ANKARA,
29/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 28 Temmuz 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin yer verdiği (28/07)
"AB Parlamentosundaki Hristiyan Demokratların Lideri: Türkiye Kıbrıs'ı
Tanımalı" başlığıyla Robert Wielaard'ın bildirdiği haberde, Avrupa
Parlamentosu'ndaki en büyük grup Hristiyan Demokratların lideri Hans-Gert
Poettering'in Türkiye'nin ancak resmi olarak Kıbrıs'ı tanıması halinde
Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başlamasına izin verilmesi
gerektiğini söylediği bildirilmektedir. Hans-Gert Poettering'in,
"Türkiye, üyelerinden birini tanımadan AB'ye üyeliğini nasıl müzakere
edebilir?" diye sorduğu aktarılan haberde, Türkiye'nin AB üyesi
Kıbrıs'ı tanıması Ankara'nın üyelik görüşmelerini başlatması konusunda
büyük önem taşıdığı vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinin
(28/07) "Türkiye, Kıbrıs Hamlesiyle AB Müzakereleri Tarihini Riske
Atıyor" başlığı altında Katja Ridderbusch imzasıyla yayımladığı yazıda,
AB ve Türkiye arasında yapılacak müzakerelerin başlama tarihi olan 3
Ekimin yeniden sallanmaya başladığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
Kıbrıs ile imzalanacak Gümrük Birliği Protokolü'nün, Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti diplomatik olarak otomatikman tanıdığı anlamına gelmeyeceği
açıklamasının Brüksel'de kafaları karıştırdığı ifade edilmektedir.
Başbakan Erdoğan'ın AB Konseyi Dönem Başkanlığını yürüten İngiltere'nin
Başbakanı Tony Blair ile Londra'da yaptığı toplantı sonrasında, "Kıbrıs
sorunu çözülene kadar tanıma konusundaki tutumumuz değişmeyecek."
dediği aktarılan haberde, Erdoğan'ın açıklamalarını "kabul edilemez"
olarak niteleyen Avrupa Parlamentosu Milletvekili Elmar Brok'un (CDU)
"üyelerini uluslararası hukuk çerçevesinde tanımadan bir topluluğa"
girilemeyeceğini söylediği kaydedilmektedir.Haberde, Ankara'nın
gerçekten de bir ek açıklama yaparak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına
işaret etmesi durumunda, "O zaman 3 Ekim'de müzakereler başlayamaz."
diyen Brok'un bu türden bir hamlenin "anlaşmanın amacına ve ruhuna
aykırı" olacağını belirttiği de nakledilmektedir.
Der Tagesspiegel
gazetesinin (28/07) "Sadece Gerektiği Kadar AB... Türkiye Reformlar
Konusunda Tereddütlü" başlığı altında Susanne Güsten imzasıyla
yayımladığı yazıda şöyle denilmektedir: "Aslında bu sadece bir
formalite, fakat yine de altı aydan fazla bir zamandır kulislerin
arkasında tartışmalara neden oluyor. Türkiye'nin, AB ile müzakerelere
başlamadan önce gümrük birliğine ilişkin bir protokolü imzalaması ve
bu şekilde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni dolaylı olarak tanıması gerekiyor.
AB'ye girmek isteyen bir ülkenin, 25 AB üyesini ve böylece Kıbrıs'ı da
tanıması olağan bir şey. Fakat Türkiye Kıbrıs'ı tanımak istemiyor, çünkü
Rum kesimini adanın tek temsilcisi olarak kabul etmek istemiyor;
kuzeydeki küçük Kıbrıs Türk devleti ile yakın müttefik. Bu yüzden
Erdoğan önümüzdeki günlerde AB'nin talep ettiği gibi ek protokolü
imzalamak, fakat aynı zamanda da bu şekilde Kıbrıslı Rumları tanımış
olmadığını resmen açıklamak istiyor. Erdoğan, İngiltere Başbakanı Blair
ile görüşmesinin ardından Türk gazetecilerine, böyle bir net açıklama
olmadan ek protokolün TBMM'de onaylanmasında zorluklar yaşayacağını
söyledi. Erdoğan'a ne kadar anlayış gösterilirse gösterilsin,
Türkiye'nin bu yaklaşımı AB içinde birçoklarının hoşuna gitmeyecektir.
Erdoğan, Avrupalıların 'tepkilerinin' beklendiğini kabul etti. Türkiye
geçtiğimiz aylarda Brüksel ve Batı Avrupa başkentlerinde yeni dostlar
kazanamadı. Ek protokol konusundaki kargaşa, Türk polislerin
İstanbul'da kadınların yaptığı bir gösteriye dayakla müdahale etmesi
sonrasında AB'den gelen şikayetler ve AB temsilcilerinin Ankara'nın
'reform yorgunluğuna' yönelik eleştirileri, oluşan güvensizlik havası
için sadece birkaç örnek."
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinin
(28/07) "İş Ciddileşiyor" başlığı altında Christoph Prantner imzasıyla
yayımladığı yorumda, Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerine
başlanacağı, bunun, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Londra'da yaptığı
açıklamadan açıkça anlaşıldığı ifade edilmektedir. Ankara
Protokolü'nün imzalanmasının, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından hukuken
tanınmış olacağı sonucunu ortaya çıkarmayacağını uzun uzun söylemiş
olmasına rağmen, muhtemel ek açıklamalara, Kıbrıs'ın itirazlarına, AB
yönetim değişikliği spekülasyonlarına karşın, kısa bir süre sonra
tamamlanacak olan müzakere çerçeve belgesi ile üyelik müzakerelerin 3
Ekim'de başlamasına yönelik şartların yerine getirilmiş olacağı ve 3
Ekim'de işin ciddiye bineceği vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Bu oyun tamamen Ankara ile Brüksel arasında cereyan
etmeyecek. Avrupa'da yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye'nin tam
üyeliğine karşı olanların oranına bakılacak olursa, (Avusturya'da
yüzde 80 Almanya'da yüzde 74, Avrupa genelinde yüzde 54)
politikacıların, hayır diyenlerin yanında halkçı taktikle saf
tutmalarını anlamakta güçlük çekilmez. Aynı şekilde Bay Nagl, Grasser
ve Haider veya Strache'nin inatlarının artmasına da akıl ermiyor. Zira
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana olunmasında üyelik müzakereleri,
istisnasız tüm Avrupalıların stratejik çıkarınadır. Katılım cazibesi
olmasaydı Türkiye'de geçtiğimiz yıllardaki reformlar
geçekleştirilemezdi. Bu cazibe olmazsa, Türkiye'nin Batı'ya bağlanması
sureti ile Avrupa güvenliğinin ve giderek artan refah seviyesinin
garanti altına alınması gelecekte çok güç olur. Sınırı olsa da olmasa
da Avrupa'nın güvenliği Orta Doğu ve Yakın Doğu'da ağır basıyor. Avrupa
bilimi ve ekonomisinin genç ve dinamik topluluklara ihtiyacı vardır.
Avrupa'nın bu reform potansiyelini ilk defa Türkler fark etti. Bugünkü
Türk Hükümeti Avrupa'yı kitlelere ve aydınlara bir amaç olsun diye
sadece bir fetiş olarak seçmedi. Hükümet Avrupa'ya yakınlaşmanın
ülkenin modernleşmesinde en iyi vasıta olduğunu anlattı. -Olursa 10
yıl içinde mi olur yoksa olmaz mı ya da ne zaman olursa...- Dışişleri
Bakanı Gül görüşmelerin tamamlanmasından sonra Türklerin hayır
diyebileceklerini söylese nazlanmış sayılmaz. Erdoğan'ın AK Partisi'nin
önde gelenleriyle görüşenler, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında en az
Brüksel'in renkli iktidarı kadar iyi yaşayabileceğini duyarlar."
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique
gazetesinin internet sayfasında (28/07) "Kıbrıs'ı Tanımak Mı? 3 Ekim'de
Değil" başlığı altında Christophe Lamfalussy imzasıyla yer verdiği
yazıda, Türkiye'nin 3 Ekim'de Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) ile
üyelik müzakereleri başladığında Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağı
işaretini verdiği ve bunda ısrar ettiği belirtilmektedir. Londra'da
bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a göre, Kıbrıs meselesinin ancak
bir barış anlaşması çerçevesinde çözülebileceği ifade edilen yazıda,
Erdoğan'ın gümrük birliğinin AB'nin yeni üyelerine genişletilmesini
öngören protokolün Kıbrıs'ın tanınması manasına gelmeyeceğinde ısrar
ettiği kaydedilmektedir. Yazıda, "Mesele, Ankara'nın, Kıbrıs konusunda
imzalanacak her türlü metni noktasına virgülüne kadar ince eleyip sık
dokumasıdır. Haftalardan beri duyurulan Türkiye'nin tek taraflı bu
deklarasyonu dün İngiltere'de de ele alındı. Bütün zorluk, nasıl ifade
edileceğinde. Her halükarda Ankara, Fransızların ve Hollandalıların
anayasaya hayır demesinden sonra patlak veren kimlik krizinin tam
ortasında Avrupalıları sık boğaz etmemek gerektiğinin farkında. Bununla
beraber Erdoğan, Türkiye'de 2007'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı
seçimleri ve genel seçimler yaklaşırken milliyetçiliğin şahlanışına da
karşı koymak zorunda. Dört ülke, Avrupa Komisyonu'nun 29 Haziran'da
sunduğu müzakere çerçevesine şerhler koyarak Türkiye'nin üyeliğine
halen direniyor. Türkiye'nin birliğe giden yolu engellerle doludur.
Kıbrıs ve Yunanistan'dan farklı olarak, sonbaharda yapılacak
seçimlerde Hıristiyan-demokrat Angela Merkel'in seçilmesi halinde
Fransa ile Avusturya'ya gizli muhalefetlerinde Almanya da
katılabilecek. CDU-CSU'nun adayı Ankara ile 'imtiyazlı ortaklığı'
savunuyor. Ancak gururlu ve hükümran bir ülke olan Türkiye'de bir
sertleşme de görülmeye başladı. Kıbrıs meselesi milliyetçilik
meşalesini tutuşturuyor. Kürt gerillaları ile ülkenin güneydoğusunda
çatışmalar tekrar yaşanmaya başladı. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyesi
15 kişi ordu tarafından hafta başlarında bu bölgede öldürüldü. Ermeni
soykırımı tartışmaları kısa sürdü: Bu konuda yapılacak bir toplantı
yetkililer tarafından iptal edilirken, bir Türk-Ermeni gazeteci olan
Hrant Dink, 'Türk milli kimliğine hakaret etmekten' davalı."
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinin
(28/07) "Kıbrıs Meselesi Brüksel İle Ankara Arasındaki Diyalogu
Zehirlemeye Devam Ediyor" başlığı altında Marie-Michèle Martinet
imzasıyla yayımladığı yazıda, Londra'da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ve İngiliz Başbakanı Tony Blair arasında yapılan görüşmenin ardından,
Gümrük Birliği Anlaşması'nın genişletilmesine ilişkin çok beklenen imza
konusunda Ankara'nın ileri sürdüğü koşullar hakkında bir bilgi
edinilemediği, oysa bu aşamanın Türkiye ile önümüzdeki ekim ayında
başlayacak müzakereler için Brüksel tarafından olmazsa olmaz bir koşul
olarak nitelendiği ifade edilmektedir. Gümrük Birliği Anlaşması'nın
Genişleme Protokolü büyük tavizlerden biri olduğu yorumu yapılan
yazıda, Ankara'nın tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında
bulunduğu on yeni ülkeye genişletilen bu metnin imzalanmasının,
Türkiye'nin, özellikle limanlarını, bugün halen "istenmeyen" Kıbrıs Rum
gemilerine açarak konumunu yeniden gözden geçirmesini gerektirdiği
vurgulanmaktadır. Yazıda şu ifadeler yer almaktadır: "Yani Kıbrıs
meselesi bir kez daha Avrupa ile Türkiye arasındaki diyalogu
zorlaştırıyor, adada birçok olay iki toplum arasındaki ilişkilerin daha
şimdiden çok büyük gelişme kaydettiğini gösterse de. Sembolik bir olay:
otuz yıldan beri ilk defa bir Azeri özel havayolu şirketi dün akşam
Bakü'den, bugüne kadar uluslararası düzeyde yasal bir varlığa sahip
olmayan, adanın kuzeyine ticari bir uçuş yaptı. Ayrıca yine 1974'ten
bu yana ilk kez iki toplumun futbolcuları geçen pazar günü Lefkoşa'da
top koşturdular. Ancak bu durum iki toplum liderlerinin tutumlarını
değiştirmemelerini engellemiyor, her ne kadar bir çözüm bulunması her
iki tarafın yararına da olsa.
Avrupa Birliği yetkilileri
birkaç kez, Türkiye tarafından imzalanacak olan protokolün Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmeyeceğini temin ettiler, ancak
buna rağmen olası bir reddin sorunlara neden olacağı yolunda ikazlarda
da bulundular. Birkaç aydan beri Türk liderleri Kıbrıs Cumhuriyeti ile
ilgili tutumlarını değiştirmeden Brüksel'i memnun edecek çözüm
konusunda kafa yoruyorlar. Özellikle de Ankara küçük düşmek istemiyor.
Recep Tayyip Erdoğan dün Tony Blair ile görüştükten sonra 'Anlaşmaya
varılmadıkça Kıbrıs'ın tanınması konusunda tutum değişikliği
olmayacak.' diye açıklama yaptı. Bu uzlaşmaz tutum yine de bazı riskler
içeriyor. Eğer Türk diplomatları, zannedildiği gibi imzaya fazla sayıda
kısıtlama eklerlerse bu defa Brüksel'deki muhatapları engelleme
yapabilirler."
HIRVATİSTAN BASINI:
Vecernji list gazetesinin
internet sayfasında (28/07) "Türkiye, Kıbrıs'ı Tanımaksızın Gümrük
Birliği Anlaşmasını İmzalayacak" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Türk Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'la görüştükten sonra, Türkiye ile AB üyesi on ülke arasındaki
gümrük birliği anlaşmasının imzalanmasının, Türkiye'nin Kıbrıs'ı
tanıyacağı anlamına gelmediğini açıkladığı ifade edilmektedir. Blair'in
bu açıklamasının büyük bir ihtimalle Kıbrıs'ın tanınması ile ilgili
bazı anlaşmazlıkların ortadan kalkması amacıyla, Ankara'dan gelen talep
üzerine yapıldığı ileri sürülen haberde, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından
resmi olarak tanınmasının AB'ye girmesi için şart olmadığı, ancak
Gümrük Birliği Anlaşması'nın imzalanmasının şart olduğuna dikkat
çekilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Times gazetesinin
internet sayfasında (28/07) "Türk Lider ABD'den Asilere Karşı Harekete
Geçmesini İstedi" başlığı altında Richard Beeston imzasıyla yayımlanan
makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Times'a verdiği mülakatta
Avrupa ve İslam arasında bir köprü oluşturabileceğini söylediği
aktarılmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın zamanının geldiğini
ve tarihteki yerinin oluşmakta olduğunu düşünen bir liderin güvenini
yansıttığı değerlendirmesinde bulunulan makalede, dindar bir Müslüman
ama aynı zamanda laik bir devletin, kökenleri Anadolu'ya uzanan bir
milletin Avrupa yanlısı lideri olarak Erdoğan'ın kendisini, doğruca
bugünün en zorlu meselelerinin -terörle mücadele, Avrupa'nın
gelecekteki şekli ve Irak'ın kaderi- merkezinde gördüğü ifade
edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Esasen Türkiye'nin bu yıl
başlayacak AB ile üyelik müzakerelerine hazırlık amaçlı olan Londra
ziyaretinde, 51 yaşındaki Erdoğan, terör saldırılarının pençesinde olan
ülkenin duygularını paylaştığını ve verdiği desteği ifade etti. The
Times gazetesine verdiği mülakatta Erdoğan, 'Türkiye'de 1978'den beri
terörü yaşıyoruz. Teröre karşı herkes ortak çabaya katılmalı; hiç kimse
bu mücadelenin dışında bırakılmamalı' dedi. Erdoğan dün, terörle
mücadeledeki sorumluluklarını ciddiye aldığı konusunda ısrar etti ve
'Bir örnek vermek gerekirse, Türkiye terörle mücadele etmek için
Afganistan'a asker gönderdi. Türk askerlerinin sayısı 1,500 ve Türk
kuvvetleri iki kere, Afganistan'daki uluslararası güvenlik gücü ISAF'ın
komutasını üstlendi. İkinci komuta dönemini daha yeni tamamladılar.
Terörle mücadelede faal bir rol oynamaya hazır bir ülkeyiz.' dedi.
Ancak aynı taahhüdü, Kuzey Irak'ta üslenmiş yaklaşık 3 bin savaşçısı
bulunan Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) bağlı asilerle mücadelede,
Türkiye'nin müttefiklerinden de bekliyor. Ayrı bir Kürt devletinin
kurulmasını amaçlayan Marksist örgüt, son aylarda Türkiye'de meydana
gelen ve 150'den fazla kişinin hayatını kaybettiği bir dizi şiddet
olaylarının sorumlusu olarak görülüyor."
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps gazetesinin
(28/07) "Ankara AB'ye Yaklaşıyor" başlığı altında Brice Ariet imzasıyla
yer verdiği yazıda, Türkiye'nin Avrupa Birliği istikametinde bir adım
daha attığı, ekim ayının başında müzakerelerin başlaması için taşların
yerine oturmuş gibi göründüğü ifade edilmektedir. Haberde şöyle
denilmektedir: "Halihazırda Avrupa Birliği'nin dönem başkanı olan
İngiltere Başbakanı Tony Blair, dün Londra'da Türk mevkidaşı Recep
Tayyip Erdoğan'ı kabul etti. Ankara'nın önümüzdeki günlerde, Kıbrıs Rum
kesimi de dahil olmak üzere AB'nin bütün üyelerini içine alan bir
gümrük protokolü imzalaması bekleniyor. Ancak Türk lider, protokole bu
ülkenin resmen tanınmasının söz konusu olmadığının açıkça vurgulandığı
bir madde eklemek istiyor. Türkiye'nin pek de diplomatik olmayan bu
davranışı birçok Avrupa ülkesinde diş gıcırdamalarına sebep oldu. Ancak
Ankara kıymetli müttefiki İngiltere'ye güveniyor. Tony Blair,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanımaya ihtiyacı olmadığını belirterek
mevkidaşını bu konuda zor durumdan kurtardı. Tony Blair, 'Kıbrıs'ın
tanınması protokolün imzalanmasına dahil değil' diyerek Erdoğan'a açık
bir şekilde destek verdi. Erdoğan ise şöyle konuştu: 'Yaklaşımımız
değişmemiştir. Protokole bir belge ekleyeceğiz. Bu, karşı tarafı
rahatsız etmeyen olumlu bir belge olacak. Ancak, Kıbrıs ile bir çözüm
olmadığı müddetçe tavrımız değişmeyecektir.' İngiltere Başbakanı, AB
Başkanı olduğu dönemde Hollanda Başbakanı Jan-Peter Balkenende'nin
söylediklerini tekrarlıyordu. Sosyal ve diplomatik araştırmalar merkezi
olan Chatham House'dan Türkiye uzmanı Fadi Hakura, 'Bu tavır en üst
düzeyde defalarca ifade edildi. Öyle görünüyor ki hiçbir devlet bundan
böyle bir veto hazırlığı içinde değil. Müzakerelerin başlayacağından
aşağı yukarı eminim.' dedi."
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinin (28/07)
"İngiliz Çift Dilliliği" başlığı altında yer verdiği yorumda, "Birçok
makale yazarının, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un İngiltere
Başbakanı Tony Blair ile geçtiğimiz gün yaptığı görüşmeyle, Kıbrıs
Cumhuriyeti ile Büyük Britanya arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa
açıldığı yönünde değerlendirmede bulunmasına rağmen, İngiltere
Başbakanı'nın, diplomatik gülümsemesiyle, Büyük Britanya'nın yıllardır
sıkıntı çeken küçük Kıbrıs karşısındaki 'yüce gönüllülük' konusunda
ikna edici olmaya çalışmasına rağmen, İngilizlerin ikiyüzlü tutumu
parlak bir şekilde ortaya çıkmakta gecikmedi. AB Dönem Başkanlığını
yürüten İngiltere'nin Başbakanı, yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin
AB'nin on yeni üye devleti ile imzalaması söz konusu olan Gümrük Birliği
Protokolü'nün, Kıbrıs'ın Türk Hükümeti tarafından tanınması ile ilgili
olmadığını kaydederek, 24 saat içinde Türk uzlaşmazlığını savunup
sırtını 24 AB üyesine dönmekte tereddüt etmedi. En azından uluslararası
hukuku ve Büyük Britanya'nın imzasını taşıyan kararları küçümsemek
isteyen Türkiye'nin uç tezine mesafeli davranmasını beklerdik.
İngiltere Başbakanı, AB Dönem Başkanı olarak, Erdoğan'a, Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de dahil olduğu on yeni üye karşısındaki
yükümlülüklerini öğütlemesini beklerdik. Mesele budur ve AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin tutumu, aynı zamanda Blair ile geçtiğimiz günkü
görüşmenin, Büyük Britanya ile Kıbrıs'ın ilişkilerde yeni bir sayfa
açıp açmayacağı bu açıdan değerlendirilecek" denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinin (29/07)
"Lefkoşa AB İlkelerine Tamamıyla Uyum Sağlanması İçin Israr Ediyor"
başlığı altında Andreas Hacikiriakos imzasıyla yayımladığı
haber-yorumda, Kıbrıs Rum Hükümetinin, İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in, protokolün Türkiye tarafından imzalanarak, gümrük birliğinin
on yeni AB üyesi ülkeye genişletilmesinin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması anlamını taşımadığı" tezine katılmadığı izlenimini vermediği,
bununla beraber protokolü geçersiz kılacak tezler dile getirmemesi
yönünde Ankara'yı uyardığı ifade edilmektedir. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı
Tassos Papadopulos'un Blair'in dün Londra'da Türk meslektaşı Recep
Tayyip Erdoğan ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamaları
yorumlarken, 24 saat önce görüştüğü İngiltere Başbakanı ile aynı
fikirde olmadığını göstermekten kaçınmayı tercih ettiği belirtilen
haberde, Blair'in Türkiye tarafından Kıbrıs'ın tanınması konusunda
savunacağı tez hakkında Papadopulos'a önceden bilgi verdiği ifade
edilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR