16.11.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 16/11(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 15 Kasım 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            AP: "Erdoğan: "Türkiye'nin Üyeliği Avrupa'daki Müslümanların Entegrasyonunu Kolaylaştırabilir": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada, ülkesine Avrupa Birliği üyeliği verilmesinin Avrupa'nın Müslüman nüfusunu entegre etmesine yardımcı olabileceğini söyledi, ancak AB bir 'Hıristiyan kulübü' olmaya karar verse dahi dostane ilişki sözü verdi. Erdoğan, Türkiye'nin kadın hakları konusunda bazı eksiklikleri olduğunu kabul etti, ancak ülkesinde işkence yapıldığına dair ithamları yapanların bunu kanıtlamaları konusunda meydan okudu. Danimarka gazetesi Politiken tarafından düzenlenen bir panelde konuşan Erdoğan, 'Eğer işkenceyi belgelerle kanıtlayabilirseniz o zaman bir şeyler yaparım, ancak insanlar sadece işkence var diyemez. Eğer belgeler işkence var derse o zaman kesinlikle eyleme geçeriz.' dedi. Erdoğan, Türkiye'nin, artan Müslüman nüfusunu entegre etmekle ilgili sorunlarının üstesinden gelmesinde Avrupa'ya yardımcı olabileceğini söyledi ve Avrupalıların Türkiye'nin üyeliğine yönelik daha olumlu bir hale gelecekleri tahmininde bulundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Ne olursa olsun sonunda AB'nin, hem Türkiye'nin hem AB'nin çıkarına olduğu için Türkiye'yi almak zorunda kalacağını düşünüyorum. Tabii eğer AB bir Hıristiyan klübü olmaya devam etmek isterse o zaman hoşçakalın ve iyi şanslar deriz.' dedi."  (Christian Wienberg, 15/11)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse: "İslam Uzmanı Kepel: Türkiye AB'ye Girmeli": "Fransız İslam uzmanı Gilles Kepel, Türkiye'nin AB katılımından yana görüş belirtti. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın danışmanı olan Kepel, Viyana'da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü'nün buluşmasında, kıta üzerindeki Müslümanları demokratik topluma entegre edebilmek için, Avrupa'nın, Osmanlının 1683 yılındaki Viyana kuşatmasının yarattığı travmadan kurtulması gerektiğini belirtti ve bunun terörle mücadeleye önemli bir katkı sağlayacağını kaydetti. Kepel'e göre, İslam'ın demokrasi ile bağdaştığını ispatlayan Türkiye gibi ülkelerin -AB'nin teşviki ile- önemli reformlara imza attığını ifade etti. Ülkenin AB üyeliğine karşı sergilenen direniş; toplumsal hafızanın 1683 yılını anımsamasından ve İslam'ın rakip bir güç olmasından duyulan endişelerden kaynaklanıyor." (14/11)

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Euobserver: "Türkiye, AB-Nato Görüşmelerinde Engellere Son Vermesi için Baskı Altında": "Ankara'nın transatlantik platformda Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesiyle Türkiye, AB ve NATO arasında yürütülen stratejik görüşmeleri engellemeye bir son vermesi için artan baskıyla karşı karşıya bulunuyor. Türkiye ile tarihi müzakerelere 3 Ekim'de başlanmasını takiben AB'li diplomatlar, AB ve NATO arasındaki işbirliğini de güçleştiren Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması konusunda gittikçe sabırsızlanıyorlar. Yunan, Avusturyalı ve AB'li diplomatlar, Türkiye'nin engelleyici tutumundan dolayı terörizm, Ukrayna ve Darfur gibi önemli meselelerde, NATO ile şu ana kadar stratejik görüşmeler yapılamadığı konusunu yeniden gündeme taşıdılar. (...) Avusturyalı bir diplomat, Ankara'nın 'iyi niyet' gösterme zamanının geldiğine değinerek, Türkiye'nin bu tavrının ülkenin AB içindeki imajını bozduğunu belirtti." (Mark Beunderman, 14/11)

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Economist: "Türkiye'nin Tarihi Yolculuğu": "Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği olasılığı 2005'te Avrupa Birliği'nde en fazla tartışılan konulardan biri oldu. Türkiye'nin üyeliğinin, ikili ilişkilerin ve bölgesel sınırların çok daha ötesine geçen, geniş kapsamlı yansımaları göz önüne alındığında bu anlaşılabilir bir durum. 2006 ve sonrasında bizi ne bekliyor? Bizi bekleyenler konusunda sağlıklı bir değerlendirmede bulunabilmek için, Türkiye'nin kaydettiği ilerlemenin ve potansiyelinin doğru bir bakış açısıyla görülebilmesi açısından ilk olarak geçmişe şöyle kısaca bir göz atmak yararlı olacaktır. Kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti her zaman barış ve refah doğrultusunda çaba harcayarak, uluslararası toplumun yapıcı ve sorumlu bir üyesi olmaya çalışmıştır. Bu amaçla Avrupa Konseyi, NATO ve OECD üyelikleri dahil olmak üzere Batı ile kurumsal bağlar oluşturmanın ötesinde Türkiye, 1950'lilerin sonundan itibaren, AB'nin somut bir şekilde bünyesinde temsil ettiği daha büyük Avrupa vizyonunun bir parçası olmayı amaçlamaktadır. (...) Sonuç olarak Türkiye'nin reformlar konusunda kaydettiği başarıyı onaylayan AB, Türkiye ile Ekim 2005'te katılım müzakerelerini başlattı. Şu anda, Türkiye'yi ve dolayısıyla AB'yi üyelik doğrultusunda atılacak nihai adımlara hazırlama sürecindeyiz. Ve hiç şüphe yok ki, önümüzdeki bu oldukça uzun yolculukta, sürecin başarıya ulaşması her iki tarafın da daha fazla çaba göstermesini gerekli kılmaktadır. Kendi açısından, Türkiye modernleşme ve reform yolu boyunca ilerlemekte kararlıdır. (...) Türkiye'nin AB üyeliği; ülkemin, farklı bölgeler ve kültürler arasında köprü kurulmasında oynadığı rolü kesinlikle güçlendirecektir. AB üyeliğimiz dünyaya ayrıntılı bir şekilde, medeniyetlerarası fay hattının yalnızca dinler ve kültürler arasında değil aynı zamanda bir tarafta demokrasi, modernlik ve ilericilik; diğer tarafta totalitercilik, radikalcilik arasında da mevcut olduğunu ortaya koyacaktır. Bu bağlamda şurası açıktır ki, Türkiye'nin reform sürecine ve AB üyeliği yolunda kaydettiği ilerlemeye Müslüman dünyasınca hem entellektüel hem de halk düzeyinde gösterilen ilgi büyüktür. (...) Tüm bunların ışığında elimizde, bize önümüzdeki yıllarda rehberlik edecek gerçekten de ortak bir gündem olduğu açık. Şimdi taahhütlerimize sadık kalmak hepimizin üstüne düşen bir görevdir. Bununla birlikte bu uzun yolculukta Türkiye ve Avrupa Birliği sürecine yardım edenler hiç şüphe yok ki, ayrıcalıklı bir şekilde yeni bir tarih yazmaya katkıda bulunmanın haklı gururunu taşıyacaklardır." ('The World in 2006" adlı özel ekte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzalı yazı)

 

            Reuter: "Türkiye'nin Katılım Sürecinin 10 Yıldan Daha Fazla Sürmesi Bekleniyor": "Reuter Haber Ajansı'nın yaptığı bir kamuoyu yoklamasına göre, Türkiye AB'ye katılmadan önce 10 yıldan fazla bir süre beklemek zorunda kalacak ve görüşmeler son bulmadan önce Ankara'nın müzakerelerden çekilme ihtimali yüzde 20. 30'dan fazla yükselen piyasa uzmanı arasında 10-14 Kasım tarihleri arasında yapılan araştırma, Türkiye'nin Birliğe 2017 yılında katılacağını gösteriyor. Bu araştırma, üyeliğin tarihinin 2015 olacağı sonucuna varan ağustos ayındaki kamuoyu yoklamasından kısa bir süre sonra yapıldı. Merkezi Almanya'nın Köln kentinde bulunan Oppenheim Enstitüsü'nden Dagmar Alpen, 'Geçtiğimiz bir yıl içinde AB içinde meydana gelen gelişmeler -Fransız ve Almanların anayasayı reddetmesi ve Almanya'daki hükümet değişikliği- Türkiye için müzakere sürecinin başarılı sonuçlanması olasılığını yükseltmiyor.' diyor. Alpen, 'Türkiye'nin AB üyeliği 2014 tarihinden ziyade 21. yüzyılın ilk yirmi yılının sonunda sona erebilecek uzun bir müzakere süreci olacak gibi görünüyor.' açıklamasında bulundu. (...) Hollanda ve Fransa'nın yeniden hazırlanacak anayasayı reddetmesi, Almanya'daki siyasi kriz ve blok içinde uzun vadeli bütçe anlaşmazlığı gibi kendine has sorunları, Türkiye'nin üyeliği konusunda hızlı hareket etmek konusunda AB'nin hızını yavaşlatacaktır. (...) Yapılan kamuoyu yoklamasına göre, Türkiye'nin müzakereler sonlanmadan önce fikir değiştirip görüşmelerden çekilmesi olasılığı yüzde 20. Londra'da bulunan Bear Stearns Bankası analisti Tim Ash, '10 yıl içinde Türkiye'nin genç nüfusuyla canlı bir ekonomiye sahip olması gerekiyor ve bu da AB ile tam bir uyuşmazlık gösteriyor. Asıl sorun, Türkiye ya da Türklerin, AB taslağının değişmezlerinden biri olan egemenlik konusunda taviz verip vermeyecek olmasıdır.' dedi.  Fransa ve Avusturya Türkiye'nin üyeliği konusunda referanduma gitme planı yapıyorlar. Ayrıca AB'nin böylesine büyük bir üyeyi bünyesine alma görüşmelerine başarılı bir nokta koyma ihtimali de bulunuyor. Stratejistlere göre müzakereler üyelikle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, Türkiye üyelik sürecinin bir parçası olarak uyguladığı reformlardan ve yabancı yatırımındaki artıştan fayda sağlayacaktır." (Toni Vorobyava, 15/11)

 

            RUSYA BASINI:

 

            Nezavisimaya Gazeta: "Uzun Yıllar Sürecek Olan Türk Marşı... Fransa'daki Olaylar Ankara'yı AB'den Uzaklaştırıyor": Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin eski tartışma yeniden alevlendi. Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlaması, yeni tartışmalara vesile oldu. Bu müzakereler, Avrupalı bürokratların bundan önce aday ülkelerle yaptıkları müzakerelerin en zorlusu. Uzmanlar, Türkiye ile müzakerelerin 10-15 yıl süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını önceden söylemenin mümkün olmadığını belirtiyorlar. Türkiye'de radikal reformlar süreci Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olmasıyla birlikte başladı. 2002'deki genel seçimleri, dinci olarak görülen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kazanmasından sonra herkes, 'Hıristiyan Kulübü' niteliğindeki Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinin dondurulacağını beklemişti. Fakat Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin dış politikasının öncelikli yönü, AB'ye katılma hedefi oldu. Yeni Başbakan ülkenin Avrupalılaşmasını hızlandırmayı başardı... Türkiye AB'ye kabul edilirse, Birlik içindeki ilk Müslüman üye olacak (gerçi AB ülkelerinde şu anda 15-20 milyon Müslüman zaten yaşıyor). Bu yüzden Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda birbirinden farklı görüşler var. Örneğin siyasilerin önemli bir kesimi ile ekonomik çevrelerin önemli bir kısmı Türkiye'nin üyeliğinden yanayken, sıradan Avrupalılar buna karşı çıkıyor. Uzmanlara göre, Türkiye'nin üyeliği konusunda yapılacak referandumlar sonucunda, Avrupalı bürokratlar bu müzakere sürecini ya erteleyecektir ya da vazgeçecektir. (...) AB ülkeleri arasında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda Almanya en hassas ülke. Zira bu ülkede 2.6 milyonluk etkin ve geniş bir Türk diasporası var. Ancak Almanya'da Başbakanlık koltuğunu kazanan Angela Merkel, hiçbir zaman 'Türk meselesine' olumsuz yaklaştığını gizlemedi. Benzer görüşleri özgür demokratlar da hafif bir şekilde dile getirdiler. Sosyal Demokrat Parti'de de tartışmalar yapıldı. Bu parti yönetimi, Türkiye'nin AB'ye katılma düşüncesini desteklese de bazı sosyal demokratlar açıkça buna karşı çıktılar. Zengin Batı ülkelerinde terör eylemleri gerçekleştirmeye ve Avrupa'da istikrarsızlık yaratmaya meyilli radikal İslamcılardan korkan Avrupalıların bu korkularından faydalanmak için şimdiki Türk Hükümetinin elinde iyi kozlar var. Avrupa'nın kendisi de ABD'nin askeri desteğine ihtiyaç duyuyor. Ankara yönetimi, Türkiye'nin AB'ye üye yapılmaması halinde, ülkedeki aşırı İslamcıların ve milliyetçilerin güçleneceğini söyleyerek Avrupalılara şantaj yapıyor. AB'ye üyelik konusunda ret cevabı alması, Türkleri başka ortaklar aramaya zorlayacaktır. Eskiden olduğu gibi hala ülke politikasında ciddi bir nüfuza sahip askerler de bunu ima ediyorlar. (...) Fransa'da patlak veren son olaylar ışığında şimdiden bazı tahminlerde bulunabiliriz: Daha bu olaylar başlamadan önce birçok Avrupalı, bu büyük Müslüman ülkeyi kendi yanlarında görmeyi pek arzu etmiyorlardı. Şimdi ise sıradan Avrupalıların da bu konuya tepkisi sert olacaktır. Dolayısıyla, Türkiye'nin AB'ye katılma ihtimali hala belirsizliğini koruyor." (Rusya Bilimler Akademisi üyeleri Tamara Kondratyeva ve Valeri Lyubin, 14/11)

 

 
ESKİ SAYILAR