
06/07/2001
ANKARA, 06/07(BYE)--- Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne
05-06 Temmuz 2001 tarihlerinde ulaşan yabancı basın-yayın organlarında Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri
konusunda şu hususlar görülmektedir:
AFP'nin (06/07) "Avrupalı
Milletvekilleri: 'İdam Cezasına Karşı
Bir Avrupa Günü Düzenlensin'" başlıklı
haberinde, Avrupa Parlamentosu'nun, "idam cezasına karşı bir Avrupa Günü'nün"
düzenlenmesi konusunda teklif
getirirken, idam cezasının hala 87 ülkede uygulanmasını kınadığı bildirilmektedir.
Haberde, Avrupalı
milletvekillerinin, Türkiye, Rusya ve Ermenistan'ın Avrupa
Konseyi üyeliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmelerini talep ederken, bu ülkelerden gecikmeksizin idam
cezasını yürürlükten kaldırmalarını istedikleri ve Avrupa
Komisyonu'ndan, idam cezalarının kaldırılmasını veya
idam cezaları konusundaki moratoryumu, "AB ile üçüncü ülkeler
arasındaki ilişkilerde temel bir unsur" olarak kabul etmesini
ve yapılacak anlaşmalarda bunu dikkate almasını istedikleri belirtilmekte, AB dönem başkanlığını
yapmakta olan Belçika'ya, eylül
ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda
idam cezasına karşı bir kararı oylamaya sunması için yetki tanıdıkları ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'un (Sol,
05/07) "Türkiye Anayasayı Değiştirmek
İstiyor, Ama Generalleri Kızdırmadan" başlığı altında Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan
yorumunda, Fazilet Partisi'nin
kapatılması kararı bağlamında 1980
Anayasası eleştirilmekte, sözkonusu anayasanın, askerin politika üzerindeki gücünü gösterdiği ileri sürülmektedir.
Yorumda, ayrıca yürürlükteki Anayasa'nın Avrupa'ya uymadığı
konusunda TBMM'nin hem
fikir olduğu, vatandaşların dörtte üçünün
de Anayasa'nın reforme edilmesinden yana olduğu belirtilmekte, "Hedefler üzerinde uzlaşılmış gibi görünüyor:
Türkiye daha da demokratikleşmeli,
bireysel haklar güçlendirilmeli ve
tüm bunlarla günün birinde AB'ye üye olma
şansı da artırılmalı" denilmektedir. TBMM Anayasa Komisyonu'nda
görüşülerek Anayasa'nın 177
maddesinin 37'sini değiştirme konusunda uzlaştığına dikkat çekilen yorumda, Komisyon'un, "hassas konuları dışarda
bıraktığı, ya da
arka kapıyı aralık bırakacak şekilde formüle ettiği, böylece
milletvekillerinin, MGK'nın yetkilerini sınırlandırma konusunda
karar hakkına sahip olamadıkları, bakanlardan ve
generallerden oluşan MGK'da
son sözün hala generallerin" olduğu ifade edilmektedir.
Yorumda ayrıca şu ifadelere de yerverilmektedir: "Tüm anketler, hükümetin reformları gerçekleştirebilecek
güveni pek kazanmadığını gösteriyor. Bu yüzden de anayasa
tartışması, durumdan
memnun olmayanlara bir sinyal niteliğinde.
Meclis, reformu tartışmak
için 1 Ekim yerine 17 Eylül tarihinde yaz tatilinden
geri gelecek. Zaman giderek daralıyor, zira AB,
kasım ayında Türkiye'nin AB yolunda attığı adımları
saptayan ilerleme raporunu
sunacak. Ankara da bu arada hiç olmazsa iyi
niyetli olduğunu göstermesi gerektiğinin farkına varmış gözüküyor."
İNGİLTERE BASINI:
El Zaman gazetesinin (05/07) Arapça internet sayfasında yeralan
"Türkiye'de Siyasi İsimleri Değiştirme Oyunu" başlıklı ve
Kürt yazar Can Kurd imzalı yorumunda, Fazilet Partisi'nin kapatılması konusu ele alınmakta, partinin kapatılmasında
askerlerin büyük rolü olduğu
ileri sürülmektedir. Cezayir'de yaşanan
olaylara atıfta bulunulan yorumda, "Cezayir'in korkunç denemesi
Türk generalleri etkilememiş görünüyor. Onlar Atatürkçülüğe
karşı olan her eğilimi tasfiye edebileceklerini düşünüyorlar. Tıpkı
DEV-SOL ve DEV-GENÇ'e, bundan önce de
Kürdistan İşçi Partisi'ne yaptıkları gibi. Bununla Türkiye'nin
şu ana kadar içinden çıkamadığı ağır ve boğucu ekonomik, toplumsal
ve siyasal krizlere neden olduysa da, bu önemli değil.
Tersine generaller siyasi karar ve
siyasi söyleme neredeyse eksiksiz
katılımlarına gerekçe göstermek için sorun
arıyorlar. Böylece resmi yapıya yön verip Türkiye'ye taşlaşmış
Turancılığın alanı kapsamında
düzenli bir seyir çizgisi çiziyorlar"
denilmektedir. "Anayasa Mahkemesi'nin bu
kararının, Türkiye'nin, Erbakan'ın deyimiyle
Hristiyan Kulübü'ne var gücüyle
girmeye çalıştığı bir döneme rastladığına" dikkat
çekilen yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupalı siyasal ve
kültürel çevrelerin Türkiye'yi, bu ülkenin kabullenmesi olanaksız olan bambaşka ilkelere dayalı birliklerinden uzak
tutmalarına şaşmamak lazım.
Tersine Fazilet Partisi'nin kapatma
kararının çıkmasından sonra Türkiye'nin yediği ilk tokat Avrupa'dan geldi. Bazı siyasetçiler ve aydınlar bu
kararı, Türkiye'nin AB'ye katılma ısrarına son vermesi yönünde
bir gerekçe olarak ileri sürerek, kapatma kararını, ister
içten bir kanaat, ister sırf bir baskı kartı olarak, Türkiye'nin insan hakları konusunda geri kaldığı ve vatandaşlarına,
AB ülkeleri arasında imzalanmış sözleşmeyle güvence
altına alınan ve üye ülkelerin anayasalarında yeralan özgürlükleri sağlayamadığı yönünde açık bir kanıt
olarak değerlendirdiler."