|
ANKARA, 07/10(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 6 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(06/10) "AB Üyeliği için Çabalayan Türkiye'nin Önünde Engellerle Dolu
Uzun Bir Yol Var" başlığı altında ve Louis Meixler imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlaması yönündeki ihtiyatlı tavsiyesinin, Türkiye'yi, AB'ye katılma
yönünde uzun yıllardan beri kurduğu hayale bir adım daha yaklaştırdığı,
ancak bu fakir ve çoğunluğu Müslüman olan ülkeyle, katılmak istediği
refah içindeki Hristiyan kulüp arasındaki büyük bölünmenin altını çizen
sert koşullar da ileri sürüldüğü kaydedilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun
raporunun Avrupa'daki karşıt görüşler arasında uzlaşma sağlamaya
çalıştığı, bir tarafta, Türkiye'nin Kürtlerin haklarına ilişkin sicili,
istikrarsız ekonomisi ve ordunun politika üzerindeki nüfuzu konularında
duyulan tahammülsüzlük; diğer tarafta ise Türkiye'nin kabul edilmesiyle
Avrupa'nın Batı ve İslam arasındaki gerilimi yatıştırmada önemli bir rol
oynayabileceği ve terör tehlikelerinin ve Orta Doğu'da karışıklığın
yaşandığı bir dönemde her şeyden daha da önemli gibi görünen stratejik
ortaklığı güçlendireceği düşüncesi olduğu belirtilen haberde,
Türkiye'nin, bu ilerlemeden dolayı memnuniyet duymakla beraber ülkenin,
ekonomik, sosyal ve siyasi reformlarının eleştirilmesinden ve şimdi
birkaç yıl içinde AB'ye üye olmasının beklendiği Romanya'nın katettiği
hızda ilerleme kaydedememesinden dolayı da hayal kırıklığı yaşadığı
ifade edilmektedir. Haberde, AB'nin yaktığı ihtiyatlı yeşil ışığın,
AB'nin taleplerini değişiklik yapılmasını zorlamak ve muhafazakarlardan
ve ordudan yapılan baskıya direnmenin bir yolu olarak kullanan Türk
reformcularını güçlendirmesinin beklendiği vurgulanmaktadır.
The Christian Science
Monitor gazetesinin internet sayfasında (06/10) "Türkiye'nin AB
Girişimi Konusunda İhtiyatlı Görüşler" başlığı altında ve Peter Ford
imzasıyla yer alan bir makalede, Avrupa'nın pek çok yerinde kamuoyunun,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin
tam üyesi olamayacak kadar büyük, fakir, uzak ve belki de dikkati
çekecek kadar çok Müslüman olduğu yönünde yaygın bir görüş olduğu
belirtilmektedir. Bağımsız Türkiye Komisyonu Raportörü ve eski bir
Avusturyalı diplomat olan Albert Rohan'ın, "Duyulan yaygın düşmanlık bir
cehalet, önyargı ve anlaşmazlık sorunudur." dediği ifade edilen
makalede, Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerin, ülkeyi Birliğe
katmanın, Türkiye'nin insan haklarına saygı gösteren modern, demokratik
Müslüman bir ülke olarak önemli bir örnek teşkil etmesini sağlayacağını
söyledikleri kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun İnsani Yardımdan
Sorumlu eski üyesi Emma Bonino'nun, "Hepimiz, Müslüman ve Arap
dünyasındaki demokrasiyi desteklemek istediğimizi söylüyoruz. Elimize
geçen ilk gerçek fırsatı değerlendirmek iyi bir fikir olacaktır" dediği,
Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük parti olan Avrupa Halk Partisi'nin
Başkanı Hans Gert Pöttering'in, "Müzakerelerin şimdi başlaması çok
erken. İnsan hakları durumu memnun edici değil" şeklindeki ifadesi
aktarılmaktadır.
AP'nin (06/10)
"Avrupalılar, Türkiye'nin AB'ye Üyelik Müzakerelerine Başlamasına Şartlı
Olarak 'Evet' Dedi" başlığı altında ve John Leicester imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupalı politikacıların, Türkiye ile AB arasında
üyelik müzakerelerinin şartlı olarak başlatılmasını memnuniyetle
karşıladıkları ve çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bu ülkenin insan
hakları konusunda geri adım atmasını engellemek için konan sıkı şartları
onayladıkları belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'ye girmesine muhalif
çevrelerin, uzun süredir Türkiye'nin Avrupalı sayılabilmek için fazla
uzak, fazla Müslüman, ayrıca ekonomik ve siyasi yönden fazla geride
olduğunu ileri sürdükleri hatırlatılan haberde, Türkiye'nin üyeliğini
destekleyenlerin yaptıkları açıklamada ise, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne alınmasının İslam ve demokrasinin birlikte var olabileceğini
göstereceğini ve Birliğe, ABD'ye karşı daha çok ağırlık
kazandırabileceğini söyledikleri kaydedilmektedir. İsveç Dışişleri
Bakanı Leila Freivalds'in, AB merkezinden Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlatılabileceği yönündeki haberi Türkiye'ye yaptığı
Güneydoğu ziyareti sırasında haber aldığını, ancak Freivalds ve diğer
politikacıların, bu konuda daha katedilmesi gereken uzun bir yol olduğu
konusunda hemfikir olduklarını söyledikleri belirtilen haberde, Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'in Sözcüsü Thomas Steg'in, "Bu açık uçlu bir
süreçtir ve sonucu garanti edilemez" dediği aktarılmaktadır.
İsveç'teki Kürt Dernekleri Konseyi Başkanı İzzet Yıldırım'ın,
Türkiye'nin AB'ye üyeliği için aradan en az 12-15 yıl geçeceğine
inandığını söyleyerek, "Avrupa Türkiye'ye 'hoşgeldiniz ancak tüm üyeler
için geçerli olan bu kriterleri kabul etmek zorundasınız' demekle iyi
yaptı" dediği, Letonya Dışişleri Bakanı Artis Pabrikis'in, Türkiye'yi
kabul etmenin AB'nin dünya çapındaki rolünü güçlendireceğini belirttiği
ifade edilen haberde, Yunanistan'ın ise, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin
iki ülke arasındaki bağları daha da güçlendireceğine inandığı
vurgulanmaktadır.
AP'nin (06/10)
"Türkiye Başbakanı, Üyelik Müzakerelerine Gelecek Yılın İlk Yarısında
Başlanmasını Umuyor" başlığı altında ve Robert Wielaard imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB üyelik
müzakerelerinin 2005 yılının ilk yarısında başlamasını umduğunu
söylediği belirtilmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM)
yaptığı konuşmada Erdoğan'ın, AB üyeliğine hazır olma girişimi
çerçevesinde hükümetinin son yıllarda gerçekleştirdiği bir dizi
ekonomik ve siyasi reformdan söz ederek, "2005 yılının ilk yarısında
üyelik müzakerelerinin başlatılmasıyla uzun süredir ilerlemekte
olduğumuz yolun son turuna varmayı umuyoruz. Türkiye'nin üyeliği bir
gecede gerçekleşmeyecek" dediği, ancak Ankara'nın "bu safhayı mantıklı
bir süre içerisinde tamamlamayı" umduğunu da belirttiği ifade edilen
haberde, Erdoğan'ın, hükümetinin uyguladığı reformların, ülkesinin
Avrupa'nın demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine bağlılığını
gösterdiğini kaydettiği ve AB Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik
olasılığına yönelik her zamanki "olumlu tavrının" AB liderlerince de
paylaşılacağına inandığını belirterek, "Avrupa normlarının Türk yasama
organınca benimsenmesi devam etmektedir ve bu, son dönemdeki reform
sürecimizin başlıca unsurudur" dediği aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (06/10) "Ayin Henüz Bitmedi" başlığı altında ve Nikoas Blome
imzasıyla CDU Parlamento Grubu Başkan Vekili Wolfgang Schaeuble ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Türkiye, üyelik sanki
ertesi gün gerçekleşecekmiş gibi seviniyor. Avrupa'da ise, en erken 15
yıl içinde olacağı söyleniyor.
SCHAEUBLE: Tüm bu meselede
birçok yanıltma söz konusu. Avrupa ve Alman kamuoyuna, müzakerelerin 10
yıldan fazla süreceği, bunun dünyayı daha güvenli hale getireceği ve
bunun dışında hiçbir şeyin olmayacağı izlenimi veriliyor. Ancak bizi
inandırmaya çalıştıklarından çok erken bir tarihte üyelik
gerçekleşebilir. (...)
SORU: Federal Hükümet,
Hristiyan Birlik Partileri tarafından kurulursa, müzakereler askıya
alınır mı?
SCHAEUBLE: Hayır. Başa
gelecek olan her hükümet, bir önceki hükümetin başlattığı
yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. (...)
SORU: Türkiye, tam üyelik
gerçekleşmediği takdirde İslamcı kanada geçmekle tehdit ediyorsa, AB
uluslararası terörizm nedeniyle çoktan şantaja açık bir hale gelmiş
olmuyor mu?
SCHAEUBLE: Hayır. Türkiye,
AB'den bağımsız olarak demokrasi ve modernleşmeye bizzat ilgi duyuyor.
Belki de birkaç yıl içinde, tam üyelikten başka bir çözümü kabul
edebilecek kadar iyi durumda olacaktır. Ayin henüz bitmedi."
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (06/10) "SPÖ: 'Schüessel Türkiye Konusundaki Görüşünü
Açıklamalı'" başlığı altında yayımlanan bir haberde, SPÖ Genel Sekreteri
Norbert Drabos'un haftalarca süren tartışmalardan sonra da Türkiye'nin
katılımına sıcak bakmadığı ve "Giriş müzakerelerine kayıtsız şartsız
evet demek yanlış bir yol" dediği ve Türkiye ile AB'nin birbirlerini
kaldıracak olgunlukta olmadıklarına işaret ettiği belirtilmektedir.
Drabos'un yalnız Avusturya'da değil tüm AB ülkelerinde halkın büyük bir
çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu belirttiği ifade
edilen haberde, SPÖ Parlamento Grubu Başkanı Josef Cap'ın, Başbakan
Wolfgang Schüessel'in "sonu açık bırakılan giriş müzakereleri"
şeklindeki "placebo-stratejisinin "bozulduğu" görüşünde olduğu ve AB
Komisyonu'nda çoğunluğun Türkiye'nin katılım sürecini başlatmaya
kararlı olduğunun anlaşıldığını belirterek, Schüessel'in de artık
"görüşünü açıklaması" gerektiğini söylediği vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(06/10) "Avrupa Komisyonu Türkiye ile Müzakereyi Tavsiye Etti" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano
Prodi'nin yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun resmi olarak, AB
yetkililerine, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını, ancak bu
müzakere süreci için çok kesin şartlar koşmalarını tavsiye ettiğini
bildirdiği kaydedilmektedir. Komisyon üyeleri arasında dört saat süren
bir tartışmanın ardından kabul edilen kararı Avrupa Parlamentosu'na
sunan Prodi'nin, "Komisyon'un cevabı evet, ancak bu şartlı bir evet"
dediği aktarılan haberde, Komisyon raporunda, müzakerelerin "Ankara'nın
AB'ye girmesi önceden garanti edilemeyen açık uçlu bir süreç" olarak
kalması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin
adaylığına karşı çıkanlardan biri olan Tarımdan Sorumlu AB Komiseri
Avusturyalı Franz Fischler'in ise gazetecilere yaptığı açıklamada,
"Türkiye'nin üye olması için açıkça imkanı bulunmaktadır, ancak
müzakereler çok önemlidir ve bu açık uçlu bir süreç olacaktır" dediği
belirtilen haberde, Komisyon'un, "üyelik müzakerelerine başlanması için
Türkiye Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yeteri kadar yerine getirdi"
yargısına vardığı ifade edilen haberde, Komisyon'un yeşil ışık
eşliğinde, Türk tarafından bir sapma olması halinde müzakereleri "askıya
alma", üyelik halinde Türk işçilerinin serbest dolaşımını sınırlayan
"kalıcı kontrol" maddeleri dayatma imkanları gibi, daha önce görülmemiş
koruma önerileri getirmeyi de ihmal etmediği vurgulanmakta ve
Brüksel'in, "AB'nin temel aldığı, özgürlük, demokrasi, insan haklarına
riayet, temel özgürlükler ve hukuk devleti prensiplerine ciddi ve daimi
zarar gelmesi halinde müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye
edecektir" şeklinde açıklamada bulunduğu kaydedilmektedir. Kabul edilen
tavsiye raporunda, Türkiye tarafından demokratik reformlar alanında
sarfedilmiş "önemli çabaların" altının çizildiği, ancak bu reformların
"uygulamaya konmasının daha sağlam ve genişletilmiş" şekilde
gerçekleştirilmesi gerektiğinin belirtildiğine işaret edilen haberde,
Komisyon'a göre bu durumun, özellikle işkence ve kötü muamele ile
mücadelede sıfır hoşgörü politikası ile ifade özgürlüğü, din özgürlüğü,
kadın, sendika ve azınlık hakları ile ilgili düzenlemelerin uygulanması
konuları için geçerli olduğu, Komisyon'un, müzakerelerin başlangıcı için
bir tarih tespit etme sorumluluğunu 17 Aralık'ta yapılacak olan Avrupa
Zirvesi'ne bıraktığı, ancak 2005 yılı sonu hatta 2006 başı gibi geç bir
tarih için de açık kapı bıraktığı belirtilmektedir. Haberde, Brüksel'in,
"Üyelik müzakereleri, kararların oy birliği ile alınacağı hükümetler
arası bir konferans çerçevesinde gerçekleşecektir. Türkiye'nin AB
üyeliği, AB ve Türkiye için bir meydan okuma olacaktır. Şayet iyi idare
edilirse, iki tarafa da büyük fırsatlar sunacaktır" hatırlatmasında
bulunduğu işaret edilmektedir.
AFP'nin (06/10)
"Brüksel, Genişleme Oyununun Kurallarını Zorlaştırdı" başlığı altında ve
Pierre Glanchant imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa
Komisyonu'nun, AB genişlemesi oyununun kurallarını, Türkiye ve
Hırvatistan'ın üyeliklerine çekinceyle yaklaşan Avrupa kamuoyunun
yüreğine su serpmek için zorlaştırdığı belirtilmektedir. Romanya ve
Bulgaristan'ın, AB doğrultusundaki hazırlıklarını zamanında ve gerektiği
gibi yerine getirmezlerse, üyeliklerinin 2008 yılının Ocak ayına
sarkabileceği konusunda uyarıldıkları belirtilen haberde, ancak Türkiye
ve Hırvatistan için AB'nin, birçok ciddi şartın yerine getirilmesini
öngördüğü, en yeni şartın, üyelik müzakereleri süren ülkelerin, AB
kriterleri doğrultusunda reformlarına gerektiği gibi devam etmemeleri
durumunda görüşmelerin askıya alınması olduğu ve bu durumda Ankara ve
Zagreb yönetimlerinin AB ile müzakerelerinin her an durdurulabileceği,
diğer bir şartın ise, müzakere sürecinin açık uçlu olması olduğu ve
bunun, Birliğe aday bir ülke ile müzakerelere başlanmasının "açık çek"
olarak yorumlanmaması anlamına geldiği -Yani müzakerelerin sonucunda
Türkiye Birliğe kesin olarak kabul edilecek diye bir şey yok- ileri
sürülmektedir. Haberde, Türkiye'nin AB'nin şart koştuğu reformları
onaylamaktan çok uygulamaya koyması gerektiği ve AB liderlerinin hemen
hemen hepsinin, Türkiye'nin onayladığı reformların uygulanmasının
yakından takip edilmesi gerektiğini açıkladıkları kaydedilmektedir.
Avrupa Parlamentosu üyesi Fransız Alain Lamassoure'nin, Avrupa
Komisyonu'nun bu tavrının, tehdit teşkil eden şartlar koşarak Türkiye'yi
sürekli kontrol altında tutmak istemesinden kaynaklandığını belirttiği
vurgulanmaktadır.
AFP'nin (06/10) "AB
Dönem Başkanı Hollanda'ya Göre, Türkiye ile Müzakerelerin 2005 Yılı
Ortasında Başlaması İhtimal Dahilinde" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye
ile ilgili sunduğu olumlu rapordan duyduğu memnuniyeti dile getirdiği
ve AB liderlerinin 17 Aralık'ta müzakerelere başlanmasına yeşil ışık
yakmaları durumunda görüşmelere 2005 yılının ortalarında
başlanabileceğini ifade ettiği belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı
Hollanda'da yayımlanan bir bildiride, "Avrupa Konseyi ve AB ülkeleri 17
Aralık'ta Türkiye'ye yeşil ışık yakma kararı verirler ise, 2005 yılında
görüşmelere başlanması ihtimal dahilindedir" ifadelerine yer verildiği
kaydedilen haberde, Hollanda'nın, Türkiye konusunda hazırladığı
ayrıntılı rapordan dolayı Avrupa Komisyonu'nu tebrik ettiğini ve bu
raporun 17 Aralık kararına sağlam bir temel teşkil edeceğini belirttiği
ve Lahey yönetiminin, Avrupa Komisyonu'nun raporunu dikkatli ve dengeli
bir şekilde inceleyeceği ve üzerinde tarafsız bir şekilde çalışacağının
kaydedildiği ifade edilmektedir.
AFP'nin (06/10) "Prodi:
Güçlü Bir AB'nin Türkiye'nin Üyeliğinden Endişelenecek Bir Şeyi Olmaz"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano
Prodi'nin, Brüksel'in Ankara ile üyelik müzakerelerine başlanması
lehindeki tavsiyesini açıklarken yaptığı konuşmada, "Güçlü bir AB'nin,
Türkiye'nin AB'ye üye olmasından endişelenecek bir şeyi olamayacağını"
belirttiği kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada Prodi'nin,
"Ekonomik gelişmeyi idare edebilen, barış, refah ve dayanışma modeli
olarak güçlü olan, bir Anayasası, güçlü kurumları ve iyi yöneticileri
bulunan, kendinden emin bir Avrupa'nın, Türkiye'nin entegrasyonundan
endişe edecek bir şeyi yoktur. Türkiye'nin entegrasyonu, kazanmamız
gereken pek çok meydan okumadan biridir" şeklinde konuştuğu ifade
edilen haberde, Prodi'ye göre, Komisyon'un bugün Türkiye'ye, Türk
halkına ve hükümetine bir "güven mesajı göndermek" istediği
belirtilmekte ve Prodi'nin, "Bugün olumlu cevap vererek Komisyon'un,
Atatürk'ün hedeflediği, Avrupa kaderini ve değerlerini tamamen paylaşmak
şeklindeki tarihi isteğinizi tanımış oluyor" dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian
gazetesinin internet sayfasında (06/10) "İngiltere, AB'nin Türkiye
Konusundaki Engeline Direniyor" başlığı altında ve David Gow imzasıyla
yer alan bir haberde, İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı
Denis MacShane'nin, Avrupa Komisyonu'nun ülkenin Birliğe kabul edilmesi
konusundaki herhangi bir anlaşmanın önemli bir parçası olarak AB'nin
diğer bölgelerine göç eden Türk işçilerine yönelik kalıcı engeller
koyma girişimlerine İngiltere'nin karşı çıkacağını söylediği
belirtilmektedir. MacShane'nin, daha üyelik müzakereleri bile başlamadan
Türk işçilerinin serbest dolaşımına kalıcı bir kısıtlama getirilmesinin
düşünülmesinin kabul edilemez olduğunu söylediği belirtilen haberde,
Denis MacShane'nin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına "iyi
niyetle ve diğer herhangi bir ülkeyle aynı temelde" izin verilmesini
isteyerek "O köprüyü oraya ulaştığımızda geçeceğiz" dediği kaydedilmekte
ve Ankara'nın bu düşünceyi şiddetle eleştirdiği hatırlatılmadır.
Haberde, MacShane'nin, "2020'ye kadar Avrupa'nın yaşlanan nüfusu,
AB'nin geri kalanında genç ve eğitimli Türklerin çalışmasının istenen
bir durum olacağı bir hal alacak. O zaman üye olacak olan Türkiye çok
farklı bir ülke olacak ve üyelik müzakereleri süreci, Atatürk tarafından
gerçekleştirilmiş olanlar kadar radikal bir reform sürecini
desteklemeli" dediği ifade edilmektedir.
The Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (06/10) "Türkiye'nin AB'ye Üyelik
Girişimi Alman SPD'de Yeni Bir Anlaşmazlığı Gündeme Getirebilir" başlığı
altında ve Bertrand Benoit imzasıyla yer alan bir makalede, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılım girişiminin, Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder'in Sosyal Demokrat Partisi'nde (SPD) yeni bir anlaşmazlığı
gündeme getirebileceği öne sürülmekte ve öte yandan SPD
milletvekillerinin, meseleyle ilgili bir parti toplantısı yapılması
çağrısında bulundukları belirtilmektedir. Schröder'in, Türkiye ile
katılım müzakerelerinin açık destekçilerinden biri olduğu, ancak SPD
üyelerinin 70 milyonluk Müslüman nüfusun AB'ye katılımı ihtimaliyle
ilgili endişelerinin arttığı ifade edilen makalede, SPD Bielefeld Kent
Konseyi üyesi Hans-Jurgen Franz'ın, "Almanya'daki Türklerin topluma
entegre olmak için daha fazlasını yapabileceklerini düşünenler öznel
eleştiriler getiriyorlar" dediği, Biefeld Kent Konseyinin bir başka
üyesi Hans-Rolf Pade'nin, "Endişeler, Türkiye'nin AB'ye katılımı halinde
göçmen akınından korkan özellikle gençler ve işsizler arasında daha da
yoğun" şeklindeki ifadesine yer verilmektedir. Makalede, meselenin 17
Aralık tarihinde Başbakanın ve bazı AB üyelerinin Türkiye ile
müzakerelere başlanıp başlanmaması konusunda karara varmalarının
ardından bir neticeye bağlanmış olacağı, ancak SDP'nin tabanındaki
partililerin, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin eleştirilerin, partinin
üst düzey üyelerinin onayını alması halinde daha baskın hale
geleceğinden endişe ettiği kaydedilmektedir.
Reuter'in (06/10) "AB
Komisyonu Türkiye ile Üyelik Görüşmelerine Başlanmasını Destekledi"
başlığı altında ve Marie Louise Moller-Sebastian Allison imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun açıkladığı raporda,
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasını tavsiye ettiği ve
bunun, AB ile Türkiye arasında 40 yıldır devam eden görüşmelerin
ardından oldukça önemli bir karar olduğu, ancak 30 Komisyon üyesinin
raporu onaylamalarının -Ankara'nın demokrasi ve insan hakları gibi
konularda geri adım atması halinde görüşmelerin askıya alınması da dahil
olmak üzere- bazı şartları içerdiği vurgulanmaktadır. Tavsiyede,
"Komisyon, Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakerelerine başlamak için
gerekli siyasi kriterleri yerine getirdiğine inanmakta ve üyelik
müzakerelerinin açılmasını önermektedir" ifadesinin yer aldığı
belirtilen haberde, Avrupa Komisyonu'nun Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz
Fischler'in de, Komisyon'un müzakerelere başlanması için Türkiye'ye
yeşil ışık yakmış olduğunu teyit ettiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin
önemli hukuki reformları uygulamaya koyması gibi şartların öne sürüldüğü
tavsiye raporunu hazırlayan AB Komisyonu'nun, "Giriş müzakereleri açık
uçlu bir süreç olacaktır ve hiçbir şey baştan garanti edilmeyecektir"
şeklinde bir açıklamaya yer verdiği kaydedilen haberde, ülkesi
halihazırda AB Dönem Başkanı olan Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot'un,
müzakerelerin 2005 yılının ikinci yarısında başlamasını umduğunu
söyleyerek, Hollanda'da yayımlanan De Volksrant gazetesine yaptığı
açıklamada, "Henüz kesin bir netice sağlanmış değil. Bu, Ankara'daki
gelişmelere bağlı. Giriş tarihi hakkında kesin bir gün veremeyiz"
dediği, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin ise, "Şundan emin
olmamız gerekir ki, üye olması halinde Türkiye de tüm diğer üyeler gibi
davranacaktır" dediği ve Komisyon'un, Ankara'ya mayıs ayında birliğe üye
olan diğer üyelerle aynı standartları uygulayacağını vurguladığı
belirtilmektedir.
Reuter'in (06/10) "Bolkestein,
Türkiye'ye Karşı Tek Başına Durdu" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, AB kaynaklarının, AB Komisyonu'nun İç Pazardan Sorumlu Üyesi Frits
Bolkestein'in, Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanması konusundaki
tavsiye kararı açıklanana kadar bu görüşe karşı tek başına mücadele eden
AB'nin tek Komisyon üyesi olduğunu bildirdikleri kaydedilmektedir.
Bolkestein'in, kadın-erkek eşitliği ve işkence konularındaki sorunlara
değinen Uluslararası Af Örgütü'nün Haziran 2004 tarihli raporuna işaret
ederek, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri konusundaki endişeleri
artırdığı belirtilen haberde, bir AB yetkilisinin, "Sonuna kadar
tavsiyeye karşı çıkacak tek kişi Bolkestein idi" dediği, başka bir
kaynağın ise, Bolkestein'in Türkiye'deki insan hakları durumunu
"korkunç" olarak nitelendirdiğini ve çoğunluğu Müslüman olan ülkedeki
dini özgürlük konusundaki endişelerini ifade ettiğini söylediği ifade
edilmektedir.
Reuter'in (06/10)
"Türkiye Başbakanı, AB Komisyonu Raporunu 'Dengeli' Buldu" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB
Komisyonu'nun Türkiye hakkında verdiği raporu "dengeli" bulduğunu
söyleyerek övdüğü ve AB ile müzakerelerin 2005 yılının başında
başlamasını umduğunu dile getirdiği kaydedilmektedir. Erdoğan'ın, Strasbourg'da
düzenlediği basın toplantısında, "Komisyon'un bu konudaki
değerlendirmelerini ve analizini genel hatlarıyla dengeli bulduk.
İsteğimiz, müzakerelerin 2005 yılının ilk aylarında başlaması
yönündedir" dediği belirtilen haberde, Erdoğan'ın, Strasboug'da Avrupalı
parlamenterlere hitaben yaptığı konuşmada da, Türkiye'nin müzakerelerin
başarılı olması için elinden geleni yapacağını söyleyerek,
"Müzakerelerin askıya alınması halinde, böyle bir yaklaşım Türkiye'nin
demokratikleşme sürecine yeterince saygı duyulmadığının bir işareti
olacaktır, bu da AB'nin kendi prensipleri ile ters düşeceği bir durum
yaratacaktır. Türkiye Avrupa ile aynı takımda oynuyor" dediği
aktarılmaktadır.
Reuter'in (06/10)
"Türkiye Görevi Tamamlandı" başlığı altında ve Sebastian Alison
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile AB
üyelik görüşmelerine başlanması tavsiyesinin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günter Verheugen için kişisel bir zafer olduğu
belirtilmektedir. Tavsiye raporunun yayımlanmasının ardından düzenlediği
basın toplantısında Alman Sosyal Demokratın, "Benim için kişisel olarak
bugünkü karar genişlemeden sorumlu Komisyon üyesi olarak
sorumluluğumdaki son ve muhtemelen en önemli karar. Bugünkü karardan
sonra görevin tamamlandığını ve başarıldığını söyleyebilirim" dediği
belirtilen haberde, Türkiye kararı konusunda Verheugen'in, "Bana göre
seçim çok açıktı. Bu 'evet' ve 'henüz değil' arasında bir seçimdi ve
Türkiye bizim 'henüz değil' dememiz için açıkça fazla iyiydi" dediği
kaydedilmektedir. Diplomatlara göre Verheugen'in, hükümetleri bazen zorlu
değişiklikler yapmaya ikna etmek konusunda kayda değer bir güç
gösterdiği, çünkü bu hükümetlerin onun Brüksel'deki en güçlü
destekleyicileri olduğunu bildikleri ifade edilmektedir.
|