ANKARA,
24/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 23 Haziran 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun 08.30-09.00 Türkçe yayınında (23/06) "Türkiye Siyasi Denetim
Sürecinden Çıkarıldı" başlığı altında ve Baha Güngör imzasıyla yer
verilen bir haberde, "Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, Türkiye
için belki de 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bu yana uluslararası planda
hazırlanmış en olumlu kararlardan birine imza attığı ve Türkiye'nin
denetim sürecinden -demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti
alanlarındaki eksiklikleri nedeniyle 1996 yılından bu yana Avrupa
Konseyi'nin denetim mekanizmasında tutulan- çıkarılmasını öngören kararı
onayladığı" ifade edilmektedir. Biri Belçikalı diğeri Lüksemburglu iki
raportör tarafından kaleme alınan Türkiye raporunda, son iki yılda geçmiş
10 yıla oranla daha fazla reform yapıldığına işaret edildiği ve
Ankara'nın, Avrupa'yı ikna edici bir demokratik reform sürecine girdiği
görüşünün savunulduğu belirtilen haberde, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'ndeki oylamanın sonucunun Türkiye açısından oldukça sevindirici
olmakla birlikte, yine de kararı Avrupa Birliği'ne kesin giriş
garantisi olarak algılamanın yanlış olacağına işaret edilmekte ve
Türkiye'de herşeyin henüz güllük gülistanlık olmadığı, ama tünelin
ucundaki ışığın her geçen gün daha da belirgin hale geldiği
kaydedilmektedir. Son kararla Avrupa Konseyi'nin denetim mekanizmasından
çıkan Türkiye'nin, aralarında yeni Avrupa Birliği üyesi ülkeler Çek
Cumhuriyeti, Letonya, Slovakya ile müstakbel üyeler Romanya, Bulgaristan
ve Hırvatistan'ın da bulunduğu denetim sonrası sürece dahil edildiği,
bu durumun, Türkiye için siyasi açıdan AB'de yeni ve büyük sınavlar
anlamına geleceğinin de bir gerçek olduğu ifade edilen haberde, "Avrupa'da
kalıcı bir barış için Doğu ile Batı arasında bir güven köprüsü
niteliğindeki Türkiye'ye ihtiyaç duyuluyor. Radikal İslam ve terörle mücadele
cesaret gerektirir. Birlik, kendini Hıristiyanlık gölgesinden kurtarıp
Avrupai değerleri sınırları ötesine taşımak isteyen Türkiye'yi kabul
etme cesaretini gösterebilmelidir." denilmektedir.
Berliner Zeitung'da
(23/06) "Avrupa Konseyi Türkiye'deki İlerlemeleri Övüyor" başlığı
altında ve DPA kaynaklı bir yazıda, Avrupa Konseyi'nin, Türkiye'deki
demokratik adımlardan duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Konsey'in Parlamenterler
Meclisi'nde kabul edilen bir raporda, Ankara hükümetinin geçtiğimiz iki
yıl içinde, daha önceki 10 yıldakinden daha fazla reformu
gerçekleştirdiğinin belirtildiği kaydedilmektedir. Lüksemburglu raportör
Mady Delvaux-Stehres'in, Türkiye'de idam cezası ve Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin kaldırılması, ordunun nüfuzunun daraltılması, basın ve
düşünce özgürlüğünün güçlendirilmesi ve Kürtçe radyo ve televizyon
yayınlarına başlanmasını ön plana çıkardığı, fakat aynı zamanda, ülkede
daha geçen yıl işkence olaylarının gözlemlenmiş olmasını da eleştirdiği
ifade edilen yazıda, "kadına şiddet uygulanması ile ulusal ve dini
azınlıkların tam olarak tanınması alanlarında hala eksiklikler
bulunduğunu" belirten Delvaux-Stehres'in, bazı bölgelerde kadınların
yarıdan fazlasının okuma yazma bilmediğini, bunun özellikle Kürt
kadınlar için geçerli olduğunu söylediği belirtilmektedir. Muhafazakar
Türk parlamenter Murat Mercan'ın, Türkiye'de bir zihniyet değişimi
gerçekleştiğini, reform sürecinin henüz sona ermediğini, fakat artık
geriye dönülemeyeceğini belirterek, önümüzdeki hafta geniş kapsamlı yeni
yasa değişiklikleri yapılacağını söylediği kaydedilen yazıda,
Delvaux-Stehres'in, Avrupa Konseyi'nde alınan kararın, Türkiye'nin AB'ye
muhtemel üyeliği konusunda bir görüş niteliğinde olmadığını belirterek,
"bu çok farklı bir konu." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:
ABD'nin
desteklediği Radyo Ferda'nın internet sayfasında (23/06) "AB'ye Üyelik
Yolundaki Türkiye İnsan Hakları Uygulamalarını İyileştirmeye Çalışıyor"
başlığı altında ve Periçehr Ferzam imzasıyla yer alan bir haberde, AB tarafından
yapılan açıklamalara göre, AB normları çerçevesinde ilerlemeler kaydeden
bir Türkiye'nin üyeliğe kabul edileceği ve AB üyesi 25 ülkenin
liderlerinin gerçekleştirdikleri toplantıda, aralık ayında Türkiye'nin üyeliği
konusunun ele alınacağını vurguladıkları, aynı zamanda, Türkiye'nin
Kopenhag Kriterleri'ni uygulaması gerektiği sonucuna vardıkları
belirtilmektedir. Avrupa Konseyi'nin de Türkiye'yi reformlar konusunda
önemli ilerlemeler sağlamasından dolayı övdüğü ve Türkiye'nin, 10
yıldır hapiste tuttuğu dört eski Kürt milletvekilini serbest bıraktığı
için AB karşısındaki konumunu güçlendirmiş olduğu ifade edilen haberde,
Türkiye'nin yanı sıra Hırvatistan'ın da AB'ye üye olmasının planlandığı
ve AB'nin son toplantısındaki kararlara göre, söz konusu iki ülkenin, yargı
ve idari düzeninde iyileştirme çabalarında daha titiz davranmaları
gerektiğinin belirtildiği kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
L'Humanite
gazetesinde (21/06) "Ayrımcılık... Zagreb Geçiyor, Ankara Yakalanıyor"
başlığı altında ve Okba Lamrani imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Ankara
ve Zagreb'in, Avrupa'nın kapılarının kendilerine aralandığına tanık
oldukları, ancak bunun aynı hızla olmadığı belirtilmektedir. Brüksel'de
toplanan AB Konseyi'nin, Hırvatistan'a aday statüsü verdiği, bu durumun,
Hırvatistan'a Ocak 2005'ten itibaren üyelik müzakerelerine başlama
imkanı tanıdığı, buna karşın Türkiye için Avrupa yolunun bu kadar kolay
görünmediği ifade edilen yorumda, gözlemci olarak Brüksel'e gelen Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine Mart
2005'te başlamayı hedeflediklerini dile getirdiği, 25'lerin Devlet ve
Hükümet Başkanlarının, Türkiye'nin bu arzularına karşılık kuru bir "evet"
ile yetindiklerine işaret edilmektedir. AB'nin, "Ankara ile üyelik
müzakerelerini gecikmeksizin başlatma taahhüdünü" hatırlattığı, ancak
hemen ardından da, Türkiye'nin piyasa ekonomisi, insan haklarına saygı
ve azınlıkların korunması gibi bilinen kriterleri yerine getirip
getirmediğine ancak Aralık 2004'te karar verileceğini eklediği
kaydedilen yorumda, şüpheye yer bırakmayacak şekilde birinci şartı yerine
getirmiş olsa da diğer iki şartı tam anlamıyla yerine getirmiş olmaktan
uzak olduğu belirtilmekte ve Erdoğan hükümetinin bu yönde aldığı ilk
önlemleri bizzat Türk demokratların görüntüden ibaret buldukları ifade
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (23/06)
"Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye Katılımını Engellemeyecek" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un El Pais
gazetesinde yayımlanan bir mülakatında, Kıbrıs Hükümeti'nin, Türkiye'nin
AB'ye katılımını engellemeyeceğini söylediği belirtilmektedir. AB'nin,
aralık ayında düzenlenecek bir zirvede Türkiye'nin yıllarca sürebilecek
ve uzun zamandır ertelenen müzakerelere başlayabilmek için insan hakları
ve siyasi özgürlükler konusunda yeterince ilerleme kaydedip
kaydetmeyeceğine karar vereceği hatırlatılan haberde, AB'nin 25
üyesinden herhangi birinin bu süreci veto edebileceğine işaret edilmekte
ve Papadopulos'un, "Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin başlamasına
herhangi bir engel çıkarmayacaktır." dediği aktarılmaktadır.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher
Zeitung'un internet sayfasında (23/06) "Türkiye için Bir Öğüt" başlığı
altında ve "vau" rumuzuyla yer alan bir yazıda, Den Haag'da bulunan ve
hükümete yakın olan bir think-tank'ın (düşünce kuruluşu), "Avrupa
Birliği, Türkiye ve İslam" adlı raporunda, "İslam, Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğine karşı çıkmak için bir sebep değildir." neticesine
vardığı belirtilmektedir. Raporun yazarlarının, bir yandan Türk
toplumunda İslamın gelişimi ve konumunu araştırırken, diğer yandan da
Türkiye'deki devlet ve din arasındaki ilişkiyi kaleme aldıkları, İslama
yönelik çok fazla olumsuz fikir yürütüldüğünü ve Türkiye ile ilgili çok
fazla yanlış anlama olduğunu düşündükleri kaydedilen yazıda, raporda
Avrupa Birliği'nin devlet ve hükümet başkanlarının, aralık ayındaki
üyelik müzakereleri çerçevesinde, özellikle Türk Devleti'nin "istikrarlı
demokrasisi var mı, hukuk devleti olarak insan haklarını garanti
edebilir mi?" ve "azınlıkların haklarını koruyor mu"? sorularını ele
alacaklarının belirtildiği, halk arasında ise, İslamla demokrasinin
bağdaşıp bağdaşmadığının sorulduğu ifade edilmektedir. Yazarların,
"İslamın, bir Müslümanın günlük hayatını yönlendiren bir yaşam biçimi
olarak, sadece ağır basan bir mit" olduğunu söyledikleri belirtilen
yazıda, "Türkiye'de devlet, dini, AB ülkelerinde olduğundan daha sıkı
şekilde kontrol ediyor. Yazarlar ayrıca, daha az kontrolün, bu hukuk devletini
tehlikeye sokacağına inanmıyorlar. İslamcı siyasi partilerin genelde
ılımlı olduklarını ve çoğunlukla köktencilerle benzerliklerinin
olmadığını söylüyorlar. Yazarlar, bu siyasi partilerin, AB ülkeleri gibi
refaha, demokrasiye ve din özgürlüğüne kavuşmak istediklerini
belirtiyorlar." denilmektedir.
SUUDİ ARABİSTAN
BASINI:
El Riyad
gazetesinin internet sayfasında (23/06) "Türkiye ve Batı ile İlişkilerin
Kriterleri" başlığı altında ve Salih el Nemle imzasıyla yer alan bir
yorumda, Türkiye'nin, gerçekçi siyasi ilişkiler ritminin akort edilmesi
ve ölçülmesinde, karşı tarafı açık ve net bir biçimde Machiavelli
anlayışına uygun olarak kullanıma dayalı, stratejik beklentiler ve salt
siyasi çıkar anlayışından hareket eden reel ve nadir politik ahvalden
birini teşkil ettiği belirtilmektedir. Batı ile Doğu arasında köprü olan
Türkiye'ye, tarihin bir döneminde şiddet olaylarının hakim olduğu ve
Türkiye'nin, bir dönemde de Doğu alemini ve özellikle Arap dünyasını
etkileme aracı olarak kullanılmaya çalışıldığı ifade edilen yorumda,
tabii ki bunun, hiçbir zaman Türkiye'nin kendi çıkarları ve özel
stratejisi olmadığı ve bunları önemsemediği anlamına gelmeyeceği vurgulanmaktadır.
Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye bugün, araştırma ve gözlemi hak
eden bir seyir izlemektedir; nitekim Türkler hükümet ve halk olarak
ülkelerinin AB'ye üye olmasının önemi üzerinde ittifak etmişlerdir.
Türkiye, AB'nin istediği tüm talepleri ciddiyetle birer birer yerine
getirirken, Avrupa-Türkiye ilişkileri daha bir karmaşık hale gelmektedir.
Nitekim Türkiye bir taraftan da, bazı Avrupa ülkeleriyle Amerika
arasında Irak savaşı yüzünden çıkan anlaşmazlıkta, savaşa karşı aleni
bir tavır koyarak çekişme konusu olmuştu. Türkiye bunu, Fransa, Almanya
ve Belçika'yı kızdırmamak için ve bir taraftan da Amerika'nın NATO'daki
güçlü müttefiki olan İngiltere ile ilişkileri güvence altına almak için
yapmıştı. Türkiye'nin Amerika'nın Irak'a karşı ilan edilmiş savaşına itilmemesinin
nedeni, Irak'ın içindeki siyasi kompozisyonun bozulması endişesiydi...
Bir taraftan da, Avrupa'yla ilişkilerine gelindiğinde Türkiye, tarihi ve
kültürel sorunlarla karşı karşıya kalmakta. Avrupalı politikacılar ve
stratejistler, Türkiye'nin Doğulu kimliğine rağmen, tek laik İslami
örnek olmasının diğer İslam ülkelerini de cesaretlendireceğini
bildiklerinden, Türkiye'nin AB üyeliğine büyük önem veriyorlar. Ama öte
yandan Avrupalı sade vatandaşlar, bu türden stratejik ve politik
vizyonları olmadığından, Türkiye'nin önemini kavrayamıyorlar ya da anlamakta
zorluk çekiyorlar. Bütün bildikleri; Türkiye'nin kültürel ve dini olarak
geri kalmış bir ülke olduğu. Bu yüzden, çoğu Avrupalı, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıkıyor. Üstelik de bazı Avrupa ülkeleri, bünyelerinde
barındırdıkları Müslüman azınlıkların, Müslüman Türkiye sayesinde palazlanmalarından
çekiniyorlar... Amerika'nın Türkiye'nin AB üyeliğine bakışı ve ona
biçtiği rol çelişkilerle dolu; Amerika bir taraftan, Türkiye'nin laik
Müslüman bir model olmasını isterken, bir yandan da Türkiye'nin
Avrupa'dan ayrı kendine yakın güçlü müttefiki olarak kalmasını istiyor.
Çünkü Amerika için güçlü bir Türkiye, bağımsız hareket etmek eğiliminde
olan Avrupa'ya karşı hemen burunlarının dibindeki önemli bir koz.
Amerika bir yandan da Türkiye'yi AB'ye sokarak Birliğin düzenini
karmaşıklaştırarak ileride muhtemel siyasi ve askeri bütünlüğe
ulaşmasına mani olmak istiyor. Böylece Amerika Avrupa'yı, Amerikan güç
üçgeniyle kuşatmak istiyor; Kuzey'de Polonya, Batı'da İngiltere ve
Doğu'da Türkiye."
YUNANİSTAN
BASINI:
To Vima gazetesinde
(23/06) "Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye 'Yeşil Işık'" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, Avrupa Konseyi'nin, Türkiye'nin insan haklarına
saygı gösterme konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiş olduğunu
vurgulayarak Türkiye'nin denetimine son verdiğini açıkladığı ve bu
kararın, aralık ayında Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih
verilmesi olasılığına güç kazandıran bir girişim olduğu belirtilmektedir.
Strasbourg'da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki oylamaya
katılan PASOK temsilcisi T. Pangalos'un, Türkiye'nin denetiminin son bulmasını
kabul ettiği ve yaptığı konuşmada, "10 yıl önce böyle bir şey hayal bile
edilemezdi, çünkü Ankara sorumluluklarını tanımıyordu bile." dediği
aktarılmaktadır. Fransız sosyalist milletvekili Josette Durrieu'nun,
kararın "erken alınmış olabileceğini" söylediği belirtilen yorumda, Türkiye'ye
üyelik müzakereleri için tarih verilmesi konusunda kendi raporunu
açıklayacak olan AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin insan haklarına saygı
duyup duymadığını denetleyecek bir mekanizması olmamasından dolayı bu
konuda her zaman Avrupa Konseyi'nin kararlarına dayandığına işaret edilmektedir.
ESKİ SAYILAR