ANKARA, 31/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30
Ekim 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Der Spiegel
gazetesinin internet sayfası Spiegel Online'da (28/10) "İşkence
Tümörüne Karşı Verilen Zorlu Mücadele" başlığı altında ve Lars
Langenau imzasıyla yayımlanan bir yazıda, muhafazakar AK Parti
Kasım 2002'de Türkiye'de seçimleri kazandığında, birçoklarının
laik devletin İslamlaşabileceği endişesine kapıldığı, ancak
bunun tersinin gerçekleştiği belirtilmekte ve Başbakan Erdoğan
yönetimindeki ülkenin "inanılmaz bir hızla Avrupa Birliği'nin
değerlerine doğru ilerlediğine" dikkat çekilmektedir. Yazıda,
"kötü muameleye ilişkin raporların, Türk hapishanelerindeki
insanlık dışı koşulların, Avrupa'nın kenarında yer alan işkence
cumhuriyetinin veya haksızlık ülkesinin imajını belirlediği ve
bu ülkenin şimdi AB'nin tam üyesi olmak istediği" ifade
edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Ankara bir yıl sonra tam
üyelik müzakerelerinin en nihayet başlamasını hedefliyor. AB
üyesi ülkeler demokrasiyle hukuk devletine dair kriterleri
belirlemişlerdir. Bu kriterlerin de şimdiye kadar Türk siyasi
sınıfının aşamayacağı kadar yüksek olduğu düşünülüyordu. Bu
bağlamda, Türkiye'den kötü muamele ve işkencenin sona ermesi,
ayrıca azınlık hakları ve din özgürlüğü talep edildi. Ayrıca,
generallerin etkisinin ortadan kaldırılması istendi. Bu
talepler ile isteklerin Türkiye'ye iletilmesinden sonra,
Türkiye'de bir hareketlilik başladı. Türkiye'de bu çerçevede
meydana gelen gelişmelerin hızı, Türklerin kendilerini dahi
şaşırtıyor... Erdoğan'ın AK Partisi inanılmaz bir hızla
Türkiye'deki standartları AB'nin standartlarına yaklaştırıyor.
Özellikle 6'ıncı Reform Paketi'nin kabul edilmesi, insan
hakları alanında bir dönüm noktasını teşkil ediyor..."
Hamburger Abendblatt gazetesinde (29/10) "Türkiye
Kutluyor... Başörtü Yasaktır" başlığı altında ve Marlies Fischer
imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80.
kuruluş yıldönümü kutlamaları ele alınmakta ve 80 yıl önce
Padişah ve Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği, devletin
modernleştirildiği ve Batı'ya doğru yönlendirildiği
kaydedilmektedir. Bugün Türkiye'nin yine bir değişim yolunda
olduğu vurgulanan haberde, ülkenin AB'ye üye olmak istediği ve
şimdi reformların gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.
Türkiye'nin en büyük iç politika sorununun ise Kürt meselesi
olduğu belirtilen haberde, yeni reformlar gereği Kürtlere
lisanlarını öğrenme, TV ve radyoda yayın yapma izni verildiği,
ama Atatürk'ün dediği gibi devletin sadece Türk halkını tanıdığı
ve devletin bölünmesinden korktuğu ifade edilmekte ve
azınlıklara saygı göstermenin AB'ye üye olma şartlarından biri
olduğuna işaret edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da
(29/10) "Batı'ya Giden Zorlu Yol" başlığı altında ve Thomas
Seibert imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle denilmektedir:
"'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.' Mustafa Kemal
Atatürk'ün bu sözleri, Ankara'daki Parlamento'nun girişinde
asılı. Bu sözler, Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Sultanın yerini
alan bir Cumhuriyet'in kendine güveninin gururlu bir ifadesi.
Ama bu vecize aynı zamanda, modern Türkiye'nin 29 ekim 1923'te
kuruluşundan 80 yıl sonra, eğer Avrupa'ya dahil olma hedefine
ulaşmak istiyorsa, değişmeye devam etmesi gerektiğini de
gösteriyor: AB ulusları için 'kayıtsız şartsız' egemenlik zamanı
artık geçti. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 80 yıl sonra, son
derece büyük sınavlar ile karşı karşıya bulunuyor. Türkiye
birçok alanda reform kabiliyetine ilişkin soruları çoktan
cevapladı. Atatürk yeni kurulan devlete Batı'nın yolunu
gösterdi. Fesi yasakladı, şapka giyilmesini salık verdi; Latin
alfabesini ve batılı hukuk sistemlerini ülkeye getirdi...
Türkiye, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde iç politikadaki
ihtilaflarını da tam olarak çözemedi. Birçok Kürt hala Türk
devleti sınırları içinde daha fazla kültürel hakka sahip olmak
istiyor. Örneğin son reformlar çerçevesinde Kürtlerin kendi
dillerini öğrenmelerine izin verildi, ama Türk devleti Avrupa
görüşüne göre zararsız olan buna benzer taleplerin ardında, hala
bölücülük hayaletini görüyor..."
İNGİLTERE BASINI:
International Herald
Tribune'ün internet
sayfasında (29/10) "Zamana Karşı Bir Yarış; Türkiye'nin AB'ye
Girişi" başlığı altında ve Nicole Pope imzasıyla yer alan bir
yorumda, yıllar boyunca Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma
hedefinin birçok Türk için ulaşılamaz bir hayal gibi göründüğü,
ancak artık böyle olmadığı belirtilmekte ve kamuoyu
yoklamalarının Türklerin yüzde 75'inin projeyi desteklediğini
gösterdiği ve Türkiye'de birçok kişinin artık standartlarını
AB'ninkilere göre ölçtüğü kaydedilmektedir. Bu yeni güven
duygusunu destekleyenin ise Türkiye'nin son iki yıl içerisinde
üyelik için gerekli Kopenhag kriterlerini karşılama yönünde
kaydettiği muhteşem ilerleme olduğu ve bu sürecin, AB'ye katılma
yönünde güçlü bir kararlılık gösteren Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin (AKP) iktidara gelmesinden bu yana yeni bir hız
kazandığı vurgulanan yorumda, AB'ye uyum çerçevesinde
gerçekleştirilen yeni reformlardan bahsedilmekte ve Türkiye'nin
AB üyeliği yolu üzerinde tek bir büyük engelin kaldığı, bunun da
bölünmüş Kıbrıs adası olduğu ifade edilmektedir. AB'nin
Türkiye'nin son aylarda attığı büyük yasal adımları memnuniyetle
karşıladığı ve Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine
getirmesi durumunda üyelik için giriş müzakerelerinin gelecek
yılın başı kadar kısa bir sürede başlayabileceği kaydedilen
yorumda, hükümetin zamana karşı yarıştığı, ancak AB üyeliği
hedefinin erişilebilir bir uzaklıkta olduğuna da kesinlikle
inanıldığı belirtilmektedir.
Reuter'in (30/10) "AB'nin Türkiye ile İlgili İlerleme
Raporu, Türkiye'nin Daha Çok Çalışması Gerektiğini
Vurgulayacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türk
basınındaki haberlere göre, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin merakla beklenen ilerleme
raporunda, Ankara'nın, son politik reformların uygulanması
konusunda daha çok çalışması gerektiğinin vurgulanacağı
belirtilmektedir. Avrupa Birliği'nin 2004 yılının Aralık ayına
kadar, Türkiye'nin üyelik görüşmelerini başlatıp başlatmama
konusunda karar vermeyeceği, fakat önümüzdeki çarşamba günü
yayımlanması beklenen ilerleme raporunun, Türkiye'nin
reformlarının, Brüksel'de nasıl görüldüğüne dair önemli
işaretler vereceği ifade edilen haberde, Türk gazetelerinin,
Komisyon'un Ankara'nın insan hakları konusunda gösterdiği
ilerlemeleri ve güçlü ordusunun rolünü azaltma girişimlerini
öveceğini, fakat daha yapılacak çok şey bulunduğunu
vurgulayacağını yazdığı kaydedilmektedir. Brüksel'deki Avrupa
Birliği yetkililerinin rapor hakkında henüz yorum yapmadıkları
belirtilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın, NTV'nin söz konusu
haberlere dair sorduğu bir soruya verdiği cevapta, "Bizim,
reformları uygulamada yavaş davrandığımıza dair iddialar, üyelik
görüşmelerini ertelemek için uydurulan sudan bahanelerdir"
dediği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ise daha ılımlı bir
tavır sergileyerek, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ni görüşmelere
başlamaya ikna edebilmek için daha fazla ilerleme kaydetmesi
gerektiğinin farkında olduğunu söylediğine işaret edilmektedir.
Haberde, Avrupa Birliği yetkilileri ve kamuoyunun, 70 milyon
nüfusa sahip olan, sınırları Irak ve İran'a kadar uzanan bu
Müslüman ülkeyi, zengin bloklarına kabul etmek konusunda
tedirgin olduğu ve eğer Avrupa Birliği liderlerinin, üyelik
görüşmelerinin gelecek sene başlamasına karar verirlerse, bu
görüşmelerin yıllarca sürmesinin beklendiğine dikkat
çekilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (30/10) "Ankara'nın Üyeliği İçin İtalya Truva Atı
Oluyor" başlığı altında ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan
bir yorumda, AB-Türkiye ilişkilerinde gelişmeler kaydedilmesi
için AB Dönem Başkanı İtalya'nın çabalarına ivme kazandırdığı
belirtilmektedir. Titina Loizidou konusunda Türkiye'ye yeni
mühlet tanınmasının, gelecek hafta AB tarafından açıklanması
beklenen Türkiye raporu konusunda iyimser olan Ankara'ya
Roma'nın bir hediyesi olduğu ifade edilen yorumda, Titina
Loizidou konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin aldığı
karara uyması için Türkiye'ye iki haftalık mühlet tanınmasının,
AB Dönem Başkanı İtalya'nın, Hollanda ile işbirliği içinde
bulunarak Türkiye'ye AB'nin arka kapısını açmaya çalıştığını
ortaya koyduğuna işaret edilmektedir.
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (29/10)
"Avrupa Parlamentosu'nda 'Türkiye'de İnsan Hakları' Konulu
Toplantı" başlığı altında yer alan bir yazıda, Yunanistan
Komünist Partisi'nin (KKE) girişimi ve Avrupa Birleşik Sol Grubu
işbirliği ile, 21 Ekim 2003'te Avrupa Parlamentosu'nda,
Türkiye'de insan hakları ve siyasi özgürlükler konulu kamuoyuna
açık bir toplantı düzenlendiği ve Strasbourg'taki Avrupa
Parlamentosu salonunda yapılan toplantıya, tüm siyasi gruplardan
birçok yabancı ve Yunanlı Avrupa parlamenterlerinin yanı sıra
(yaklaşık 40 kişi) basın temsilcilerinin de katıldığı
belirtilmektedir. Yorumda, konuşmacı olarak, Sosyalist Demokrat
Partisi (SDP) Başkanı Akın Birdal, Demokratik Halk Partisi'nin (DEHAP)
Uluslararası İlişkiler Bölümü temsilcisi Nazmi Gür, Emek Partisi
(EMEP) Uluslararası İlişkiler Bölümü sorumlusu Kamil Tekin Surek,
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan ve
Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nden (ÖDP) Saruhan Oluç'un davet
edildikleri kaydedilmektedir. Toplantının, Yunanistan Komünist
Partisi'nin (KKE) Temmuz 2003'te Atina'da düzenlediği
uluslararası toplantının bir devamı niteliğini taşıdığı ve ilk
defa bu partilerin, GUE/NG grubundaki parti mensubu Avrupalı
parlamenterlere tezlerini aktarma fırsatını buldukları
kaydedilen yorumda, tüm bunların, Türkiye'nin Irak işgaline
katılmaması yönünde Türk halkının tepkisinin giderek arttığı,
Kıbrıs sorununa çözüm ve Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin ivme
kazandığı bir anda gerçekleştiğine işaret edilmektedir.
Ta Nea gazetesinde (30/10) "Komisyon'un Türkiye Raporu
Ilımlı" başlığı altında ve İrini D. Karanasopoulou imzasıyla
yayımlanan bir haberde, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmamasından
Ankara'yı sorumlu tutmayan, 5 Kasım'da kamuoyuna sunulacak olan
yıllık Komisyon raporunun, Türk-Yunan ilişkilerinde kaydedilen
gelişmeleri doğrulayacağı kaydedilmektedir. Raporun "Siyasi
diyalog ve siyasi kriterler" başlıklı bölümünde AB'nin,
Konsey'in birçok kararında Annan Planı'nı müzakere temeli olarak
desteklemesine rağmen, Komisyon'un "Türkiye, BM Genel
Sekreterinin çabalarını ve önerilerini temel alan bir çözüme
gidilmesini desteklediğini tekrar tekrar ifade etmiştir" derken,
Annan Planı ismini zikretmekten kaçındığı, bununla birlikte "AB,
Türkiye'yi ve Kıbrıslı Türk toplumu müzakere masasına oturtmaya
tekrar tekrar çağırmıştır" dediği belirtilen haberde, yıllık
raporun düzenlenmesinden Sorumlu Komiser Günther Verheugen'in,
Kıbrıs sorunu çözülmediği takdirde, Türkiye'nin üyelik
müzakerelerine başlama tarihi almak için ortaklarını ikna
etmede çok zorlanacağını kamuoyuna çoğu kez ifade ettiği,
böylelikle, raporun ılımlı ifade biçimi kafalarda soru
işaretleri oluşturduğu kaydedilmekte ve üyelik müzakerelerinin
başlangıç tarihi konusu 2004 yılının Aralık ayında ele alınacağı
ifade edilerek, bunun da konunun, bu sene değil, gelecek sene
duyurulacak olan raporda ele alınacağı anlamına geldiği
kaydedilmektedir.
RUSYA BASINI:
Nezavisimaya Gazeta'da
(29/10) "İslamdan Modernizme... Türkiye, 80. Yıldönümünü
'Müslüman Demokrasi' Şeklinde Kutluyor" başlığı altında ve Rusya
Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Türk Tarih Topluluğu üyesi
Boris Potshveria imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Adalet ve
Kalkınma Partisi'nin (AKP) Türkiye'de iktidara gelmesinin
ardından gözlemcilerin, Türk siyasi hayatında yeni bir olgudan
söz etmeye başladıkları belirtilmekte ve AKP'nin hedefinin,
"Müslüman demokrasi" ve "İslamiyetle modernizm arasında
karşılıklı anlayış ve liberalizmi kurmak" olduğu, hükümet
programında, Türkiye politikasının yeni aşamasından, yani
şimdiki zamana uymayan eski siyasi kültür anlayışından
uzaklaşıldığından bahsedildiği kaydedilmektedir. Yazıda şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin şu anda asıl hedefi AB'ye üye
olmaktır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de özellikle aydınlar
arasında bir Avrupalılaşma taraftarlığı gözleniyordu. Avrupa
Topluluğu'na katılma anlaşması 1963 yılında imzalandı (o zaman
'Ortak Pazar' idi). Türkiye, şimdi topluluğun da yardımıyla
Birliğe tam üye olmaya çalışıyor. Ancak, ekonomisi ve iç
politikası çok yavaş değişiyor. AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin
demokratikleşme ve ekonomik gelişme açısından Kopenhag
Kriterleri'ne uyup uymadığını 2004 yılında tespit edeceği
konusunda, AB tarafından karar verilmiş durumda. Türk mevzuatını
AB'ye uyumlu hale getirme çalışmaları çerçevesinde Türkiye'de,
-savaş veya savaş tehdidi dışında- idam cezası kaldırıldı,
Kürtçe televizyon programlarına ve özel okullarda Kürtçe ders
verilmesine olanak sağlandı. Ayrıca, toplumsal örgütler,
gösteriler vb. konularda da bazı değişiklikler kabul edildi.
Aynı zamanda basın ve fikir özgürlüğünü kısıtlayan, terörle
ilgili ve benzeri kanunlar iptal edildi. Türk makamlarının
yaptığı bu değişiklikler, AB tarafından çok olumlu
karşılanmıştır."