ANKARA, 05/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 02-04
Nisan 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Wall Street
Journal gazetesinde
(02/04) "Türkiye AB'nin Lütfuna Ermek Ümidiyle BM'nin Kıbrıs
Planını Destekliyor" başlığı altında ve Hugh Pope-Brandon
Mitchener imzalarıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin,
Kıbrıs'ta yeniden birleşmeye verdiği desteğin, AB liderlerini,
Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlanmasından yana oy
kullanmaya ikna edeceğine güvenerek, Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüne
son verecek bir BM planını desteklediği belirtilmektedir. AB
diplomatlarının ve uzmanların, Türkiye'nin anlaşma yönündeki
çabalarının, ülkenin Birliğe katılma hakkını kazanacağı anlamına
gelmediğini söyledikleri, ancak diplomatların, artık
Türkiye'nin, bu sonbaharda Avrupa Komisyonu'ndan üyelik
görüşmeleri için "evet" oyu almasının daha muhtemel olduğunu da
ifade ettikleri kaydedilen makalede, ülkelerin tek başına
komisyonun raporunu etkileyebileceği, ancak nadiren
engelleyebildiği ifade edilmekte ve Paris'teki Avrupa Güvenlik
Çalışmaları Enstitüsü'nden bir üst düzey araştırmacının,
Yunanistan'ın Türkiye'ye engel olmayacağını ve Kıbrıs'ın veto
hakkını kullanmama konusunda sözlü garanti verdiğini söylediği
belirtilmektedir.
AP'nin (02/04) "Türkiye ve Ukrayna Arasında AB Üyeliği
Konusunda Bir Eylem Planı İmzalandı" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ukraynalı
mevkidaşı Viktor Yanukoviç'in, Karadeniz'e kıyısı bulunan her
iki ülkenin de AB'ye katılma çabalarını desteklemeyi amaçlayan
bir anlaşma imzaladığı ve Irak'ın yeniden yapılandırılması
sürecinde birlikte yer alma umutlarını dile getirdikleri
belirtilmektedir. Ukrayna Başbakanı Viktor Yanukoviç ile
görüşmesinin ardından basına yaptığı açıklamada Erdoğan'ın,
"Gelecekteki işbirliğinin gündeminde Irak olabilir" dediği,
Ukrayna Başbakanı'nın da, "Irak'ta ortak projeler
başlatabileceğimizi umuyoruz" diye konuştuğu belirtilen haberde,
yapılan bir açıklamaya göre, Yanukoviç ve Erdoğan'ın ayrıca, hem
Türkiye hem de Ukrayna için AB'ye entegrasyonu hızlandırmayı
öngören bir eylem planı imzaladıkları ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel
gazetesinin internet sayfasında (04/04) "Türkiye Avrupa'ya
Aittir" başlığı altında Almanya eski Cumhurbaşkanı Weizsacher
ile yapılan bir mülakatın Türkiye ile ilgili bölümüne yer
verilmektedir. Mülakatta, "Sayın Weizsacker, eğer Polonya AB
içinde Doğu Avrupa'dan Rusya'ya bir köprü işlevi görüyorsa,
Türkiye de yine AB içinde İslam'a yönelik böyle bir işlev
görebilir mi?" şeklindeki bir soruya, Weizsacher'in, "Bu
doğrultuda, Türkiye içindeki yaratıcı ve etkin güçleri harekete
geçirebilmek için elimizden geleni yapmalıyız. Demokratik açıdan
meşru, kökleri İslam'a dayanan ve enerjik bir yönetime sahip bir
partiyi tabii ki cesaretlendirmeliyiz" dediği, "Türkiye'nin AB
üyeliği, İslam dünyasına dönük gelişmeleri de kolaylaştırmaz
mı?" şeklindeki bir başka soruya ise, "Bugünkü mesele
Türkiye'nin şu an üye olup olmayacağı meselesi değildir. Aksi
düşünüldüğünde, Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlamanın
reddedilmesi, önümüzdeki 10-20 yılda AB üyeliğinin sağlayacağı
bir köprü işlevine yönelik bu cesareti kıracaktır. Bu köprü
işleviyle Türkiye çıkarlarımızı koruyacak ve devam ettirecektir"
ifadeleriyle cevap verdiği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(04/04) "Gül, Türkiye'nin AB Üyeliği için Hollanda'nın Desteğini
Arıyor" başlığı altında ve Emma Thomasson imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Hollanda'daki
kalabalık Türk toplumuna, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım
arzusuna Hollanda'nın desteğinin sağlanması açısından
entegrasyon yönünde daha çok çaba harcayarak destek olma
çağrısında bulunduğu belirtilmektedir. Gül'ün, Rotterdam'da,
Türklerin Hollanda'ya göç edişinin 40'ncı yılını kutlamak üzere
yaptığı konuşmada, "Ne kadar çok entegre olunabilinirse o kadar
çok iletişim kurulabilir. Türkiye ve Hollandalı dostlarımız
aynı Avrupa ailesinin fertleri olmalılar" dediği belirtilen
haberde, AB liderlerinin Türkiye ile katılım müzakerelerine
başlanıp başlanmamasına dair bir karar vereceği aralık ayında AB
dönem başkanlığını Hollanda'nın yürütecek olmasının,
Hollanda'daki merkez sağ hükümetin ikiye bölünmesine neden
olduğu, aynı konuya Hollanda'daki kamuoyunun da şüpheyle
yaklaştığı ifade edilmektedir. Gül'ün, Hollandalı üst düzey
yetkililerden ve Türk toplumuna mensup yaklaşık iki bin kişilik
kalabalık dinleyici kitlesine hitaben yaptığı konuşmasında, "AB
ile bağlarımızın kuvvetlenmesi aynı zamanda AB ülkeleri içindeki
entegrasyonu önemli oranda desteklemeli, bu ülkelerin arasında
Hollanda da bulunuyor" şeklindeki ifadesi aktarılan haberde,
Gül'ün, Hollandalı yetkililerin, Türk toplumunun entegrasyon
çabalarını destekleyeceklerini ve toleranslı tutumlarını
muhafaza edeceklerini umduğunu söylediği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftreotipia
gazetesinde (02/04) "Chirac'tan Türkiye'ye 'Hayır'... Öngörülen,
'İmtiyazlı İlişki'" başlığı altında ve Hristosotomos Bikatzik
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB yönelimi
çerçevesinde attığı adımlarla ilgili raporun gündeme geldiği
Avrupa Parlamentosu toplantısında, çoğu milletvekillerinin AB
ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması
olasılığına dahi ihtiyatlı ve kaygılı yaklaştıklarının
görüldüğü belirtilmektedir. En sert tavrı, Fransa Devlet Başkanı
Chrirac'ın partisinden olan milletvekillerinin takınarak, Türkiye
ile AB arasında "imtiyazlı ilişki" kurulmasından yana çıktıkları
kaydedilen yorumda, Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlamak
amacıyla Türkiye'nin reformlar uygulayarak önemli adımlar
attığını tüm milletvekillerinin kabul etmelerine rağmen,
Türkiye'nin bu yönde katetmesi gereken yolun çok uzun olduğunu
ve daha çok şeyler yapması gerektiğini öne sürdükleri ve böylece
AB ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarih verilmesi
konusunda AB'nin "yeşil ışık" yakmasının erken olduğunu tespit
ettikleri vurgulanmaktadır. Chirac'ın partisi UEN üyesi olan AB
parlamenterlerinin, düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'nin
AB üyeliğine kesinlikle karşı olduklarını belirterek,
tavırlarını daha net ortaya koymuş oldukları belirtilen yorumda,
seçim listesinde öncelikli isimler arasında yer alan Lamassoure
ve Grosstet'in, "Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğumuzu
tespit etmek ve AB-Türkiye ilişkilerinin sadece 'imtiyazlı
olabileceğini' kabul etmek için bugün iyi bir fırsattır" dediği
aktarılmaktadır.
PAKİSTAN BASINI:
Dawn
gazetesinde (03/04) "Yine Türkiye'ye 'Hayır' mı?" başlığı
altında yayımlanan başyazıda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
girişi için AB'nin aralık ayında yapılacak zirvesinde Türkiye
lehinde bir karar çıkmasının şimdilik şüpheli gibi göründüğü
belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nun, Avrupa Komisyonu'nun
Türkiye ile ilgili olumsuz bir raporunu büyük bir çoğunlukla
-84'e karşı 211 oyla- kabul ettiği ve Komisyon'un, Recep Tayyip
Erdoğan hükümetinin bazı "cesur" reformlarını övdüğü, ancak
Türkiye'nin hala birçok açıdan Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmediğini ifade ettiği kaydedilen başyazıda, "Almanya ve
Fransa gibi önde gelen AB ülkeleri, Türkiye'nin üyeliğine
kesinlikle karşıdırlar. Nüfusu ve yüzölçümünün yanı sıra
Müslüman bir nüfusa sahip olması, Türkiye'nin, birçok çevre
tarafından Hıristiyan kulübü olarak kalması istenen AB'ye tam
üye olmasının önündeki engellerdir. 11 Eylül olayları ve Madrid
katliamıyla pekişen Batı dünyasındaki Müslüman karşıtı dalga,
Avrupa'daki Türk karşıtı lobinin güçlenmesine hizmet etti. Diğer
bir çarpıcı nokta ise Kıbrıs sorunudur... Kıbrıs Türk ve Rum
toplumun "evet" oyu vereceği ve böylece birleşik Kıbrıs'ın AB'ye
girmesinin yolunun açılacağı ümit ediliyor. Bu, Türkiye'nin
üyeliği önündeki büyük bir engeli ortadan kaldıracaktır. Fakat
tek başına Kıbrıs çözümünün Türkiye ile katılım müzakerelerinin
başlatılmasını garanti edeceği hala şüphelidir" denilmektedir.
HOLLANDA EKONOMİ-POLİTİK ANALİZ BÜROSU'NUN,
TÜRKİYE'NİN
AB'YE GİRİŞİNİN EKONOMİK ETKİLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
BAŞLIKLI RAPORU
Hollanda Sosyal Bilimler Enstitüsü'nün (NIS) 1 Nisan
2004 tarihli bülteninde Hollanda Ekonomi Politik Analiz
Bürosu'nun (CPB) yukarıdaki başlık altında yer alan,
"Türkiye'nin AB'ye girişinin ekonomik etkileri"nin
değerlendirildiği raporda, Türkiye'nin AB üyeliğinin hem Türkiye
hem de Hollanda ekonomisine uzun vadede yapacağı etkiler üç
açıdan (tek pazara erişim, kurumsal gelişme ve işgücünün serbest
dolaşımı) irdelenmekte, ancak Avrupa Para Birliği'ne (EMU) olası
giriş, ortak tarım politikası ve doğrudan yabancı yatırımlardaki
artışın etkileri ile AB bütçesinden Türkiye'ye yapılacak
katkılar hesaplama dışında tutulmaktadır. Raporda, Türkiye'nin
tek pazara katılımının, 20 yıl sonra Türkiye'nin AB ile
ticaretini üçte bir oranında artıracağı, kısa vadede
Türkiye'nin AB mevzuatına uyum için bazı harcamalar yapması
gerekeceği, ancak 15 yıl sonra Türkiye'de 3.5 milyar euroluk
bir gelir artışı yaşanacağı, Hollanda'nın Türkiye'ye
ihracatının bu sayede yüzde 20 oranında, Türkiye'den
ithalatının ise yüzde 25 civarında artacağı belirtilmektedir.
AB üyeliğinin Türkiye'de kurumsal reformları teşvik edeceği,
bunun da tek pazara erişimden daha fazla olumlu ekonomik
etkilerde bulunacağı, örneğin rüşvetle mücadele ve daha etkin
yönetim sayesinde Türkiye'nin TICP Endeksinde Portekiz'le aynı
düzeye gelmesi halinde Türkiye'nin ticaretinin yüzde 50,
refahının 22.5 milyar euro, kişi başına gelirin yüzde 9, GSYIH'nın
yüzde 5.6 artacağı, bunun ise Hollanda'nın Türkiye'ye ihracatını
1.8 milyar euro artıracağı ve Hollanda'nın refahına 500 milyon
euro katkı sağlayacağı kaydedilmektedir. Türkiye ile AB ülkeleri
arasındaki gelir farkının Türkiye'den AB ülkelerine göçü teşvik
edeceği, üyeliğin ilk 15 yılında Türkiye'den AB'ye 2.7 milyon
civarında göçmen geleceği, bunların çoğunluğunun Almanya'ya,
yüzde 4'ünün ise Hollanda'ya yerleşeceği, bu oranın ise 11
binden az kişiye karşılık geldiği, bu işgücü hareketinin
Türkiye'de GSYIH'nın yüzde 1.8 ile 2.2 arasında düşmesine, AB
ülkelerinde ise yüzde 0.5 ile 0.7 arasında artmasına yol açacağı
kaydedilmektedir. Raporda, Türkiye'nin üyeliğinin Hollanda'da
gıda endüstrisi, tarımsal makine üretimi ve kimya sektöründe
olumlu etkiler yaratacağı belirtilmekte ve genel itibarıyla,
Türkiye'nin üyeliğinin AB ülkelerine makroekonomik etkisinin
az ama olumlu olacağı, Türkiye'nin ekonomik kazancının ise daha
fazla olacağı sonucuna varılmaktadır.