03. 12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

       

            ANKARA, 03/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  2 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Westfaelische Rundschau gazetesinde (02/12) "Demokrasi  Artık Olgunluk Evresinde" başlığı altında ve Petra Kappe  imzasıyla yayımlanan, Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik   ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, "Türkiye  uluslararası terörizmin hedefine girdi. Terör neden Türkiye'yi  vurdu?" şeklindeki bir soruya, İrtemçelik'in, "Amaç, Türkiye'yi, Atatürk'ten aldığı yön duygusuyla sürdürdüğü modernleşme  çabalarından vazgeçirmek; Türkiye'nin Batı kurumlarıyla  tamamlanmak üzere olan entegrasyonunu engellemektir" şeklinde  cevap verdiği, "Yani sebep, Batı'ya yönelim mi?" şeklindeki bir  başka soruya ise, "Evet, laik ve demokratik Türkiye, büyük   çoğunluğuyla Müslüman olan bir toplumun genellikle 'Batı'ya   ait' diye algılanan çağdaş değerleri ve kurumları benimseyip   kendi hayatına başarıyla uygulayabileceğinin, diğer bir  ifadeyle İslam ile modernitenin pekala bağdaşır olduğunun tek  kanıtıdır" şeklinde cevapladığı kaydedilmektedir. Mülakatta,  "Bu saldırıları bu yolda bir darbe olarak mı görüyorsunuz?"  şeklindeki bir soruya karşılık olarak, İrtemçelik'in, "Üyelik  süreci ileri bir aşamaya ulaştı. Saldırıların, Türkiye'nin Batı  dünyası ile entegrasyonunun en önemli ve nihai halkasının  tamamlanmasını engelleme amacını da güttüğü hiç kuşkusuzdur"  dediği, "Halkının çoğunluğu Müslüman bir ülke olarak Türkiye  demokratik bir perspektife sahip midir?" şeklindeki bir soruya  ise, "Elli yılı aşan çok partili demokrasi tecrübemiz sırasında  birçok hata yapıp bunlardan pekçok şey öğrendik. Türk demokrasisi  artık olgunluk evresine girdi. Amaç her alanda daha iyi bir  Türkiye'yi yaratmak ve AB ile tam olarak entegre etmektir"  şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (02/12) "Avrupalı Bir Türkiye  İstiyoruz" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla  yayımlanan ve Yunanistan'daki Yeni Demokrasi Partisi Genel  Başkanı Kostas Karamanlis ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: AB Anayasasına ilişkin tartışmada siz Hristiyanlığa   atıfta bulunulmasından yanaydınız. Türkiye'nin sonradan AB'ye   katılımı bakımından bu ne anlama geliyor? 

            KARAMANLİS: Bu konuların birbirine bağlanması zorunlu değil. Yunanistan ve başka yerlerdeki Müslümanlara karşı çok olumlu  duygular taşıyorum. Fakat Avrupa'da bizim de tarihimiz ve  kimliğimiz var ve bunlar da Hristiyanlığa sıkı bir şekilde  bağlıdır. Kimliğimizle gurur duymalıyız. 

            SORU: Kısa bir zaman önce Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan  ile biraraya geldiniz. Erdoğan Avrupa konusunda ciddi mi? 

            KARAMANLİS: Erdoğan AB rotasını destekliyor. Fakat Türkiye  karmaşık bir ülke. Kamu hayatında ordunun baskın rol oynadığı  ve insan haklarının ihlal edildiği bir AB devleti olamaz. 

            SORU: Yunanistan şimdiye dek Türkiye'nin AB katılımının   baş destekçilerinden biri. Bu durum, sizin hükümetinizin   yönetiminde de geçerli olacak mı? 

            KARAMANLİS: Türkiye'nin Avrupa yolunu destekliyoruz.  Avrupalılaşmış bir Türkiye, komşu olarak ve ortak gerginliklere  sahip bir geçmişten sonra Yunanistan'ın çıkarınadır. Fakat  Türkiye kendini Avrupalılaştırmak isteyip istemediğine karar  vermelidir. Ankara'yla ilişkilerimizde havanın düzeldiğini  görüyoruz, fakat eylemleri görmüyoruz. 

            SORU: Bugün Türkiye ile AB'nin görüşmelere başlaması   konusunda karar vermek zorunda olsaydınız ne yapardınız? 

            KARAMANLİS: Henüz açık olan çok önemli bir konu var, yani  Kıbrıs. Kıbrıs konusunun çözümü AB'nin kesin bir kriteri değil,  fakat kuşkusuz ki önemli bir konu. Bu konuda hepimiz sınavdan  geçeceğiz. Ve bu öncelikle de Türkiye için geçerli. 

            SORU: Kıbrıs sorunu 2004'te çözülmezse veto koyar mıydınız? 

            KARAMANLİS: Bunu söylemek için henüz çok erken. Fakat   Türkiye uluslararası hukuka riayet etmelidir, aksi takdirde bu  ülkenin Avrupa'nın bir parçası olmayı isteyip istemediği   konusunda büyük bir soru işareti ortaya çıkar. Güç kullanma   tehdidinden vazgeçmek de buna dahildir."  

            AVUSTURYA BASINI:  

            Kurier gazetesinde (02/12) "Şark'ın Üstüne Düşen Gölge"  başlığı altında ve Simon Krawagna imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Avusturya partilerinde "Türkiye ile AB arasında tam  üyelik mi, özel ortaklık mı ya da hiçbiri mi?" konusundaki ayrı  ayrı görüşlere yer verilmektedir. Avusturya'daki 50 bin Türk  kökenli Müslümanın liderliğini yapan Diyanet görevlisi Harun Özdemirci'nin, "İstanbul'daki terör olaylarının Türkiye'nin  AB'ye katılmasını olumsuz etkileyip etkilemediği" sorusuna  "hayır" cevabını vererek, terörün her yerde olabileceğini  belirttiği ve "Böyle düşünenler teröristleri desteklemiş  olurlar" şeklinde konuştuğu aktarılan yazıda, AB Parlamenteri  Hubert Pirker'in (ÖVP) aynı görüşü paylaşmadığı, Türkiye'nin  tamamen AB'ye entegre olması halinde, "riskin iki katına  çıkacağını" düşündüğü, her İslam ülkesinde İslamcı aşırılık   yanlılarının bulunacağı tezinden yola çıkarak "böylece terörün  AB'ye ithal edilmesi riski doğuyor" görüşünde olduğu  kaydedilmektedir. Ayrıca Avrupa'daki Yahudi düşmanlığına dayalı saldırıların artmasının, Müslüman göçmenlerden kaynaklandığını  gösterir araştırmaların da bulunduğuna değinen Pirker'in "Ben  Türkiye'ye değer veriyorum" diyerek, bu yüzden ülkenin Birliğe  katılımına kesinlikle karşı olduğunu, ancak "özel bir ortaklıktan"  yana çıktığını belirttiği ifade edilen yazıda, FP'nin Güvenlik  Sözcüsü Helene Partik-Pable'nin de, terörist saldırıları,  "AB'nin bir 'Hristiyan ülkeler kulübü' olduğu ve bunun  değişmemesi gerektiği düşüncesiyle artık Türklere 'katılımın gerçekleşmeyeceğini' söylemek için bir vesile olarak gördüğü" belirtilmektedir. Yeşiller içinde de Türkiye konusunda görüşlerin ayrıldığı bildirilen yazıda, AB Parlamenteri Johannes Voggenhuber  katılıma şüpheli gözle bakarken, Yeşillerin Dış Politika Sözcüsü  Ulrike Lunacek'in özellikle de terörden dolayı katılımdan yana  çıkarak "Ülkenin gözle görülür ilerleme kaydetmesi halinde, giriş  müzakerelerine başlanması gerekir" dediği, SP'nin Avrupa Sözcüsü  Caspar Einem'in ise, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı ne terör argümanına ne de dini nedenlere sıcak bakdığı ve "O halde,  peşinen Müslümanlardan korkuyoruz diyelim gitsin" şeklinde  tepkisini dile getirdiği aktarılmaktadır. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Times gazetesinde (02/12) "Terör ve Sempati AB'nin  Kararına Etki Edebilir" başlığı altında ve Justin Keay imzasıyla yayımlanan bir makalede, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün bu yıl başlarında, Avrupa Konseyi'nin Ankara ile katılım görüşmelerine  başlanıp başlanmaması konusunda karar vereceği 2004 yılının Aralık  ayının, ülkesi için önemli bir tarih olacağını belirttiği kaydedilmektedir. Gül'ün, "Türkiye'nin attığı adımlar yeterli  kabul edilmelidir" dediği ve böyle olmasının AB'nin ortak bir  dinden ziyade ortak değerler üstünde durduğunu kanıtlayacağını da sözlerine eklediği belirtilen makalede, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın  AKP hükümetinin, AB'ye üyeliği gerçeğe dönüştürmek için kesinlikle  elinden geleni yaptığına işaret edilmektedir. AB yanlısı bir gündem  takip eden AKP hükümetinin, parlamentodan önemli reform paketleri çıkardığı ve pek çok alanda açık bir biçimde görevini yerine  getirdiği vurgulanan makalede, Londra'da gelişmekte olan piyasalar analisti Alex Garrard'ın, "Erdoğan önemli reformları uygulamada  kimsenin beklemediği kadar çabuk davrandı. Dış politika gündeminin  en başına AB'ye katılım konusunu oturttu" dediği, "Bu Türkiye'nin üyeliğini sağlamak için yeterli mi?" soruya karşılık olarak,  Garrard'ın aynı fikirde olmadığı ve AB'nin 1999'da hayati bir hata yaptığına ve daha sonra Ankara'nın Kopenhag Kriterleri'ni   karşılamadaki hızı karşısında ne yapacağını şaşırdığına inandığı kaydedilmektedir. Bazılarının İstanbul'da son günlerde meydana  gelen bombalama olaylarının, Türkiye'ye karşı sempati duyulmasına   yol açacağına ve böylelikle Türkiye'nin AB'ye üyelik ihtimalini artırabileceğine inandığı, halihazırdaki AB üyelerinin, Irak,  İran ve Suriye sınırında bulunan bir ülke ile aralarında mesafe  olmasını isteyebilecekleri ifade edilen makalede, Fransa ve diğer ülkelerin Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıktıkları göz önüne alındığında, Aralık 2004'te Türkiye'ye özel bir statü verilmesi  ve katılım müzakerelerinin de yine belirsiz bir tarihe  ertelenmesinin olası göründüğü, Brüksel'in bu gecikmeyi haklı  göstermek için Türkiye'ye daha fazla reform gerçekleştirmesi  çağrısında bulunabileceği öne sürülmektedir. Makalede şöyle  denilmektedir: "Avrupa Komisyonu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi  konusunu üyelik için bir ön şart olarak göstererek, kısa süre  önce bu yönde bir adım attı. Türkiye'deki bazı çevreler, bunun  Kopenhag Kriterleri'nin bir parçası olmadığını savunmalarına ve  durumdan şikayet etmelerine rağmen, AB ayağını yere sağlam  basıyor: Üye ülkeler ile iyi ilişkiler kurulması, AB üyeliği  için bir ön koşuldur. Türk ordusu AB'ye üye bir ülkeyi -Kıbrıs,  mayıs ayından sonra AB üyesi olacak- işgal ediyorken, Türkiye  AB'ye üye olmayı bekleyemez." 

            İSRAİL BASINI:

            Jarusalem Post gazetesinin internet sayfasında (27/11)  "Modernliğe Bir Tehdit mi?" başlığı altında ve Efraim Inbar  imzasıyla yer alan bir makalede, İstanbul'daki terör eylemleri  konu edilmektedir. "Büyüleyici güzellikte kozmopolit İstanbul  şehrinin, Avrupa ve Asya arasında bir sınır olarak tasarlanmış  suyolu olan İstanbul Boğazı'nın iki yakasını kapsayarak, Batılı medeniyetlerin bir parçası olma yönündeki Türk görüşünü herşeyden  çok simgelediği, ancak bunun Kemalist rüyanın, El Kaide ve benzer  gruplar için bir kabus olduğu" belirtilen makalede, Türk  Hükümeti'nin, büyük olasılıkla, kendi topraklarındaki terör  olgusunu kararlı bir şekilde ele alacağı ve ülkenin, kararlı ve  uzlaşmaz bir kampanya ile, ülke içindeki terörü ortadan  kaldırdığına işaret edilmektedir. Ülke içindeki emniyetsiz  ortamın, Türklerin Avrupa Birliği'ne girme çabalarına zarar  vereceği, zira Avrupa Birliği'nin istikrarsız bir Orta Doğu'nun  merkezinde olan Müslüman bir ülkenin AB'ye katılmasına izin  vermekte zaten tereddüt ettiği öne sürülen makalede, Türkiye'nin  terörle mücadelede başarısız olması durumunda, Batı'nın bir  parçası olma konusundaki tarihi macerasının tersine dönmesinin  olası bir kötü sonuç olacağı vurgulanmaktadır. Türkiye'yi Batı'dan  ayrı tutmaya çalışmanın, radikal İslamcı unsurlar için büyük bir  başarı olacağı, zira Türkiye şimdiye kadar demokrasi ve serbest  pazarın Batılı değerlerini benimseyen tek başarılı Müslüman ülke  örneği olduğuna dikkat çekilen makalede, bu nedenle sadece Türk vatandaşlarının ülke içindeki güvenliğinin değil aynı zamanda  Türk devletinin ve toplumunun kimliği ve Batı'nın güvenliğinin  de tehlikede olduğu kaydedilmektedir. 

            LÜBNAN BASINI: 

            Al-Mustakbel gazetesinde (29/11) "AB ve Türk Paradoksu"  başlığı altında ve Michel Naoufal imzasıyla yayımlanan bir  makalede, AB bünyesindeki dış ilişkiler sorumlularının,  İstanbul'da meydana gelen terörist saldırılardan sonra  Türkiye'deki ekonomik ve siyasi gelişmelerden endişe duyduğu  ve kritik bir döneme girildiğini düşündükleri belirtilmektedir.   Anılan yetkililerin kaygılanmasına sebep olan hususun, ordunun  siyaset hayatına müdahale etme ihtimali olduğu kaydedilen  makalede, laik ve demokratik çevrelerin de TSK'nın sadece  askeri konularla meşgul olmasını ve ordunun Avrupa ülkelerindeki  gibi bir rol üstlenmesini istedikleri, ancak bu çevrelerin dahi,  terörist eylemlerden sonra, ordunun siyasete müdahalesini kabul edebilecekleri öne sürülmektedir. Türkiye'deki güvensizlik ortamı nedeniyle Avrupalıların kritik bir durumla karşı karşıya  kaldıkları ve bu güvensizliğin nedeninin, İslamcı hükümetin  politikaları olduğu ifade edilen makalede, İstanbul'daki  saldırıların ordu ile AB ölçütleri arasındaki dengeleri  değiştireceği ileri sürülmekte ve AB bünyesinde Türkiye'nin  üyeliği ve bunun koşullarının artık tartışılmadığı, çünkü bu  sürecin ilerlemesinin otomatik hale geldiği kaydedilmektedir.  Makalede, Avrupa'daki bazı çevrelerin, hükümetteki İslamcılarla, terörü gerçekleştiren İslamcılar arasında fark olduğunu gördükleri  ve Avrupa'nın resmi olmayan görüşünün, Almanya ve İngiltere'nin  dile getirdikleri, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin hızlandırılması  yönünde olduğu vurgulanmaktadır.        

 

ESKI SAYILAR