03.11.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                                                                                          

            ANKARA, 03/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  02 Kasım 2004 tarihinde Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen  haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (02/11) "Sözünü Sakınmadan" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın masasında bir haftadan  beri duran raporun oldukça dikkate değer olduğu belirtilmekte ve Türkiye'deki azınlıkların durumunu şimdiye dek yabancı uzmanların  bile Türk insan hakları savunucuları kadar açık ve eleştirel bir biçimde ele almadıkları öne sürülmektedir. İki yıl önce olsaydı ve hükümet adına yazılmasaydı, bu raporun, kendini kaleme alanı herhalde demir parmaklıklar arkasına göndereceği, ancak bugünkü durumda bile raporu yazanların cesur olduklarını kanıtladıklarına işaret edilen yorumda, zira hiç çekinmeden yaptıkları analizin, raporun fırtınalı tanıtımında da görüldüğü gibi, birçokları tarafından hazmedilmediği vurgulanmaktadır. Erdoğan hükümetinin rapordan hangi sonucu çıkaracağını bekleyip görmek gerektiği, fakat raporun açıklanmasının bile, azınlıklar konusunu şimdiye dek korkuyla tabulaştıran Türkiye için muazzam bir ilerleme kaydedildiği anlamına geldiği ifade edilen yorumda, bu raporun muhtemelen, ülkenin AB adaylığı söz konusu olmasaydı hiçbir şekilde hazırlanamayacağı öne sürülmekte ve bunun da, üyelik perspektifinin daha şimdiden oradaki insan hakları üzerinde nasıl etkili olabileceğini gösterdiği kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Monde gazetesinin internet sayfasında (01/11) "İslamcılık Avrupa'daki Savaşını Kazanabilecek mi?" başlığı altında ve Gilles Kepel imzasıyla yer alan bir yorumda, Türkiye'nin AB'ye üye olması gerektiğini savunmak için Fransa'ya resmi bir ziyaret düzenleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, iki kızının başörtüsü taktığı için  Türkiye'de üniversite eğitimi alamadıklarını ve bu sebeple yurt dışında okuduklarını belirttiği ifade edilmekte ve Fransa'da ise eğitim yılının başlamasıyla liselerden 70 kız öğrencinin başörtüsü taktıkları gerekçesiyle atılmalarının, Fransa Müslüman Örgütler Birliği'nin tepkisine neden olduğu kaydedilmektedir. Bu durumun, dünyada bir paradoks yaşanmasına neden olduğu ifade edilen yorumda, Avrupa'da Mağrip, Afrika ve Türk kökenli yaklaşık 10 milyon Müslüman yaşadığı, ayrıca 70 milyon Müslüman nüfusa sahip olan Türkiye'nin AB'ye girmek istediğine işaret edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye AB'ye girmek istiyor. AB'nin bir Hıristiyan kulübü olmadığı, üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları tarafından defalarca tekrarlanmasına rağmen yapılan kamuoyu araştırmalarından halkın 70 milyonluk bir Müslüman nüfustan tedirgin olduğu anlaşılıyor. Türkiye'de, iktidardaki İslami kökenli AKP'nin AB'ye girmek için bu kadar çaba göstermesi konusunda değişik yorumlar yapılıyor. Bazı çevreler, AKP'nin, üniversitelere başörtülü öğrencilerin girebilmesini sağlamak için Avrupa özgürlüklerini kullanmayı amaçladığını düşünüyor. İslam ve Avrupa ile ilgili birçok siyasi mücadele verilmiştir. Ancak önemli olan, herkesin kendini nasıl tanımladığını ve kime tanıttığını bilmesi için açık bir şekilde kozların ortaya konulmasıdır."  

            AFP'nin (02/11) "Türk Ordusu, Kürtleri Azınlık Olarak Nitelediği İçin AB'yi Eleştirdi" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türk Ordusu'nun yaptığı açıklamada, özellikle Avrupalıların Kürtleri bir azınlık olarak gösterme çabalarını eleştirerek, ülkenin AB'ye girme isteği çerçevesinde Türkiye'de azınlık hakları konusundaki hassas bir tartışmanın içine girmiş olduğu belirtilmektedir. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, bir basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, "Kendilerini azınlık olarak kabul etmeyen vatandaşlarımızın açık veya kapalı bir şekilde azınlık olarak nitelendirilmesini onaylamıyoruz." dediği aktarılan haberde, Başbuğ'un bu açıklamasında, Avrupa Komisyonu'nun Ankara ile müzakerelerin başlamasını tavsiye eden 6 Ekim tarihli ilerleme raporuna göndermede bulunduğuna işaret edilmektedir. Başbuğ'un, isim vermeden dört eski Kürt milletvekilini azınlıklar sorununu "politize" etmek istemekle suçlayarak, "Türkiye üniter bir ülkedir." ifadesinin altını çizdiği vurgulanan haberde, Orgeneral Başbuğ'un, "Kültürel haklarımız, siyasi planda bölünecek olursa, bu durum, bir kutuplaşma ve bölünmeye götürebilir." uyarısında bulunduğu kaydedilmekte ve Türkiye'nin son yıllarda, özellikle kendi Kürt halkının yararına olmak üzere önemli demokratik reformları kabul ettiği ve bunları tamamen hayata geçirme konusunda da Avrupalılara taahhütte bulunduğu hatırlatılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (02/11) "Jacques Delors, AB'nin Türkiye ile Müzakerelere Başlamasından Yana" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB Komisyonu eski Başkanı ve etkili bir siyasetçi olan Fransız sosyalist Jacques Delors'un yaptığı bir açıklamada, AB'nin, Türkiye ile müzakerelere başlamayı reddetmesi halinde, "özgürlüğe ve iyi niyete karşı bir günah" işlemiş olacağını söylediği belirtilmektedir. Delors'un, Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin yayın organı aylık Vorwaerts dergisine verdiği röportajda, AB'nin, komünizmin çöküşüyle birlikte ortaya çıkan ve Batı ile  Müslüman dünya arasındaki "sözde medeniyetler çatışması"ndan kaynaklanan sorunlara çözüm bulmak zorunda olduğunu söylediği belirtilen haberde, "İşte bu yüzden Türkiye ile müzakerelere başlamanın çok önem taşıdığı fikrindeyim. Aksi halde başka kültürler reddedilmiş, özgürlüğe ve iyi niyete karşı günah işlenmiş olur." diyen Delors'un bu tavrıyla, Türkiye ile müzakerelere başlanmasına karşı olan Fransız Sosyalist Partisi'ndeki diğer etkin üyelere ters düşüyorsa da, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile aynı çizgide olduğu kaydedilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Tages Anzeiger gazetesinde (30-31/10) "Verheugen'le Mülakat... AB İçinde Hatalı Bir Yapılanmamız Var" başlığı altında ve Jacqueline Henard-Stefan Hostetler imzalarıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Türkiye üzerine: Bir çok ülkede kamuoyu Türkiye'nin  üyeliğine karşı ve bu sayı giderek çoğalıyor. 

            VERHEUGEN: Ancak buna biraz daha dikkatli bakmak lazım. Gerçekte birçok korkunun hiçbir maddi temeli yok. Mesela Fransızlar İslamlaşmadan ve toplu göçlerden kaygılanıyorlar. Eğer onlara bu göçlerin bir düzene konulacağı gösterilirse, eminim ki onlar da bu düşüncelerini değiştirirler. 

            SORU: Bu kadar kolay mı? 

            VERHEUGEN: Bakın şöyle açıklayayım: Bazılarına göre giderek dramatik bir şekilde kötüleşen dünya koşullarında Avrupa'nın güvenlik ve istikrarı ancak istikrarlı bir ortak olarak Türkiye ile mümkün görünüyor. Ayrıca Türkiye, bundan 12-15 yıl sonra bambaşka bir ülke olacak. Bugün hayır diyenler Türkiye'nin bugününü görüyorlar. Buna, ben de hayır derim. Ama reformların kağıt üstünde kalmadığı, demokratik, liberal bir hukuk devletini gözönüne getirmeniz gerekir..."

 

            ÜRDÜN BASINI:           

            El Ray gazetesinin internet sayfasında (30/10) "Türkiye ve AB... Yol Hala Uzun" başlığı altında ve Dr. Esad Abdurrahman imzasıyla yer alan bir yazıda, liberaller, muhafazakarlar ve aşırı İslamcılardan oluşan, Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, Türkiye'yi geniş çaplı reform yoluna sokmayı başardığı vurgulanmaktadır. Avrupalı yetkililer ve uzmanların, Türkiye'nin 40 yılda yapamadığı sayıda reformu iki yılda yaptığı noktasında birleştikleri belirtilen yazıda, yapılan reformlar arasında, idam cezasının kaldırılması, cezaevlerinin ıslah edilerek tutukluların işkenceye karşı korunması, ifade özgürlüğü, şeffaflık ve hukuk devleti ilkesinin genişletilip sağlamlaştırılması, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin yanı sıra istisnai mahkemelerin kaldırılması, (insan hakları konusunda ulusal kanunlar yerine) uluslararası kanunların önceliğinin tanınması ve Türkiye'deki mahkemelerde referans olarak kabul edilmesi gibi reformların sayılabileceği, buna bağlı olarak Meclis'in otoritesini güçlendirip eşitlikle ilgili kanunlara işlerlik kazandırdığı gibi Silahlı Kuvvetler'in harcamalarının denetlenmesini de sağlayan Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nun yetkilerini kısıtlamayı da başardığı kaydedilmektedir. Türk diplomasisinin Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs'ın AB'ye girmesi konusunda olumlu bir rol oynamayı başardığı ve Olağanüstü Hal uygulamasına son verilmesi sonucunda Güneydoğu'da yaşayan halk temel özgürlüklerden yararlanmaya başlarken, Kürtlerin yaşam düzeyinde iyileşme gözlendiği kaydedilen yazıda, Erdoğan'ın, Türkiye'yi geniş çaplı reform yoluna sokan kişi sayıldığı ve yorumcuların çoğunluğunun, bu eski İslamcının tam bir değişim yaşayarak demokrat bir lidere dönüştüğünü vurguladığına işaret edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücünün kısıtlanması konusunda AB ve Erdoğan'ın çıkarları birleşiyor, her ikisi de ordunun siyaset oyununun dışında kalması gerektiğine inanıyor. İş bununla da kalmıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, ordunun siyasi karar mekanizmasına egemen rolünü dizginleştirmeyi başardı. Türk askeri müessesesi de Türk siyaset hayatına müdahalesinin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili umutlarını tümden bertaraf edeceğini çok iyi biliyor. Türkiye, AB üyeliği yolundaki birçok engeli kaldırmış olmakla birlikte, hala önünde uzun bir yol var. Hükümet içinde, Avrupa Yürütme Kurulu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasını tavsiye etmekle, müzakerelerin seyriyle ilgili katı koşullara rağmen, tarihi bir adım atmış olduğu noktasında mutabakata varılmış bulunuyor... Türkiye bütün Avrupa ülkelerinin onayı olmadan üyelik sürecini tamamlayamayacaktır. Türkiye'nin şu ya da bu nedenle Avrupa kulübüne girememesi durumunda ise Batı'nın övünüp durduğu çok kültürlülük kavramı içi boş bir kavrama dönüşür. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz an ile Türkiye'nin AB'ye fiili olarak girmeyi başaracağı an arasında zaman aralığı geniş, belki de olabildiğince geniş görünüyor."

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI: 

            Londra'da Arapça yayımlanan El Zaman gazetesinin internet sayfasında (01/11) "Sessiz Çoğunluk... Krizin Sonu Var mı? AB Üyeliği Türkiye'nin Hayali mi, Derdi mi?" başlığı altında ve Iraklı  yazar Murtaza Hadi el Şahtur imzasıyla yer alan bir yazıda, Yunanistan'ın reddi, Fransa'nın tereddüdü, İtalya'nın oyalamaları ve Birliğin geri kalan üyelerinin laubali tavrı nedeniyle Avrupa'nın açık seçik bir tutum ortaya koyamamasının,  Türkiye'nin AB üyeliği yolunda gerçek zorluklarla boğuşmasına neden olduğu ve henüz bu yola adımını bile atmadığını söylemenin de gerektiği belirtilmektedir. Doğu ile Batı arasındaki temas noktasında duran 70 milyon nüfuslu Müslüman ülke Türkiye'nin bu özleminin  her zaman Türk Devleti ve halkının en büyük hedefi olduğuna işaret edilen yazıda, bir yılı aşkın bir süre önce Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaign'in, "Avrupa'nın Irak ya da İran'a komşu olduğunu düşünemeyiz." dediği hatırlatılmakta ve bu sözün taşıdığı büyük anlamla, "AB neden her yönde genişleyip Doğu Avrupa  ve Baltık cumhuriyetlerini içine alıyor, ama güney sınırları demir bir kale gibi Türklerin Avrupa kulübüne giriş özlemlerine geçit vermiyor?" sorusunu gündeme getirdiği ifade edilmektedir. Yazıda, "Türk liderler Avrupa başta olmak üzere Batı'nın sevgisini kazanmaya çalışarak ülkelerinin AB toplantılarında gündeme alınması için gerekli olan yükümlülükleri yerine getirdiler. Gelişme ve yenilenmenin gereklerini yerine getirme yolunda büyük adımlar attılar. Türkiye, ayrıca NATO üyeliği yoluyla da Avrupa'nın politikalarına uyum gösterdi. Balkanlar'da ve Bosna'da Türkiye, müttefiklerin başında yer aldı. Arnavutluk konusunda sergilediği güçlü tutumun da unutulmaması gerekir. Yine  Taliban'a karşı savaşta sergilediği tutum da Avrupalıların  gözlerini kamaştırmıştı. Türkiye, Avrupalı muadillerine  benzemesi için ulusal kanunlarını değiştirmede tereddüt etmedi. İdam cezasını kaldıran ve Meclise sunulduktan  sonra zina maddesini geri çeken Türkiye, hedefe ulaşmak  için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu gösterdi..." denilmekte ve  Türkiye'nin şu ana kadar hedefine ulaşamamasına neden olarak, "Türkiye'nin Müslüman olması, Asyalı olması, ekonomik farklılıklar, toplumsal büyüme ve nüfusunun büyüklüğü” gösterilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:           

            Yunanistan'ın özel Antenna Televizyonu'nun internet sayfasında (01/11) "Türkiye'nin AB Üyeliğine 'Evet'" başlığı altında yer alan bir haberde, Ekümenik Patrik Bartholomeos'nun, Türkiye'nin AB üyeliğinin, ülkenin tarihini, ayrıca Patrikhane ve Yunan soydaşlarının faaliyet ve hizmet koşullarını hızlı bir şekilde değiştireceğini belirttiği ifade edilmektedir.      Bartholomeos'nun, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini destekleyen Yunan hükümetlerinin  politikasını överek, Türkiye'nin aday ülkeler için öngörülen kriterleri yerine getirmesi ve mümkün olan en kısa zamanda Avrupa Birliği'ne girmesi dileğinde bulunduğu belirtilen haberde, Patrik'in, "Her ne kadar, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması ve  Kilise ile Soydaşların taşınmaz mal varlıkları gibi bazı konularda gecikmeler yaşansa da gelecek için  iyimseriz." dediği aktarılmaktadır.

 

   

 

                 

 
ESKİ SAYILAR