ANKARA,
16/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 17 Ağustos 2004
tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Kurier
gazetesinde (17/08) "Türkiye-AB... Strache anayasada Değişiklik Yapmak
İstiyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, FPÖ Parti Başkan
Yardımcısı Heinz Christian Strache'nin, Başbakan Schüssel'i Türkiye'nin
AB'ye katılımına "hayır" demeye zorlayabilmek için, anayasada değişiklik
yapılmasını istediği belirtilmektedir. Strache'nin, Parlamento'nun Ana
Komisyonu'nun müzakerelere başlanmadan önce yalnız görüş bildirme ve
bilgi verme hakkı olduğunu öne süren anayasa hukuku uzmanlarına
dayandığı ifade edilen haberde, Strache'nin hükümet üyelerine AB
Konseyi için, yalnız federal yasalarca düzenlenen girişimlerde talimat
verilebileceğine, müzakerelere başlama konusunda ise federal yasaların
gerekli olmadığına işaret ettiği kaydedilmektedir.
Kurier
gazetesinde (16/08) "EVP Grubu Başkan Yardımcısı Karas: Gerçeği
Söylemeli" başlığı altında yayımlanan bir başka haberde, Türkiye'nin
AB'ye katılımı Avrupa Parlamentosu'nun bölünmesine yol açtığı, lehte ve
aleyhte görüşlerin bütün siyasi gruplar arasında dağıldığı
belirtilmektedir. Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi'nde (EVP)
parlamenterlerin çoğunun Türkiye'nin tam üyeliğine karşı ve Türkiye ile
AB arasında imtiyazlı bir ortaklık kurulmasından yana olduğu belirtilen
haberde, EVP Grubu Başkan Yardımcısı Othmar Karas'ın, "EVP içinde
Türkiye'nin katılımına karşı bir görüşün hakim olduğunu" itiraf ettiği
ve "bir kutuplaşmaya karşı olduğunu" belirttiği ifade edilmektedir. "Gerçek
verilere dayanan tarafsız bir tartışma" isteyen Karas'ın, "Türkiye'ye
karşı yarım gerçekler öne sürmeye ve yalancılığa son verilmesi gerekir.
Gerçeği söylemeliyiz." dediği aktarılan haberde, Avusturyalı AB
Parlamenteri ülkenin AB üyesi olup olamayacağı sorusunun cevaplanmış
olduğunu belirterek, "Karar artık verildi. Devlet ve hükümet başkanları
Türkiye'ye 1999'da oy birliğiyle aday statüsü verdiler." şeklindeki
ifadesine yer verilmektedir. AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine başlayacağından
yola çıkarak, müzakerelerin 2005 yılında başlayacağını söyleyen
Karas'ın, Türkiye'nin gerçekten katılım olgunluğunda olup olmadığı
konusundaki tartışmanın, 10 yıl sürecek yoğun müzakerelerin ardından
yapılacağını belirttiği ve Türkiye'nin ancak tüm yasal, ekonomik, mali
ve siyasi şartların yerine getirilmesi halinde katılım olgunluğuna
erişeceğini ifade ettiği kaydedilen haberde, Karas'ın için önemli
olanın, "Avrupa vatandaşlarının çoğunluğunun Türkiye'nin AB'ye
katılımını desteklemesi" olduğu ve Türkiye'nin üyeliğine ilişkin bir
referandum yapılmasını kesinlikle reddettiği vurgulanmaktadır.
Kurier
gazetesinin (16/08) "Sessiz Bir Devrim" başlığı altında ve Margaretha
Kopeinig imzasıyla Türkiye Komisyonu üyesi eski diplomat Albert Rohan
ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadelere yer
almaktadır:
"SORU: Birçokları
İslam'ın Türkiye'nin AB'ye katılımına engel teşkil ettiği görüşünde.
ROHAN: Türkiye
laik bir ülke; din özel yaşantının bir parçası. Avrupa eğer hoşgörülü
bir toplum ise, dinin bir engel teşkil etmemesi gerekir. (...)
SORU: AB,
Türkiye'nin katılımını kaldıracak olgunlukta mı?
ROHAN: Komisyon
ve Konsey'de halk bir önem taşımıyor. Ama AB Parlamentosu için bu
önemli. Fakat burada ulusal bloklar yok. Oylama partilere göre
yapılıyor.
SORU: AB
Türkiye'nin katılımının masrafını kaldırabilecek durumda mı?
ROHAN: Türkiye
kuşkusuz yardım edilmesi gereken ülkelerden biri olacak. AB'nin tarım
ve yerel politikası 2015'ten sonra bugünkünün aynısı olmayacak. AB'de
dayanışmanın sürdürülüp sürdürülmeyeceğini bilmiyoruz. Ama kesin olan
tek şey şu: AB bütçesi (şu sıralar GSMH'nin yüzde 1.24 ile) sınırlı
olduğu sürece, bir bütçe patlaması olmayacaktır. Net ödemede bulunan ülkeler
arasındaki Avusturya da daha fazla ödeme yapmak zorunda kalmayacak.
(...)
SORU: AB
Komisyonu müzakerelerin yapılmasını tavsiye edecek mi?
ROHAN: Komisyon
konuya farklı yaklaşacak: Şartlar yerine getirildi, ama Komisyon zayıf
noktalara da dikkat çekecek. Komisyon'un olumlu bir tavsiyede bulunması
halinde, AB Konseyi'nin aralıkta müzakerelere başlanmasına karar
vermemesi için hiçbir neden göremiyorum. Komisyon, Türkiye'deki reformlardan
dolayı sessiz bir devrimden bahsediyor. (...)
SORU:
Avusturyalıların çoğu katılıma karşı.
ROHAN: Biz en
olumsuz zihniyete sahip ülke olarak tanınıyoruz. Bu konuda üstümüze yok.
Tarihten kaynaklanan tereddütler var. Avusturyalılar komşularının
katılımına bile, bundan kazançlı çıkacak başlıca ülke olmalarına rağmen,
kuşkulu gözlerle baktı. Bunun sorumlusu politikacılar. Türkiye konusu
popülist amaçlar için kullanılıyor.
SORU: Peki bunu
değiştirmek mümkün mü?
ROHAN: Şimdiye
kadar bütün başbakanlar AB'nin Türkiye konusundaki kararlarını paylaştı.
Avusturya frenleyici olmamalı."
BELÇİKA BASINI
Avrupa
Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği içinde çalışan Brüksel merkezli
bağımsız haber portalı EU Observer'in (16/08) "Vatikan, Türkiye'nin AB
Üyeliğine İlişkin Tartışmaları Alevlendirdi" başlığı altında ve Honor
Mahony imzasıyla yayımlanan bir haberde, Vatikan'daki üst düzey bir
kardinalin Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili olumsuz açıklamalarının,
bu konudaki ateşli tartışmayı bir kez daha alevlendirdiği belirtilmektedir.
Kardinal Joseph Ratzinger'in, Le Figaro gazetesine geçen hafta verdiği
mülakatta, Türkiye'nin "her zaman Avrupa ile tezat" oluşturduğunu ve bu
ülkeyi Avrupa'ya bağlamanın hata olacağını söylediği ve savını
desteklemek için, Osmanlı İmparatorluğu'nun geçen yüzyıllarda
Avrupa'nın kalbine yaptığı akınlardan bahsettiği kaydedilen haberde, Vatikan'ın
Dinsel Öğretiler Kurulu Başkanı, Alman Joseph Ratzinger'in, nüfusunun
büyük bir çoğunluğu Müslüman olan laik cumhuriyet Türkiye'nin, siyasi
birliği Avrupalı ülkelerle değil, Arap devletleriyle araması
gerektiğini söylediği ifade edilmektedir. Türkiye'nin Arap komşuları ile
kültürel bir bölge oluşturabileceğini söyleyen Ratzinger'in, böylece
Türkiye'nin kendi kimliği ile önde gelen bir figür olabileceğini
kaydettiği belirtilen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kardinalin
açıklamalarını reddederek, "Vatikan bir din devletidir. Biz AB ülkeleri
ile konuşuyoruz ve değerlendirmelerde bulunuyoruz." şeklinde konuştuğu
ve tüm bu yorumların, AB'de Ankara'nın Birliğe katılma başvurusuna ilişkin
verilecek kritik bazı kararlar öncesinde geldiği vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (17/08) "Milli
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne İlk Kez Bir Sivil Atandı" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Türk Hükümeti'nin, Avrupa Birliği'ne katılmak
amacıyla ordunun siyaset üzerindeki etkisini azaltmayı amaçlayan
reformlar çerçevesinde önemli bir siyasi-askeri organ olan Milli
Güvenlik Kurulu'nun (MGK) başına ilk kez bir sivili atadığı
belirtilmektedir. Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan'ın MGK
Genel Sekreteri olarak atanmasının, Cumhurbaşkanı tarafından onaylandığı
belirtilen haberde, Türkiye'nin üye olmak istediği Avrupa Birliği'nin
talepleri arasında sivil kurumların kontrolünün yer aldığı ifade
edilmektedir.
-
-
-
ESKİ SAYILAR