29.07.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 29/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Temmuz 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

           

            AP'nin yer verdiği (28/07) "AB Parlamentosundaki Hristiyan Demokratların Lideri: Türkiye Kıbrıs'ı Tanımalı" başlığıyla  Robert Wielaard'ın bildirdiği haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki  en büyük grup Hristiyan Demokratların lideri Hans-Gert Poettering'in   Türkiye'nin ancak resmi olarak Kıbrıs'ı tanıması halinde Avrupa  Birliği ile üyelik görüşmelerine başlamasına izin verilmesi  gerektiğini söylediği bildirilmektedir. Hans-Gert Poettering'in, "Türkiye, üyelerinden birini tanımadan AB'ye üyeliğini nasıl  müzakere edebilir?" diye sorduğu aktarılan haberde, Türkiye'nin  AB üyesi Kıbrıs'ı tanıması Ankara'nın üyelik görüşmelerini  başlatması konusunda büyük önem taşıdığı vurgulanmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

           

            Die Welt gazetesinin (28/07) "Türkiye, Kıbrıs Hamlesiyle  AB Müzakereleri Tarihini Riske Atıyor" başlığı altında Katja  Ridderbusch imzasıyla yayımladığı yazıda, AB ve Türkiye arasında  yapılacak müzakerelerin başlama tarihi olan 3 Ekimin yeniden  sallanmaya başladığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kıbrıs  ile imzalanacak Gümrük Birliği Protokolü'nün, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti diplomatik olarak otomatikman tanıdığı anlamına  gelmeyeceği açıklamasının Brüksel'de kafaları karıştırdığı  ifade edilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın AB Konseyi Dönem  Başkanlığını yürüten İngiltere'nin Başbakanı Tony Blair ile  Londra'da yaptığı toplantı sonrasında, "Kıbrıs sorunu çözülene  kadar tanıma konusundaki tutumumuz değişmeyecek." dediği  aktarılan haberde, Erdoğan'ın açıklamalarını "kabul edilemez"  olarak niteleyen Avrupa Parlamentosu Milletvekili Elmar Brok'un  (CDU) "üyelerini uluslararası hukuk çerçevesinde tanımadan bir  topluluğa" girilemeyeceğini söylediği kaydedilmektedir.Haberde,  Ankara'nın gerçekten de bir ek açıklama yaparak Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni tanımadığına işaret etmesi durumunda, "O zaman  3 Ekim'de müzakereler başlayamaz." diyen Brok'un bu türden bir  hamlenin "anlaşmanın amacına ve ruhuna aykırı" olacağını  belirttiği de nakledilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinin (28/07) "Sadece Gerektiği  Kadar AB... Türkiye Reformlar Konusunda Tereddütlü" başlığı  altında Susanne Güsten imzasıyla yayımladığı yazıda şöyle  denilmektedir: "Aslında bu sadece bir formalite, fakat yine  de altı aydan fazla bir zamandır kulislerin arkasında  tartışmalara neden oluyor. Türkiye'nin, AB ile müzakerelere  başlamadan önce gümrük birliğine ilişkin bir protokolü  imzalaması ve bu şekilde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni dolaylı  olarak tanıması gerekiyor. AB'ye girmek isteyen bir ülkenin,  25 AB üyesini ve böylece Kıbrıs'ı da tanıması olağan bir şey. Fakat Türkiye Kıbrıs'ı tanımak istemiyor, çünkü Rum kesimini   adanın tek temsilcisi olarak kabul etmek istemiyor; kuzeydeki  küçük Kıbrıs Türk devleti ile yakın müttefik. Bu yüzden Erdoğan  önümüzdeki günlerde AB'nin talep ettiği gibi ek protokolü  imzalamak, fakat aynı zamanda da bu şekilde Kıbrıslı Rumları  tanımış olmadığını resmen açıklamak istiyor. Erdoğan, İngiltere  Başbakanı Blair ile görüşmesinin ardından Türk gazetecilerine,  böyle bir net açıklama olmadan ek protokolün TBMM'de  onaylanmasında zorluklar yaşayacağını söyledi. Erdoğan'a ne  kadar anlayış gösterilirse gösterilsin, Türkiye'nin bu yaklaşımı  AB içinde birçoklarının hoşuna gitmeyecektir. Erdoğan,  Avrupalıların 'tepkilerinin' beklendiğini kabul etti. Türkiye  geçtiğimiz aylarda Brüksel ve Batı Avrupa başkentlerinde yeni  dostlar kazanamadı. Ek protokol konusundaki kargaşa, Türk  polislerin İstanbul'da kadınların yaptığı bir gösteriye  dayakla müdahale etmesi sonrasında AB'den gelen şikayetler  ve AB temsilcilerinin Ankara'nın 'reform yorgunluğuna'  yönelik eleştirileri, oluşan güvensizlik havası için  sadece birkaç örnek."

 

            AVUSTURYA BASINI:

           

            Der Standard gazetesinin (28/07) "İş Ciddileşiyor" başlığı  altında Christoph Prantner imzasıyla yayımladığı yorumda,  Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerine başlanacağı,  bunun, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Londra'da yaptığı  açıklamadan açıkça anlaşıldığı ifade edilmektedir. Ankara  Protokolü'nün imzalanmasının, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından  hukuken tanınmış olacağı sonucunu ortaya çıkarmayacağını  uzun uzun söylemiş olmasına rağmen, muhtemel ek açıklamalara,  Kıbrıs'ın itirazlarına, AB yönetim değişikliği spekülasyonlarına  karşın, kısa bir süre sonra tamamlanacak olan müzakere çerçeve  belgesi ile üyelik müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasına yönelik  şartların yerine getirilmiş olacağı ve 3 Ekim'de işin ciddiye  bineceği vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir: "Bu  oyun tamamen Ankara ile Brüksel arasında cereyan etmeyecek.  Avrupa'da yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye'nin tam  üyeliğine karşı olanların oranına bakılacak olursa,  (Avusturya'da yüzde 80 Almanya'da yüzde 74, Avrupa genelinde  yüzde 54) politikacıların, hayır diyenlerin yanında halkçı  taktikle saf tutmalarını anlamakta güçlük çekilmez. Aynı  şekilde Bay Nagl, Grasser ve Haider veya Strache'nin  inatlarının artmasına da akıl ermiyor. Zira Türkiye'nin  AB'ye tam üyeliğinden yana olunmasında üyelik müzakereleri,  istisnasız tüm Avrupalıların stratejik çıkarınadır. Katılım  cazibesi olmasaydı Türkiye'de geçtiğimiz yıllardaki reformlar  geçekleştirilemezdi. Bu cazibe olmazsa, Türkiye'nin Batı'ya  bağlanması sureti ile Avrupa güvenliğinin ve giderek artan  refah seviyesinin garanti altına alınması gelecekte çok güç  olur. Sınırı olsa da olmasa da Avrupa'nın güvenliği Orta Doğu  ve Yakın Doğu'da ağır basıyor. Avrupa bilimi ve ekonomisinin  genç ve dinamik topluluklara ihtiyacı vardır. Avrupa'nın bu  reform potansiyelini ilk defa Türkler fark etti. Bugünkü Türk  Hükümeti Avrupa'yı kitlelere ve aydınlara bir amaç olsun diye  sadece bir fetiş olarak seçmedi. Hükümet Avrupa'ya yakınlaşmanın  ülkenin modernleşmesinde en iyi vasıta olduğunu anlattı.  -Olursa 10 yıl içinde mi olur yoksa olmaz mı ya da ne zaman  olursa...- Dışişleri Bakanı Gül görüşmelerin tamamlanmasından  sonra Türklerin hayır diyebileceklerini söylese nazlanmış  sayılmaz. Erdoğan'ın AK Partisi'nin önde gelenleriyle  görüşenler, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında en az Brüksel'in  renkli iktidarı kadar iyi yaşayabileceğini duyarlar."

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            La Libre Belgique gazetesinin internet sayfasında  (28/07) "Kıbrıs'ı Tanımak Mı? 3 Ekim'de Değil" başlığı  altında Christophe Lamfalussy imzasıyla yer verdiği yazıda,  Türkiye'nin 3 Ekim'de Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) ile  üyelik müzakereleri başladığında Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanımayacağı işaretini verdiği ve bunda ısrar ettiği  belirtilmektedir. Londra'da bulunan Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'a göre, Kıbrıs meselesinin ancak bir barış anlaşması  çerçevesinde çözülebileceği ifade edilen yazıda, Erdoğan'ın  gümrük birliğinin AB'nin yeni üyelerine genişletilmesini  öngören protokolün Kıbrıs'ın tanınması manasına gelmeyeceğinde  ısrar ettiği kaydedilmektedir. Yazıda, "Mesele, Ankara'nın,  Kıbrıs konusunda imzalanacak her türlü metni noktasına virgülüne  kadar ince eleyip sık dokumasıdır. Haftalardan beri duyurulan  Türkiye'nin tek taraflı bu deklarasyonu dün İngiltere'de de  ele alındı. Bütün zorluk, nasıl ifade edileceğinde. Her halükarda  Ankara, Fransızların ve Hollandalıların anayasaya hayır demesinden  sonra patlak veren kimlik krizinin tam ortasında Avrupalıları sık  boğaz etmemek gerektiğinin farkında. Bununla beraber Erdoğan,  Türkiye'de 2007'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel  seçimler yaklaşırken milliyetçiliğin şahlanışına da karşı koymak zorunda. Dört ülke, Avrupa Komisyonu'nun 29 Haziran'da sunduğu  müzakere çerçevesine şerhler koyarak Türkiye'nin üyeliğine halen direniyor. Türkiye'nin birliğe giden yolu engellerle doludur.  Kıbrıs ve Yunanistan'dan farklı olarak, sonbaharda yapılacak  seçimlerde Hıristiyan-demokrat Angela Merkel'in seçilmesi  halinde Fransa ile Avusturya'ya gizli muhalefetlerinde Almanya  da katılabilecek. CDU-CSU'nun adayı Ankara ile 'imtiyazlı  ortaklığı' savunuyor. Ancak gururlu ve hükümran bir ülke olan  Türkiye'de bir sertleşme de görülmeye başladı. Kıbrıs meselesi  milliyetçilik meşalesini tutuşturuyor. Kürt gerillaları ile  ülkenin güneydoğusunda çatışmalar tekrar yaşanmaya başladı.  Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyesi 15 kişi ordu tarafından  hafta başlarında bu bölgede öldürüldü. Ermeni soykırımı  tartışmaları kısa sürdü: Bu konuda yapılacak bir toplantı  yetkililer tarafından iptal edilirken, bir Türk-Ermeni gazeteci  olan Hrant Dink, 'Türk milli kimliğine hakaret etmekten' davalı."

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinin (28/07) "Kıbrıs Meselesi Brüksel İle  Ankara Arasındaki Diyalogu Zehirlemeye Devam Ediyor" başlığı  altında Marie-Michèle Martinet imzasıyla yayımladığı yazıda,  Londra'da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İngiliz Başbakanı  Tony Blair arasında yapılan görüşmenin ardından, Gümrük Birliği Anlaşması'nın genişletilmesine ilişkin çok beklenen imza  konusunda Ankara'nın ileri sürdüğü koşullar hakkında bir bilgi edinilemediği, oysa bu aşamanın Türkiye ile önümüzdeki ekim  ayında başlayacak müzakereler için Brüksel tarafından olmazsa  olmaz bir koşul olarak nitelendiği ifade edilmektedir. Gümrük  Birliği Anlaşması'nın Genişleme Protokolü büyük tavizlerden  biri olduğu yorumu yapılan yazıda, Ankara'nın tanımadığı  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında bulunduğu on yeni ülkeye  genişletilen bu metnin imzalanmasının, Türkiye'nin, özellikle  limanlarını, bugün halen "istenmeyen" Kıbrıs Rum gemilerine  açarak konumunu yeniden gözden geçirmesini gerektirdiği  vurgulanmaktadır. Yazıda şu ifadeler yer almaktadır: "Yani  Kıbrıs meselesi bir kez daha Avrupa ile Türkiye arasındaki  diyalogu zorlaştırıyor, adada birçok olay iki toplum arasındaki ilişkilerin daha şimdiden çok büyük gelişme kaydettiğini  gösterse de. Sembolik bir olay: otuz yıldan beri ilk defa  bir Azeri özel havayolu şirketi dün akşam Bakü'den, bugüne  kadar uluslararası düzeyde yasal bir varlığa sahip olmayan,  adanın kuzeyine ticari bir uçuş yaptı. Ayrıca yine 1974'ten  bu yana ilk kez iki toplumun futbolcuları geçen pazar günü  Lefkoşa'da top koşturdular. Ancak bu durum iki toplum  liderlerinin tutumlarını değiştirmemelerini engellemiyor,  her ne kadar bir çözüm bulunması her iki tarafın yararına  da olsa.

            Avrupa Birliği yetkilileri birkaç kez, Türkiye tarafından  imzalanacak olan protokolün Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması  anlamına gelmeyeceğini temin ettiler, ancak buna rağmen olası bir reddin sorunlara neden olacağı yolunda ikazlarda da  bulundular. Birkaç aydan beri Türk liderleri Kıbrıs Cumhuriyeti  ile ilgili tutumlarını değiştirmeden Brüksel'i memnun edecek  çözüm konusunda kafa yoruyorlar. Özellikle de Ankara küçük  düşmek istemiyor. Recep Tayyip Erdoğan dün Tony Blair ile  görüştükten sonra 'Anlaşmaya varılmadıkça Kıbrıs'ın tanınması  konusunda tutum değişikliği olmayacak.' diye açıklama yaptı. Bu uzlaşmaz tutum yine de bazı riskler içeriyor. Eğer Türk  diplomatları, zannedildiği gibi imzaya fazla sayıda kısıtlama  eklerlerse bu defa Brüksel'deki muhatapları engelleme  yapabilirler."

 

            HIRVATİSTAN BASINI:

 

            Vecernji list gazetesinin internet sayfasında (28/07)  "Türkiye, Kıbrıs'ı Tanımaksızın Gümrük Birliği Anlaşmasını  İmzalayacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, İngiltere  Başbakanı Tony Blair'in Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la  görüştükten sonra, Türkiye ile AB üyesi on ülke arasındaki  gümrük birliği anlaşmasının imzalanmasının, Türkiye'nin  Kıbrıs'ı tanıyacağı anlamına gelmediğini açıkladığı ifade  edilmektedir. Blair'in bu açıklamasının büyük bir ihtimalle  Kıbrıs'ın tanınması ile ilgili bazı anlaşmazlıkların ortadan  kalkması amacıyla, Ankara'dan gelen talep üzerine yapıldığı  ileri sürülen haberde, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından resmi  olarak tanınmasının AB'ye girmesi için şart olmadığı, ancak  Gümrük Birliği Anlaşması'nın imzalanmasının şart olduğuna  dikkat çekilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

           

            The Times gazetesinin internet sayfasında (28/07) "Türk  Lider ABD'den Asilere Karşı Harekete Geçmesini İstedi" başlığı  altında Richard Beeston imzasıyla yayımlanan makalede, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın, Times'a verdiği mülakatta Avrupa ve  İslam arasında bir köprü oluşturabileceğini söylediği  aktarılmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın zamanının  geldiğini ve tarihteki yerinin oluşmakta olduğunu düşünen bir  liderin güvenini yansıttığı değerlendirmesinde bulunulan  makalede, dindar bir Müslüman ama aynı zamanda laik bir  devletin, kökenleri Anadolu'ya uzanan bir milletin Avrupa  yanlısı lideri olarak Erdoğan'ın kendisini, doğruca bugünün  en zorlu meselelerinin -terörle mücadele, Avrupa'nın gelecekteki şekli ve Irak'ın kaderi- merkezinde gördüğü ifade edilmektedir.  Makalede şöyle denilmektedir: "Esasen Türkiye'nin bu yıl  başlayacak AB ile üyelik müzakerelerine hazırlık amaçlı olan  Londra ziyaretinde, 51 yaşındaki Erdoğan, terör saldırılarının  pençesinde olan ülkenin duygularını paylaştığını ve verdiği  desteği ifade etti. The Times gazetesine verdiği mülakatta  Erdoğan, 'Türkiye'de 1978'den beri terörü yaşıyoruz. Teröre  karşı herkes ortak çabaya katılmalı; hiç kimse bu mücadelenin dışında bırakılmamalı' dedi. Erdoğan dün, terörle mücadeledeki sorumluluklarını ciddiye aldığı konusunda ısrar etti ve 'Bir  örnek vermek gerekirse, Türkiye terörle mücadele etmek için  Afganistan'a asker gönderdi. Türk askerlerinin sayısı 1,500  ve Türk kuvvetleri iki kere, Afganistan'daki uluslararası  güvenlik gücü ISAF'ın komutasını üstlendi. İkinci komuta  dönemini daha yeni tamamladılar. Terörle mücadelede faal bir  rol oynamaya hazır bir ülkeyiz.' dedi. Ancak aynı taahhüdü,  Kuzey Irak'ta üslenmiş yaklaşık 3 bin savaşçısı bulunan  Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) bağlı asilerle mücadelede,  Türkiye'nin müttefiklerinden de bekliyor. Ayrı bir Kürt  devletinin kurulmasını amaçlayan Marksist örgüt, son aylarda  Türkiye'de meydana gelen ve 150'den fazla kişinin hayatını  kaybettiği bir dizi şiddet olaylarının sorumlusu olarak  görülüyor."

 

            İSVİÇRE BASINI:

           

            Le Temps gazetesinin (28/07) "Ankara AB'ye Yaklaşıyor"  başlığı altında Brice Ariet imzasıyla yer verdiği yazıda,  Türkiye'nin Avrupa Birliği istikametinde bir adım daha attığı,  ekim ayının başında müzakerelerin başlaması için taşların  yerine oturmuş gibi göründüğü ifade edilmektedir. Haberde  şöyle denilmektedir: "Halihazırda Avrupa Birliği'nin dönem  başkanı olan İngiltere Başbakanı Tony Blair, dün Londra'da  Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'ı kabul etti. Ankara'nın önümüzdeki günlerde, Kıbrıs Rum kesimi de dahil olmak üzere  AB'nin bütün üyelerini içine alan bir gümrük protokolü  imzalaması bekleniyor. Ancak Türk lider, protokole bu ülkenin  resmen tanınmasının söz konusu olmadığının açıkça vurgulandığı  bir madde eklemek istiyor. Türkiye'nin pek de diplomatik  olmayan bu davranışı birçok Avrupa ülkesinde diş gıcırdamalarına  sebep oldu. Ancak Ankara kıymetli müttefiki İngiltere'ye  güveniyor. Tony Blair, Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanımaya  ihtiyacı olmadığını belirterek mevkidaşını bu konuda zor  durumdan kurtardı. Tony Blair, 'Kıbrıs'ın tanınması protokolün  imzalanmasına dahil değil' diyerek Erdoğan'a açık bir şekilde  destek verdi. Erdoğan ise şöyle konuştu: 'Yaklaşımımız  değişmemiştir. Protokole bir belge ekleyeceğiz. Bu, karşı  tarafı rahatsız etmeyen olumlu bir belge olacak. Ancak, Kıbrıs  ile bir çözüm olmadığı müddetçe tavrımız değişmeyecektir.' İngiltere Başbakanı, AB Başkanı olduğu dönemde Hollanda  Başbakanı Jan-Peter Balkenende'nin söylediklerini tekrarlıyordu. Sosyal ve diplomatik araştırmalar merkezi olan Chatham House'dan  Türkiye uzmanı Fadi Hakura, 'Bu tavır en üst düzeyde defalarca ifade edildi. Öyle görünüyor ki hiçbir devlet bundan böyle bir  veto hazırlığı içinde değil. Müzakerelerin başlayacağından aşağı  yukarı eminim.' dedi."

 

            KIBRIS RUM BASINI:

           

            Haravgi gazetesinin (28/07) "İngiliz Çift Dilliliği"  başlığı altında yer verdiği yorumda, "Birçok makale yazarının, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un İngiltere Başbakanı  Tony Blair ile geçtiğimiz gün yaptığı görüşmeyle, Kıbrıs  Cumhuriyeti ile Büyük Britanya arasındaki ilişkilerde yeni  bir sayfa açıldığı yönünde değerlendirmede bulunmasına rağmen,  İngiltere Başbakanı'nın, diplomatik gülümsemesiyle, Büyük  Britanya'nın yıllardır sıkıntı çeken küçük Kıbrıs karşısındaki  'yüce gönüllülük' konusunda ikna edici olmaya çalışmasına  rağmen, İngilizlerin ikiyüzlü tutumu parlak bir şekilde ortaya  çıkmakta gecikmedi. AB Dönem Başkanlığını yürüten İngiltere'nin  Başbakanı, yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin AB'nin on yeni üye devleti ile imzalaması söz konusu olan Gümrük Birliği Protokolü'nün, Kıbrıs'ın Türk Hükümeti tarafından tanınması ile ilgili olmadığını kaydederek, 24 saat içinde Türk uzlaşmazlığını savunup sırtını 24  AB üyesine dönmekte tereddüt etmedi. En azından uluslararası  hukuku ve Büyük Britanya'nın imzasını taşıyan kararları küçümsemek  isteyen Türkiye'nin uç tezine mesafeli davranmasını beklerdik.  İngiltere Başbakanı, AB Dönem Başkanı olarak, Erdoğan'a,  Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de dahil olduğu on yeni üye karşısındaki yükümlülüklerini öğütlemesini beklerdik. Mesele budur  ve AB Dönem Başkanı İngiltere'nin tutumu, aynı zamanda Blair ile geçtiğimiz günkü görüşmenin, Büyük Britanya ile Kıbrıs'ın  ilişkilerde yeni bir sayfa açıp açmayacağı bu açıdan  değerlendirilecek" denilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

           

            To Vima gazetesinin (29/07) "Lefkoşa AB İlkelerine  Tamamıyla Uyum Sağlanması İçin Israr Ediyor" başlığı altında  Andreas Hacikiriakos imzasıyla yayımladığı haber-yorumda,  Kıbrıs Rum Hükümetinin, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in,  protokolün Türkiye tarafından imzalanarak, gümrük birliğinin  on yeni AB üyesi ülkeye genişletilmesinin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamını taşımadığı" tezine katılmadığı izlenimini  vermediği, bununla beraber protokolü geçersiz kılacak tezler  dile getirmemesi yönünde Ankara'yı uyardığı ifade edilmektedir.  Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un Blair'in dün  Londra'da Türk meslektaşı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinden  sonra yaptığı açıklamaları yorumlarken, 24 saat önce görüştüğü  İngiltere Başbakanı ile aynı fikirde olmadığını göstermekten  kaçınmayı tercih ettiği belirtilen haberde, Blair'in Türkiye  tarafından Kıbrıs'ın tanınması konusunda savunacağı tez hakkında Papadopulos'a önceden bilgi verdiği ifade edilmektedir.  

 
ESKİ SAYILAR