan yabancı basın-yayın
organlarında Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri konusunda
şu hususlar görülmektedir:
Reuter'in (27/05) "NATO Müttefikleri,
Türkiye'ye, AB Askeri Gücüne Yönelik Vetosunu Kaldırması Için Baskı
Yapacak" başlıklı Ian
Geoghegan'ın haberinde, NATO dışişleri bakanlarının,
iki günlük görüşmeler için salı günü Budapeşte'de yapacakları toplantının
önemine işaret edilmekte, toplantıda, ittifakın
21'nci yüzyılda alacağı şekil konusunda kilit önemde işaretlerin ortaya çıkmasının beklendiği vurgulanmakta
ve Türkiye'nin NATO müttefiklerinin,
ittifakın imkanlarının Avrupa
Birliği'nce kullanılmasına muhalefetini geri çekmesi yönünde yeni bir baskıya daha maruz kalacağı ileri sürülmektedir.
Şimdiye kadar ayrı hayatlar sürdüren
ve merkezi Brüksel'de bulunan nüfuz
sahibi iki blok olan AB ve NATO'nun, daha yakın bağlar kurma yolunda ilerledikleri, aynı zamanda AB'nin, bölgesel
kriz yönetiminde ve gerekirse NATO'nun dahil olmayacağı
barış gücü operasyonlarının idaresinde daha büyük rol
almak istediği belirtilen haberde, NATO'nun planlama kapasitesinden ve tesislerinden yararlanmak isteyen ve 2003 yılına
kadar hazır olması planlanan 60 bin kişilik Avrupa Acil
Müdahale Gücü'nün, AB'nin güvenlik ve savunma politikasının önemli bir dayanağı olduğuna dikkat çekilmektedir. AB üyesi
olmak isteyen ve NATO'nun üyesi
olan Türkiye'nin, eğer NATO imkanlarından
yararlanılmak isteniyorsa kendisinin AB'nin askeri planlamasına dahil edilmesi gerektiği konusunda ısrar
ettiği, AB'nin ise, her türlü
operasyon öncesinde Ankara ile istişarede
bulunacağını söylediği, fakat Türkiye'nin planlarını veto etmemesi gerektiğini de ileri sürdüğü vurgulanan
haberde, "Ankara, eğer AB'nin
NATO imkanlarını kullanabilmesinde söz hakkına
sahip olmazsa, AB'nin bu imkanları, komşusu ve NATO ortağı Yunanistan ile egemenlik hakları konusunda ihtilaflı
bulunduğu Kıbrıs ve Ege
Denizi'nde düzenlenecek operasyonlarda da
muhtemelen kullanabilecek olmasından korkuyor" denilmektedir. Budapeşte'de
bir ilerleme kaydedilmesinin beklenmediği ifade edilen haberde, bu toplantıda, ABD Başkanı George W.
Bush'un, 13 Haziran'da Brüksel'de
yapılacak gayiresmi bir NATO "zirvesine"
katılmasından önce bir anlaşmaya varılması için sahne gerisinde yoğun gayret gösterilecekmiş gibi göründüğü
ileri sürülmekte, diplomatların,
"Türkiye bir kenara bırakılırsa, NATO-AB
işbirliğinin her geçen gün daha da güçlendiğini belirttiklerine" dikkat çekilmektedir.
ALMANYA
BASINI:
Der Tagesspiegel gazetesinin (25/05)
"Türkiye, AB'nin Askeri Müdahalelerinde
Kararlara Katılmak İstiyor" başlığı altında
Mariele Schulze Brend imzasıyla yayımlanan yorumunda, NATO Büyükelçiler Konseyi'nin, altı ayda bir yapılan ve
NATO güçlerinin son durumunun değerlendirildiği
toplantıda, Bosna'da halen 20 bin
olan asker sayısının 18 bine düşürülmesini teklif ettiği, kararda, milliyetçi Hırvatlar ile Sırpların bir kısmı
arasında son dönemde meydana
gelen olaylar dikkate alındığında, Bosna
Federasyonu'nda bu sayıdan daha az askerin bulunmasının mümkün
olmadığı belirtildi. Bu kararın alınmasına, yeni Amerikan yönetiminin,
Bosna-Hersek'teki 3.300 askerini geri çekmek istemesi
sebep oldu. NATO diplomatları, Avrupa Müdahale Gücü'nün NATO
kaynaklarından yararlanabilmesi konusuyla ilgili olarak yapılan
görüşmelerde de yeni bir gelişme sağlayamadılar. NATO üyesi
olan ancak AB'nin üyesi olmayan Türkiye, her seferinde ileri sürdüğü yeni taleplerle bunu bloke ediyor.
Tagesspiegel gazetesinde yeralan
resmi olmayan bir belgeye göre, Türkiye, AB'nin
muhtemel bir müdahalenin hazırlıkları esnasında ve müdahale
öncesinde, AB üyesi olmayan NATO ülkeleriyle (Türkiye, Polonya,
Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İzlanda ve Norveç) düzenli
istişareler yapmasını istiyor. Bu, Türkiye için, pratikte
veto hakkına sahip olmaya kadar varacak bir biçimde, AB'nin karar mekanizmalarina dahil olmak anlamına geliyor. Bunun
yanısıra Türkiye, AB üyesi olmayan ülkelerin AB'nin askeri
karargahlarında söz sahibi olmalarını, ayrıca bütün tatbikatlara
ve müdahalelere katılma hakkını da talep ediyor. Son haftalarda İngiltere ve Hollanda'nın bu sorunu aşmak için
Türkiye ile bir güvenlik anlaşması
yapılması şeklindeki çabaları da
başarısızlıkla sonuçlandı. Türk hükümeti, Yunanistan'in vetosunu kullanarak Türkiye'nin AB tarafından yürütülecek
operasyonların dışında bırakılmasından
endişe ediyor.
ABD
BASINI:
Washington Post gazetesinin (25/05)
internet sayfasında yeralan "Papandreu: ABD, Balkanlar'daki Siyasi İstikrar
Sürecinde Kilit Role Sahip"
başlıklı ve Nora Boustany imzalı yazıda, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun, Woodrow
Wilson Center'da Lee H. Hamilton
tarafından yönetilen bir tartışma sırasında
yaptığı bir konuşmada, Balkanlar'da birlik bulundurmanın önemini vurguladığı ve Dışişleri Bakanı
Colin L. Powell'a bu hafta,
ABD'nin, Balkanlar'daki siyasi istikrar sürecinde
daha fazla rol oynaması halinde, yabancı birliklerin bölgede kalma süresinin kısalacağını söylediğini ifade
ettiği bildirilmektedir. Papandreu'nun, bölgenin AB'ye entegrasyon sürecinin,
"istikrar, demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü, ekonomik
kalkınma, altyapı ve bölgesel işbirliği unsurlarını kapsayan bir çerçeve oluşturulması açısından" ve
de "çok kültürlü bir
toplum yaratmada ılımlılık ve radikallik arasındaki yarışın
kazanılması açısından" önemini vurguladığı belirtilen haberde,
ayrıca, komşu ülkelerle birlikte Yunanistan'ın artan rolünün
altını çizdiği kaydedilmekte ve şu ifadelere yerverilmektedir:
" Papandreu, çeşitli güneydoğu Avrupa ülkelerinin AB'ye katılma olasılığının da onların
tarihsel sorunları farklı biçimlerde
ele almalarını sağladığını belirtti. Papandreu, Yunanistan'ın, Türkiye'nin
bürokrasisinin AB'ye katılım sürecine
hazırlanmasına yardımcı olmak amacıyla bu ülkenin
Tarım ve Adalet Bakanlıkları için sistematik istişareler ve
seminerler düzenlediğini söyledi. Papandreu, Yunanistan ve Türkiye
arasında, bölünmüş durumdaki doğu Akdeniz adası Kıbrıs konusunda
uzun yıllardır sürüp giden bir anlaşmazlık olmasına karşın,
bu yıl binlerce Yunan turistin Türkiye'nin batı sahillerine gitmeyi planladığını ve binlerce Türk
turistin de Ege Denizi'ndeki Yunan
adalarına uğrayacaklarını kaydetti."
Washington Times gazetesinin (25/05) "NATO ve AB'nin Birlikte Genişlemesi
Gerekir" başlıklı ve 1977-1981 yılları arasında Başkan
Jimmy Carter'ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapmış olan Zbigniew Brzezinski imzasıyla yayımlanan yorumunda, Batılı
bağımsız ülkeler arasında ortak bir güvenlik paktı olarak
kurulan NATO'dan sözedilmekte, NATO'nun, Amerika ve Avrupa
arasında etkin bir ittifak haline geldiği, NATO'ya üye Avrupalı
ülkelerin neredeyse hepsinin AB'ye de üye olduğu, NATO'ya
en son üye olan üç ülkenin de, AB'ye üyelik müzakerelerinin
aktif bir biçimde devam ettiği bildirilmektedir. NATO ve AB'ye üyelik için siyasi kriterlerin aynı olduğu vurgulanan
yorumda, Rusya'nın yarattığı tehdidin artık ortadan kalktığı
ve bunun sonucu olarak "NATO'nun, açık bir tehlikeye karşı
oluşturulmuş bir savunma ittifakı kimliğinden çıkıp Avrupa-Atlantik
arasındaki ülkeleri kapsayan ve kapsam alanı içindeki ya da yakınında barışın tehlikeye girmesi
durumunda tepki gösterme
kapasitesine sahip bir güvenlik koalisyonu halini
almakta olduğuna" dikkat çekilmektedir. Şu anda, NATO'ya başvuru
sürecinin belirsiz, uygulanan politikaların keyfi olduğu belirtilen yorumda,
NATO'nun genişlemesinin, "bir muhasebe işi,
bürokratik bir tahmin oyunu ya da siyasi bir pazar" olmaması gerektiği vurgulanmakta, NATO'nun atması gereken dört
adımdan sözedilmektedir: "1) AB üye olması düşünülen her ülke,
hem kendi güvenliğine hem de NATO'nun ortak güvenlik misyonlarına gözle görülür biçimde katkıda bulunmaya
hazır olmak koşuluyla, otomatik
olarak NATO üyeliği için de dikkate alınmalıdır.
2) NATO'ya üye olmak isteyen ülkelerden, mevcut politik,
sosyal, ekonomik ve daha kusursuz askeri kriterlere uyması beklenmeye devam edilmelidir. 3) Halihazırda NATO'ya üye
olmak isteyen ülkelere, Prag zirvesi toplantısında resmi davetiye
çıkarılmalı; bu davetiyelerde, NATO üyesi olabilmek için aday ülkelerin her birinin uyması gereken şartlar ile
bu şartların yerine
getirilmesinden sonra her ülke için resmi onaylama
sürecinin başlayacağı da bildirilmelidir. NATO ülkeleri,
her yıl aday ülkelerin durumunun gözden geçirilmesini öngören
bir prosedür başlatmalıdır. 4) NATO, aday olmaya en yakın
ülkelerin üyeliğini de Prag zirvesi çerçevesinde yapılacak toplantıda
onaylamalı ve resmi kabul sürecini başlatmalıdır. Bu
önlemler, tüm belirsizlikleri çözümlemeye ve tam bir plan ortaya
koymaya yetmese bile, NATO'nun genişlemesinin devam eden
bir süreç olduğuna güven oluşturmak açısından ileriye doğru atılmış önemli bir adım olacaktır."
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger gazetesinin (25/05) internet sayfasında yeralan "Padişah Sarayında Mutlu Son" başlıklı
ve Thomas Seibert imzalı
yorumunda, Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl'un
oğlu Peter Kohl ile Türk sanayicinin kızı olan Elif Sözen'le evliliğinden sözedilmekte, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin,
Helmut Kohl'un başbakanlığı döneminde ağır bir kriz
yaşadığı hatırlatılmakta, Kohl'ün, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu reddetmediği ve bugüne kadar
birçok Türk'ün, eski Almanya başbakanının
yıllarca ülkelerinin AB adaylığını
engellediğini unutmadığına dikkat çekilmektedir.
AZERBAYCAN
BASINI:
525. Gazete'nin (Tarafsız,
24/05) "Türkiye Anayasası'nda Büyük
Değişiklikler Yapılması Bekleniyor" başlıklı ve İmranoğlu imzasıyla
yeralan haberinde, TBMM'de Anayasa'nın 51 maddesinin değiştirilmesi
konusundaki çalışmalara değinilmekte, ancak siyasi
partilerin, değişiklikler konusunda mutabakata varsalar da
bazı maddelerle ilgili olarak tarafsız kaldıklarını özellikle vurguladıklarına
dikkat çekilmektedir. En önemli değişikliklerden birinin,
anayasadaki "Devletin dili Türkçedir" ifadesinin, "resmi dil Türkçedir" şeklinde değiştirilmesinin
olduğu, böyle bir değişikliğin,
yıllar boyunca Türkiye'de tartışılan Kürt dilinin
kullanılması probleminin olumlu yönde çözümlenmesini sağlayabileceği,
ancak, bu maddenin değiştirilmesinin o kadar da
kolay olmayacağına işaret edilen haberde, mevcut anayasaya göre,
bu maddenin "değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez"
olduğuna dikkat çekilmektedir. Haberde, önemli bir başka değişikliğin ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye
olabilmesi için AB'nin talep ettiği
idam cezasının anayasa metninden
çıkarılmasıyla ilgili olduğu, başka bir değişikliğe göre de, memurlara toplu sözleşme hakkı verildiği, bunun yanı
sıra Meclis'in af kararı alma yetkisinin de sınırlandığı, Cumhurbaşkanının
seçilme şekli ve yetkilerinin de yeni bir düzen
aldığı belirtilmekte, "henüz bu önemli değişikliklerin ne
zaman ve hangi şekilde Türkiye Anayasası'na dahil edileceğini söylemenin zor olduğu, Avrupa Birliği'ne üye olmak
isteyen bir ülkenin bu değişiklikleri kabul etmek zorunda
kalacağının açık olduğu, diğer taraftan, büyük bir ekonomik
kriz yaşayan Türkiye'nin, hayatın tüm sahnelerinde değişiklikler yapmaya mecbur olduğu vurgulanmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini gazetesinin (Şovenist, 25/05) "Aşk İlişkisi Dinamitlerin Üzerinde" başlıklı haberinde, Kıbrıs'ın
AB üyeliği öncesi Türkiye'nin
Ege veya Kıbrıs'ta sıcak olay yaratacağı
konusunda Yunan Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak
Yunan basınında yayımlanan bir belgeden sözedilmekte, bu belgenin, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis
ile Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides arasında Klerides'in
son Atina ziyaretinde ele alındığı belirtilmekte ve
"Türkiye'nin Ege ve Kıbrıs'ta sıcak olay yaratacağı yönündeki
tehditleri, Türk-Yunan aşk ilişkisini dinamitlerin üzerine
çıkardı" denilmektedir. "Dışişleri Bakanlığı'nın gizli
bir raporunda, "Türkiye'nin, işgal bölgelerini entegre
etme tehditleri, Kıbrıs'ın AB'ye katılması arifesinde gerek
Kıbrıs gerekse Ege'de olay yaratma senaryosu ihtimal dışı edilmeyeceğine göre, ciddi şekilde dikkate alınmalıdır.
Bu çerçevede iki ülke dışişleri
ve savunma bakanlıklarında senaryoların
koordineli bir şekilde incelenmesi konusunda anlaşmaya
varıldı"şeklindeki ifadenin aktarıldığı haberde, Dışişleri
Bakanı Yannakis Kasulides'in ise verdiği demeçte şöyle
konuştuğu bildirilmektedir: "Türkiye, sıcak olay yaratma veya herhangi bir askeri faaliyetle ilgili
tehditlerini hayata geçirmeyecek,
çünkü böyle bir hareket onu AB ve ABD ile
ilişkilerinde çok geriye götürür." Konuyla ilgili çeşitli görüşlerin aktarıldığı haberde, şu ifadeler aktarılmaktadır:
"DISI milletvekili adayı
Dimitris Silluris: 'AB üyeliğinin onaylanması
vakti yaklaştıkça, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki ortak egemenliğini kaybetmemek için tutumunu daha da sertleştirmesi
beklenen bir şeydir. Türk tehditlerinin doğru bir
programlama ve panetnik bir toplantı çerçevesinde aşırı bir şekilde karşılanması yöntemleri mevcuttur.' DIKO milletvekili
adayı Y. Kalokasides, şunları söyledi: 'Türk tehditleri
çerçevesindeki tehlikeleri birlikte değerlendirmemiz gerekir. İşgal bölgelerinin şiddet yolu ile entegrasyonu, istilanın
oldu-bittilerini yasallaştıramaz. Bu tehlikeler, Türk-Yunan
dostluğunu kuşkuya düşürüyor ve Yunan dış politikasının
istikametleri konusunda ciddi soru işaretlerine neden oluyor. Türk tehditlerinin AB gidişatımızı raydan saptırmasına
izin vermemeliyiz ve bu tehditlere boyun eğmeye de
hakkımız yoktur. Çünkü eğer öyle bir şey gerçekleşirse, bu, Ankara'nın vesayetini kabul etmemiz anlamında
olacak.'"