ANKARA, 28/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında
27 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (27/01) "AB, 10
Ülkeyi Üyeliğe Kabul Edecek, Ancak Genişleme Sürecinde Daha Kaç
Ülkenin Üyeliğe Kabul Edileceği Belli Değil" başlığı altında ve
Alparslan Esmer imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB, çoğu eski
komünist ülkelerden olmak üzere, 10 ülkeyi üyeliğe kabul
edeceği, ancak genişleme sürecindeki AB'nin daha kaç üye kabul
edeceğinin belli olmadığı belirtilmektedir. AB'nin genişleme
süreci ve yeni anayasası konularının ele alındığı haberde,
Türkiye'nin üyeliği konusunun da, AB'nin çözmesi gereken en
önemli sorunlardan biri olduğu ve 40 yıl önce Birliğe tam üye
olmak için başvuran Ankara'nın, bu yıl içinde müzakere tarihi
elde etmeye çalıştığı kaydedilmektedir. Türkiye'nin Birliğe
alınıp alınmaması kararının da, anayasa konusunda yaşanan
anlaşmazlık kadar karmaşık bir sorun olduğu ve Türkiye'yi
ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin, AB'nin
liberal demokrasi ve insan hakları kriterlerine uyum sağlamak
amacıyla Türkiye'nin onayladığı reform yasalarından dolayı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı övdüğü, ancak önümüzdeki aylarda
bu reformların uygulanmasının da önemli olduğunu vurgulamayı
unutmadığı ifade edilmektedir. AB'nin yaşadığı diğer bir
sorununsa Kıbrıs'ı ilgilendirdiği ve bu konuda da Romano
Prodi'nin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının Türkiye'nin AB ile
müzakerelere başlamasında bir ön koşul olmayacağını, bununla
birlikte Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin tam üyelik
hedeflerine yardımcı olacağını da belirttiğine işaret edilen
haberde, AB'nin, Türkiye'nin adaylığı konusunda yıllardır
çelişkili bir politika izlediği, Fransa, Almanya ve İtalya gibi
ülkelerdeki muhafazakarların, Müslüman bir ülkenin kendi
örgütlerine katılması düşüncesinden oldukça rahatsız olduğu,
ancak birçok Avrupa ülkesinin de Türkiye'nin kalabalık
nüfusundan kaygı duyduğu kaydedilmektedir.
The Christian Science Monitor gazetesinin internet sayfasında
(27/01) "Türkiye'nin Gözü Ödülde" başlığı altında yer alan
makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sonunda büyük bir
Müslüman ulusu AB'ye katmayı başarabilmesinin, İslam
dünyasındaki ılımlılar için ne kadar başarı olacaksa El Kaide'yi
destekleyen aşırı dinciler için de bir o kadar yenilgi olacağı
belirtilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye
yapacağı ziyaretinde Türkiye ve müttefiklerinin önlerine
koyacağı hedefin bu olması gerektiği vurgulanan makalede, Başkan
George W. Bush ile biraraya geleceği öğle yemeğinin Erdoğan
için, NATO üyesi Türkiye'nin, Amerikan askerlerinin Irak'a
Türkiye üzerinden geçişine izin vermemesiyle zorlanan
ilişkilerini onarmak adına bir fırsat yaratacağı ifade edilmekte
ve diğer yandan Bush'un, Türkiye'nin AB'ye katılım isteğine
kritik bir destek verebileceği öne sürülmektedir. Kıbrıs
sorununun çözümüne değinilen makalede, Erdoğan'ın bu hafta
Newsweek'e verdiği demeçte "eğer AB medeniyetlerin birleştiği
adres olmak istiyorsa Türkiye'yi kabul etmek zorunda" dediği ile
İslam ve demokrasinin birarada varolabileceğinin ispatı
oluşundan hareketle Erdoğan'ın Türkiye'yi "kültürler arası bir
köprü" olarak sunmayı amaçladığı kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (26/01) "Kıbrıs
İçin Bir Bedel" başlığı altında ve Andreas Rinke imzasıyla yer
alan bir yazıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, etkili reform
rotasında bir adım daha attığı ve Kıbrıs görüşmelerine BM
arabuluculuğunda yeniden başlanmasını kabul edeceğini açıkladığı
belirtilmektedir. Bir taraftan görüşme teklifinde bulunulmasının
bir çığır açılacağı anlamına gelmediği, diğer taraftan da
Ankara'nın bu onayının ne pahasına alındığı sorusunun gündeme
geldiği ve Kıbrıs sorununun Türkiye'nin olası AB üyeliğiyle
ilişkili olduğuna dair ipuçlarının artmaya başladığı ifade
edilen yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in
de, Kıbrıs'ta uzlaşmaya varılabilmesi için yolu açması durumunda
Türkiye'nin bir ayağını AB'ye atabileceğini iddia ettiği
kaydedilmekte ve bunu yapamadığı takdirde de bugüne kadar ki AB
ülkelerinin gerekli onaylarını alma şansını tamamen
kaybedeceğine işaret edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Verheugen
ikinci açıklamasında eminim ki haklıdır, ancak ilk açıklaması
endişe verici. Çünkü birçok şey, geçen günler içerisinde
kulislerde Kıbrıs için bir bedel koyulduğuna işaret ediyor:
Türkiye'nin adım atması, yıl sonunda AB Komisyonu ve
hükümetlerinin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlanabilmesi için gerekli olan Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirip getirmediği konusunda iyiniyetli bir incelemesini de
beraberinde getirecektir. Resmi ağızlardan bu yalanlanıyor.
Ancak şimdiye kadarki genişleme süreci ve para birliğine geçiş,
AB içinde siyasi hesaplarla sözde ağır kriterlerin nasıl
yumuşatıldığını gösterdi. Türkiye'nin AB üyeliğini savunanlar,
bunun 'çok da önemli' olmadığı argümanını öne sürüyorlar. Çünkü
bir taraftan daha sonraki bir tarihte Birliğe dahil olunması
sürecinin durdurulması mümkün değil, çünkü söz ağızdan çıktı bir
kere. Diğer taraftan da AB'nin Ankara'daki etkileyici reform
süreçleri nedeniyle bir geri adım atmaması gerekiyor... Bu
zoraki süreç çok yanlış ve çok ta tehlikeli. Bugün hiç kimse,
AB ya da Türkiye'nin yeni bir hükümet altında nasıl bir gelişme
kaydedeceğini bilemez. Ancak yaşanan tecrübeler, başlama kararı
verilen üyelik müzakerelerinin, karşılıklı bir hoşnutsuzluk olsa
bile noktalanamayacağını açıkça gösteriyor. Böyle bir durumda
siyasi zarar ve istikrarsızlık tehlikesi çok büyük olurdu...
Türkiye'nin üyeliği ile 27 üyeye sahip olacak Birliğe dahil olma
sürecinin, çok karmaşık ve 'geleceği tahmin edilemez' hale
geleceği düşünülerek, hiç kimse Ankara'ya kesin, daha doğrusu
yanlış vaatlerde bulunmamalı. Tüm bunlar, aslında Ankara'nın
AB'ye alınmamasına gerekçe değil. Ülkenin adım adım Birliğe
yakınlaşması her iki taraf için de çok önemli.. AB'nin,
bölünmemiş bir Kıbrıs'ı üye olarak alabilmesi ne kadar güzel
olsa da, bu konu, AB'nin geleceğini riske atacak kadar önemli
değil. Ankara'nın atacağı adım, üyelik için yeterli olup
olunmadığı tespiti sırasında göz yummaya neden olmamalı."
İNGİLTERE BASINI:
The Financial Times gazetesinin internet sayfasında (27/01)
"Türkiye Başbakanı ABD Ziyaretinde Dengeleyici Bir Rol
Üstleniyor" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla yer alan
bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Washington
ziyareti ve Başkan Bush ile görüşmesinde ABD ile ilişkiler,
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi, Irak'ın geleceği ve Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne üyeliği konularının gündeme geleceği ele
alınmaktadır. Türkiye'deki ekonomik ve siyasi reformların,
AB'nin aralık ayındaki zirvede Türkiye'nin üyeliğine ilişkin
görüşmeler için tarih vermek zorunda kalacağı yönündeki
beklentilere neden olduğu belirtilen yorumda, AB üyeliği çabası
içerisinde olan Erdoğan'ın, pekçok hükümetin, Kıbrıs gibi
değinmeyi reddettiği meselelere odaklanmak dahil, pek çok konuya
el attığı ve AB tarafından belirlenen kriterleri karşılama
yönünde pekçok şey yapmış olan Ankara'nın, Türkiye'nin Avrupa
tarafından daha fazla reddedilmeyeceğini umduğu, ancak bazı
diplomat ve uzmanların, bu büyük beklentiler nedeniyle
Erdoğan'ın, red ya da "evet, ama" şeklindeki bir karar
karşısında geri adım atma planı yapmamış olmasından endişe
duydukları kaydedilmektedir.
The Financial Times gazetesinin internet sayfasında (27/01) "Bush
Türkiye'nin Avrupa'daki Rolünü Güçlendirebilir" başlığı altında
ve David Phillips imzasıyla yer alan makalede, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti ele alınmaktadır. Makalede şöyle
denilmektedir: "Washington Türkiye'yi İslam dünyasında bir model
olarak ve teröre karşı bir engel olarak güçlendirmek istiyor.
Bunu başarmanın en iyi yolu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye
olması. AB üyeliği sırasına girmek, Türkiye için ulusal bir
saplantı haline geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin,
geçen hafta, ülkenin 'etkileyici ilerlemesinin' altını çizmesi
ve Türkiye'nin Avrupa halkları arasındaki haklı yerini almakta
olduğunu söylemesi, Türk parlamentosu tarafından memnuniyetle
karşılandı. Prodi'nin verdiği cesarete rağmen, AB üyeliği kesin
olmaktan çok uzak. Batı Avrupa'da yapılan kamuoyu yoklamaları,
Türkiye'nin Hıristiyan kulübünde yer almasına yönelik güçlü bir
çekince olduğunu gösteriyor. Ülkenin aleyhinde olanlar
Türkiye'nin adaylığını ertelemek için Kıbrıs'taki çözümsüzlüğü
bahane olarak kullanabilir. Katılım müzakerelerine başlanması
için bir önkoşul olmamakla birlikte, Adanın bölünmüşlüğüne son
verilmesi pek çok avantaj sağlayabilir. İlerleme kaydedilmesi,
Erdoğan'ın diğer meselelerle ilgilenmesine olanak sağlayarak
Türkiye'de reform yanlısı güçleri hızlandırabilir Bu amaç
doğrultusunda, Bush, adanın yeniden birleşmesine inatçı bir
tutumla karşı çıkan Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş'tan
uzaklaşmasının Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda olacağını
belirtmeli. Denktaş, adanın tümüyle AB'ye girmesini isteyen
Kıbrıs Türk halkının iradesini engellemekle kalmıyor, Türkiye'yi
de engelliyor... Türkiye'nin Avrupa'daki yerini bulmasının
engellenmesi, ülkenin çoğunluğu Müslümanlardan oluşan nüfusunu
radikal bir çizgiye itebilir ve medeniyetler arasındaki köprü
olarak etkinliğini büyük oranda azaltır. Bush Erdoğan'ı
güçlendirmek ve Türkiye'nin doğru yolu takip etmeye teşvik etmek
için çok değerli bir yardım sağlayabilir."
YUNANİSTAN BASINI:
To
Vima gazetesinde (27/01) "Papandreu'dan BM Arabulucusunun
Değişmesine 'Hayır'" başlığı altında ve M. Spinthurakis
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Brüksel'de yapılan AB'nin
Genel İşler Konseyi'nde Dışişleri Bakanı sıfatıyla Yunanistan'ı
son defa temsil eden Yorgo Papandreu'nun, Kıbrıs meselesiyle
ilgili olarak son zamanlarda görülen uluslararası düzeydeki
hareketlenmenin başarılı olacağı ve soruna çözüm bulunabileceği
yönündeki ümitlerini dile getirdiği belirtilmektedir.
Papandreu'nın, Türkiye'nin Annan Planı hakkındaki tezlerinin
muğlak olarak nitelendirdiği ve önemli olanın, Annan Planı'nın
temel çerçevesine ve AB ilkelerine uyumlu bir çözümün aranması
olduğunu vurguladığı ifade edilen yorumda, Papandreu'nun,
Kıbrıs meselesinin çözüme bağlanması yönünde sarfedilen
çabaların, gerekli görüldüğü taktirde yıl sonuna kadar devam
edebileceğinden söz ettiği ve o sıralarda AB'nin, Türkiye'ye AB
ile müzakerelerin başlaması için tarih vermeye davet edileceğini
hatırlatarak, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin kriter
oluşturmadığını, ancak Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine
başlaması talebi hakkında değerlendirmenin yapılacağı sıralarda
gözönünde tutulacak önemli bir siyasi parametre oluşturduğunu
vurguladığı kaydedilmektedir.