ANKARA, 15/09(BYE)--- Dış
basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 14 Eylül 2005
tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ABD BASINI:
The Washington Times:
"Mızıkçı Fransa": "Fransa tutumunda ısrarcı olmayı sürdürürse, Türkiye
AB sunağında süresiz olarak bekletilmeye devam edecek. Bunun için açık
bir ret cevabına hiç gerek yok. Neyse ki İngiltere, Fransa'nın zorluk
çıkarma ısrarının karşısına çıktı ve Türkiye'nin Batı için ne kadar
önemli olduğunu doğru bir şekilde anlattı. Londra'da yaptığı bir
konuşmada İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'yi Birliğe
almanın, 'modern dünyada Batılı ve İslami kültürlerin ortaklaşa
gelişebileceklerini' göstereceğini söyledi. Straw haklı. İslam
dünyasının büyük bir bölümü, Iraklıların, Filistinlilerin ve
Lübnanlıların yeni özgürlüklere sahip olduklarını gördükçe yeni bir
siyasi farkındalık ve siyasi katılım için bir istek kazanıyor.
Türkiye'nin nasıl istifade ettiğini göstermek için de çok uygun bir
zaman. Straw, 'Türkiye'nin modernleşmesinden ve orada reform
yapılmasından hepimizin çıkarı var. Eğer yanlış karar verirsek, kendi
eşiğimizde bir krizle karşı karşıya kalabiliriz.' dedi. Diğer yandan,
Fransa'nın ve diğerlerinin Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeyi
amaçlayan girişimleri, İslam ve Batı arasında savaş çığırtkanlığı yapan
aşırılık yanlılarının elini güçlendirecektir. (...) Avrupa, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerini Kıbrıs meselesine rehin vermemeli.(...) Avrupa'nın
Türkiye'nin AB'ye girmesinin geniş anlamına odaklı kalması çok
önemlidir. Birliğin Türkiye'nin entegrasyonuyla bazı ekonomik
zorluklarla karşı karşıya kalacağı şüphesiz ama Avrupa, Türkiye'nin
müttefiklerine ulaştıkça bunun jeopolitik karşılığını alacaktır. AB
bürokrasisi üyelik kriterine bağlı kalmalı ama aynı zamanda Türkiye
konusunda adil ve tutarlı davranmalıdır." (14/09)
AP: "AB Büyükelçileri,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı Tanımayı Reddetmesine Verilecek Cevabı
Görüşüyorlar": "Avrupa Birliği büyükelçileri, Türkiye'nin AB üyesi
Kıbrıs'ı tanımama yönündeki ısrarına cevaben bir tutum belirlemek
konusunda bir anlaşmaya varmaya çabalıyorlar. AB Dönem Başkanı
İngiltere, Türkiye ile planlandığı gibi 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine
başlanmadan önce ortak bir tutum konusunda bir anlaşmaya varılmasını
sağlamaya çalışıyor. Yetkililer, bir anlaşmaya varılamaması halinde
büyükelçilerin meseleyi, 26 Eylül'de yapılması planlanan dışişleri
bakanları toplantısına sevketmelerinin mümkün olduğunu belirttiler.
Fransa, Avusturya ve Kıbrıs, Türkiye ile müzakereler konusunda
çekincelerini ifade ederken, diplomatlar, bir anlaşmaya varılabilmesi
konusunda karamsarlar. Fransa ve Kıbrıs, Türkiye'nin Akdeniz adasını
tanımak için süratle harekete geçmesini talep ederken; Avusturya, AB'nin
müzakere kararının, Ankara ile AB arasında bir 'ortaklık' ile
sonuçlanması seçeneğini de kapsamasını istiyor. Fransa tarafından
desteklenen İngiltere'nin yeni önerisinde ise, Türkiye'nin Kıbrıs'ı 'bir
an önce' tanıması isteniyor." (Constant Brand,14/09)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Alman Ekonomi
Kurmayları Türkiye'nin Üyeliğine Karşı": "Alman ekonomisinin büyük bir
kesimi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda uyarıyor.
Sanayicilerin ardından işveren birlikleri de ülkenin AB'ye tam olarak
entegre edilmesine karşı olduklarını açıkladılar. Alman İşverenler
Birliği (BDA) Başkanı Dieter Hundt, yaptığı açıklamada, 'Görünür bir
gelecekte gerçekleşecek bir tam üyelikle ne Türkiye'ye ne de bu yolla
siyasi, sosyal ve ekonomik olarak zorlanacak bir AB'ye hizmet edilmiş
olur.' diye konuştu. AB, Türkiye ile katılım müzakerelerini 3 Ekim'de
başlatmak istiyor. Brüksel'de müzakerelerin en erken 10-15 yıl içinde
tamamlanacağından yola çıkılıyor. Federal Almanya'nın Kırmızı-Yeşiller
hükümetinin tersine, CDU tam üyeliği reddediyor ve Türkiye'ye
'ayrıcalıklı Ortaklık' önermek istiyor. BDA Başkanı Hundt da bu çizgiyi
izliyor. Hundt, Alman ekonomisinin, Türkiye'nin AB'ye sıkı bir şekilde
bağlanmasına büyük ilgi duyduğunu belirtmekle birlikte, müzakerelerin
açık uçlu yapılması ve AB'yi zorlayacak adımlar atılmaması gerektiğini
söylüyor. Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği de (DIHK) Türkiye
konusunu çekimserlikle izliyor ve müzakerelerin sonucunu beklemek
istiyor. Sadece Alman Toptan Eşya ve Dış Ticaret Birliği (BGA)
Türkiye'nin üyeliğini arzuluyor." (Philipp Neumann, 14/09)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Kıbrıs
Müzakereleri Bloke Etmek İstiyor": "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımamakta ısrar etmesi halinde, 'bu AB ile giriş müzakerelerinin
planlandığı gibi 3 Ekim'de başlayamayacağı anlamına gelir' şeklinde
konuşan Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, gerçi Lefkoşa'nın
müzakerelerin başlangıcını bloke edeceğini söyleyerek tehdit etti, ama
bunun ne şekilde gerçekleştirileceğini açıklamadı. (…) İngiltere'deki 'Center
for European Reform'un (CER) yayımladığı bir araştırma, Avrupa'da
giderek artan direnişe rağmen, açıkça Türkiye'nin AB'ye alınmasından
yana çıkıyor. Araştırmaya göre, Türkiye'nin önünde uzun bir Avrupa yolu
olmasına rağmen, Avrupa Birliği Türkiye'nin üye olması halinde zarardan
çok kar edecek. Araştırmada AB'nin son genişlemenin ardından artık
yıllar önceki gibi 'ayrı ülkelerden oluşan, ancak tek kültürlü bir
Hıristiyan kulübü olmadığı', AB'nin yakında sayıları 27'ye çıkacak olan
üyeleri ile zaten daha esnek olmak ve üyelerinin farklı gelişme
düzeylerini dikkate almak zorunda olduğu belirtiliyor; ayrıca
Türkiye'nin Birliğe alınmasının Brüksel'i kendi kurumlarını reforma tabi
tutma hızını artırmaya ve daha iyi işlemeye zorlayabileceğinin de altı
çiziliyor. Türkiye'nin AB'ye üye olmak için başvuran ülkeler arasında
'stratejik açıdan en önemlisi olduğuna' da değinen araştırmada, Türkiye
gibi büyük bir ülkenin ve onun Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin,
AB'nin dış ve güvenlik politikasının daha fazla nüfuz kazanmasına
katkıda bulunabileceği de yer alıyor." ("fran" rumuzlu, 14/09)
Der Standard: "Türkiye'nin
Zamanı Azalıyor": "Türkiye'nin katılım ihtimaline ilişkin AB
müzakerelerinin eşiğinde kulağa çalınan sesler sertleşmeye başladı.
Gerçi üye ülkelerden hiç biri müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını alenen
sorgulamıyor, ama zaman azalıyor: AB Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs'ı
tanımamakta direnmesine ilişkin bir pozisyon belirlememesi bir yana,
hala Türkiye ile giriş müzakerelerine ilişkin bir çerçeve belgesi
hazırlamadı. 25 AB ülkesinin bu konuda görüş birliğine varamaması
halinde, müzakerelere de başlanamayacak. Muhtemelen bazı AB ülkeleri bu
karta oynuyor. Diğer bütün AB ülkeleri yalnız Kıbrıs'ın 'mümkün
olduğunca çabuk' tanınmasını isterken, Lefkoşa'nın müzakereleri veto
edip etmeyeceği biraz şüpheli. Zaten veto ile değil, görüşmeleri bloke
etmekle tehdit ediyor. 25 ülkeden oluşan Birlik'te Kıbrıs'ın tek başına
isteklerini kabul ettirecek ağırlığı yok... Türkiye ile giriş
müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayıp başlamayacağı, Ankara'dan hangi
şartların isteneceği ve tam üyeliğin tek hedef olarak kalıp kalmayacağı,
Almanya'daki seçimlere, özellikle de akabinde kurulacak koalisyona
bağlı." (Alexandra Föderl Schmid, 14/09)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB, Türkiye'ye Cevap
Vermekte Zorlanıyor": "AB Dönem Başkanlığı'ndan alınan bilgiye göre
25'lerin temsilcileri, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesine
cevaben hazırlanan ortak deklarasyon üzerinde henüz bir anlaşmaya
varamadılar. İngiltere'den bir sözcü, 'Temsilcilerin çoğunluğu
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımasını üyelik için şart koşmak istiyor ve bunun
üyeliğin gerçekleşmesine yakın bir döneme rastlamasını arzu etmiyor.'
dedi. 25'ler, Ankara'nın 29 Temmuz'da yaptığı açıklamaya cevap niteliği
taşıyan bir deklarasyon üzerinde yaklaşık 15 gündür çalışıyorlar, ancak
henüz bir anlaşmaya varamadılar. (...) Müzakerelere başlanmasından önce
25'lerin, görüşmelerin sınırlarını ve prensiplerini belirleyen bir
çerçeve üzerinde anlaşmaya varmaları gerekiyor." (14/09)
AFP: "Erdoğan, Avrupa'da
Türkiye'nin Üyelik Müzakereleri Konusunda Süren Tartışmayı Eleştirdi":
"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin AB'ye üyelik müzakerelerine
başlamasına az bir zaman kala, Avrupa'da Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması
konusunda başlatılan tartışmayı eleştirdi ve bunun diplomasi ahlakına
yakışmadığını dile getirdi. Anadolu Ajansı'nın haberine göre, New
York'ta Dış İlişkiler Konseyi'nde bir konuşma yapan Erdoğan, 'Türkiye
gece gündüz çalışarak Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdi (...)
ve şimdi tüm bu yaptıklarımızdan sonra hala üyelik müzakereleri
başlamalı mı, başlamamalı mı sorusu soruluyor.' dedi. Başbakan,
'Türkiye'nin önüne bazı sorunlar çıkarmak, uluslararası diplomasi
ahlakına yakışmıyor. Bu, çirkin bir şey.' diye devam etti. 'Kıbrıs
konusuna bir çözüm bulmak için her şeyi yaptık' diyen Erdoğan, 2004
Mayıs ayında BM planına hayır demelerine rağmen Rum kesiminin kabul
etmesinin bedelini Avrupa'nın ödemesi gerektiğini belirtti. Başbakan,
'Siz (Avrupalılar) Türkiye'ye hiçbir şey ödetemezsiniz. Bitti. Türkiye,
3 Ekim tarihinde görüşmelere başlayacaktır ve Avrupa ailesine katılma
yolunda yürüyecektir.' yorumunu yaptı." (14/09)
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian: "Avusturya,
Türkiye'nin AB Üyeliği Yolunu Kesiyor": "Avusturyalı yetkililerin,
Ankara ile üyelik müzakerelerine başlanmasının yanlış olacağı yönündeki
beyanatlarıyla birlikte Türkiye bugün, AB hedefi önünde yeni bir engelle
karşı karşıya kalacak. Avusturya, 3 Ekim tarihinde Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanmasına günler kala, AB büyükelçilerinin Brüksel'de
yapacakları toplantıda, dışişleri bakanlarının olağanüstü bir görüşmede
bir araya gelmelerini sağlayacak gibi görünüyor. Avusturya'nın konuya
müdahil olmaktaki zamanlaması bilhassa önemli. Aralarında Jack Straw ve
AB'nin dışişleri bakanı gözüyle bakılan Javier Solana'nın da bulunduğu
AB bakanlarından oluşan bir grubun Hırvatistan ile ilgili kararı, 26
Eylül'deki olağanüstü toplantıdan bir kaç gün önce açıklaması
bekleniyor. Hırvatistan'a yakılacak yeşil ışık, hem Müslüman hem de
Katolik ülkelerle eş zamanlı olarak sembolik bir başlangıç olasılığını
artıracaktır. Avusturya, Türkiye'nin en büyük düşmanı -Kıbrıs Rum
Hükümeti- ile işbirliği yaparak, birlikte normal gücünün çok üstünde bir
etki yaratıyor." (Nicholas Watt, 14/09)
Reuter: "Schröder Türk
Seçmenlerin Oyları İçin Risk Alıyor": "Şansölye Gerhard Schröder'in
Almanya'nın kalabalık Türk cemaatinin oylarını elde etmek amacıyla
giriştiği cesur teşebbüsü pazar günü yapılacak seçimleri kazanmasına ya
da kaybetmesine neden olabilir. Schröder'in Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne katılımı için verdiği etkin destek, oy kazanmasına neden
olabilir, ancak kamuoyunun böyle bir gelişmeye çoğunlukla karşı olduğu
bir ülkede, bunun tam tersinin yaşanması riskini de içermektedir. (...)
Almanya'daki Türkler, geleneksel olarak Schröder'in sosyal
demokratlarına oy veriyor, ancak çifte vatandaşlıkla ilgili Alman ve
Türk yasaları nedeniyle Türk kökenli Almanların sadece 600 bini oy
kullanabiliyor. Ancak 2002 yılında sadece 6 bin 27 oyun kendisini
yenilgiden kurtarmasının ardından Schröder, bir başka zorlu seçim öncesi
Türklerin desteğini almak üzere açıkça Türk yanlısı bir tutum riskini
üstlendi. Angela Merkel'in muhafazakarları ise Türkiye'nin AB üyeliğine
kesin olarak karşı çıkıyorlar. Mannheim Üniversitesi'nde siyasi ve
seçmenlerin eğilimleri konusunda uzman olan Andreas Wuest, Schröder'in
tutumunun çok önemli oyları kaybetmesine yol açabileceğini söyledi.
Wuest, "SPD seçmenlerinin gözündeki pozisyonuna zarar vermeyecektir,
fakat bu meselenin çekimser seçmenler üzerinde olumsuz bir etkisi
olabilir.' dedi. Diğer yorumcular, Schröder'in bu durumdan muhtemelen
kazanç sağlayabileceğini düşünüyorlar. Siyasi yorumcular, Schröder'in
Türkiye konusundaki tutumunun ayrıca, kendisini sözünün eri biri olarak
tanıtma fırsatı da yarattığını söylüyorlar." (Alexandra Hudson, 14/09)
İSVİÇRE BASINI:
Tages-Anzeiger: "Türkiye'yi
Eleştirenler Yatıştırıldı": "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
planlanan başlangıcına üç hafta kala, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi
Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'yi eleştiren politikacıları
sakinleştirmeye çalıştı: 35 müzakere dosyanın her birinin ikişer kez
oybirliği ile onaylanması gereği ve aynı zamanda müzakere sonucunda da
son bir oylamanın yapılma zorunluluğu, her bir üye ülkenin, önümüzdeki
yıllar süresince Türkiye'nin AB'ye alınabilmesinden önce daha 71 veto
fırsatı bulunduğunu gösteriyor. 'Bugüne kadar gelmiş geçmiş en sert
müzakere sürecine' girilmesi, müzakerelerin adil bir temele
dayanacağının göstergesi olacak. Erdoğan hükümetinin kaydettiği tüm
ilerlemelere rağmen Rehn, milletvekillerinin sorularını cevaplandırırken
Türkiye'nin bazı 'münferit geri adımları' karşısındaki can sıkıntısını
gizlemedi." ("hst." rumuzlu, 14/09)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi: "Kışkırtıcı
Uygulamalar": "İngiltere, Ankara'nın uzlaşmaz tezlerine destek
sağlayarak, Kıbrıs'ın haklı talepleri karşısında Türk amaçlarına hizmet
etme yönündeki uygulamalarda, bir kez daha başrol oynuyor. İngiltere'nin
tutumu, Türkiye'yi, Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanması, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerinin
normalleşmesi ile ilgili olarak, AB ve Kıbrıs karşısındaki
yükümlülüklerinden kurtarmayı amaçlamaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınmasının, Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili önkoşul olması yönündeki
tez, yıllardır devam eden Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili
olarak, Türk uzlaşmazlığına suçsuzluk belgesi vermektedir. Aynı zamanda
Kıbrıs'ı AB'de Türkiye'nin değil, üyeliğin esiri yapıyor. Bu yaklaşım,
Türkiye'ye, üyelik sürecinde Kıbrıs kartını kullanma imkanı vermektedir.
Ancak buna ilaveten İngiliz uygulamaları, Kıbrıs sorununda da
yoğunlaşıyor. Londra'nın, Türkiye'ye yardımcı olmak için dekoratif
değişikliklerle, Annan Planı'nın yeniden getirilmesiyle ilgili niyetleri
ortaya çıkmaktadır." (Kostakis Konstantinu, 14/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-TV Kurumu
ERT: "Kıbrıs'ın Tanınması Zorunlu": "Türkiye'nin AB'ye üyelik yolu,
Gümrük Birliği Protokolü'nü uygulamasından, dolayısıyla Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımasından geçiyor. Diplomatik kaynaklara göre,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımamasının yanı sıra havaalanlarını ve
limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açmasını reddetmesinden sonra, AB
Dönem Başkanı İngiltere ile Fransa, yukarıdaki hususları Ankara'nın
dikkatine sunuyorlar. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Ankara'nın Kıbrıs'ı en kısa zamanda
tanıması isteğini dile getirerek, Kıbrıs'ın resmen tanınmasının zorunlu
olduğunu açık bir şekilde vurguladı.Lefkoşa, AB'nin Türkiye'ye vereceği
cevapla ilgili Fransız-İngiliz temaslarından haberdar olduğunu açıkladı.
Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, karşı deklarasyonun henüz
ellerinde olmadığını belirtti ve AB Dönem Başkanı İngiltere'yi,
görüşmelere, karşı deklarasyonun içeriğiyle doğrudan ilgili olan bir
Birlik üyesini katmaması konusunda eleştirdi. Ayrıca karşı metnin, AB ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çıkarlarını zedelememesini umduğunu belirtti." (Marilu
Cebelekidu, 14/09)
-
-
ESKİ SAYILAR