08.10.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 08/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  7 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer  verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            The Christian Science Monitor gazetesinin internet  sayfasında (07/10) "AB Üyeliğine Doğru" başlığı altında ve  Andreas Tzortzis imzasıyla yer alan bir makalede, kimileri,  boşa kürek çekildiğini söylerken, kimileri de, bir "takım"  olabilmek için nasıl daha iyi oynanabileceğini konuştuğu,  Türkiye'nin seçkin iş adamlarının da siyasetçilerinin de,  Avrupa Komisyonu'ndan da destek alan AB üyeliği davasını bir  ulusal saplantıya dönüştürdükleri belirtilmektedir.  Bazılarının, bunu, tarihi bir ayrıcalık; 1923'te  Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan  "Batı'ya doğru yürürüş"ün son adımı olarak gördüğü vurgulanan  makalede, Türkiye'nin büyüklüğü, ekonomisi ve dini konusunda  endişelenen Avrupa hükümetlerinin doğru konulara  odaklanmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan'ın, "AB'nin oynamak  zorunda kalacağı rol görüşülürken, AB'nin Türkiye'nin  üyeliğiyle neler kazanacağı da konuşulmalıdır." şeklindeki  ifadelerine yer verilmekte ve en sert tartışmalar arasında,  Türkiye'nin, Suriye ve Irak'ın da bulunduğu bir bölgede  istikrar gücü olarak olası rolü yer aldığı kaydedilmektedir.

            Los Angeles Times gazetesinde (07/10) "Türkiye, AB  Girişiminden Kazanç Sağlıyor" başlığı altında ve Amberin  Zaman imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB Komisyonu'nun, 25  üyeli bloğun Ankara ile görüşmelere başlamasını resmi olarak  tavsiye etmesiyle birlikte, Avrupa Birliği'nin nüfusunun  çoğunluğu Müslüman olan ilk üyesi olma konusunda Türkiye'nin  girişiminin ciddi bir ivme kazandığı belirtilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin üyelik kriterlerini karşılama  konusundaki performansını değerlendiren dönüm noktası  niteliğindeki raporunun, ülkenin kulübe en azından bir on yıl  daha katılamayacağına işaret ettiği belirtilen yazıda,  Brüksel'de yapılan tartışmalı bir Avrupa Parlamentosu  oturumunda Komisyon Başkanı Romano Prodi'nin "Komisyon'un  cevabı evettir... Bu, koşullu bir evettir." şeklindeki  sözlerine yer verilmektedir. Koşullardan bazılarının,  Türkiye'nin Birliğe kısa süre içinde katılma umutları için  iyiye delalet olmadığına işaret edilen yazıda, Prodi'nin,  müzakerelerin sonucunun "önceden belirlenmiş bir sonuç  olmadığı" konusunda uyarıda bulunduğu ve işkenceyi durdurmak,  kadın haklarını geliştirmek, din özgürlüğünü korumak ve Türk  ordusunu siyasetten uzak tutmak konusunda daha fazla çabada  bulunulması için çağrıda bulunduğu kaydedilmektedir. Yazıda  şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu tarafından tavsiye edilen  bir koşul da, Türkiye'den AB ülkelerine yapılan işçi göçü  üzerinde belirsiz engellerin olması. Bir başka koşul ise  AB'ye, Ankara'nın AB standartlarına uymak üzere  gerçekleştirdiği demokrasi ve insan hakları ile ilgili  reformların uygulanmasında bir gerileme yaşanması durumunda,  Türkiye ile görüşmeleri askıya alma hakkını veriyor. AB, üye  bir ülkeden bu tip gereklilikleri yerine getirmesini yazılı  olarak ilk kez talep ediyor."

            Aynı konu ile ilgili haber Atlanta Journal-Constitution  dergisinde de yer almaktadır.

            AP'nin (07/10) "Çek Cumhurbaşkanı: Türkiye'nin Avrupa'ya  Ait Olup Olmadığı Tartışması Aslında Birliğin Geleceğiyle  İlgilidir" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Çek  Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus'un, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne ait olup olmadığı tartışmasının aslında AB'nin  kendi geleceğiyle ilgili olduğunu söylediği belirtilmektedir.  Klaus'un, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin tartışmalara yanıt  vermenin kolay olmadığını, bu konuda kesin cevap verenleri  takdir ettiğini söylediği ifade edilen haberde, "AB'nin dost,  demokratik herhangi bir ülkenin üyeliğini engellemek için  gerekçesi olmamalı." diyen Klaus'un, "Türkiye'nin AB üyesi  olmasına herhangi bir itirazım yok." şeklinde konuşarak,  kendisine Türkiye'nin üyeliği konusunda Çek Cumhuriyeti'nde  referandum yapılmasıyla ilgili herhangi bir talep gelmediğini,  ülkesinde bunu önerebilecek biri çıkacağına inanmadığını  söylediği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt gazetesinde (07/10) "Sanal Acil Durum Freni"  başlığı altında ve Martin Halusa imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin üyeliği konusunda  çıtanın yükseğe konulduğu izlenimini uyandırmak istediği ve  tavsiyede, adayın, özgürlük ve demokrasi ilkeleri ile temel  insan ve vatandaşlık haklarını ihlal etmesi durumunda,  görüşmelerin kesilebileceğinin belirtildiği, bunun dışında,  işkence ve kötü muamele ile mücadeleye ilişkin çabaların  Türkiye'de henüz yerleşmesi gerektiğinin vurgulandığı, fakat  öncelikle de, müzakerelerin sonucunun açık olmasının  öngörüldüğü kaydedilmektedir. Bunların büyük sözler olduğu,  fakat AB'nin bunları uygulatacak durum ve istekte olup  olmadığını kimsenin söyleyemediği vurgulanan yorumda şöyle  denilmektedir: "Türkiye üyeliğe hazır değil. Gerçi Komisyon  ve Türk Hükümeti, Brüksel'in müzakerelere başlanması  yönündeki teklifiyle artık eşit seviyeye geliyorlar. Fakat,  her ne kadar Başbakan Erdoğan AB'nin koşullarına dirense de,  sıra Türkiye'dedir. AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı yok, ama  Türkiye'nin AB'ye var. Başvuruda bulunan AB değil, Ankara'dır.  Avrupa'ya hazır olduğunu göstermek Türkiye'nin elindedir.  Türk Hükümeti'nin birçok renkli vaadi sadece kağıt üzerinde  yaşıyor. Bunları gerçekleştirmek sadece Türkiye'nin ödevidir.  Ankara ev ödevlerini yapmazsa, o zaman AB, şimdi ima ettiği  fakat daha önceki üyelik müzakerelerinde hiç kullanmadığı  acil durum frenini çekebilir."

            Die Welt gazetesinde (07/10) "AB, Ankara ile Üyelik  Müzakerelerini Tavsiye Ediyor" başlığı altında yayımlanan  haberde, Türkiye'nin, Avrupa'ya doğru sürekli  yakınlaşmasından 40 yıl sonra, AB'ye üyelik konusunda önemli  bir engeli aştığı, AB Komisyonu'nun üyelik müzakerelerine  başlanması yönünde tavsiyede bulunduğu belirtilerek,  Verheugen'in, "Türkiye o kadar iyiydi ve ilerlemeler o kadar  büyüktü ki, 'evet' dememek mümkün değildi" şeklindeki  sözlerine yer verilmektedir. AB Komisyon raporunda  müzakerelere başlama tarihi verilmediği vurgulanan haberde,  2002 Kopenhag Zirvesi'nde alınan kararda, olumlu bir karar  çıkması halinde müzakerelere "gecikmeksizin" başlanılması  konusunda uzlaşmaya varıldığı hatırlatılmaktadır.  Verheugen'in, müzakerelerin sonunun tamamen belirsiz  olduğunu, ancak hedefin Türkiye'nin katılımı olduğunu  belirterek, "Burada üyelik müzakerelerinden bahsediyoruz,  sonunda başarılı olunmadığı takdirde üçüncü bir yol üzerine düşünülebilir." dediği bildirilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın  da müzakerelere önümüzdeki yılın başında geçilmesini umduğuna,  böylece uzun bir yolun son aşamasının başlamasını beklediğine  işaret edilen yazıda, AB Komisyon Başkanı Prodi'nin, henüz  yapılacak çok şey bulunduğunu ve Türkiye'deki reformların  gerçeğe dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, "reformların  durdurulmaması konusunda güvenceye ihtiyacımız var, fakat  demokrasiye giden yolda aksama olursa, o zaman müzakereleri  derhal durduracağız." dediği belirtilmektedir. Türk  işçilerinin kontrolsüz bir şekilde AB ülkelerine göç  etmelerini engelleyecek koruyucu şartlar getirildiği  bildirilen haberde, Missio adlı uluslararası Katolik yardım  kuruluşunun insan hakları sorumlusu Othmar Oering'in,  Türkiye'nin üyeliğinin, din özgürlüğü konusunda garanti  verilmesi koşuluna bağlanmasını istediği ifade edilmektedir.

            Die Welt gazetesinde (07/10) "Brüksel: Endişe, Umut ve  Şikayet" başlığı altında yayımlanan yazıda, hazırladığı  raporda AB Komisyonu'nun, hükümetlere, Ankara'nın demokratik  ilkeleri ihlal etmesi durumunda görüşmeleri durdurma hakkını  saklı tutmaları tavsiyesinde bulunduğuna işaret edilmektedir.  AB'nin Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz Fischler'in, "Tabii ki  Türkiye'nin üye olma imkanı var, fakat müzakerelerin sonu  açıktır ve bu çok önemlidir." diye konuştuğu, AB Parlamentosu  Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un (CDU), AB  Anayasası'nın onaylanma sürecini etkilememesi için Türkiye  ile üyelik müzakerelerine 2006 yılı sonunda başlanması  gerektiği görüşünde olduğu ifade edilen yazıda, AB  Parlamentosu'ndaki Hıristiyan demokrat ve muhafazakar EVP  (EPP) Grubunun Başkanı Pöttering'in ise Türkiye'deki insan  hakları ihlallerinden yakınarak, Türkiye'de artık sistematik  işkence bulunmadığı belirten AB Komisyonu'nu eleştirdiği ve  yine "ayrıcalıklı ortaklık" önerisinde bulunduğu  kaydedilmektedir.

            Aynı gazetede (07/10) "Berlin: Hükümet Taraftar,  Hıristiyan Birlik Partileri Karşı, Ekonomi ise İyimser"  başlığı altında yayımlanan yazıda, Şansölye Schröder (SPD)  ve Dışişleri Bakanı Fischer'in (Yeşiller), Komisyon raporunu  memnuniyetle karşılayarak, Federal Hükümetin aralık ayındaki  zirvede müzakerelere başlanmasından yana oy kullanacağını  açıkladıkları bildirilmektedir. CDU lideri Merkel'in ise  tavsiye kararını eleştirmekle birlikte, müzakere sonucunun  açık olmasını olumlu karşıladığı, yine de Türkiye'nin sadece  "ağır kırılmalar" altında müzakerelerin dışında  tutulabileceğini söylediğine işaret edilen yazıda, CSU lideri  Stoiber'in de 15 yıl sürecek bir müzakere maratonunun "dürüst  ve gerçekçi" olmadığını belirterek, bu yüzden kararın  önümüzdeki beş yıl içinde alınacağını söylediği  vurgulanmaktadır. Yazıda ayrıca Avrupa Ekonomik Araştırma  Merkezi'nin, Alman ekonomisinin Türkiye'nin AB üyeliğinden  büyük bir yarar sağlayacağı görüşünde olduğu belirtilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (07/10) "Sonu Açık Süreç" başlığı  altında ve Christian Wernicke imzasıyla yayımlanan yazıda  şöyle denilmiştir: "Herkesin düşündüğünü bir kişi söyledi.  Fransız Komiser Pascal Lamy çarşamba sabahı, 'eğer Türkiye  ile üyelik müzakerelerini tavsiye edersek, şu anki Avrupa  Birliği'ni ortadan kaldırmış oluruz' diyerek diğer komiser  arkadaşlarını uyardı. Masadakiler, Ticaret Komiseri'nin bu  uyarısını başlarını sallayarak onayladılar, fakat dört saat  sonra, Lamy de dahil olmak üzere tavsiyeyi onayladılar. Yani  kavga havası yaşanmadı. 30 komiser içinde sadece bir tanesi  tutanaklara protesto notasını geçirdi: Hollandalı Frits  Bolkestein." Türklerde en büyük hayal kırıklığını,  Verheugen'in somut bir tarih vermemesinin yaratmış olabileceği  vurgulanan yazıda, AB Anayasası için referandum yapacak olan  Fransa'nın talebi üzerine müzakerelere 2005 sonunda  başlanabileceği belirtilmiştir. Verheugen'in, müzakere  öncesinde Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması yolundaki  taleplere direnerek, bu kadarının Ankara'dan istenemeyeceğini  söylediği ve gerekirse belgenin tamamını geri çekmekle tehdit  ettiğine dikkat çekilen yazıda, belgenin son sayfasında yer  alan, "Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşması, doğası gereği,  neticesi önceden garanti edilemeyecek, sonu açık bir  süreçtir." şeklindeki ifadenin de Türk Hükümeti'nin tepkisine  neden olabileceği ifade edilmiştir.

            Aynı gazetede (07/10) "Brüksel Türkiye'ye Sert Koşullar  Getiriyor" başlığı altında ve Christian Wernicke-Christiane  Schlötzer imzasıyla yayımlanan yazıda, AB Komisyonu'nun  Avrupalı hükümetlere Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlaması tavsiyesinde bulunduğu, ancak bunu, sürpriz bir  şekilde sert koşullara bağladığı vurgulanarak, bu çerçevede  Ankara'dan en kısa zamanda ceza hukuku reformunu  tamamlamasının beklendiği bildirilmektedir. Türkiye'nin,  reformlardan "geri dönüşün olmadığını" kanıtlaması gerektiğine  ve Brüksel'in bunu her yıl denetleyeceğine, gerektiği takdirde müzakerelere ara verilebileceğine işaret edilen yazıda,  üyeliğin ancak 2014 yılından sonra gerçekleşebileceği ve  "garanti olmadığı" belirtilerek, Fransa'nın zorlaması  nedeniyle müzakerelerin en erken 2005 sonbaharında  başlayabileceği ifade edilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (07/10) "Türkiye'ye Evet,  Ama AB Reddetme Hakkını Açık Tutuyor... Komisyon Katılım  Müzakerelerinin Başlatılmasını Tavsiye Ediyor ve Eşzamanlı  Olarak da Göçmenler İçin Sınırlandırma Talep Ediyor" başlığı  altında ve Thomas Gack- Thomas Seibert imzalarıyla yayımlanan  yazıda, AB Komisyonu'nun çok sayıda çekinceye rağmen, Türkiye  ile AB müzakerelerinin başlatılmasını önerdiğine işaret  edilerek, Komisyon Başkanı Prodi'nin "evet diyoruz ama,  sadece net koşullara bağlı olarak" ifadesine yer  verilmektedir. Komisyon'un raporunun beklendiğinden daha  katı koşullar içerdiğine değinilen yazıda, Komisyon'un  özellikle Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıklara  ayrımcılık yapılmasından şikayetçi olduğu belirtilmektedir.

            Die Tageszeitung'da (07/10) "Flört Ciddiye Dönüşüyor...  AB Komisyonu Katılım Müzakerelerini Öneriyor... Komisyon  Müzakerelerin Uzun Süreceğini Söylüyor... Avrupa  Parlamenterleri Neredeyse Eşgüdüm İçinde Alkışladılar" başlığı  altında ve Daniela Weingaertner imzasıyla yayımlanan yazıda,  "dün büyük sözlerin söylendiği ve jestlerin yapıldığı bir  gündü" diye başladığı belirtilmektedir. Yazıda, AB ile Türkiye yakınlaşmasını gönül meselesi yapan Verheugen'in kendini,  muhafazakar kesimlerin, Türkiye'de sistematik işkence  yapıldığı suçlamalarına karşı savunduğuna işaret edilerek,  bazı parlamenterlerin bu tarihi anı güzel söylemlerini dile  getirmek için fırsat olarak kullandıkları belirtilmiş, buna  örnek olarak da Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz'un "Her  türlü saldırı ya da kanlı olayın ardından, İslam ile Batılı  değerlerin birbiriyle bağdaşmadığını söyleyen insanlar var.  Türkiye'nin üyeliği gerçekleşirse bu tez çürütülür" sözleri gösterilmektedir. Liberal Grup Başkanı Graham Watson'un,  "Türklerin dörtte üçü üyeliği istiyor, ancak üçte ikisi bunun gerçekleşmeyeceğinden emin. Türkiye daha iyi muameleyi hak  ediyor." sözlerine de yer verilen yazıda, Yeşiller  Parlamenteri Daniel Cohn Bendit'in ise "Oder ve Ren  mucizelerinin ardından Boğaz mucizesine de inanmanın zamanı  gelmiştir." diye bağırdığına değinilmektedir.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (07/10) "Ankara,  Müzakerelere Hızla Start Verilmesinde Israrlı... Başbakan  Erdoğan, Brüksel'den Gelen Uyarı ve Koşulları Geri  Çeviriyor... Buna Karşın Reform Güçleri, AB'nin Baskı  Yapmasını Ümit Ediyorlar" başlığı altında yayımlanan yazıda,  Türk Hükümeti'nin, AB Komisyonu'nun olumlu kararının ardından,  AB devletlerine "müzakerelerin önünün hızla açılması"  çağrısında bulunduğuna değinilerek, Başbakan Erdoğan'ın, çok  sayıda üyelik karşıtının baskısıyla rapora giren koşulları  reddettiğine ve "tek koşul Kopenhag Kriterleri'dir ve Türkiye  bunları yerine getirmiştir." sözlerine yer verilmektedir.  Yazıda, bazı yorumcuların, raporun ikilemli olması ve üyelik  garantisinin önüne konulan acil frenin, Türkiye'deki reform  sürecinin gücünü zayıflatabileceği endişesi taşırken, uzun  yıllardır AB üyeliği için mücadele veren Türklerin çoğunun,  Brüksel'in baskısı olmadan bunların gerçekleşmesinin mümkün  olmadığı görüşünü savunduklarına işaret edilmektedir. Yazıda  ayrıca raporla ilgili açıklama yapan CDU Genel Başkanı Angela  Merkel'in, "Çaresizlikle dolu bir rapor.", BDI Başkanı  Rogowski'nin "Türkiye büyük potansiyele sahip büyüyen bir  Pazar.", Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın "Bu sürecin henüz  başlangıcıdır.", Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüessel'in  "Kapı kapatılmamalı, fakat sonu açık hedefle müzakere  edilmelidir." ve SPD'li Avrupa Parlamenteri Vural Öger'in  "Almanlar kazançlı çıkacaktır." ifadelerine yer verilmektedir.

            Aynı gazetede (07/10) "Uzmanlar Göçmenlere Yönelik  Korkuları Abartılı Buluyor" başlığı altında ve Marina Zapf  imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'nin üyeliğine karşı en  güçlü direnişin, Türklerin sayısının en fazla olduğu Almanya  (2.5 milyon), Fransa (230 bin) Avusturya (135 bin) ve Hollanda  (128 bin) gibi AB devletlerinde yaşanmasının, bu ülkelerde,  hakim olan "sınırların açılmasıyla yeni bir iş gücü akınının  tehdit edeceği korkusu nedeniyle hiç de şaşırtıcı olmadığına  işaret edilerek, göçmen araştırmacılarının, birkaç istisna  dışında, boğazdan gelecek göç konusundaki korkuların  abartıldığı görüşünde olduklarına yer verilmektedir. Örneğin  Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü, üyelik yılı 2013'de 500  bin Türk'ün AB'ye gelebileceğinden yola çıkarken, Lahey  Hükümeti'ne danışmanlık yapan "Dutch Planning Office"in,  2.9 milyon Türk'ün göçe hazır olduğunu tahmin ettiği,  Münih'teki Doğu Avrupa Enstitüsü'nün ise dört milyon kadar  göçmen beklediği, Türkiye'deki gelir düzeyinin AB'nin  yarısına erişmesi halinde ise bu rakamın 1.3 milyona  gerileyebileceğini hesaba kattığına işaret edilen yazıda  ayrıca, Brüksel'de genel olarak, genç Türk neslinin göçünün  Avrupa'nın yaşlanan iş kesimine iyi geleceği görüşünün hakim  olduğu belirtilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Wiener Zeitung'da (07/10) "Avusturya'dan Farklı Tepkiler"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, AB Komisyonu'nun  belirli şartlar altında Türkiye ile giriş müzakerelerine  başlama tavsiyesinin, Avusturya'da farklı tepkilere yol  açtığı belirtilmektedir. Başbakan Wolfgang Schüessel'in, açık  uçlu müzakerelerin "mantıklı bir çözüm" olacağı görüşünde  olduğu, SPÖ Başkanı Alfred Gusenbauer'in kararı eleştirirken,  Yeşillerin lideri Alexander Van der Bellen'in ise memnuniyetle  karşıladığı belirtilen haberde, "Enteresan bir tartışma  teorisi...Bir analiz döneminden sonra tartışma başlatılır."  diyen Schüessel'in, Komisyon'un tavsiyesini böyle yorumladığı  ve müzakerelerin otomatikman katılım anlamına gelmeyeceğini  vurgulayarak, "Belki 15-20 yıla kadar" katılımın  gerçekleşebileceği ihtimalinin de göz önünde bulundurulması  gerektiğini söylediği kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun,  "yoğun tartışmaların" ardından "müzakerelere şartlı evet"  tavsiyesinde bulunduğunu hatırlatan Schüessel'in, asıl Konsey  Başkanı Hollanda'nın önerisinin önemli olduğunu söyleyerek,  Avusturya'da Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda bir  referandum yapılmasına ilişkin olarak, Avusturyalıların üçte  ikisinin açık uçlu müzakerelerden yana olduğunu gösteren  anketlere işaret ederek, "Bu bana da çok mantıklı bir şeymiş  gibi geliyor." dediği belirtilen haberde, Cumhurbaşkanı  Heinz Fischer'in de müzakerelerin başlamasının Türkiye'nin  katılımı anlamına gelmeyeceği ve bütün ihtimallerin göz  önünde bulundurulması gerektiğini söylediği ifade  edilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Le Soir gazetesinde (07/10) "Avrupa'nın Türkiye'ye  Şartlı Eveti" başlığı altında ve Pascal Martin-Philippe  Regnier imzalarıyla yayımlanan bir haberde, AB Komisyonu'nun  Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması yönünde verdiği  tavsiye kararının içeriğine değinilmekte, "Komisyonun neler  öngördüğü, üye ülkelerin ne düşündüğü, üyeliğin ne zaman gerçekleşebileceği, maliyeti, yararları ve yoğun bir Türk  işçi göçünün olup olmayacağı" yönündeki sorulara, söz konusu  rapor çerçevesinde yanıt verilmektedir.

 

            ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:

 

            Prag merkezli RFE/RL radyosunun internet sayfasında  (06/10) "AB-Türkiye... Komisyon Üyelik Müzakerelerine Şartlı  'Evet' Dedi" başlığı ve Ahto Lobjakas imzasıyla yayımlanan  makalede, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye üyelik yolunu açtığı  kararın, Türkiye için büyük bir zafer sayıldığı ifade  edilmektedir.  

            Komisyon Başkanı Romano Prodi ve genişlemeden sorumlu  Komiser Günther Verheugen'in sundukları raporun, Türkiye'deki  durumun adil ve uygun bir tablosunu çizdiğini savundukları  belirtilen makalede, Prodi,'nin Komisyon ve AB bünyesinde  Türkiye konusunda yaygın kuşkular olduğunu kabul ettiği de aktarılmaktadır. Komisyon yetkililerinin, bazı komiserlerin  Türkiye'nin katılımının, AB'nin sonu olacağı uyarısında  bulunduklarını belirttikleri, ancak sonuç olarak sadece  Holandalı Komiser Frits Bolkestein'ın Türkiye aleyhinde oy  kullandığı belirtilen makalede, kuşkucu çevrelerin kaygılarına  da değinen Prodi'nin, Türkiye'nin "büyük bir ülke" olduğunu  ve AB'nin kendini korumak zorunda olduğunu söylediği, bunun,  AB sınırlarının, Türk işçilerine sürekli kapalı tutulacağı  anlamına da geldiği kaydedilmektedir. Makalede şu ifadeler  yer almaktadır: "AB ayrıca, yardım programlarını çökertmeden  Türkiye'ye mali yardımda bulunmanın bir yolunu bulacaktır.  Mevcut şartlarda -bugünkü fiyatlarla- Türkiye'nin üyeliğinin  bloğa 2025'te 28 milyar euroya mal olacağı tahmin ediliyor.  AB'nin şimdiki yıllık bütçesi 100 milyar euro. Türkiye,  bloğun 2007-13 bütçesine dahil edilmedi. Bu, Türkiye'nin en  iyi ihtimalle 2015'te üye olabileceği anlamına geliyor. Şu  da var ki, Prodi ve Verheugen, müzakerelerin olumlu  sonuçlanacağının bir 'garantisi' olmadığını vurguladı."

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (07/10) "Bir Ermeni Kuruluş, Avrupa Komisyonu'nun  Kararını Kınadı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Ermenileri Savunma Derneği'nden yapılan açıklamada, Avrupa  Komisyonu'nun Türkiye'ye karşı gösterdiği "hoşgörünün"  kınandığı ve "1915'teki Ermeni soykırımını tanımadan  Türkiye'nin AB'de olmamasının" istendiği belirtilmektedir.  Yayımlanan bildiride, Ermeni davasını savunma komitesinin  (Fransız), Türkiye ile üyelik müzakerelerinin şartlı olarak  başlatılmasını tavsiye eden Komisyon raporu hakkında duyduğu  "derin hayal kırıklığını" dile getirdiği ifade edilen haberde,  söz konusu kuruluşun, Avrupa Komisyonu'nun bir insanlık  suçundan sorumlu inkarcı bir devlet ile görüşerek hoşgörü  göstermesini kınadığı ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın 17 Aralık'taki Avrupa Konseyi toplantısına Ermeni  asıllı Fransız vatandaşların tutumunu -bu tutum Ermeni  soykırımını tanımadan AB'de Türkiye'nin bulunmaması yönünde-  iletmesini talep ettiği kaydedilmektedir.

            AFP'nin (07/10) "Bir Uluslararası Sivil Toplum Örgütüne  Göre Türkiye, İşkenceye Son Vermeli" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Uluslararası sivil toplum örgütü olan  İşkence Kurbanlarının Rehabilitasyonu Konseyi'nin (IRTC),  Türkiye'den, eğer bir gün Avrupa Birliği'ne üye olmak  istiyorsa "işkenceye son vermesini" talep ettiği  belirtilmektedir. Haberde, Merkezi Kopenhag'da bulunan  örgütün Genel Sekreteri Brita Sydhoff'un, "Avrupa  Komisyonu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlatılmasıyla ilgili açıklaması, bu ülkede işkencenin  yaygın ve sistematik olduğu gerçeğini değiştirmiyor.  Türkiye çok yakın bir gelecekte işkenceyi durduracağı  yönünde taahhütte bulundu. Taahhüdüne uymalıdır." dediği  aktarılmaktadır.

            AFP'nin (07/10) "İsveç, Ankara ile Müzakerelerin En Kısa  Zamanda Başlamasını Diliyor" başlığı altında yer verdiği bir  diğer haberde, Avrupa Konseyi'nin müzakerelerin başlamasını  önermesinin ardından İsveç Dışişleri Bakanı Laila  Freivalds'in yaptığı açıklamada, İsveç'in, Türkiye ile üyelik müzakerelerine "en kısa zamanda" başlanmasını dilediğini  belirttiği kaydedilmektedir. Freivalds'in, Ankara'da,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile düzenlediği basın toplantısı  sırasında, "Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesini memnuniyetle  karşılıyoruz." dediği aktarılan haberde, Bakan Freivalds'in,  "İsveç, Türkiye'nin AB'ye ait olduğuna kanidir." dediği ve  ülkesinin, Türkiye'nin Avrupa kulübünün bir üyesi olabilmesi  için daha yerine getirmesi gereken görevlerde destek olmak  istediğini belirterek, "İsveç, Türkiye, Avrupa ve tüm bölgenin  Ankara'nın AB'ye üyeliğinden istifade edeceğini." söylediği  ifade edilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (07/10) "Türkiye, AB'nin Öne Sürdüğü Koşullar  Konusunda Endişeli" başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla  yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun AB'yle üyelik  müzakerelerine başlanmasına onay vermesiyle sevinen  Türkiye'nin, AB liderlerinin çok fazla önkoşul dayatmaları  beklenen aralık zirvesine odaklandığı belirtilmektedir.  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'un, Türkiye'ye ziyareti  sırasında İngiliz mevkidaşı Jack Straw ile yaptığı ortak  basın toplantısında, "AB liderlerinin aralık ayında açık ve  net bir karar alacaklarından ümitliyiz." dediği belirtilen  haberde, Türkiye'nin, Komisyonun yeşil ışık yakmasıyla  rahatlamışsa da, tavsiye kararının, Ankara'nın demokrasi  alanında gerilemesi halinde müzakerelerin askıya alınabileceği  ve Türk işçilerinin AB içinde serbest dolaşımına daimi  engeller getirilebileceği ihtimalini de kapsaması sebebiyle  umutsuzluğa düştüğü öne sürülmektedir. Bu tür koşulların, bu  yıl başında zengin Birliğe katılan eski Komünist ülkelere  gösterilenden farklı bir muamele ile karşılaşılacağına işaret  ettiğini kaydeden hükümetten yapılan bir açıklamada, "Türkiye  için farklı kriterler ve yöntemler benimsemenin yapıcı ve  nesnel bir yaklaşımı yansıttığını kabul edemeyiz." denildiği  ifade edilen haberde, mayıs ayından beri AB'ye üye olan  Kıbrıs'ın, adanın 30 yıldan beri süregelen bölünmüşlük  sorununa son verilmesinin de Türkiye'nin müzakereler sırasında  önüne sürülebilecek bir koşul olabileceğini söyleyerek  Ankara'yı üzebilecek yorumlarda bulunduğu ve Kıbrıs Rum  Hükümeti Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, "AB'nin amacı,  Türkiye'nin AB yolunda ilerleyebilmek için Kıbrıs sorununun  çözüme kavuşturulmasının bir gereklilik olarak dikkate  alınmasını sağlamak olabilir." dediği aktarılmaktadır.  Türkiye'nin üyeliğine muhalefetin müzakereler başlar başlamaz  yavaş yavaş azalacağına dair kendisine ev sahipliği yapan  ülkenin endişelerini gidermeye çalışan ve ülkesi, Türkiye'nin  AB içindeki en büyük destekçilerinden biri olan Straw'ın,  "En önemlisi, sürece hız kazandırmak. Bir süre sonra herkesin  'Tartışma neydi? Tabii ki Türkiye burada olmalı' diyeceklerini düşünüyorum. Türkiye kıtaların kavşağında büyük bir Avrupa  ülkesi." dediği belirtilen haberde, Jack Straw'ın,  Lüksemburg'un ocak ayında AB'nin Dönem Başkanlığı'nı  devralmasından sonra müzakerelerin "gecikme olmadan"  başlayacağına inandığını söylediği kaydedilmektedir.

            The Independent gazetesinde (07/10) "Avrupa'nın Türklerin İlerlemesini Bir Kez Daha Reddetmesi Aptallık Olur" başlığı  altında yayımlanan başyazıda, Türkiye'nin, Ortak Pazar'a ilk başvurduğunda, pop müzik listelerinde Beatles'ın, Beyaz  Saray'da da John F. Kennedy'nin olduğu, aradan geçen 40 yılda  kulübün kapısının 19 ülkeye daha açıldığı, ama Türklere sıkıca  kapatıldığı belirtilmekte ve Avrupa Komisyonu'nun tavsiye  kararı ile Türklerin AB üyeliğinin, nihayet uzakta olsa da,  gerçekçi bir ihtimal haline geldiğine işaret edilmektedir.  Avrupa Komisyonu'nun katılım müzakerelerinin başlaması  yolundaki tavsiyesinin, beklendiği gibi uyarı ve koşullarla  dolu olduğu, ancak bu raporla yine de, Türkiye'nin modern,  katılımcı bir demokrasi olmak yolunda attığı etkileyici  adımların, gecikmeli de olsa takdir edildiği belirtilen  başyazıda, üyelik için gerekenleri yerine getirme çabasının,  Türkiye'de köklü bir iç değişim; bir anlamda sessiz bir  devrim yapılmasını sağladığı ve Türkiye'nin ödülünün,  gecikmeli olarak, üyelik müzakerelerinin başlatılması için  gerekli siyasi kriterlere "yeterince" uyduğunu duymak olduğu vurgulanmaktadır. Yıllar boyunca resmi görüşün Türkiye'nin  kriterleri günün birinde yerine getirmesi halinde, müzakereler  için bir tarih verileceği şeklinde olduğu, şimdi ise  Türkiye'nin sınavı geçmek üzere olduğunda, bazı itirazların  ardındaki İslam fobisinin de açığa çıktığı ve son zamanlarda  Avrupa'nın "kültür ve uygarlığının" tehlikede olduğuna dair  açıklamalar yapılmasının bundan kaynaklandığı ifade edilen  başyazıda, kaygıların bir kısmının samimi olduğu, İslam  dünyasında benzeri olmayan laik bir ülke olmasına karşın,  Türkiye'nin henüz bir demokrasi meşalesi olmadığına  değinilmekte ve şöyle denilmektedir: "Müzakerelerin 15 yıl  kadar sürmesi bekleniyor ve bu bile, bütün güçlükleri ortadan  kaldırmaya yetmeyebilir. Önemli olan, Türkiye'nin fiilen üye  olacağı tarih değil, bu noktaya ulaşma süreci ve Türkiye'deki  değişimin, geleceğe yönelik bir hedefle bağlantılandırılması... Türkiye'nin üyeliğine destek verenler de, AB'nin uçsuz  bucaksız, ekonomik açıdan geri, 70 milyonluk bir ülkeyi  özümseyebilmesinin güçlüğünü kabul etmeliler. Ancak bu büyük  güçlüğün ödülü de çok büyük: Genç bir işgücü, dev bir pazar  ve Türkiye'deki aşırı nüfuzuna rağmen, Avrupa için ortak  güvenlik ve dış politikası idealini gerçeğe dönüştürebilecek  kadar büyük bir ordu kazanılacak. Üstelik 11 Eylül 2001  sonrasında Batı İslam dünyasına kucak açmış olacak ve AB  ülkelerinin, kendi Müslüman nüfuslarıyla aralarındaki  bölünmeyi aşmak adına bir fırsat doğacak. Nihayet,  Türkiye'nin AB'ye girmeye uygun olup olmadığı konusunda net  bir hüküm verildi. Yıllarca görmezden gelinen ve ertelenen  bu konu artık çözüme kavuşturulmalı. Türkiye katılma  arzusunda olduğunu gösterdi, AB'nin manevi görevi de buna,  Ankara'ya erken bir müzakere tarihiyle karşılık vermek.  Türkiye bir kez daha reddedilmemeli. Yoksa, bunun Müslüman  dünyasının geneline vereceği mesajın yol açacağı sonuç,  bütün dünyaya tahmin edilemeyecek kadar büyük zarar  verebilir."

            Reuter'in (07/10) "Almanya, AB'nin Kararından Sonra  Türkiye'ye Silah Satmayı Planlıyor" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Almanya Savunma Bakanı Peter Struck'un,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlama  yönünde ilerleme kaydetmesinin, Almanya'nın, Ankara'ya silah  satışına yeniden başlamasının yolunu açabileceğini söylediği belirtilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun müzakerelere başlanması  için yeşil ışık yaktığı Türkiye'nin, uzun zamandan beri  Almanya'nın 200'den fazla üretim fazlası Leopard 2 savaş  tankını almak istediğinin söylendiği belirtilen haberde,  Struck'un, tanklar konusunda Türkiye'den resmi bir talep  gelmediğini söyleyerek, anlaşma yönünde hiçbir engelin  olmaması gerektiğini ifade ettiği kaydedilmektedir. Haberde,  Struck'un, NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'le  Berlin'de gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlediği  basın toplantısında, "AB'nin şimdi üyelik görüşmelerine  önderlik etmesi gerçeğinin, şimdiye kadar Leopard 2  tanklarının Türkiye'ye satılışına karşı çıkanların  düşüncelerinde değişikliğe neden olacağını, olması  gerektiğini düşünüyorum." şeklindeki ifadesine yer  verilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI:

 

            Tages Anzeiger gazetesinde (07/10) "Deney Başlıyor"  başlığı altında ve Luciano Ferrari imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, AB'nin kendini bir kez daha pahalıya satmayı  becerdiği ve Türkiye'nin üyeliğini hedeflemekle, neredeyse  kendisini, tayin edici bir karar alma sürecine soktuğu, bunu  tamamen özgür iradesiyle yapmadığı ve ek şartlarla bu riski  en aza indirmeye çalıştığı belirtilmekte ve artık bu sürecin durdurulamayacağı öne sürülmektedir. Türkiye'de nüfusun  neredeyse yüzde 75'inin üyeliği savunduğu ve onların, hukuk  devleti, demokrasi ve ekonomik gelişme yolundaki adımların  güvencesi olma konusunda AB'ye güvendiklerine işaret edilen  yorumda, son yeni on üyeyi de içine aldıktan sonra AB'nin,  yönünü şaşırdığı ve gerçi Birliğin her zaman büyük çapta  projelere atıldığı -Para birliğinden tutunda ortak anayasaya,  25 ülkeye genişlemesine kadar-, ancak bu defa, karşısında  özellikle kelle koltukta bir deney durduğu vurgulanan yorumda,  bunun "Avrupa kimliğini" kaybettirebilecek bir deney olduğuna  dikkat çekilmekte ve eğer bu büyük İslam ülkesini içine  almayı başarabilirse AB'nin yalnızca ekonomik değil, politik  açıdan da itibar kazanacağı, başaramaması durumunda ise,  AB'nin siyasi bir proje olmaktan çıkacağı öne sürülmektedir.

            Aynı konu ile ilgili bir haber Der Bund gazetesinde de  yer almaktadır.

            Le Temps gazetesinin (07/10) "Avrupa Komisyonu, Türkiye  İle Şartlı Müzakerelere Başlanması Tavsiyesinde Bulundu"  başlığı altında Eleonore Suiser imzasıyla yer alan yorumda,  "Avrupa Komiserleri, AB devlet ve hükümet başkanlarına,  tahmin edildiği gibi, Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlanması tavsiyesinde bulundu. Ancak Türkiye'nin üyeliğine  çekinceyle yaklaşan Avrupa kamuoyunun yüreğine su serpmek  için bazı şartların yerine getirilmesini öngördü." denilmekte,    Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin dün yaptığı  açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun resmi olarak, AB  yetkililerine, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını,  ancak bu müzakere süreci için çok kesin şartlar koşmalarını  tavsiye ettiğini bildirdiği aktarılmaktadır. Avrupa  Komisyonu'nun AB genişlemesi oyununun kurallarını, Türkiye'nin  üyeliğine çekinceyle yaklaşan Avrupa kamuoyunu rahatlatmak  için zorlaştırdığı ve yeni şartların yerine getirilmesini  öngördüğü, en yeni şartın üyelik müzakereleri süren ülkelerin,  AB kriterleri doğrultusunda reformlarına gerektiği gibi devam  etmemeleri durumunda görüşmelerin askıya alınması olduğu ve bu  durumda, Ankara yönetiminin AB ile müzakereleri her an  durdurulabileceği belirtilmektedir. Yorumda, "Ankara  yönetiminin mali konularda AB ile görüşmelere başlaması için  2014'e kadar sabırlı olması gerekiyor. Komisyon, Türkiye ile  mali müzakerelere başlanması için Birliğin öncelikle  2014-2019 mali bütçesinin planlanması gerektiğini belirtti.  Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Brüksel'in Ankara ile  üyelik müzakerelerine başlanması lehindeki tavsiyesini  açıklarken yaptığı konuşmada, 'Güçlü bir AB'nin, Türkiye'nin  AB'ye üye olmasından endişelenecek birşeyi olamayacağını'  belirtti. Prodi, 'Ekonomik gelişmeyi idare edebilen, barış,  refah ve dayanışma modeli olarak güçlü olan, bir Anayasası,  güçlü kurumları ve iyi yöneticileri bulunan, kendinden emin  bir Avrupa'nın, Türkiye'nin entegrasyonundan endişe edecek  birşeyi yoktur' şeklinde konuştu" denilmektedir.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (07/10) "Türkiye ve  AB" başlığı altında yer alan bir yorumda, Avrupa Birliği'nin,  tarihinin en tutkulu ve riskli adımını attığı ve Türkiye'nin  katılım müzakerelerini başlatma kararı alınca, kendisini  dünyadaki tek jeopolitik güce çevirebilecek ya da tam tersine  içeriği olmayan boş çok uluslu bir projeyle kurucu atalarının  Avrupalı ideallerini ortadan kaldırabilecek bir yola girdiği belirtilmektedir. Bu durumun, Komisyon'un raporunda önerdiği  ve önümüzdeki 10 yılın Türkiye'nin 40 yıldır devam ettiği  engelli yarışın bir devamı olacağını gösteren koruma  maddelerinin gerekliliğini açıkladığı ifade edilen yorumda,  müzakerelerin başlamasının resmi olarak ilan edilmesinin,  Türk Hükümeti'nin yeni tarihindeki bir dizi demokratik ve  yasal reformunun en önemlisinin tamamlamasından sonra olumlu  olacağı vurgulanmaktadır. AB'nin tüm üyeleri için Türkiye'nin  gerçek bir Avrupa ülkesine çevrilmesinin, büyük fedakarlıklara  değen bir amaç olduğu, çünkü bu sürecin sonucundan Avrupa;  özgürlük, demokrasi ve humanist idealler projesi elde  edebileceği, "medeniyetler çatışması"nın önlenemez olmadığını gösterebileceği ve Müslüman kültüre sahip bir ülkenin batı  ülkelerinde olduğu gibi bu kadar modern, eşitlik yanlısı,  serbest ve adil olabileceğini kanıtlayabileceğine işaret  edilen yorumda, Türkiye için, büyük değişiklikler yapılması  gereken ve hükümetin, siyasi ve dini yöneticiler ile toplumun  genelinin Avrupa'ya aitliği gerektiren yeni temel değerleri benimseyebilecekleri bir dönemin başladığı vurgulanmaktadır.

 

            İTALYA BASINI:

 

            La Stampa gazetesinde (07/10) "Ankara Avrupa'da, Uzun  Soluklu Geriye Sayım Başladı" başlığı altında ve Maria  Maggiore imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB  üyeliği konusunda uzun soluklu sayılabilecek geriye sayımın  başladığı, ancak bu sürecin ne kadar süreceğini söylemenin  güç olduğu vurgulanmaktadır. Müzakereler için öngörülen  takribi 10-15 yıllık sürenin, Türkiye'yi üyeliğe hazırlamak  ve her şeyden önce de Avrupa'nın kurumlarını ve mevzuatını  bu denli büyük bir genişleme karşısında takviye etmek  açısından önemli olduğu kaydedilen yorumda, bunun "AB üyesi  bir Türkiye" fikrine karşıt kesimlerin bir nevi  "sakinleştirilmesine" de hizmet edeceği ifade edilmektedir.

 

            JAPONYA BASINI:

 

            Nihon Keizai Shimbun gazetesinde (07/10) "AB, Türkiye ile Müzakerelere Başlıyor...Avrupa Komisyonu'nun Tavsiye Kararında, Reformların İlerletilmesi Şart Koşuluyor" başlığı altında ve  Hisao Tonodachi imzasıyla yayımlanan bir haberde, Avrupa  Komisyonu, 6 Ekim'de, Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlanması yönünde AB üyesi ülkelere tavsiyede bulunduğu  raporunu açıkladığı ve Komisyon tavsiyesinin aralık ayındaki  AB zirvesinde onaylanması durumunda, gelecek yıl içinde  müzakerelere başlanmasının öngörüldüğü belirtilmektedir.  Türkiye'nin uzun yıllardır istediği AB üyeliğinin önemli bir  dönemece girdiği, ancak Avrupa'da, nüfusunun çoğunluğunun  Müslüman olduğu için Türkiye'nin üyeliğine temkinli  yaklaşanların da bulunduğu ve bu nedenle müzakere döneminin  uzun süreceğinin belirtildiği kaydedilen haberde, Avrupa  Komisyonu raporunda, Türkiye'de demokratikleşme ve insan  haklarında gelişmeyi cesaretlendirmesi sonucu, müzakereler  için gerekli kriterlerin "yeterince tamamlandığı"  değerlendirmesinin yer aldığı, ayrıca bölgenin ve  uluslararası toplumun istikrarına katkıda bulunma yeteneğine  sahip bir ülke olan Türkiye'nin, AB'nin diplomatik gücünün  Orta Doğu ve diğer bölgelere genişlemesini sağlayacağının  belirtildiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin üyeliğine  temkinli yaklaşanların görüşlerini de dikkate alan Avrupa  Komisyonu'nun, ileride insan hakları ihlalleri durumunda,  müzakerelerin bir süre dondurulabileceği koşulunu getirdiği  ve "Müzakerelerin sonucu önceden garanti edilemez." ibaresine  yer veren raporda, sonuçta üyeliğin reformların gidişatına  bağlı olduğu ifade edildiği kaydedilen haberde, AB ile  arasında ekonomik farklılıklar bulunan Türkiye'nin,  müzakereler yolunda gitse dahi, 10-15 yıl sonra tam üye  olabileceğinin belirtildiği işaret edilmekte ve şöyle  denilmektedir: "'Çok büyük ve çok farklı'... Ne zaman  Türkiye'nin üyelik sorunu konuşulsa, Avrupa'da mutlaka bu  tartışmalar duyuluyor. Bu, Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa'ya  ne kadar büyük bir etkide bulunacağını ve Avrupa'nın  bütünleşme tarihinde önemli bir dönüm noktası teşkil  edeceğini gösteriyor. Güçlü tepkiler nedeniyle, Türkiye'nin  üyeliği sorununun bundan sonra tüm AB üyesi ülkelerde siyasi  tartışmalara yol açması kesin gibi görünüyor. Buna rağmen,  Avrupa Komisyonu'nun üyelik müzakerelerinin başlamasına  destek vermesinin ardında birçok neden yatıyor. Beş yıl  önce aday konumuna gelen Türkiye, AB'nin talepleri  doğrultusunda reformlar gerçekleştirdi ve müzakerelerin daha  fazla geciktirilmesi için bir mazeret kalmadı."

            Aynı haber, Tokyo Shimbun, Mainichi Shimbun, Asahi  Shimbun gazetelerinde de yer almaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında  (07/10) "Hrisostomidis: Şimdi Üzerinde Çalışacağımız Bir  Prosedür Var" başlığı altında yer alan bir haberde, Hükümet  Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin  üyelik süreciyle ilgili önerilerinin, 17 Aralık 2004 tarihine  kadar üzerinde çalışacakları ve inşa edecekleri iyi bir temel oluşturduğunu söylediği belirtilmektedir. Hrisostomidis'in,  Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, "Şimdi, Kıbrıs konusundaki  hedeflerimizi gerçekleştirmemiz yönünde var olan ve bahşedilen  olanakların değerlendirilmesi için, üzerinde faaliyet  göstereceğimiz bir çerçeve ve bir prosedür var." dediği  belirtilen haberde, Hrisostomidis'in, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  veto hakkının var olup olmadığı konusunda bir soruya cevaben  de, "Haliyle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin veto hakkı vardır." dediği aktarılmakta ve ancak Cumhurbaşkanının "Veto hakkını kullanmak istemiyoruz. AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlamasını  engellemek istemiyoruz." yolundaki açıklamasını hatırlatan Hrisostomidis'in, "Haliyle, bizi de ilgilendiren temel  konuların dikkate alınması gerekir. Çabamız budur ve tutumumuz  da budur" şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            RUS BASINI:

 

            Vedomosti gazetesinin (07/10) "Asya Avrupa'ya Gidiyor...  Avrupa Komisyonu Türkiye'nin AB'ye Katılma Müzakerelerinin  Başlatılması Tavsiyesinde Bulundu" başlığı ve Katerina  Kudaşkina imzasıyla yayımlanan yazısında, Avrupa Komisyonu'nun  Türkiye'nin AB'ye katılma müzakerelerinin başlatılması  tavsiyesinde bulunduğu, Washington'un desteğiyle Ankara'nın  elde etmeye çalıştığı bu iznin, "Türkiye'nin demokratik  reformları yeterince aktif bir şekilde gerçekleştirmediği  ortaya çıkartılırsa müzakereler her an durdurulabilir."  şeklinde bir çekinceyle kabul edildiği bildirilmektedir.  Komisyon toplantısının bitiminden sonra Başkan Romano  Prodi'nin "Avrupa Komisyonu bugün 'evet' diyor. Biz  Türkiye'nin üstlendiği yükümlülüklere sadık kaldığına  inanıyoruz ve AB'ye katılma müzakerelerinin başlatılması  tavsiyesinde bulunuyoruz." dediği aktarılan yazıda, Avrupa  Komisyonu'nun kararının tavsiye niteliği taşıdığı ve  17 Aralık'ta yapılması öngörülen AB zirvesinde onaylanmasının  gerektiği ifade edilmektedir. AB Komisyonu tarafından  yayımlanan Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunda, Ankara'nın  öncelikle insan haklarına önem vermesi gerektiğinin  vurgulandığı, zira insan hakları örgütlerinin iddialarına  göre, Türkiye'de resmen yasaklanmış olmasına rağmen hala  işkencenin uygulandığı belirtilen yazıda AB'nin Türkiye  Hükümeti'ne hitaben basın özgürlüğüne, etnik ve dini  azınlıklara -örneğin Kürtlere- uygulanan kısıtlamaların  kaldırılması ve askerlerin siyasi süreçlere etkisinin  sınırlandırılması çağrısında bulunduğu da kaydedilmektedir.  Yazıda Paris'teki Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (Institute  for Security Studies) uzmanı Walter Posh'un "Son yıllarda  Türkiye AB'ye katılmak için çok şey yaptı. Türkler  gerçekçidirler ve katılım müzakerelerinin uzun ve zor  olacağını gayet iyi anlıyorlar. Çok şey yapmaları gerekecek.  Fakat herhalde Türkler reformları sürdüreceklerdir."  şeklindeki ifadelerine de yer verilmektedir

 

            ULUSLARARASI BASIN:

 

            International Herald Tribune gazetesinin internet  sayfasında (07/10) "Hala Gidilecek Uzun Bir Yol Var" başlığı  altında ve Graham Bowley imzasıyla yer alan bir makalede,  Türkiye'nin Brüksel'de bir zafer kazandığı, fakat bunun  sıradan bir zafer olduğu ileri sürülmektedir. Avrupa  Birliği'nin, müzakerelerin başlayabileceği tavsiyesinde  bulunarak, büyük çoğunluğu Müslüman olan 71 milyonluk nüfusa  sahip Türkiye'nin önündeki engelleri kaldırdığı, ancak tam  üyelik için getirilen koşulların, Avrupalıların Türkiye ile  ilgili sürmekte olan endişelerinin, Türklerin gerçekten de  Batı'ya ait olup olmadıkları yönünde olduğunu gösterdiği  belirtilen makalede, Avrupa Komisyonu açıklamasında en göze  çarpan özelliğin, AB içerisindeki bir Türkiye'nin kendilerine  zarar vermeyeceği doğrultusunda, kuşkulu Avrupalıları  yatıştırmaya yönelik attığı adımlar olduğu vurgulanmaktadır.  Makalede şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu, Türkiye'nin,  Avrupa'nın modernleşme hızını kesmemesini ya da bu yoldan  geri dönmemesini sağlamak üzere sınırlamalar getirdi. Avrupa  Komisyonu, Türkiye'nin bir kez AB'ye girdikten sonra büyük  bütçe transferleri yaparak veya diğer üye ülkelerin  kentlerini ucuz iş gücüyle doldurarak onları  yoksullaştırmayacağından emin olmak için daimi kısıtlamalar  getirilmesi olasılığından söz etti. Büyük Avrupa projesi  sürecekse, Komisyon'un, AB'nin zaten huzursuz olan  seçmenlerini desteklemesi gerekiyor. Türkiye'nin AB'ye  katılımı tartışmaları kıtayı böldü. Fakat Komisyon'un  açıkladığı karar, Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerin  görüşlerinin üstünlük sağladığını gösterdi. Türkiye'nin  AB'ye katılımına karşı çıkanların başta gelen iddiaları,  ülkenin çok büyük, çok fakir olduğu ve belki de en önemlisi,  çok sayıda Müslüman barındırdığı yönünde. Kısmen Asya'da  olan toprakları ve Suriye, İran, Irak gibi ülkelerle sınırı  olması da ülke aleyhine kullanılıyor. Ülkede nüfusun üçte  biri halen tarım alanında çalışıyor. Bu durumda AB'nin  kasaları tarım yardımları ve bölgesel destek yardımlarıyla  boşalacak veya Avrupalıların işlerini ellerinden alacak ve  birdenbire ortaya çıkacak göçmen akını ile karşılaşılacaktır.  Ancak Türkiye'nin nüfusu, AB'nin nüfus çokluğuna dayanan oy  ağırlığı sistemine göre, fakir ülkeyi, Fransa ve hatta  Almanya gibi ülkeleri gölgede bırakarak AB içerisinde en  güçlülerden biri haline getirecektir. Belki de en büyük sorun  ülkenin İslami inançlarından kaynaklanacaktır. 11 Eylül  saldırılarının ardından ve İslam'ın yükselişinden sonra  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar, büyük Müslüman ülke  ile liberal ve laik Batı arasında uyuşmazlık olacağını ileri  sürdüler. Muhalifler, işkencenin yaygın olduğunu ve  Türkiye'nin halen hukukun üstünlüğü ilkesine destek  vermediğini söylediler. Bu görüşler, AB'nin, temel olarak bir  Hıristiyan kulübü olarak kalması gerektiği yönünde mantıktan  ziyade duygulara dayalı inancına karşılık geliyor."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Kathimerini gazetesinin (07/10) "Türkiye'nin AB Üyeliğine  İlişkin Şartlar" başlığı altında yer verdiği başmakalede şöyle denilmektedir: "'AB Komisyonu, Türkiye'nin siyasi kriterleri  yeterince yerine getirmiş olduğuna inanıyor ve üyelik  müzakerelerinin başlamasını öneriyor'. Bu cümle, AB  Komisyonu'nun dün yayımlanan ve herhangi bir sürpriz içermeyen,  komşumuz ülkeyle ilgili raporunun özünü oluşturuyor. Rapor  haklı olarak, Ankara'nın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül  tarafından, "gerek AB gerekse Türkiye için tarihi bir adım"  olarak nitelendirildi. Yunan Hükümeti, Başbakan Karamanlis  tarafından yapılan art arda açıklamalarıyla, Atina'nın  Türkiye'nin Avrupa yöneliminden yana olduğunu çok net bir  şekilde bildirdi, çünkü bu tezin Yunan ulusal çıkarlarına  hizmet ettiğine inanıyor. Bu değerlendirme ve Ankara'nın  Avrupa modeline uyum sağlayacağına yönelik beklenti  mantıklıdır, çünkü Türk-Yunan sorunlarının, aynı zamanda da  Kıbrıs sorununun barışçı bir şekilde çözümlenmesi yetenekleri  daha da genişliyor. Yunan Hükümeti'nin, Türkiye'nin aşamalı  bir şekilde uluslararası hukukun taleplerine uyum sağlaması  yolundaki adımlarını dikkatle izlemesi için birçok nedenleri,  diğer Avrupa ülkelerinden belki de daha fazla nedenleri var,  bu da kolayca anlaşılıyor. Zaten, Ankara Kıbrıs'taki işgal  kuvvetlerini geri çekmezse, Yunanistan'ın kara sularını 12  deniz miline genişlettiği takdirde bunun savaş nedeni  oluşturacağı yönündeki tehdidini kaldırmazsa, Türkiye ile  üyelik müzakerelerinin tamamlanabileceğini düşünmek çok  zordur. Zaten, Türkiye nasıl olsa yakından izlenecek, çünkü  AB Komisyonu, raporunda, 'AB'nin temelini oluşturan özgürlük,  demokrasi, insan haklarına saygı, temel özgürlük ve hukuk  devleti ilkelerinin ciddi bir şekilde ve sürekli olarak  ihlal edilmesi durumunda, Komisyon'un müzakerelere ara  verilmesini önereceği' öngörüsü yer alıyor.Bu öngörülerin  uygulanması ve özü olmayan anlamsız bildirilere dönüşmemesi  gerçekten gereklidir. Türk-Yunan konuları bir yana,  Türkiye'nin AB üyeliği, hem AB'nin gelecekteki bütünleşmesinde  katalizör rolü oynayacak, hem de Türk devletinin kökten  yeniden biçimlenmesine neden olacak. Bu dönemde Fransa,  Almanya, Avusturya, Hollanda ve diğer ülkelerde, 'Avrupa'nın  nasıl bir geleceği olacak, Türkiye'nin AB üyesi olması  durumunda AB'nin sınırları nereye kadar uzanacak ve bu AB'nin  ne gibi nitelikleri olacak, Türkiye bir Avrupa ülkesi mi,  Türkiye AB üyesi olursa bu gelişme AB'nin Arap ülkelerine,  Kafkasya'ya ve İsrail'e yönelik bir genişlemenin dönüm  noktasını mı oluşturacak' şeklinde tartışmaların yoğunlaşmış  olması tesadüfi değildir. Bu tartışmalar gerçekten çok ilginç,  ancak Yunanistan'da maalesef yapılmıyor."

            To Vima gazetesinde (07/10) "Ankara'nın 'Rehin'  Alınışının Yunanistan için Taşıdığı Anlam" başlığı altında ve  Yannis Kartalis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu  tarafından açıklanan Türkiye raporunda, AB ile Ankara arasında  üyelik müzakerelerinin başlamasının önerilmesine rağmen,  müzakerelerin ne zaman son bulacağının belirtilmemesinin  Ankara'nın bir bakıma AB tarafından "rehin" alındığını  gösterdiği ifade edilmektedir. AB Komisyonu'nun Türkiye  raporunda yer alan oldukça sert şartların, Türkiye'nin bundan  böyle mercek altında olacağını ortaya koyduğu, başka bir  ifadeyle, Ankara'nın üstlendiği yükümlülükleri yerine  getirmediği anlaşılması halinde, AB üyesi ülkelerin  müzakereleri her an durdurabilecekleri ve böyle bir şartın  ilk kez ortaya atıldığına işaret edilen yorumda, öyle  görülüyor ki, AB Komisyonu'nun, Avrupa ülkelerinde Türkiye  konusunda var olan tepkileri dikkate alarak dengeleri koruyan  bir rapor hazırladığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB  yönelimini desteklediğini bir kez daha açıklayan Yunanistan'ın,  Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde kaydedilecek  ilerlemelerin Türk-Yunan sorunlarını olumlu yönde  etkileyeceğine inandığı, dolayısıyla alınan kararın Yunanistan  için kazanç sayıldığı öne sürülen yorumda, bundan böyle  Türkiye'nin Yunanistan'ın egemenlik haklarını tehdit etmesi  ya da tek taraflı taleplerinde ısrar etmesinin kolay  olmayacağı, Çünkü Yunanistan'ın, Ankara'nın üstlendiği  yükümlülükleri yerine getirmediği kanaatine varması durumunda,  AB ile Türkiye arasında görüşmelerin durdurulmasını talep  etme hakkına sahip olduğu kaydedilmektedir. Raporda Ekümenik  Patrikhane ile ilgili sorunların, Heybeliada Ruhban Okulu,  Rum azınlık okulları ve vakıflarla ilgili sorunların yer  almasının olumlu bir gelişme olduğu, aksine raporda, Kıbrıs  konusunda yer alan ifadelerin, Annan planını reddeden Kıbrıslı  Rumları kaygılandırması gerektiği ifade edilen yorumda, bu  gelişmelerden sonra, geriye AB üyesi ülkelerin 17 Aralık'ta  AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin ne zaman  başlayacağını tespit etmeleri ve müzakerelerin hemen başlaması  yolundaki AB Komisyonu'nun önerisini nasıl karşılayacaklarını  görmek kaldığı vurgulanmaktadır.

 

 

                                     ESKI SAYILAR