ANKARA, 12/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 11 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinin (08-09/05) "Atina ile Ankara Arasında Daha da Yakınlaşma...
Türkiye Başbakanı Yunanistan'da" başlığı ve Jürgen Gottschlich imzasıyla
yayımladığı yazıda, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın, Atina'ya
getirdiği ve Yunanlı muhatabı Kostas Karamanlis'e nefes aldıran ve
memnuniyetle karşılandığı belirtilen "Kıbrıs fiyaskosunun Türkiye ile
Yunanistan arasında yeni bir buz çağı başlatmasına müsaade etmeyelim"
şeklindeki mesajı "iyi niyet ve siyasi mantık jesti" ifadeleriyle
değerlendirilmektedir. Yazıda, "İki Hükümet Başkanı, görüşmelerinin
ardından özellikle, ülkeleri arasında yeni bir anlayış ruhunun hakim
olduğunu göstermeye çalıştılar. Karamanlis'in belirttiğine göre
Yunanistan, Türkiye'nin, AB ile katılım görüşmelerinin başlatılması
arzusunu kesinlikle destekleyecek. Ancak henüz somut sonuç yok. Kıbrıs
adasının birleşmesine ilişkin BM planının Rum tarafınca reddedilmesi
sonucu, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun kaldırılıp kaldırılmayacağı
sorusuna Karamanlis kaçamak cevap verdi. Karamanlis, adanın
uluslararası hukuka göre, bütün olarak AB üyesi olduğunu, Kuzey'in özel
bir statüye sahip olduğunu ve AB'nin Kuzey'i ekonomik olarak
destekleyeceğini belirtti.” denilmektedir.
Profil dergisinin
(10/05) "Avrupa'nın Türklere İhtiyacı Var" başlığı ve Georg Hoffmann-Ostenhof
imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer verdiği haber-yorumda şöyle
denilmektedir: "Çok şükür ki, Ankara'nın AB'ye katılımı sorunu, bizde,
şu ana kadar seçim kampanyası konusu yapılmadı. Ama buna rağmen önemini
koruyor.Avrupa seçim kampanyasında, milletvekillerinin giderleri gibi
populist zırvalar konusunda tartışılması ve Avrupa'nın geleceği için
gerçekten önemli sorunlardan biri olan 'Türkiye Avrupa Birliği üyesi
olsun mu, olmasın mı?' sorunu üzerinde tartışılmaması, belki de iyi...
Almanya'da bu konuda, şiddetli bir tartışma başlatıldı. Önümüzdeki
aralık ayında AB hükümet başkanları, 2005 yılı başında Ankara ile
katılım müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı konusunda karar alacak.
Biz dergiler, bir seçim kampanyası sürdürmediğimize göre, gerekli
tartışmayı biz şimdiden başlatabiliriz diye düşünüyorum. Türklerin
kulübe alınması aleyhinde mantıklı argümanlar olduğu muhakkak. Deniyor
ki: Doğuya ve güneye doğru 10 ülke daha genişlemeyi hazmetmemiz
gerekiyor. Fakir ve Müslüman büyük bir ülkeyi daha entegre etmek,
Avrupa'nın hem siyasi hem de ekonomik bakımdan gücünü aşar. Genelde,
sanki Türkiye'nin katılımı halinde, bütün bunlarla hemen karşı karşıya
kalınacakmış gibi hareket ediliyor. Ama durum böyle değildir.
Müzakereler her halükarda uzun süre devam edecek. İspanya ve Portekiz
durumunda yedi yıl sürmüştü. Avusturya ve İskandinav ülkelerinde beş
yıl. Ankara ile ise muhakkak ki 10 seneden az müzakere edilmeyecek.
Yani, tüm süreç, yüzyılın üçüncü onluk devresine kadar sürecektir. Yani,
paniğe kapılmaya gerek yoktur. Türklerin, Avrupa Birliği'ne alınması
lehindeki en ağırlıklı argümanlardan birisi, Avrupa Birliği'nin
inandırıcılığıdır: Pratik olarak 40 seneden bu yana sürekli katılım için
vaadlerde bulunmak ve ümitler vermek, ve kriterlerin yerine
getirildiğine dair çabaların somutlaştığı, şartlara ulaşmak için en iyi
yolda olunduğu, Türk halkının ezici çoğunluğunun Avrupa'yı istediği bir
sırada, kapıyı suratlarına kapamak olmaz. Gerçekten de Ankara geçen 12
ay zarfında, geçen 40 yıl içindekine nazaran daha fazla reform
gerçekleştirdi. Türkiye, önümüzdeki yıllarda, son zamanlardakine yakın
hızlı bir tempo ile değişirse, 2015 ya da 2020 yılında tamamen başka
bir ülke olarak, üye olabilir... Neticede, Türkiye'nin katılımı,
Avrupa'nın güçlü noktasını, yani laik, çok etnikli ve çok dinli
kimliğini sağlamlaştırabilir."
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger
gazetesinin (11/05) "Sarkozy, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı" başlığı ve
Gert Kröncke imzasıyla yayımladığı yorumda, Fransa'nın iktidar partisi UMP
içinde güçlü olan Maliye Bakanı Nicolas Sarkozy'nın, Jacques Chirac'ı
sıkıntıya soktuğu ifade edilmekte ve "Chirac'ın bir süre önce
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduğu açıklamasını yapmasından sonra,
Sarkozy bu görüşe karşı olanların sözcülüğünü yaptı. Sarkozy, Türkiye'yi
bir Avrupa ülkesi olarak saymadığını ve onun üyeliğinin Cezayir'in de
iştahını kabartacağını, 'Tunus ve Fas'tan ise hiç söz etmediğini'
belirtti. UMP'nin şimdiki başkanı Alain Juppe de buna benzer bir görüş
bildirdi" denilmektedir.
İTALYA BASINI:
Corriere della Sera
gazetesinin (11/05) "Milletvekili Bonino: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
Girişi Esastır" başlığıyla yayımladığı haberde, Bonino'nun şu
ifadelerine yer verilmektedir: "Dün, Corriere della Sera gazetesinde
yayımlanan mülakatımda, Türkiye'nin AB'ye girişi konusundaki cevabımın
aktarılış şekli okuyucuyu yanıltma riski taşıyor... Türkiye'ye kapıları
kapatmak, Avrupa'yı ve devletin laikliğini hedefleyen bugünkü siyasi
sınıfı evlerine geri göndermek ve 80 milyon Müslümanı bakışlarını başka
bir tarafa çevirmeye davet etmek anlamına gelir. Fas gibi bir takım
ülkelerde ya da Arap toplumunun belirli kesimlerinde, özellikle de
kadınlar ve aydınlar tarafından güçlükle gerçekleştirilebilen tüm
ilerici adımlar desteklenmelidir."
RUSYA BASINI:
Rossiyskaya Gazeta'nın
(08/05) "Kıbrıs'la Birlikte Kıbrıs Sorunu da AB'ye Girdi" başlığı
altında Itar-Tass ajansı Lefkoşa muhabiri Maksim Rijkov imzasıyla
yayımladığı yazıda, 1 Mayıs'ta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeni 10 üyeden
biri olarak AB'ye katıldığından bahisle Kıbrıslıların, birleşik Avrupa
içinde bulundukları ilk gün fiyatlardaki farkı hemen hissettikleri,
adada üretilen mal ve ürünlerin, özellikle de alkollü içkilerin fiyatı
arttığı, AB ülkelerinden ithal edilen malların fiyatlarının ise aksine
önemli derecede düştüğü, zira Kıbrıs makamlarının artık tüketim vergisi
almadıkları ifade dilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "1 Mayıs'ta
AB'ye katılan 10 ülke arasında Kıbrıs, ekonomik açıdan en müreffeh
devlettir (gerçi burada söz konusu olan adanın yalnızca güney Rum
kesimidir), fakat siyasi bakımdan da en problemli ülkedir. Dünya
ülkeleri arasında yalnızca Türkiye tarafından tanınan KKTC sakinleri,
30 yıldır uygulanan uluslararası ekonomik ambargonun tüm sıkıntılarını
yaşıyorlar. Kıbrıslı Rum ve Türklerin hayat seviyesindeki muazzam fark
da bu husustan kaynaklanıyor. Kıbrıslı Türklerin gelirleri, Rumların
gelirlerinden üç kat daha düşük... Adada yapılan oylama sonucunda,
Kıbrıs Türk toplumu AB dışında kaldı. Ancak bu sonuç, Brüksel
makamlarının Kuzey Kıbrıs'la ekonomik ilişkileri yeniden gözden
geçirmesi için gerçek bir vesile oluşturdu. Bunun neticesinde adanın
kuzey kesiminin ticari ve ekonomik ambargo şartları kökten değiştirildi.
Artık bu ambargo, tümüyle kaldırılmamış olsa da önemli ölçüde
hafifletildi. Bundan sonra adanın kuzeyinde üretilen mallar, engelsiz
bir şekilde Kıbrıs'ın Rum kesimine ulaştırılabilir, oradan da AB
ülkelerine gönderilebilir. Kıbrıs Cumhuriyeti makamları, AB'nin
Kıbrıs'ın kuzeyinin dış ticaretini bu yolla serbestleştirme şeklini
uygulamaya koymasını tasvip etti. AB'nin Kıbrıs'ın kuzey
kesimiyle ticari ilişkileri serbestleştirme kararıyla ilgili en önemli
husus şudur: Kıbrıs'ın Rum ve Türk toplumlarının yaşadıkları toprakları
birbirinden ayıran ve Yeşil Hat olarak adlandırılan tampon bölge, daha
önceki tahminlerin aksine, AB sınırı haline gelmedi."