ANKARA, 27/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 26 Ocak 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt
gazetesinin internet sayfasında (26/01) "Türkiye, AB'de Özel Bir
Statü İstemiyor" başlığı altında ve Christoph Rabe imzasıyla yer
alan bir yazıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Davos'ta, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Kıbrıs sorununa bir arabulucu
atanmasını önerdiği belirtilerek, "Annan tarafından başlatılan
misyon yine onun tarafından noktalanmalıdır, ancak Annan'ın
görüşmeleri sürekli tek başına yürütmesi mümkün değil. Bu
nedenle bir çözüm bulmalıyız" açıklamasında bulunduğu
kaydedilmektedir.
Erdoğan'ın Davos Zirvesi'nde, üyelik müzakerelerine
başlanabilmesi için geri kalan 11 ay içerisinde tüm reform
paketlerini hayata geçirme yönündeki Ankara'nın siyasi
isteğinin altını çizdiği, ancak üçüncü bir seçeneği ya da AB
dışındaki özel bir statüyü reddettiği kaydedilen yazıda,
Ankara'nın söz konusu reformları, AB, ülkenin üyelik müzakere
isteğini onaylasa da onaylamasa da yerine getireceğine işaret
edilmekte ve Erdoğan'ın, "Biraz iyi niyetle AB'deki yerimizi
bulacağız" açıklamasında bulunduğu ifade edilmektedir.
Erdoğan'ın, AB'nin Türkiye gibi bir üyeden, özellikle de
Avrupa'nın Orta Doğu ve Orta Asya'da etkili olabilmesi açısından
faydalanabileceğini vurguladığı belirtilen yazıda, Türkiye'nin,
Brüksel'den, özellikle önyargıların yok edilmesi konusunda
destek beklediği ifade edilmekte ve Erdoğan'ın, AB'ye bir
göçmen akınının yaşanabileceği yönündeki endişeleri reddederek,
"Ben daha çok, ülkemiz AB'ye girer girmez birçok Türkün kendi
vatanına geri döneceğine inanıyorum" dediği aktarılmaktadır.
Berliner Zeitung'da (26/01) "Türkiye, İyi ve Eski Bir Dost"
başlığı altında ve Tom Levine imzasıyla CDU Avrupa Politikacısı
Matthias Wissmann ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Birlik Partisi neden Türkiye'nin AB'ye katılımına
kesinlikle karşı çıkıyor?
WISSMANN: Avrupa Birliği'nin aşırı genişlemesi halinde siyasi
bütünleşmesinin imkansız hale gelecek olması bizi
endişelendiriyor. Eğer AB fazla büyürse, sevk ve idaresi mümkün
olmaz. Bizim için söz konusu olan budur. Bazılarının söylediği
gibi, dini nedenlerle geri çevirme ya da ülke olarak Türkiye'nin
küçümsenmesi söz konusu değil. Türkiye, Almanya'nın eski ve iyi
bir dostudur.
SORU: İleri sürdüğünüz gerekçe, Bulgaristan, Romanya ve Balkan
devletleriyle genişlemeye karşı da rahatça kullanılabilir. Ama
bu konuya Birlik Partisi o kadar yüksek sesle karşı çıkmıyor.
WISSMANN: Şüphesiz ki daha şimdiden, AB'nin kaldırabileceğinden
daha kritik bir sınırda bulunuyoruz. Bu yüzden çok dikkatli
olunmalı, özellikle de Türkiye gibi büyük devletlerde. Fakat
ben, AB Anayasası'na ilişkin şimdiki tartışma açıklığa
kavuşturulmadan yeni üyelere hazırlık yapılamayacağı
görüşündeyim. AB'de derinleşme sağlanmadan genişlemenin devam
etmesi sorumsuzluktur.
SORU: Fakat şimdi bu tartışma sona erdirilmiş olsaydı: Aynı
örnekte kalırsak, o zaman neden Romanya da, Türkiye değil?
WISSMANN: Çok önemli iki neden var. Türkiye gerçi hukuk devleti
ve insan hakları konularında ilerlemeler kaydetti, fakat
Uluslararası Af Örgütü'ne göre sevindirici açıklamaların
uygulanması henüz mümkün olamadı. İkincisi; Kıbrıs sorununda
çözüm yok ve bu, şimdiye dek Türkiye tarafından
engellenmektedir. Ayrıca AB hükümet başkanları açıkladıkları
Kopenhag Kriterleri'nde, yeni ülkelerin alınması konusunu,
gelecekte AB'nin yeni üyelikleri kaldıracak güçte olması
gerektiği şeklinde formüle ettiler.
SORU: O zaman Romanya'yı taşıyabiliriz, fakat Türkiye'yi
kesinlikle değil?
WISSMANN: AB'nin, 70 milyon nüfuslu bir ülkenin üyeliğini
zorlanmadan kaldırıp kaldıramayacağı sorusunun haklı olduğuna
inanıyorum. Daha sonra dengelenmesi gereken sosyal ve ekonomik
farklılıklar gerçeğini de görmemiz gerekir.
SORU: O zaman alternatifin adı, Türkiye'yi küstürmek ve en kötü
ihtimalle istikrarsız hale getirmek.
WISSMANN: Hayır. Alternatif, tam üyelik ile şimdiki durum
arasında bir yerlerde bulunuyor. Türkiye, Avrupa'nın önemli bir
ortağı ve Almanya'daki Türk nüfusu da o kadar önemlidir ki,
Türkiye'yi öylesine geriye atamayız. Bu yüzden, bazılarının
zaruri durumda yürüyebileceği, bazılarının da zaten daha iyi
bir yol olarak idrak edeceği üçüncü bir yol olmalıdır. Bu
konuda, Türkiye ile özellikle kapsamlı bir serbest ticaret
bölgesini ve Türklerin AB ortak güvenlik ve dış politikasına
dahil edilmesini içeren geniş kapsamlı ayrıcalıklı bir ortaklık
öneriyorum."
Süddeutsche Zeitung'un internet sayfasında (26/01) "Avrupa'nın
Ayıbı" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yer
alan bir yazıda şöyle denilmektedir: "1 Mayıs tarihinde ne
olacak? Bu tarihte Avrupa'yı bölen soğuk savaş, nihai olarak
tarih kitapları arasında kaybolacak. 1 Mayıs tarihi AB'nin
genişleme tarihidir. Ancak, yeni Avrupa haritası çirkin bir
lekeye sahip olacak. Özellikle sıcak Akdeniz'de siyasi soğukluk
dönemi henüz geçmiş değil. Avrupa'nın son dikenli sınırı, Kıbrıs
adasını bölüyor. Adadaki Rum ve Türkleri bölen bu 30 yıllık
Kıbrıs sınırı siyasi bir çağdışılıktır. Gelecekte yine bölünmüş
bir başkente sahip bir üye olacağı için, bu sınır çizgisi AB
açısından kızgınlık yaratıyor. Ancak Lefkoşa'yı bölen duvar
ayıbın da ötesindedir. Bu sınır AB adayı Türkiye'nin kaderinin
kesiştiği dikenli teldir. Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin geleceği
birbirine çok bağlı. 2004 Türkiye için bir karar yılı olacak. AB
Komisyonu ekim ayında resmi müzakerelerin başlaması için ülkenin
siyasi kriterleri yerine getirip getirmediğine karar verecek...
Türkiye, Kıbrıs konusunda yeni görüşmeler yapılması için çok
çaba sarfediyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan siyasi kaderini
ülkesinin AB perspektifine bağladı. Ancak bunun için Kıbrıs şu
sıralar en büyük risk..."
Financial Times Deutschland gazetesinde (26/01) "Merkel,
Türkiye'nin Üyeliğine Karşı Mücadele Ediyor" başlığı altında ve
Christoph Keese imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Davos'ta
yapılan Dünya Ekonomik Forumu sırasında, CDU Genel Başkanı Merkel
ile AB'nin üst düzey temsilcileri arasında, Türkiye'nin AB'ye
üyeliği konusunda hararetli tartışmalar yapıldığı ve bu
tartışmalar sırasında, Merkel ile CDU/CSU'nun Türkiye'nin AB
üyeliğini reddeden tavırlarının, en önemli Avrupalı
politikacıların görüşlerine ne denli ters düştüğünün belirgin
bir şekilde ortaya çıktığı ve tarafların pozisyonlarının,
görülebilir bir gelecekte uzlaşma sağlanamayacak kadar
birbirinden uzak olduğu belirtilmektedir. Birlik Partileri'nin
bu yaklaşımlarını sürdürmeleri halinde, Türkiye ile somut üyelik
müzakerelerinin başlatılmasını zorlaştırmaları ve hatta 2006'da
hükümeti devralmaları halinde, üyeliğe engel olmalarının bile
söz konusu olduğuna dikkat çekilen yazıda, "AB'nin
genişlemesinden sonra neler olacak?" konulu yemekli toplantıda
açık bir tartışma yaşandığı ve bu toplantıya, AB'nin genişleme
sürecinde karar yetkisine sahip çok sayıda üst düzey
temsilcinin yanı sıra ekonomi, siyaset ve basın dünyasından
toplam 80 kişinin katıldığı, AB'nin fiili dışişleri bakanı
konumundaki Javier Solana, Hollanda Başbakanı Jan Peter
Balkenende, İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio ve Avrupa
Parlamentosu Başkanı Pat Cox gibi çok sayıda politikacının,
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana görüş bildirdikleri, daha sonra
söz alan Merkel'in, diğerlerinin tam tersine bir konuşma
yaparak, Kopenhag'da kararlaştırılan kriterlerin, tüm aday
ülkelerden Birlik'te daha güçlü bir entegrasyonu savunmalarını
talep ettiğini, Türkiye'den ise bunun beklenmesinin mümkün
olmadığını söylediği kaydedilmektedir. Merkel'in, AB'nin
inandırıcılığını ve dürüstlüğünü koruyarak, Türkiye'ye, ilerde
yerine getiremeyeceği üyelik umudu vermemesi gerektiğini
belirttiği, Solana ile Palacio'nun, entegrasyonu savunmak için
tekrar söz alarak, Türkiye'nin doğru yolda olduğunu, enerjik bir
şekilde Batı Avrupa standartlarına uyum için çaba harcadığını
söyledikleri ifade edilen yazıda, "Bu fırsatı şimdi
değerlendirmemiz ve Türkiye'nin üye olmaması halinde hangi
bedeli ödeyeceğimizi dikkate almamız gerekir" diyen Solana'nın,
bu gerçeğin kabullenilmemesi ve Türkiye'nin dışlanması halinde,
ülkenin Rusya ve Arap devletleriyle daha yakın ilişkiye
girmesine vesile olunacağını, böyle birşeyin de AB'nin
çıkarlarına hizmet etmeyeceğini söylediği belirtilmektedir.
Aynı haber, ABD'de yayımlanan International Herald Tribune
gazetesinde de yer almaktadır.
Welt am Sonntag gazetesinde (25/01) "Türkiye'nin AB'ye
Katılımı Partileri Bölüyor" başlığı altında ve Günther Lachmann-Ayhan
Bakırdöğen imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa seçimleri
ve siyasi temel düşüncelerinin, SPD ve CDU'nun Ankara'ya karşı
tutumunu belirlediği kaydedilmektedir. Türkiye'nin, 2005 yılından
itibaren topluluğa katılım konusunda AB ile müzakereye girme
şansının yüksek olduğu sonucuna vardığı belirtilen Avrupa
Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un, "Eğer
Komisyon Başkanı Prodi, Türkiye ziyaretinde reform
politikasında etkileyici başarıdan söz ediyorsa ve genişlemeden
sorumlu komiser Verheugen bu övgü şarkısına katılıyorsa, o
zaman Komisyon bu konuda kararını geniş ölçüde vermiştir"
diyerek, Komisyon'un en önemli ve Avrupa'nın geleceğini
ilgilendiren konulardan birinde dikkatsiz hareket ettiğini
belirttiği ifade edilen yazıda, "Komisyon çok ileri gitmektedir,
çünkü Türk yönetiminin siyasi iradesini abartılı yorumlamaktadır.
Sonbaharda bir hatır raporu hazırlama tehlikesine doğru yol
almaktadır" tespitinde bulunan Brok'un, Ankara'daki
parlamentonun, insan haklarının korunması için yasa çıkarmasının
yeterli olmadığını vurgulayarak, "bu yasaların hakimler
tarafından Doğu Anadolu'nun en ücra köşesinde de uygulanması
gerekir" diye talepte bulunduğu kaydedilmektedir.
Yazıda, Türkiye konusunu kullanarak Avrupa seçimlerinde ilave oy
kazanmak isteyen CDU ve CSU'da şiddetli tartışmalar yaşandığı ve
bu partilerin önde gelen politikacılarının, Türkiye'nin AB
üyeliğini reddedip bunun yerine ayrıcalıklı ortaklık önerilmesi
konusunda görüş birliği içinde olmadıkları ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde (24/01) "Anket... Çoğunluk Türkiye'nin
AB Üyeliğine Karşı" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,
kamuoyu araştırma kuruluşu Emnid'in yaptığı güncel ankete göre,
deneklerin çoğunluğunun, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini
reddettikleri belirtilmektedir. Türkiye'nin üyeliği
reddedenlerin sayısında giderek azalma kaydedildiği ifade edilen
yazıda, ankete katılanların yüzde 51'i Türkiye'nin AB'ye
alınmasına karşı çıkarken, yüzde 41'i bundan memnuniyet
duyacaklarını belirttikleri, geçen yılın kasım ayında yapılan
kamuoyu yoklamasında ise, üyeliği reddedenlerin oranı yüzde 55
iken, yüzde 40'ının üyelikten yana olduğuna işaret
edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (26/01) "AB'nin Türkiye'nin Katılımına Evet Demesi
Kesinleşmiş Gibi Görünüyor" başlığı altında ve Andreas
Unterberger imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Davos'taki Dünya
Ekonomi Forumu'nda Türkiye'nin daha şimdiden AB yönetiminin tüm
önemli istişarelerine dahil edildiğinin ortaya çıktığı
belirtilmektedir. Avrupa'da aylardan beri başarısızlıkla
sonuçlanan anayasa anlaşması tartışılırken, anlaşılan başka bir
tarihi konuda çoktan karar verildiği öne sürülen yazıda,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki Dünya Ekonomi
Forumu'nda "Avrupa Birliği'nin yıl sonuna kadar Türkiye'nin
katılımı yönünde karar vereceğini" açıkladığı kaydedilmektedir.
Davos'ta İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio'nun da "Türkiye AB
üyesi olmalı" dediği ifade edilen yazıda, Dışişleri Bakanı'nın
bu beyanına orada hazır bulunan Avrupalılardan hiçbirinin karşı
çıkmadığı, Slovenya Devlet Başkanı Janez Drnovsek'in de buna
benzer bir ifade kullandığına işaret edilmekte ve ABD Başkan
Yardımcısı Dick Cheney'in ise forumdan önce, Türkiye'nin katılım
isteğinin desteklenmeyi hak ettiğini belirterek, "Bazılarının
söylediği gibi, İslami değerlerin demokrasi ile bağdaşmadığı
doğru değildir" şeklinde konuştuğu vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinde (24/01) "Annan Planı Yine Masaya Konuluyor" başlığı
altında ve Alkis Kurkulas imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
Kıbrıs konusunun çözümü ve çözüm yolunda yapılan diplomatik
girişimler ele alınmaktadır. Ankara'nın, Kıbrıs'taki Türk
askerlerinin sayısı ve Türk askerlerinin adadan geri çekilmesine
ilişkin hazırlanan yol haritası konusunda değişikliklerin
yapılmasını istediği, ayrıca Türkiye'nin AB üyesi oluncaya kadar
garantör güç olmaya devam etmesini arzuladığı belirtilen
yorumda, son dönemde Ankara'yı ziyaret eden Avrupalı liderlerin,
Türkiye reformları uygular ve Kıbrıs sorununu çözüme bağlarsa,
AB'nin, üyelik müzakerelerin başlaması yolundaki Türk talebine
"hayır" diyemeyeceğini vurguladıkları, aynı Avrupalı liderlerin
Kıbrıs konusunda müzakerelerin başlayacağını ve 1 Mayıs tarihine
kadar olumlu neticenin alınacağını da belirttikleri ifade
edilmektedir.
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (26/01)
"Hundis, Türkiye'nin AB Üyeliği İçin ABD'nin Baskı
Uygulayacağına İnanıyor" başlığı altında yer alan bir haberde,
Sol İttifakı (Sinaspizmos) Politbürosu'nun Dış İlişkilerden
Sorumlu üyesi Nikos Hundis'in, ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powell'in Dışişleri Bakanı ve Panhellenik Sosyalist Hareketi (PASOK)
Başkan adayı Yorgo Papandreu ile yaptığı telefon görüşmesinin
arkasında, ABD'nin, Türkiye ile AB arasında üyelik
görüşmelerinin başlaması için baskı çabalarının bulunduğuna
inandığı belirtilmektedir.
Haberde, Hundis'in yaptığı açıklamada, ABD'nin, Türkiye ile AB
arasında üyelik görüşmelerinin başlaması için seçim kampanyası
döneminde Yunanistan Hükümeti'ne ve dolayısıyla Kıbrıs
Cumhuriyeti yönetimine baskı yaptığını söylediği ifade
edilmektedir.
RUSYA BASINI:
Noviye İzvestia
gazetesinde (26/01) "Türkiye AB'ye Katılmak İstiyor, Bu Nedenle
Kıbrıs'ın Birleşmesine Razı Oldu" başlığı altında ve Mehman
Gafarlı imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Kıbrıs sorununun çözümü
ele alınmaktadır. Azerbaycan'da demokrasi ve Ermenistan'ın geçen
yaz yapılan genel seçimlerden sonra verdiği vaatleri yerine
getirip getirmediği, AB'nin genişlemesi ve Avrupa'daki yasadışı
göç konularının ele alınacağı Strasbourg'ta başlayacak olan
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) toplantısına
değinilen yazıda, Kıbrıs sorununun, bulunduğu ölü noktadan
çözüm yönünde ileriye doğru hareket ettiği ve bunda AB'nin de
katkısının olduğu, zira Avrupa Birliği yönetiminin, adanın
birleşmesi konusunda 1 Mayıs 2004'e kadar bir anlaşmaya
varılamazsa AB'ye yalnızca adanın Rum kesiminin kabul
edileceğini bildirdiği hatırlatılmaktadır. Yazıda, AB'nin,
Türkiye'nin bu örgüte katılabilmesi için Kıbrıs sorununun
çözülmesinin şart olduğunun işaretini verdiği ve Ankara'nın, AB
dışında kalmamak ve yukarıda anılan tarihe kadar bu sorunu
çözebilmek için Yunanistan'la görüşmelere başlamayı
kararlaştırdığı ifade edilmektedir.