21.08.2003

   

Anasayfa

e-posta


 

             

            ANKARA, 21/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20 Ağustos 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            İTALYA BASINI: 

            Corriere della Sera gazetesinde (19/08) "İtalya ve  Avrupa'da Görüş Ayrılıkları... Türkiye Bölüyor (ABD'nin  Yaptığı Gibi)" başlığı altında ve  Angelo Panebianco  imzasıyla yayımlanan başmakalede şöyle denilmektedir:  "Yargı erki ile ilgili tartışmalar dikkatimizi dağıtıyor,  ama 2006 yılında yapılacak seçimlerde en önemli siyasi  görüş ayrılığının, tıpkı soğuk savaş döneminde olduğu  gibi İtalya'nın dış politikasından ve uluslararası  ittifaklarından kaynaklanabileceği ihtimalini gözardı  etmemeliyiz. Önümüzdeki seçim kampanyası, Irak'taki  Amerikan-İngiliz müdahalesi vesilesiyle de işaretleri   görüldüğü üzere, muhtemelen Romano Prodi'nin liderliğini  yapacağı merkez-sol 'Fransız' partisi ile Silvio Berlusconi  önderliğindeki merkez-sağ 'Amerikan' partisi arasında bir  mücadele şeklinde cereyan edebilir. Bu teşhis bir hayal  ürünü değildir. Söz konusu senaryonun gerçekleşip  gerçekleşmeyeceği de ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin  önümüzdeki yıllardaki seyrine bağlı olacaktır. Bunun son  işaretini birkaç gün önce aldık: İtalya Başbakanı  Türkiye'nin süratle AB'ye katılımını desteklerken, AB  Komisyonu Başkanı Prodi, Fransız Hükümeti ile uyum içerisinde,  bu konudaki derin endişelerini sıralıyordu (hem de  'Anneciğim, Türkler geliyor' gafı eşliğinde!) Türkiye'nin  AB'ye katılımı konusunda da Irak savaşı dolayısıyla ortaya  çıkan bölünmelere şahit oluyoruz. İngiltere ve İtalya lehte  Fransa ve Almanya aleyhte (bu  sonuncusu Türk toplumunun  ağırlığı nedeniyle daha ihtiyatlı.) Türkiye meselesi,  İtalya'da kısa sürede Amerikan 'yanlıları' ile 'karşıtları'  arasında önemli bölünmelerin kaynağı olmaya adaydır. Bugün,  Türkiye'yle, Irak savaşı nedeniyle zedelenen ilişkileri  onarmaya çalışan ABD, her zaman Türkiye'nin AB'ye   girmesinden yana olmuştur. Dahası da var. Türkiye İsrail'in   Orta Doğu'daki en iyi müttefikidir. Onun AB üyeliği ise,  geleneksel olarak İsrail'inkinden ziyade Filistinlilerin   görüşlerini destekleyen Avrupa kesiminin hoşuna gitmeyecektir.   2004 yılında, Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılıp   başlatılmayacağına dair kararın alınması aşamasına varıldığında   da belli başlı Avrupa ülkeleri arasında ciddi bir bölünme   yaşanması muhtemeldir. Bu durumda Avrupa'da ortaya çıkacak   farklı tutumlar İtalya'yı da etkileyecek ve 'Fransızlar' ile  'Amerikalılar' arasındaki çatışmayı körükleyecektir. Bunların  gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, yani İtalya'nın soğuk savaş  döneminde olduğu gibi (ancak değişik koşullarda) dış politika  alanında bölünmesi, ABD ile AB arasındaki  ilişkilerin ne  yönde gelişeceğine bağlı olacaktır."

             YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (20/08) "AB ile İlişkiler  Gergin" başlığı altında yayımlanan başmakalede, Avrupa-Türkiye  ilişkilerinin gergin bir ip üzerinde yürüdüğü belirtilmektedir.  Ankara'nın, İtalya'nın AB başkanlığına çok yatırım yaptığı ve  İtalya'nın başkentinde eylül ayında yapılacak zirve  toplantısında, Roma'dan bir "hediye" beklediği ifade edilen  başmakalede,  İtalya Başbakanı Berlusconi'nin, Erdoğan'ın   oğlunun nikah şahitliğini yapmasının, Türkiye'nin Avrupa   ümitlerinin güçlendirilmesine yönelik İtalyan ilgisinin en  ideal sembolü olduğu kaydedilmekte ve AB İtalyan başkanlığının   iyi niyet gösterilerine rağmen, özel önem taşıyan konuların,   Komisyon'un (muhtemelen kasım ayında) Türkiye'deki reformların  gelişimini değerlendirmesi ve Türkiye'nin genel tavrının  Onbeşler tarafından ele alınması olduğuna işaret edilmektedir.  AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in,  Türk Hükümeti'nden, Türkiye ve KKTC arasındaki "Gümrük  Birliği" çerçeve  anlaşmasının içeriği hakkında bilgi  verilmesini istediği belirtilen başmakalede, bütün bilgilerin,  AB'nin Ankara'ya, öncelikli olarak, bu konuyu AB-Türkiye  Ortaklık Konseyi'ne sunması gerektiğini önermiş olduğu  yönünde birleştiği; bilindiği gibi bu hareketin, Türkiye'nin  Brüksel ile yaptığı anlaşmaya özde ve prosedürde aykırı  düştüğüne dikkat çekilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (20/08) "Kıbrıs Meselesine  İlişkin Gelişmeler Kaçınılmaz ve Kritik" başlığı altında ve   Kıbrıs'ın Yunanistan'daki iletişim Danışmanı A. Likavgis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs konusu ve AB üyeliği  ele alınmaktadır. Kıbrıs'ın AB kurumlarına ve AB  mekanizmalarına  katılmasından sonra, Kıbrıs meselesinin  hala mevcut olmasının  mümkün olamayacağı belirtilen yorumda,  AB'nin, kurumlarındaki işlemlerin tam olarak uygulanmamasına   göz yumamayacağı, Türkiye'nin de, AB'nin işlevsel üyesi  olmak için  gerekli önşartların en önemlilerini ihlal ederek,  Avrupa  yönelimini ve bu doğrultudaki stratejilerini  ilerletemeyeceği ifade edilmektedir. Kıbrıs meselesinin  çözümsüz kalmasının,  AB koşullarına uygun bir durum  oluşturmadığı ve bu durumun  devam etmesinin, sürekli olarak  karmaşık olayların üretilmesine  neden olacağı, bunların  etkisinin bütün faktörleri ve Avrupa'nın  tüm bölgelerini  etkileyeceğine işaret edilen yorumda, "Avrupa'nın basit  işlemler ve tek yönlü politikalarla  Türkiye'yi kovması  mümkün değil. Diğer taraftan Türkiye'nin  de, Kemalizmin  temelini oluşturan 'Batılılaşarak çağdaşlaşma' yönelimini,  -idari sisteminin laik karakterini güvence altına  almayı ve  İslamlaşma tehlikesini aşmayı istiyorsa- Avrupa  dışında  ilerletmesi olasılığı da yok. Ülke içindeki değişimler,   liderliğin zorunlu olarak karşılaşacağı alternatifi  oluşturacak. Avrupa için bu karmaşık durumlar, özellikle  savunma stratejileri ve güvenlik mekanizmaları açısından  ayrı bir önem taşıyor çünkü Türkiye, NATO'nun bir numaralı  üyesi olarak bu alanlarda önemli rol oynuyor. Bu nedenle,  konu basit değil. En azından bazılarının, Avrupalıların Türk  hacminden kurtulma fırsatından yararlanacağını sandığı kadar  basit değil. Bazılarının Türkiye'yi yalnız silahlarda stratejik   müttefik olarak istedikleri, siyasi müttefik olarak   istemedikleri elbette bir gerçek oluşturuyor" denilmektedir. 

            İRAN BASINI: 

            İran gazetesinde (20/08) "Türkiye... Yapılan Reformlar;  Nedenler ve Sonuçlar" başlığı altında yer verilen Yusuf   Naseri imzasıyla öğretim görevlisi Dr. Esedullah Etheri ile  yapılan  söyleşinin birinci bölümünde AKP'nin lideri Recep  Tayyip Erdoğan  hükümetinin, iktidarı ele aldığı aylar  içerisinde, Türkiye'de çok boyutlu reformları gerçekleştirmek  için birçok girişimde bulunduğu belirtilmekte, söz konusu  reformların ilerleme sürecinin, askerlerin tek başlarına  hareket etmelerini ve yönetime karışmalarını önlemenin yanı  sıra, Türkiye'nin AB üyeliğini de kolaylaştırdığı ifade  edilmektedir. Türk askerleri ve yeni hükümetin, Türkiye'nin  makro politikasının belirlenmesindeki rolü, Irak savaşında,  Türkiye'nin durumunun ele alındığı söyleşide, "AB'nin iki  büyük ülkesi olan Almanya ve Fransa, Irak'a yönelik saldırı  düzenlenmesine karşıydılar. Acaba Türkiye'nin de söz konusu  saldırıya karşı çıkışının, Türkiye'nin üyeliği konusunda  AB'nin olumlu görüşünü kazanmak için yapıldığını söyleyebilir  miyiz?" şeklindeki bir soruya, Dr. Esedullah Etheri'nin,  "Evet. Bazı kişiler Türkiye'nin, TBMM'nin bu kararıyla, AB  ve özellikle de Fransa ve Almanya'da bir umut ışığı  yakabileceğine inanmaktadırlar. ABD'nin, sadece hegemonya  alanındaki psikolojik propaganda açısında, Türkiye'nin  yardımına iki nedenden dolayı ihtiyacı vardır. Birincisi,  bir İslam ülkesinin işbirliğiyle Irak'a saldırı  düzenlediklerini açıklayabilmek, ikincisi, ABD'nin Irak'a   yönelik savaşının, İslam'a karşı savaş değil diktatöre karşı  bir savaş olduğunu söyleyebilmek için." şeklinde cevap  verdiği, "Türkiye'nin Batı'ya ve özellikle de AB'ye   bağlanması konusu, Türklerin unutulmaz bir arzusuna   dönüşmüştür. Avrupa'nın, Türkiye'nin AB üyeliği için öne   sürdüğü kriterler açıkça nelerdir?" şeklindeki bir diğer  soruyu ise, "Bu kriterler, 1999 yılının Aralık ayında   yapılan Helsinki zirvesinde belirlenmiştir. Bu kriterler,   insan haklarının ihlali, ekonomi ve politika alanlarındaki   reformlar, Kürt meselesi ve Kürtçe'nin kullanılması,   kültürel eğitim ve azınlık hakları, demokrasi ve Türkiye'de   gerçekleşen cinayetlerle ilgilidir." ifadeleriyle cevapladığı  belirtilmektedir. Söyleşide, "AKP'nin iktidara geçmesinden  önce, Türkiye'deki laik partiler Türkiye'nin AB üyeliğine  zemin oluşturmak için ne gibi reformlar gerçekleştirmişlerdir?"  şeklindeki bir soruya karşılık olarak, Dr. Etheri'nin,  "Türkiye'nin şimdiki hükümetinden önce, DSP lideri Bülent  Ecevit bazı reformlar gerçekleştirmişti. Söz konusu reformlar,  Kürt meselesi, Kürtçe eğitim, azınlıklara ait haklar ve  demokratikleşme ile ilgilidir. Bu reformlar, AKP'nin başarısı  için olumlu ortam oluşturdu." dediği, "Neden Türk askerleri  bugüne kadar, örneğin Güney Kore askerleri gibi Türkiye'yi  demokrasi ve gelişmeye doğru götürememişlerdir?" yönündeki  bir başka soruya ise, "AB Komisyonu'nun yayınladığı son  rapora göre; Kemalizm, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını  engellemiştir. Kemalizm, askerleri politikacılara tercih  etmiştir. Böyle bir politika, demokrasi sistemini kuramaz.  Ancak Güney Kore'de, yapılan reformlar yapısal reformlardır.  Güney Kore'de, birkaç mezhep ve etnik grubun bulunduğu,  Türkiye'ye nazaran ilginç bir milli birliktelik bulunmaktadır  ve  iktidarın, askerlerden politikacılara geçişi Türkiye'ye   nazaran daha kolay gerçekleşmiştir" cevabını verdiği  aktarılmaktadır.

                                                                

    

ESKI SAYILAR