|
ANKARA, 08/10(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 7 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Christian Science
Monitor gazetesinin internet
sayfasında (07/10) "AB Üyeliğine Doğru" başlığı altında ve Andreas
Tzortzis imzasıyla yer alan bir makalede, kimileri, boşa kürek
çekildiğini söylerken, kimileri de, bir "takım" olabilmek için nasıl
daha iyi oynanabileceğini konuştuğu, Türkiye'nin seçkin iş adamlarının
da siyasetçilerinin de, Avrupa Komisyonu'ndan da destek alan AB üyeliği
davasını bir ulusal saplantıya dönüştürdükleri belirtilmektedir.
Bazılarının, bunu, tarihi bir ayrıcalık; 1923'te Cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal Atatürk tarafından başlatılan "Batı'ya doğru yürürüş"ün son adımı
olarak gördüğü vurgulanan makalede, Türkiye'nin büyüklüğü, ekonomisi ve
dini konusunda endişelenen Avrupa hükümetlerinin doğru konulara
odaklanmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan'ın, "AB'nin oynamak zorunda
kalacağı rol görüşülürken, AB'nin Türkiye'nin üyeliğiyle neler
kazanacağı da konuşulmalıdır." şeklindeki ifadelerine yer verilmekte ve
en sert tartışmalar arasında, Türkiye'nin, Suriye ve Irak'ın da
bulunduğu bir bölgede istikrar gücü olarak olası rolü yer aldığı
kaydedilmektedir.
Los Angeles Times
gazetesinde (07/10) "Türkiye, AB Girişiminden Kazanç Sağlıyor" başlığı
altında ve Amberin Zaman imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu'nun, 25 üyeli bloğun Ankara ile görüşmelere başlamasını resmi
olarak tavsiye etmesiyle birlikte, Avrupa Birliği'nin nüfusunun
çoğunluğu Müslüman olan ilk üyesi olma konusunda Türkiye'nin
girişiminin ciddi bir ivme kazandığı belirtilmektedir. Avrupa
Komisyonu'nun, Türkiye'nin üyelik kriterlerini karşılama konusundaki
performansını değerlendiren dönüm noktası niteliğindeki raporunun,
ülkenin kulübe en azından bir on yıl daha katılamayacağına işaret ettiği
belirtilen yazıda, Brüksel'de yapılan tartışmalı bir Avrupa Parlamentosu
oturumunda Komisyon Başkanı Romano Prodi'nin "Komisyon'un cevabı
evettir... Bu, koşullu bir evettir." şeklindeki sözlerine yer
verilmektedir. Koşullardan bazılarının, Türkiye'nin Birliğe kısa süre
içinde katılma umutları için iyiye delalet olmadığına işaret edilen
yazıda, Prodi'nin, müzakerelerin sonucunun "önceden belirlenmiş bir
sonuç olmadığı" konusunda uyarıda bulunduğu ve işkenceyi durdurmak,
kadın haklarını geliştirmek, din özgürlüğünü korumak ve Türk ordusunu
siyasetten uzak tutmak konusunda daha fazla çabada bulunulması için
çağrıda bulunduğu kaydedilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "AB
Komisyonu tarafından tavsiye edilen bir koşul da, Türkiye'den AB
ülkelerine yapılan işçi göçü üzerinde belirsiz engellerin olması. Bir
başka koşul ise AB'ye, Ankara'nın AB standartlarına uymak üzere
gerçekleştirdiği demokrasi ve insan hakları ile ilgili reformların
uygulanmasında bir gerileme yaşanması durumunda, Türkiye ile görüşmeleri
askıya alma hakkını veriyor. AB, üye bir ülkeden bu tip gereklilikleri
yerine getirmesini yazılı olarak ilk kez talep ediyor."
Aynı konu ile ilgili haber
Atlanta Journal-Constitution dergisinde de yer almaktadır.
AP'nin (07/10) "Çek
Cumhurbaşkanı: Türkiye'nin Avrupa'ya Ait Olup Olmadığı Tartışması
Aslında Birliğin Geleceğiyle İlgilidir" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus'un, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne ait olup olmadığı tartışmasının aslında AB'nin kendi
geleceğiyle ilgili olduğunu söylediği belirtilmektedir. Klaus'un,
Türkiye'nin üyeliğine ilişkin tartışmalara yanıt vermenin kolay
olmadığını, bu konuda kesin cevap verenleri takdir ettiğini söylediği
ifade edilen haberde, "AB'nin dost, demokratik herhangi bir ülkenin
üyeliğini engellemek için gerekçesi olmamalı." diyen Klaus'un,
"Türkiye'nin AB üyesi olmasına herhangi bir itirazım yok." şeklinde
konuşarak, kendisine Türkiye'nin üyeliği konusunda Çek Cumhuriyeti'nde
referandum yapılmasıyla ilgili herhangi bir talep gelmediğini,
ülkesinde bunu önerebilecek biri çıkacağına inanmadığını söylediği
kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (07/10) "Sanal Acil Durum Freni" başlığı altında ve Martin
Halusa imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin
üyeliği konusunda çıtanın yükseğe konulduğu izlenimini uyandırmak
istediği ve tavsiyede, adayın, özgürlük ve demokrasi ilkeleri ile temel
insan ve vatandaşlık haklarını ihlal etmesi durumunda, görüşmelerin
kesilebileceğinin belirtildiği, bunun dışında, işkence ve kötü muamele
ile mücadeleye ilişkin çabaların Türkiye'de henüz yerleşmesi
gerektiğinin vurgulandığı, fakat öncelikle de, müzakerelerin sonucunun
açık olmasının öngörüldüğü kaydedilmektedir. Bunların büyük sözler
olduğu, fakat AB'nin bunları uygulatacak durum ve istekte olup
olmadığını kimsenin söyleyemediği vurgulanan yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkiye üyeliğe hazır değil. Gerçi Komisyon ve Türk
Hükümeti, Brüksel'in müzakerelere başlanması yönündeki teklifiyle artık
eşit seviyeye geliyorlar. Fakat, her ne kadar Başbakan Erdoğan AB'nin
koşullarına dirense de, sıra Türkiye'dedir. AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı
yok, ama Türkiye'nin AB'ye var. Başvuruda bulunan AB değil, Ankara'dır.
Avrupa'ya hazır olduğunu göstermek Türkiye'nin elindedir. Türk
Hükümeti'nin birçok renkli vaadi sadece kağıt üzerinde yaşıyor. Bunları
gerçekleştirmek sadece Türkiye'nin ödevidir. Ankara ev ödevlerini
yapmazsa, o zaman AB, şimdi ima ettiği fakat daha önceki üyelik
müzakerelerinde hiç kullanmadığı acil durum frenini çekebilir."
Die Welt gazetesinde
(07/10) "AB, Ankara ile Üyelik Müzakerelerini Tavsiye Ediyor" başlığı
altında yayımlanan haberde, Türkiye'nin, Avrupa'ya doğru sürekli
yakınlaşmasından 40 yıl sonra, AB'ye üyelik konusunda önemli bir engeli
aştığı, AB Komisyonu'nun üyelik müzakerelerine başlanması yönünde
tavsiyede bulunduğu belirtilerek, Verheugen'in, "Türkiye o kadar iyiydi
ve ilerlemeler o kadar büyüktü ki, 'evet' dememek mümkün değildi"
şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. AB Komisyon raporunda
müzakerelere başlama tarihi verilmediği vurgulanan haberde, 2002
Kopenhag Zirvesi'nde alınan kararda, olumlu bir karar çıkması halinde
müzakerelere "gecikmeksizin" başlanılması konusunda uzlaşmaya varıldığı
hatırlatılmaktadır. Verheugen'in, müzakerelerin sonunun tamamen belirsiz
olduğunu, ancak hedefin Türkiye'nin katılımı olduğunu belirterek,
"Burada üyelik müzakerelerinden bahsediyoruz, sonunda başarılı
olunmadığı takdirde üçüncü bir yol üzerine düşünülebilir." dediği
bildirilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın da müzakerelere önümüzdeki yılın
başında geçilmesini umduğuna, böylece uzun bir yolun son aşamasının
başlamasını beklediğine işaret edilen yazıda, AB Komisyon Başkanı
Prodi'nin, henüz yapılacak çok şey bulunduğunu ve Türkiye'deki
reformların gerçeğe dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, "reformların
durdurulmaması konusunda güvenceye ihtiyacımız var, fakat demokrasiye
giden yolda aksama olursa, o zaman müzakereleri derhal durduracağız."
dediği belirtilmektedir. Türk işçilerinin kontrolsüz bir şekilde AB
ülkelerine göç etmelerini engelleyecek koruyucu şartlar getirildiği
bildirilen haberde, Missio adlı uluslararası Katolik yardım kuruluşunun
insan hakları sorumlusu Othmar Oering'in, Türkiye'nin üyeliğinin, din
özgürlüğü konusunda garanti verilmesi koşuluna bağlanmasını istediği
ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde
(07/10) "Brüksel: Endişe, Umut ve Şikayet" başlığı altında yayımlanan
yazıda, hazırladığı raporda AB Komisyonu'nun, hükümetlere, Ankara'nın
demokratik ilkeleri ihlal etmesi durumunda görüşmeleri durdurma hakkını
saklı tutmaları tavsiyesinde bulunduğuna işaret edilmektedir. AB'nin
Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz Fischler'in, "Tabii ki Türkiye'nin üye
olma imkanı var, fakat müzakerelerin sonu açıktır ve bu çok önemlidir."
diye konuştuğu, AB Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar
Brok'un (CDU), AB Anayasası'nın onaylanma sürecini etkilememesi için
Türkiye ile üyelik müzakerelerine 2006 yılı sonunda başlanması
gerektiği görüşünde olduğu ifade edilen yazıda, AB Parlamentosu'ndaki
Hıristiyan demokrat ve muhafazakar EVP (EPP) Grubunun Başkanı
Pöttering'in ise Türkiye'deki insan hakları ihlallerinden yakınarak,
Türkiye'de artık sistematik işkence bulunmadığı belirten AB Komisyonu'nu
eleştirdiği ve yine "ayrıcalıklı ortaklık" önerisinde bulunduğu
kaydedilmektedir.
Aynı gazetede (07/10)
"Berlin: Hükümet Taraftar, Hıristiyan Birlik Partileri Karşı, Ekonomi
ise İyimser" başlığı altında yayımlanan yazıda, Şansölye Schröder (SPD)
ve Dışişleri Bakanı Fischer'in (Yeşiller), Komisyon raporunu
memnuniyetle karşılayarak, Federal Hükümetin aralık ayındaki zirvede
müzakerelere başlanmasından yana oy kullanacağını açıkladıkları
bildirilmektedir. CDU lideri Merkel'in ise tavsiye kararını eleştirmekle
birlikte, müzakere sonucunun açık olmasını olumlu karşıladığı, yine de
Türkiye'nin sadece "ağır kırılmalar" altında müzakerelerin dışında
tutulabileceğini söylediğine işaret edilen yazıda, CSU lideri Stoiber'in
de 15 yıl sürecek bir müzakere maratonunun "dürüst ve gerçekçi"
olmadığını belirterek, bu yüzden kararın önümüzdeki beş yıl içinde
alınacağını söylediği vurgulanmaktadır. Yazıda ayrıca Avrupa Ekonomik
Araştırma Merkezi'nin, Alman ekonomisinin Türkiye'nin AB üyeliğinden
büyük bir yarar sağlayacağı görüşünde olduğu belirtilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(07/10) "Sonu Açık Süreç" başlığı altında ve Christian Wernicke
imzasıyla yayımlanan yazıda şöyle denilmiştir: "Herkesin düşündüğünü bir
kişi söyledi. Fransız Komiser Pascal Lamy çarşamba sabahı, 'eğer Türkiye
ile üyelik müzakerelerini tavsiye edersek, şu anki Avrupa Birliği'ni
ortadan kaldırmış oluruz' diyerek diğer komiser arkadaşlarını uyardı.
Masadakiler, Ticaret Komiseri'nin bu uyarısını başlarını sallayarak
onayladılar, fakat dört saat sonra, Lamy de dahil olmak üzere tavsiyeyi
onayladılar. Yani kavga havası yaşanmadı. 30 komiser içinde sadece bir
tanesi tutanaklara protesto notasını geçirdi: Hollandalı Frits Bolkestein."
Türklerde en büyük hayal kırıklığını, Verheugen'in somut bir tarih
vermemesinin yaratmış olabileceği vurgulanan yazıda, AB Anayasası için
referandum yapacak olan Fransa'nın talebi üzerine müzakerelere 2005
sonunda başlanabileceği belirtilmiştir. Verheugen'in, müzakere
öncesinde Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması yolundaki taleplere
direnerek, bu kadarının Ankara'dan istenemeyeceğini söylediği ve
gerekirse belgenin tamamını geri çekmekle tehdit ettiğine dikkat çekilen
yazıda, belgenin son sayfasında yer alan, "Türkiye'nin Avrupa'ya
yakınlaşması, doğası gereği, neticesi önceden garanti edilemeyecek, sonu
açık bir süreçtir." şeklindeki ifadenin de Türk Hükümeti'nin tepkisine
neden olabileceği ifade edilmiştir.
Aynı gazetede (07/10)
"Brüksel Türkiye'ye Sert Koşullar Getiriyor" başlığı altında ve
Christian Wernicke-Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan yazıda, AB
Komisyonu'nun Avrupalı hükümetlere Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlaması tavsiyesinde bulunduğu, ancak bunu, sürpriz bir şekilde sert
koşullara bağladığı vurgulanarak, bu çerçevede Ankara'dan en kısa
zamanda ceza hukuku reformunu tamamlamasının beklendiği
bildirilmektedir. Türkiye'nin, reformlardan "geri dönüşün olmadığını"
kanıtlaması gerektiğine ve Brüksel'in bunu her yıl denetleyeceğine,
gerektiği takdirde müzakerelere ara verilebileceğine işaret edilen
yazıda, üyeliğin ancak 2014 yılından sonra gerçekleşebileceği ve
"garanti olmadığı" belirtilerek, Fransa'nın zorlaması nedeniyle
müzakerelerin en erken 2005 sonbaharında başlayabileceği ifade
edilmektedir.
Der Tagesspiegel
gazetesinde (07/10) "Türkiye'ye Evet, Ama AB Reddetme Hakkını Açık
Tutuyor... Komisyon Katılım Müzakerelerinin Başlatılmasını Tavsiye
Ediyor ve Eşzamanlı Olarak da Göçmenler İçin Sınırlandırma Talep Ediyor"
başlığı altında ve Thomas Gack- Thomas Seibert imzalarıyla yayımlanan
yazıda, AB Komisyonu'nun çok sayıda çekinceye rağmen, Türkiye ile AB
müzakerelerinin başlatılmasını önerdiğine işaret edilerek, Komisyon
Başkanı Prodi'nin "evet diyoruz ama, sadece net koşullara bağlı olarak"
ifadesine yer verilmektedir. Komisyon'un raporunun beklendiğinden daha
katı koşullar içerdiğine değinilen yazıda, Komisyon'un özellikle
Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıklara ayrımcılık yapılmasından
şikayetçi olduğu belirtilmektedir.
Die Tageszeitung'da
(07/10) "Flört Ciddiye Dönüşüyor... AB Komisyonu Katılım Müzakerelerini
Öneriyor... Komisyon Müzakerelerin Uzun Süreceğini Söylüyor... Avrupa
Parlamenterleri Neredeyse Eşgüdüm İçinde Alkışladılar" başlığı altında
ve Daniela Weingaertner imzasıyla yayımlanan yazıda, "dün büyük sözlerin
söylendiği ve jestlerin yapıldığı bir gündü" diye başladığı
belirtilmektedir. Yazıda, AB ile Türkiye yakınlaşmasını gönül meselesi
yapan Verheugen'in kendini, muhafazakar kesimlerin, Türkiye'de
sistematik işkence yapıldığı suçlamalarına karşı savunduğuna işaret
edilerek, bazı parlamenterlerin bu tarihi anı güzel söylemlerini dile
getirmek için fırsat olarak kullandıkları belirtilmiş, buna örnek
olarak da Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz'un "Her türlü saldırı ya
da kanlı olayın ardından, İslam ile Batılı değerlerin birbiriyle
bağdaşmadığını söyleyen insanlar var. Türkiye'nin üyeliği gerçekleşirse
bu tez çürütülür" sözleri gösterilmektedir. Liberal Grup Başkanı Graham
Watson'un, "Türklerin dörtte üçü üyeliği istiyor, ancak üçte ikisi bunun
gerçekleşmeyeceğinden emin. Türkiye daha iyi muameleyi hak ediyor."
sözlerine de yer verilen yazıda, Yeşiller Parlamenteri Daniel Cohn
Bendit'in ise "Oder ve Ren mucizelerinin ardından Boğaz mucizesine de
inanmanın zamanı gelmiştir." diye bağırdığına değinilmektedir.
Financial Times
Deutschland gazetesinde (07/10) "Ankara, Müzakerelere Hızla Start
Verilmesinde Israrlı... Başbakan Erdoğan, Brüksel'den Gelen Uyarı ve
Koşulları Geri Çeviriyor... Buna Karşın Reform Güçleri, AB'nin Baskı
Yapmasını Ümit Ediyorlar" başlığı altında yayımlanan yazıda, Türk
Hükümeti'nin, AB Komisyonu'nun olumlu kararının ardından, AB
devletlerine "müzakerelerin önünün hızla açılması" çağrısında
bulunduğuna değinilerek, Başbakan Erdoğan'ın, çok sayıda üyelik
karşıtının baskısıyla rapora giren koşulları reddettiğine ve "tek koşul
Kopenhag Kriterleri'dir ve Türkiye bunları yerine getirmiştir."
sözlerine yer verilmektedir. Yazıda, bazı yorumcuların, raporun ikilemli
olması ve üyelik garantisinin önüne konulan acil frenin, Türkiye'deki
reform sürecinin gücünü zayıflatabileceği endişesi taşırken, uzun
yıllardır AB üyeliği için mücadele veren Türklerin çoğunun, Brüksel'in
baskısı olmadan bunların gerçekleşmesinin mümkün olmadığı görüşünü
savunduklarına işaret edilmektedir. Yazıda ayrıca raporla ilgili
açıklama yapan CDU Genel Başkanı Angela Merkel'in, "Çaresizlikle dolu
bir rapor.", BDI Başkanı Rogowski'nin "Türkiye büyük potansiyele sahip
büyüyen bir Pazar.", Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın "Bu sürecin henüz
başlangıcıdır.", Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüessel'in "Kapı
kapatılmamalı, fakat sonu açık hedefle müzakere edilmelidir." ve SPD'li
Avrupa Parlamenteri Vural Öger'in "Almanlar kazançlı çıkacaktır."
ifadelerine yer verilmektedir.
Aynı gazetede (07/10)
"Uzmanlar Göçmenlere Yönelik Korkuları Abartılı Buluyor" başlığı altında
ve Marina Zapf imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'nin üyeliğine karşı
en güçlü direnişin, Türklerin sayısının en fazla olduğu Almanya (2.5
milyon), Fransa (230 bin) Avusturya (135 bin) ve Hollanda (128 bin) gibi
AB devletlerinde yaşanmasının, bu ülkelerde, hakim olan "sınırların
açılmasıyla yeni bir iş gücü akınının tehdit edeceği korkusu nedeniyle
hiç de şaşırtıcı olmadığına işaret edilerek, göçmen araştırmacılarının,
birkaç istisna dışında, boğazdan gelecek göç konusundaki korkuların
abartıldığı görüşünde olduklarına yer verilmektedir. Örneğin Alman
Ekonomi Araştırma Enstitüsü, üyelik yılı 2013'de 500 bin Türk'ün AB'ye
gelebileceğinden yola çıkarken, Lahey Hükümeti'ne danışmanlık yapan "Dutch
Planning Office"in, 2.9 milyon Türk'ün göçe hazır olduğunu tahmin
ettiği, Münih'teki Doğu Avrupa Enstitüsü'nün ise dört milyon kadar
göçmen beklediği, Türkiye'deki gelir düzeyinin AB'nin yarısına erişmesi
halinde ise bu rakamın 1.3 milyona gerileyebileceğini hesaba kattığına
işaret edilen yazıda ayrıca, Brüksel'de genel olarak, genç Türk neslinin
göçünün Avrupa'nın yaşlanan iş kesimine iyi geleceği görüşünün hakim
olduğu belirtilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da
(07/10) "Avusturya'dan Farklı Tepkiler" başlığı altında yayımlanan bir
haberde, AB Komisyonu'nun belirli şartlar altında Türkiye ile giriş
müzakerelerine başlama tavsiyesinin, Avusturya'da farklı tepkilere yol
açtığı belirtilmektedir. Başbakan Wolfgang Schüessel'in, açık uçlu
müzakerelerin "mantıklı bir çözüm" olacağı görüşünde olduğu, SPÖ Başkanı
Alfred Gusenbauer'in kararı eleştirirken, Yeşillerin lideri Alexander
Van der Bellen'in ise memnuniyetle karşıladığı belirtilen haberde,
"Enteresan bir tartışma teorisi...Bir analiz döneminden sonra tartışma
başlatılır." diyen Schüessel'in, Komisyon'un tavsiyesini böyle
yorumladığı ve müzakerelerin otomatikman katılım anlamına gelmeyeceğini
vurgulayarak, "Belki 15-20 yıla kadar" katılımın gerçekleşebileceği
ihtimalinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söylediği
kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun, "yoğun tartışmaların" ardından
"müzakerelere şartlı evet" tavsiyesinde bulunduğunu hatırlatan
Schüessel'in, asıl Konsey Başkanı Hollanda'nın önerisinin önemli
olduğunu söyleyerek, Avusturya'da Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda
bir referandum yapılmasına ilişkin olarak, Avusturyalıların üçte
ikisinin açık uçlu müzakerelerden yana olduğunu gösteren anketlere
işaret ederek, "Bu bana da çok mantıklı bir şeymiş gibi geliyor." dediği
belirtilen haberde, Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in de müzakerelerin
başlamasının Türkiye'nin katılımı anlamına gelmeyeceği ve bütün
ihtimallerin göz önünde bulundurulması gerektiğini söylediği ifade
edilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
Le Soir
gazetesinde (07/10) "Avrupa'nın Türkiye'ye Şartlı Eveti" başlığı altında
ve Pascal Martin-Philippe Regnier imzalarıyla yayımlanan bir haberde, AB
Komisyonu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması yönünde
verdiği tavsiye kararının içeriğine değinilmekte, "Komisyonun neler
öngördüğü, üye ülkelerin ne düşündüğü, üyeliğin ne zaman
gerçekleşebileceği, maliyeti, yararları ve yoğun bir Türk işçi göçünün
olup olmayacağı" yönündeki sorulara, söz konusu rapor çerçevesinde yanıt
verilmektedir.
ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:
Prag merkezli RFE/RL radyosunun
internet sayfasında (06/10) "AB-Türkiye... Komisyon Üyelik
Müzakerelerine Şartlı 'Evet' Dedi" başlığı ve Ahto Lobjakas imzasıyla
yayımlanan makalede, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye üyelik yolunu
açtığı kararın, Türkiye için büyük bir zafer sayıldığı ifade
edilmektedir.
Komisyon Başkanı Romano
Prodi ve genişlemeden sorumlu Komiser Günther Verheugen'in sundukları
raporun, Türkiye'deki durumun adil ve uygun bir tablosunu çizdiğini
savundukları belirtilen makalede, Prodi,'nin Komisyon ve AB bünyesinde
Türkiye konusunda yaygın kuşkular olduğunu kabul ettiği de
aktarılmaktadır. Komisyon yetkililerinin, bazı komiserlerin Türkiye'nin
katılımının, AB'nin sonu olacağı uyarısında bulunduklarını
belirttikleri, ancak sonuç olarak sadece Holandalı Komiser Frits
Bolkestein'ın Türkiye aleyhinde oy kullandığı belirtilen makalede,
kuşkucu çevrelerin kaygılarına da değinen Prodi'nin, Türkiye'nin "büyük
bir ülke" olduğunu ve AB'nin kendini korumak zorunda olduğunu söylediği,
bunun, AB sınırlarının, Türk işçilerine sürekli kapalı tutulacağı
anlamına da geldiği kaydedilmektedir. Makalede şu ifadeler yer
almaktadır: "AB ayrıca, yardım programlarını çökertmeden Türkiye'ye mali
yardımda bulunmanın bir yolunu bulacaktır. Mevcut şartlarda -bugünkü
fiyatlarla- Türkiye'nin üyeliğinin bloğa 2025'te 28 milyar euroya mal
olacağı tahmin ediliyor. AB'nin şimdiki yıllık bütçesi 100 milyar euro.
Türkiye, bloğun 2007-13 bütçesine dahil edilmedi. Bu, Türkiye'nin en
iyi ihtimalle 2015'te üye olabileceği anlamına geliyor. Şu da var ki,
Prodi ve Verheugen, müzakerelerin olumlu sonuçlanacağının bir
'garantisi' olmadığını vurguladı."
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(07/10) "Bir Ermeni Kuruluş, Avrupa Komisyonu'nun Kararını Kınadı"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Ermenileri Savunma Derneği'nden
yapılan açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye karşı gösterdiği
"hoşgörünün" kınandığı ve "1915'teki Ermeni soykırımını tanımadan
Türkiye'nin AB'de olmamasının" istendiği belirtilmektedir. Yayımlanan
bildiride, Ermeni davasını savunma komitesinin (Fransız), Türkiye ile
üyelik müzakerelerinin şartlı olarak başlatılmasını tavsiye eden
Komisyon raporu hakkında duyduğu "derin hayal kırıklığını" dile
getirdiği ifade edilen haberde, söz konusu kuruluşun, Avrupa
Komisyonu'nun bir insanlık suçundan sorumlu inkarcı bir devlet ile
görüşerek hoşgörü göstermesini kınadığı ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın 17 Aralık'taki Avrupa Konseyi toplantısına Ermeni asıllı
Fransız vatandaşların tutumunu -bu tutum Ermeni soykırımını tanımadan
AB'de Türkiye'nin bulunmaması yönünde- iletmesini talep ettiği
kaydedilmektedir.
AFP'nin (07/10) "Bir
Uluslararası Sivil Toplum Örgütüne Göre Türkiye, İşkenceye Son Vermeli"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Uluslararası sivil toplum
örgütü olan İşkence Kurbanlarının Rehabilitasyonu Konseyi'nin (IRTC),
Türkiye'den, eğer bir gün Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsa
"işkenceye son vermesini" talep ettiği belirtilmektedir. Haberde,
Merkezi Kopenhag'da bulunan örgütün Genel Sekreteri Brita Sydhoff'un,
"Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
başlatılmasıyla ilgili açıklaması, bu ülkede işkencenin yaygın ve
sistematik olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Türkiye çok yakın bir
gelecekte işkenceyi durduracağı yönünde taahhütte bulundu. Taahhüdüne
uymalıdır." dediği aktarılmaktadır.
AFP'nin (07/10)
"İsveç, Ankara ile Müzakerelerin En Kısa Zamanda Başlamasını Diliyor"
başlığı altında yer verdiği bir diğer haberde, Avrupa Konseyi'nin
müzakerelerin başlamasını önermesinin ardından İsveç Dışişleri Bakanı
Laila Freivalds'in yaptığı açıklamada, İsveç'in, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine "en kısa zamanda" başlanmasını dilediğini belirttiği
kaydedilmektedir. Freivalds'in, Ankara'da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
ile düzenlediği basın toplantısı sırasında, "Avrupa Komisyonu'nun
tavsiyesini memnuniyetle karşılıyoruz." dediği aktarılan haberde, Bakan
Freivalds'in, "İsveç, Türkiye'nin AB'ye ait olduğuna kanidir." dediği ve
ülkesinin, Türkiye'nin Avrupa kulübünün bir üyesi olabilmesi için daha
yerine getirmesi gereken görevlerde destek olmak istediğini belirterek,
"İsveç, Türkiye, Avrupa ve tüm bölgenin Ankara'nın AB'ye üyeliğinden
istifade edeceğini." söylediği ifade edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(07/10) "Türkiye, AB'nin Öne Sürdüğü Koşullar Konusunda Endişeli"
başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Avrupa Komisyonu'nun AB'yle üyelik müzakerelerine başlanmasına onay
vermesiyle sevinen Türkiye'nin, AB liderlerinin çok fazla önkoşul
dayatmaları beklenen aralık zirvesine odaklandığı belirtilmektedir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'un, Türkiye'ye ziyareti sırasında İngiliz
mevkidaşı Jack Straw ile yaptığı ortak basın toplantısında, "AB
liderlerinin aralık ayında açık ve net bir karar alacaklarından
ümitliyiz." dediği belirtilen haberde, Türkiye'nin, Komisyonun yeşil
ışık yakmasıyla rahatlamışsa da, tavsiye kararının, Ankara'nın demokrasi
alanında gerilemesi halinde müzakerelerin askıya alınabileceği ve Türk
işçilerinin AB içinde serbest dolaşımına daimi engeller getirilebileceği
ihtimalini de kapsaması sebebiyle umutsuzluğa düştüğü öne sürülmektedir.
Bu tür koşulların, bu yıl başında zengin Birliğe katılan eski Komünist
ülkelere gösterilenden farklı bir muamele ile karşılaşılacağına işaret
ettiğini kaydeden hükümetten yapılan bir açıklamada, "Türkiye için
farklı kriterler ve yöntemler benimsemenin yapıcı ve nesnel bir
yaklaşımı yansıttığını kabul edemeyiz." denildiği ifade edilen haberde,
mayıs ayından beri AB'ye üye olan Kıbrıs'ın, adanın 30 yıldan beri
süregelen bölünmüşlük sorununa son verilmesinin de Türkiye'nin
müzakereler sırasında önüne sürülebilecek bir koşul olabileceğini
söyleyerek Ankara'yı üzebilecek yorumlarda bulunduğu ve Kıbrıs Rum
Hükümeti Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, "AB'nin amacı, Türkiye'nin AB
yolunda ilerleyebilmek için Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulmasının
bir gereklilik olarak dikkate alınmasını sağlamak olabilir." dediği
aktarılmaktadır. Türkiye'nin üyeliğine muhalefetin müzakereler başlar
başlamaz yavaş yavaş azalacağına dair kendisine ev sahipliği yapan
ülkenin endişelerini gidermeye çalışan ve ülkesi, Türkiye'nin AB
içindeki en büyük destekçilerinden biri olan Straw'ın, "En önemlisi,
sürece hız kazandırmak. Bir süre sonra herkesin 'Tartışma neydi? Tabii
ki Türkiye burada olmalı' diyeceklerini düşünüyorum. Türkiye kıtaların
kavşağında büyük bir Avrupa ülkesi." dediği belirtilen haberde, Jack
Straw'ın, Lüksemburg'un ocak ayında AB'nin Dönem Başkanlığı'nı
devralmasından sonra müzakerelerin "gecikme olmadan" başlayacağına
inandığını söylediği kaydedilmektedir.
The Independent
gazetesinde (07/10) "Avrupa'nın Türklerin İlerlemesini Bir Kez Daha
Reddetmesi Aptallık Olur" başlığı altında yayımlanan başyazıda,
Türkiye'nin, Ortak Pazar'a ilk başvurduğunda, pop müzik listelerinde
Beatles'ın, Beyaz Saray'da da John F. Kennedy'nin olduğu, aradan geçen
40 yılda kulübün kapısının 19 ülkeye daha açıldığı, ama Türklere sıkıca
kapatıldığı belirtilmekte ve Avrupa Komisyonu'nun tavsiye kararı ile
Türklerin AB üyeliğinin, nihayet uzakta olsa da, gerçekçi bir ihtimal
haline geldiğine işaret edilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun katılım
müzakerelerinin başlaması yolundaki tavsiyesinin, beklendiği gibi uyarı
ve koşullarla dolu olduğu, ancak bu raporla yine de, Türkiye'nin modern,
katılımcı bir demokrasi olmak yolunda attığı etkileyici adımların,
gecikmeli de olsa takdir edildiği belirtilen başyazıda, üyelik için
gerekenleri yerine getirme çabasının, Türkiye'de köklü bir iç değişim;
bir anlamda sessiz bir devrim yapılmasını sağladığı ve Türkiye'nin
ödülünün, gecikmeli olarak, üyelik müzakerelerinin başlatılması için
gerekli siyasi kriterlere "yeterince" uyduğunu duymak olduğu
vurgulanmaktadır. Yıllar boyunca resmi görüşün Türkiye'nin kriterleri
günün birinde yerine getirmesi halinde, müzakereler için bir tarih
verileceği şeklinde olduğu, şimdi ise Türkiye'nin sınavı geçmek üzere
olduğunda, bazı itirazların ardındaki İslam fobisinin de açığa çıktığı
ve son zamanlarda Avrupa'nın "kültür ve uygarlığının" tehlikede olduğuna
dair açıklamalar yapılmasının bundan kaynaklandığı ifade edilen
başyazıda, kaygıların bir kısmının samimi olduğu, İslam dünyasında
benzeri olmayan laik bir ülke olmasına karşın, Türkiye'nin henüz bir
demokrasi meşalesi olmadığına değinilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Müzakerelerin 15 yıl kadar sürmesi bekleniyor ve bu bile, bütün
güçlükleri ortadan kaldırmaya yetmeyebilir. Önemli olan, Türkiye'nin
fiilen üye olacağı tarih değil, bu noktaya ulaşma süreci ve Türkiye'deki
değişimin, geleceğe yönelik bir hedefle bağlantılandırılması...
Türkiye'nin üyeliğine destek verenler de, AB'nin uçsuz bucaksız,
ekonomik açıdan geri, 70 milyonluk bir ülkeyi özümseyebilmesinin
güçlüğünü kabul etmeliler. Ancak bu büyük güçlüğün ödülü de çok büyük:
Genç bir işgücü, dev bir pazar ve Türkiye'deki aşırı nüfuzuna rağmen,
Avrupa için ortak güvenlik ve dış politikası idealini gerçeğe
dönüştürebilecek kadar büyük bir ordu kazanılacak. Üstelik 11 Eylül 2001
sonrasında Batı İslam dünyasına kucak açmış olacak ve AB ülkelerinin,
kendi Müslüman nüfuslarıyla aralarındaki bölünmeyi aşmak adına bir
fırsat doğacak. Nihayet, Türkiye'nin AB'ye girmeye uygun olup olmadığı
konusunda net bir hüküm verildi. Yıllarca görmezden gelinen ve ertelenen
bu konu artık çözüme kavuşturulmalı. Türkiye katılma arzusunda olduğunu
gösterdi, AB'nin manevi görevi de buna, Ankara'ya erken bir müzakere
tarihiyle karşılık vermek. Türkiye bir kez daha reddedilmemeli. Yoksa,
bunun Müslüman dünyasının geneline vereceği mesajın yol açacağı sonuç,
bütün dünyaya tahmin edilemeyecek kadar büyük zarar verebilir."
Reuter'in (07/10)
"Almanya, AB'nin Kararından Sonra Türkiye'ye Silah Satmayı Planlıyor"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya Savunma Bakanı Peter
Struck'un, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlama
yönünde ilerleme kaydetmesinin, Almanya'nın, Ankara'ya silah satışına
yeniden başlamasının yolunu açabileceğini söylediği belirtilmektedir.
Avrupa Komisyonu'nun müzakerelere başlanması için yeşil ışık yaktığı
Türkiye'nin, uzun zamandan beri Almanya'nın 200'den fazla üretim fazlası
Leopard 2 savaş tankını almak istediğinin söylendiği belirtilen haberde,
Struck'un, tanklar konusunda Türkiye'den resmi bir talep gelmediğini
söyleyerek, anlaşma yönünde hiçbir engelin olmaması gerektiğini ifade
ettiği kaydedilmektedir. Haberde, Struck'un, NATO Genel Sekreteri Jaap
de Hoop Scheffer'le Berlin'de gerçekleştirdiği görüşmenin ardından
düzenlediği basın toplantısında, "AB'nin şimdi üyelik görüşmelerine
önderlik etmesi gerçeğinin, şimdiye kadar Leopard 2 tanklarının
Türkiye'ye satılışına karşı çıkanların düşüncelerinde değişikliğe neden
olacağını, olması gerektiğini düşünüyorum." şeklindeki ifadesine yer
verilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger
gazetesinde (07/10) "Deney Başlıyor" başlığı altında ve Luciano Ferrari
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB'nin kendini bir kez daha pahalıya
satmayı becerdiği ve Türkiye'nin üyeliğini hedeflemekle, neredeyse
kendisini, tayin edici bir karar alma sürecine soktuğu, bunu tamamen
özgür iradesiyle yapmadığı ve ek şartlarla bu riski en aza indirmeye
çalıştığı belirtilmekte ve artık bu sürecin durdurulamayacağı öne
sürülmektedir. Türkiye'de nüfusun neredeyse yüzde 75'inin üyeliği
savunduğu ve onların, hukuk devleti, demokrasi ve ekonomik gelişme
yolundaki adımların güvencesi olma konusunda AB'ye güvendiklerine işaret
edilen yorumda, son yeni on üyeyi de içine aldıktan sonra AB'nin,
yönünü şaşırdığı ve gerçi Birliğin her zaman büyük çapta projelere
atıldığı -Para birliğinden tutunda ortak anayasaya, 25 ülkeye
genişlemesine kadar-, ancak bu defa, karşısında özellikle kelle koltukta
bir deney durduğu vurgulanan yorumda, bunun "Avrupa kimliğini"
kaybettirebilecek bir deney olduğuna dikkat çekilmekte ve eğer bu büyük
İslam ülkesini içine almayı başarabilirse AB'nin yalnızca ekonomik
değil, politik açıdan da itibar kazanacağı, başaramaması durumunda ise,
AB'nin siyasi bir proje olmaktan çıkacağı öne sürülmektedir.
Aynı konu ile ilgili bir
haber Der Bund gazetesinde de yer almaktadır.
Le Temps gazetesinin
(07/10) "Avrupa Komisyonu, Türkiye İle Şartlı Müzakerelere Başlanması
Tavsiyesinde Bulundu" başlığı altında Eleonore Suiser imzasıyla yer alan
yorumda, "Avrupa Komiserleri, AB devlet ve hükümet başkanlarına, tahmin
edildiği gibi, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması tavsiyesinde
bulundu. Ancak Türkiye'nin üyeliğine çekinceyle yaklaşan Avrupa
kamuoyunun yüreğine su serpmek için bazı şartların yerine getirilmesini
öngördü." denilmekte, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin dün
yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun resmi olarak, AB
yetkililerine, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını, ancak bu
müzakere süreci için çok kesin şartlar koşmalarını tavsiye ettiğini
bildirdiği aktarılmaktadır. Avrupa Komisyonu'nun AB genişlemesi oyununun
kurallarını, Türkiye'nin üyeliğine çekinceyle yaklaşan Avrupa kamuoyunu
rahatlatmak için zorlaştırdığı ve yeni şartların yerine getirilmesini
öngördüğü, en yeni şartın üyelik müzakereleri süren ülkelerin, AB
kriterleri doğrultusunda reformlarına gerektiği gibi devam etmemeleri
durumunda görüşmelerin askıya alınması olduğu ve bu durumda, Ankara
yönetiminin AB ile müzakereleri her an durdurulabileceği
belirtilmektedir. Yorumda, "Ankara yönetiminin mali konularda AB ile
görüşmelere başlaması için 2014'e kadar sabırlı olması gerekiyor.
Komisyon, Türkiye ile mali müzakerelere başlanması için Birliğin
öncelikle 2014-2019 mali bütçesinin planlanması gerektiğini belirtti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Brüksel'in Ankara ile üyelik
müzakerelerine başlanması lehindeki tavsiyesini açıklarken yaptığı
konuşmada, 'Güçlü bir AB'nin, Türkiye'nin AB'ye üye olmasından
endişelenecek birşeyi olamayacağını' belirtti. Prodi, 'Ekonomik
gelişmeyi idare edebilen, barış, refah ve dayanışma modeli olarak güçlü
olan, bir Anayasası, güçlü kurumları ve iyi yöneticileri bulunan,
kendinden emin bir Avrupa'nın, Türkiye'nin entegrasyonundan endişe
edecek birşeyi yoktur' şeklinde konuştu" denilmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC
gazetesinin internet sayfasında (07/10)
"Türkiye ve AB" başlığı altında yer alan bir yorumda, Avrupa
Birliği'nin, tarihinin en tutkulu ve riskli adımını attığı ve
Türkiye'nin katılım müzakerelerini başlatma kararı alınca, kendisini
dünyadaki tek jeopolitik güce çevirebilecek ya da tam tersine içeriği
olmayan boş çok uluslu bir projeyle kurucu atalarının Avrupalı
ideallerini ortadan kaldırabilecek bir yola girdiği belirtilmektedir. Bu
durumun, Komisyon'un raporunda önerdiği ve önümüzdeki 10 yılın
Türkiye'nin 40 yıldır devam ettiği engelli yarışın bir devamı olacağını
gösteren koruma maddelerinin gerekliliğini açıkladığı ifade edilen
yorumda, müzakerelerin başlamasının resmi olarak ilan edilmesinin, Türk
Hükümeti'nin yeni tarihindeki bir dizi demokratik ve yasal reformunun en
önemlisinin tamamlamasından sonra olumlu olacağı vurgulanmaktadır.
AB'nin tüm üyeleri için Türkiye'nin gerçek bir Avrupa ülkesine
çevrilmesinin, büyük fedakarlıklara değen bir amaç olduğu, çünkü bu
sürecin sonucundan Avrupa; özgürlük, demokrasi ve humanist idealler
projesi elde edebileceği, "medeniyetler çatışması"nın önlenemez
olmadığını gösterebileceği ve Müslüman kültüre sahip bir ülkenin batı
ülkelerinde olduğu gibi bu kadar modern, eşitlik yanlısı, serbest ve
adil olabileceğini kanıtlayabileceğine işaret edilen yorumda, Türkiye
için, büyük değişiklikler yapılması gereken ve hükümetin, siyasi ve dini
yöneticiler ile toplumun genelinin Avrupa'ya aitliği gerektiren yeni
temel değerleri benimseyebilecekleri bir dönemin başladığı
vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
La Stampa
gazetesinde (07/10) "Ankara Avrupa'da, Uzun Soluklu Geriye Sayım
Başladı" başlığı altında ve Maria Maggiore imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda uzun soluklu sayılabilecek
geriye sayımın başladığı, ancak bu sürecin ne kadar süreceğini
söylemenin güç olduğu vurgulanmaktadır. Müzakereler için öngörülen
takribi 10-15 yıllık sürenin, Türkiye'yi üyeliğe hazırlamak ve her
şeyden önce de Avrupa'nın kurumlarını ve mevzuatını bu denli büyük bir
genişleme karşısında takviye etmek açısından önemli olduğu kaydedilen
yorumda, bunun "AB üyesi bir Türkiye" fikrine karşıt kesimlerin bir nevi
"sakinleştirilmesine" de hizmet edeceği ifade edilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun
gazetesinde (07/10) "AB, Türkiye ile Müzakerelere Başlıyor...Avrupa
Komisyonu'nun Tavsiye Kararında, Reformların İlerletilmesi Şart
Koşuluyor" başlığı altında ve Hisao Tonodachi imzasıyla yayımlanan bir
haberde, Avrupa Komisyonu, 6 Ekim'de, Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanması yönünde AB üyesi ülkelere tavsiyede bulunduğu raporunu
açıkladığı ve Komisyon tavsiyesinin aralık ayındaki AB zirvesinde
onaylanması durumunda, gelecek yıl içinde müzakerelere başlanmasının
öngörüldüğü belirtilmektedir. Türkiye'nin uzun yıllardır istediği AB
üyeliğinin önemli bir dönemece girdiği, ancak Avrupa'da, nüfusunun
çoğunluğunun Müslüman olduğu için Türkiye'nin üyeliğine temkinli
yaklaşanların da bulunduğu ve bu nedenle müzakere döneminin uzun
süreceğinin belirtildiği kaydedilen haberde, Avrupa Komisyonu raporunda,
Türkiye'de demokratikleşme ve insan haklarında gelişmeyi
cesaretlendirmesi sonucu, müzakereler için gerekli kriterlerin
"yeterince tamamlandığı" değerlendirmesinin yer aldığı, ayrıca bölgenin
ve uluslararası toplumun istikrarına katkıda bulunma yeteneğine sahip
bir ülke olan Türkiye'nin, AB'nin diplomatik gücünün Orta Doğu ve diğer
bölgelere genişlemesini sağlayacağının belirtildiği ifade edilmektedir.
Türkiye'nin üyeliğine temkinli yaklaşanların görüşlerini de dikkate alan
Avrupa Komisyonu'nun, ileride insan hakları ihlalleri durumunda,
müzakerelerin bir süre dondurulabileceği koşulunu getirdiği ve
"Müzakerelerin sonucu önceden garanti edilemez." ibaresine yer veren
raporda, sonuçta üyeliğin reformların gidişatına bağlı olduğu ifade
edildiği kaydedilen haberde, AB ile arasında ekonomik farklılıklar
bulunan Türkiye'nin, müzakereler yolunda gitse dahi, 10-15 yıl sonra tam
üye olabileceğinin belirtildiği işaret edilmekte ve şöyle
denilmektedir: "'Çok büyük ve çok farklı'... Ne zaman Türkiye'nin
üyelik sorunu konuşulsa, Avrupa'da mutlaka bu tartışmalar duyuluyor. Bu,
Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa'ya ne kadar büyük bir etkide bulunacağını
ve Avrupa'nın bütünleşme tarihinde önemli bir dönüm noktası teşkil
edeceğini gösteriyor. Güçlü tepkiler nedeniyle, Türkiye'nin üyeliği
sorununun bundan sonra tüm AB üyesi ülkelerde siyasi tartışmalara yol
açması kesin gibi görünüyor. Buna rağmen, Avrupa Komisyonu'nun üyelik
müzakerelerinin başlamasına destek vermesinin ardında birçok neden
yatıyor. Beş yıl önce aday konumuna gelen Türkiye, AB'nin talepleri
doğrultusunda reformlar gerçekleştirdi ve müzakerelerin daha fazla
geciktirilmesi için bir mazeret kalmadı."
Aynı haber, Tokyo Shimbun,
Mainichi Shimbun, Asahi Shimbun gazetelerinde de yer almaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE)
internet sayfasında (07/10) "Hrisostomidis: Şimdi Üzerinde Çalışacağımız
Bir Prosedür Var" başlığı altında yer alan bir haberde, Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis'in, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik süreciyle
ilgili önerilerinin, 17 Aralık 2004 tarihine kadar üzerinde
çalışacakları ve inşa edecekleri iyi bir temel oluşturduğunu söylediği
belirtilmektedir. Hrisostomidis'in, Lefkoşa'da yaptığı açıklamada,
"Şimdi, Kıbrıs konusundaki hedeflerimizi gerçekleştirmemiz yönünde var
olan ve bahşedilen olanakların değerlendirilmesi için, üzerinde faaliyet
göstereceğimiz bir çerçeve ve bir prosedür var." dediği belirtilen
haberde, Hrisostomidis'in, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin veto hakkının var olup
olmadığı konusunda bir soruya cevaben de, "Haliyle Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin veto hakkı vardır." dediği aktarılmakta ve ancak
Cumhurbaşkanının "Veto hakkını kullanmak istemiyoruz. AB'nin Türkiye ile
müzakerelere başlamasını engellemek istemiyoruz." yolundaki açıklamasını
hatırlatan Hrisostomidis'in, "Haliyle, bizi de ilgilendiren temel
konuların dikkate alınması gerekir. Çabamız budur ve tutumumuz da
budur" şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
RUS BASINI:
Vedomosti
gazetesinin (07/10) "Asya Avrupa'ya Gidiyor... Avrupa Komisyonu
Türkiye'nin AB'ye Katılma Müzakerelerinin Başlatılması Tavsiyesinde
Bulundu" başlığı ve Katerina Kudaşkina imzasıyla yayımlanan yazısında,
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin AB'ye katılma müzakerelerinin
başlatılması tavsiyesinde bulunduğu, Washington'un desteğiyle Ankara'nın
elde etmeye çalıştığı bu iznin, "Türkiye'nin demokratik reformları
yeterince aktif bir şekilde gerçekleştirmediği ortaya çıkartılırsa
müzakereler her an durdurulabilir." şeklinde bir çekinceyle kabul
edildiği bildirilmektedir. Komisyon toplantısının bitiminden sonra
Başkan Romano Prodi'nin "Avrupa Komisyonu bugün 'evet' diyor. Biz
Türkiye'nin üstlendiği yükümlülüklere sadık kaldığına inanıyoruz ve
AB'ye katılma müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuyoruz."
dediği aktarılan yazıda, Avrupa Komisyonu'nun kararının tavsiye niteliği
taşıdığı ve 17 Aralık'ta yapılması öngörülen AB zirvesinde
onaylanmasının gerektiği ifade edilmektedir. AB Komisyonu tarafından
yayımlanan Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunda, Ankara'nın öncelikle
insan haklarına önem vermesi gerektiğinin vurgulandığı, zira insan
hakları örgütlerinin iddialarına göre, Türkiye'de resmen yasaklanmış
olmasına rağmen hala işkencenin uygulandığı belirtilen yazıda AB'nin
Türkiye Hükümeti'ne hitaben basın özgürlüğüne, etnik ve dini
azınlıklara -örneğin Kürtlere- uygulanan kısıtlamaların kaldırılması ve
askerlerin siyasi süreçlere etkisinin sınırlandırılması çağrısında
bulunduğu da kaydedilmektedir. Yazıda Paris'teki Güvenlik Araştırmaları
Enstitüsü (Institute for Security Studies) uzmanı Walter Posh'un "Son
yıllarda Türkiye AB'ye katılmak için çok şey yaptı. Türkler
gerçekçidirler ve katılım müzakerelerinin uzun ve zor olacağını gayet
iyi anlıyorlar. Çok şey yapmaları gerekecek. Fakat herhalde Türkler
reformları sürdüreceklerdir." şeklindeki ifadelerine de yer
verilmektedir
ULUSLARARASI BASIN:
International Herald Tribune
gazetesinin internet sayfasında (07/10) "Hala Gidilecek Uzun Bir Yol
Var" başlığı altında ve Graham Bowley imzasıyla yer alan bir makalede,
Türkiye'nin Brüksel'de bir zafer kazandığı, fakat bunun sıradan bir
zafer olduğu ileri sürülmektedir. Avrupa Birliği'nin, müzakerelerin
başlayabileceği tavsiyesinde bulunarak, büyük çoğunluğu Müslüman olan 71
milyonluk nüfusa sahip Türkiye'nin önündeki engelleri kaldırdığı, ancak
tam üyelik için getirilen koşulların, Avrupalıların Türkiye ile ilgili
sürmekte olan endişelerinin, Türklerin gerçekten de Batı'ya ait olup
olmadıkları yönünde olduğunu gösterdiği belirtilen makalede, Avrupa
Komisyonu açıklamasında en göze çarpan özelliğin, AB içerisindeki bir
Türkiye'nin kendilerine zarar vermeyeceği doğrultusunda, kuşkulu
Avrupalıları yatıştırmaya yönelik attığı adımlar olduğu
vurgulanmaktadır. Makalede şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu,
Türkiye'nin, Avrupa'nın modernleşme hızını kesmemesini ya da bu yoldan
geri dönmemesini sağlamak üzere sınırlamalar getirdi. Avrupa Komisyonu,
Türkiye'nin bir kez AB'ye girdikten sonra büyük bütçe transferleri
yaparak veya diğer üye ülkelerin kentlerini ucuz iş gücüyle doldurarak
onları yoksullaştırmayacağından emin olmak için daimi kısıtlamalar
getirilmesi olasılığından söz etti. Büyük Avrupa projesi sürecekse,
Komisyon'un, AB'nin zaten huzursuz olan seçmenlerini desteklemesi
gerekiyor. Türkiye'nin AB'ye katılımı tartışmaları kıtayı böldü. Fakat
Komisyon'un açıkladığı karar, Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerin
görüşlerinin üstünlük sağladığını gösterdi. Türkiye'nin AB'ye
katılımına karşı çıkanların başta gelen iddiaları, ülkenin çok büyük,
çok fakir olduğu ve belki de en önemlisi, çok sayıda Müslüman
barındırdığı yönünde. Kısmen Asya'da olan toprakları ve Suriye, İran,
Irak gibi ülkelerle sınırı olması da ülke aleyhine kullanılıyor. Ülkede
nüfusun üçte biri halen tarım alanında çalışıyor. Bu durumda AB'nin
kasaları tarım yardımları ve bölgesel destek yardımlarıyla boşalacak
veya Avrupalıların işlerini ellerinden alacak ve birdenbire ortaya
çıkacak göçmen akını ile karşılaşılacaktır. Ancak Türkiye'nin nüfusu,
AB'nin nüfus çokluğuna dayanan oy ağırlığı sistemine göre, fakir ülkeyi,
Fransa ve hatta Almanya gibi ülkeleri gölgede bırakarak AB içerisinde en
güçlülerden biri haline getirecektir. Belki de en büyük sorun ülkenin
İslami inançlarından kaynaklanacaktır. 11 Eylül saldırılarının ardından
ve İslam'ın yükselişinden sonra Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar,
büyük Müslüman ülke ile liberal ve laik Batı arasında uyuşmazlık
olacağını ileri sürdüler. Muhalifler, işkencenin yaygın olduğunu ve
Türkiye'nin halen hukukun üstünlüğü ilkesine destek vermediğini
söylediler. Bu görüşler, AB'nin, temel olarak bir Hıristiyan kulübü
olarak kalması gerektiği yönünde mantıktan ziyade duygulara dayalı
inancına karşılık geliyor."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini
gazetesinin (07/10) "Türkiye'nin AB Üyeliğine İlişkin Şartlar" başlığı
altında yer verdiği başmakalede şöyle denilmektedir: "'AB Komisyonu,
Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterince yerine getirmiş olduğuna
inanıyor ve üyelik müzakerelerinin başlamasını öneriyor'. Bu cümle, AB
Komisyonu'nun dün yayımlanan ve herhangi bir sürpriz içermeyen,
komşumuz ülkeyle ilgili raporunun özünü oluşturuyor. Rapor haklı
olarak, Ankara'nın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından, "gerek AB
gerekse Türkiye için tarihi bir adım" olarak nitelendirildi. Yunan
Hükümeti, Başbakan Karamanlis tarafından yapılan art arda
açıklamalarıyla, Atina'nın Türkiye'nin Avrupa yöneliminden yana olduğunu
çok net bir şekilde bildirdi, çünkü bu tezin Yunan ulusal çıkarlarına
hizmet ettiğine inanıyor. Bu değerlendirme ve Ankara'nın Avrupa
modeline uyum sağlayacağına yönelik beklenti mantıklıdır, çünkü
Türk-Yunan sorunlarının, aynı zamanda da Kıbrıs sorununun barışçı bir
şekilde çözümlenmesi yetenekleri daha da genişliyor. Yunan Hükümeti'nin,
Türkiye'nin aşamalı bir şekilde uluslararası hukukun taleplerine uyum
sağlaması yolundaki adımlarını dikkatle izlemesi için birçok nedenleri,
diğer Avrupa ülkelerinden belki de daha fazla nedenleri var, bu da
kolayca anlaşılıyor. Zaten, Ankara Kıbrıs'taki işgal kuvvetlerini geri
çekmezse, Yunanistan'ın kara sularını 12 deniz miline genişlettiği
takdirde bunun savaş nedeni oluşturacağı yönündeki tehdidini
kaldırmazsa, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin tamamlanabileceğini
düşünmek çok zordur. Zaten, Türkiye nasıl olsa yakından izlenecek, çünkü
AB Komisyonu, raporunda, 'AB'nin temelini oluşturan özgürlük,
demokrasi, insan haklarına saygı, temel özgürlük ve hukuk devleti
ilkelerinin ciddi bir şekilde ve sürekli olarak ihlal edilmesi
durumunda, Komisyon'un müzakerelere ara verilmesini önereceği' öngörüsü
yer alıyor.Bu öngörülerin uygulanması ve özü olmayan anlamsız
bildirilere dönüşmemesi gerçekten gereklidir. Türk-Yunan konuları bir
yana, Türkiye'nin AB üyeliği, hem AB'nin gelecekteki bütünleşmesinde
katalizör rolü oynayacak, hem de Türk devletinin kökten yeniden
biçimlenmesine neden olacak. Bu dönemde Fransa, Almanya, Avusturya,
Hollanda ve diğer ülkelerde, 'Avrupa'nın nasıl bir geleceği olacak,
Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda AB'nin sınırları nereye kadar
uzanacak ve bu AB'nin ne gibi nitelikleri olacak, Türkiye bir Avrupa
ülkesi mi, Türkiye AB üyesi olursa bu gelişme AB'nin Arap ülkelerine,
Kafkasya'ya ve İsrail'e yönelik bir genişlemenin dönüm noktasını mı
oluşturacak' şeklinde tartışmaların yoğunlaşmış olması tesadüfi
değildir. Bu tartışmalar gerçekten çok ilginç, ancak Yunanistan'da
maalesef yapılmıyor."
To Vima gazetesinde
(07/10) "Ankara'nın 'Rehin' Alınışının Yunanistan için Taşıdığı Anlam"
başlığı altında ve Yannis Kartalis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB
Komisyonu tarafından açıklanan Türkiye raporunda, AB ile Ankara arasında
üyelik müzakerelerinin başlamasının önerilmesine rağmen, müzakerelerin
ne zaman son bulacağının belirtilmemesinin Ankara'nın bir bakıma AB
tarafından "rehin" alındığını gösterdiği ifade edilmektedir. AB
Komisyonu'nun Türkiye raporunda yer alan oldukça sert şartların,
Türkiye'nin bundan böyle mercek altında olacağını ortaya koyduğu, başka
bir ifadeyle, Ankara'nın üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği
anlaşılması halinde, AB üyesi ülkelerin müzakereleri her an
durdurabilecekleri ve böyle bir şartın ilk kez ortaya atıldığına işaret
edilen yorumda, öyle görülüyor ki, AB Komisyonu'nun, Avrupa ülkelerinde
Türkiye konusunda var olan tepkileri dikkate alarak dengeleri koruyan
bir rapor hazırladığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB yönelimini
desteklediğini bir kez daha açıklayan Yunanistan'ın, Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilerde kaydedilecek ilerlemelerin Türk-Yunan sorunlarını
olumlu yönde etkileyeceğine inandığı, dolayısıyla alınan kararın
Yunanistan için kazanç sayıldığı öne sürülen yorumda, bundan böyle
Türkiye'nin Yunanistan'ın egemenlik haklarını tehdit etmesi ya da tek
taraflı taleplerinde ısrar etmesinin kolay olmayacağı, Çünkü
Yunanistan'ın, Ankara'nın üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği
kanaatine varması durumunda, AB ile Türkiye arasında görüşmelerin
durdurulmasını talep etme hakkına sahip olduğu kaydedilmektedir. Raporda
Ekümenik Patrikhane ile ilgili sorunların, Heybeliada Ruhban Okulu, Rum
azınlık okulları ve vakıflarla ilgili sorunların yer almasının olumlu
bir gelişme olduğu, aksine raporda, Kıbrıs konusunda yer alan
ifadelerin, Annan planını reddeden Kıbrıslı Rumları kaygılandırması
gerektiği ifade edilen yorumda, bu gelişmelerden sonra, geriye AB üyesi
ülkelerin 17 Aralık'ta AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin ne
zaman başlayacağını tespit etmeleri ve müzakerelerin hemen başlaması
yolundaki AB Komisyonu'nun önerisini nasıl karşılayacaklarını görmek
kaldığı vurgulanmaktadır.
|