01.12.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

             ANKARA, 01/12(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 30 Kasım 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

           

            ABD BASINI:  

            AP: "Merkel: Türkiye'nin AB Üyeliği Otomatik Değil...":  "Alman Şansölye Angela Merkel, yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin garanti olmadığını  ve ülkenin zorlu bir dizi kriteri karşılamak zorunda olduğunu  söyledi. Parlamentoda uygulayacağı politikalarla ilgili  yaptığı ilk konuşmasında Merkel, '3 Ekim tarihinde başlayan  üyelik görüşmeleri ucu açık bir süreçtir... ve sonucu önceden  garanti edilemez.' dedi. Merkel, AB'ye katılmayı uman tüm  ülkelerin 'istisna olmaksızın tüm koşulları yerine getirmek  zorunda olduğunu' söyledi. Bununla birlikte Merkel  konuşmasında, Türkiye'den bahsetmeyi tercih etti ve Brüksel  ile Ankara arasında tam üyelikten ziyade 'imtiyazlı' bir  ilişkiden yana olduğunu yineledi. Birliğin geçen yıl,  çoğunluğunu Doğu Avrupalıların oluşturduğu 10 yeni üyeyi  bünyesine kattığına değinen Merkel, Birliğin yeni üyeleri  sindirebilme kapasitesiyle ilgili olarak aşırı yüklenme  konusunda uyardı. Merkel, 'Vatandaşlarının güveni ve desteği  olmaksızın bir Avrupa hayal edilemez.' dedi. Şansölye,  'Türkiye bu koşulları yerine getiremez ya da AB ülkeyi kabul  etmeye hazır olmazsa, o zaman Türkiye AB ile imtiyazlı  ilişkisini daha da geliştirecek bir biçimde ve mümkün olan  en yakın şekilde Avrupa yapılarına bağlanmalıdır.' dedi."  (30/11)

 

            ALMANYA BASINI:  

            Süddeutsche Zeitung: "Genelkurmay Başkanı Müdahale  Ediyor": "Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, ülkesinin AB'ye  katılımı için gerekli koşulları formüle etti. Türkiye'nin  her ne pahasına olursa olsun katılım gayreti göstermesi  gerekmediğini söyleyen Özkök, ülkesinin geri alınması mümkün  olmayan tavizler vermemesi gerektiğini belirtti. Özkök,  somut olarak Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümü konusunda  adım atmasını talep etti. AB, daha kısa bir zaman önce  Ordu'nun Türkiye'de sahip olduğu belirleyici rolü  eleştirmişti." (30/11)

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Financial Times: "Kendisiyle Daha Barışık Bir Ülke":  "Son birkaç haftadır Türklerin yüzyıllardır Avrupa ile  ticari ilişkilerini sürdürdüğü İstanbul'daki devasa  büyüklükteki Kapalı Çarşı'nın tepesinde, Avrupa Birliği ile  Türkiye'nin bayrakları yan yana dalgalanıyorlar. Kapalı Çarşı  Kolombo'nun Amerika'yı keşfetmesinden ve İngilizlerin  kapitalizmi yaratmasından uzun zaman önce, 1461'de  Sultanahmet'te kuruldu. Tek başına pazar, AB'nin bu ay  başında Türkiye'nin 'işleyen bir pazar ekonomisi' olduğu  şeklindeki beyanatına dair bir fikir vermiyor. Yine de bu  iki bayrağın birbirlerine olan yakınlığı sembolik. Türkiye  ve AB her iki taraf için de daha önce görülmemiş oranda  birbirlerine yakınlaşmış durumdalar. Bu süreçte her iki  tarafı da, rahatsız edici türden çetin sorunlar bekliyor.  Türkiye açısından Türk toplumunun daha ileri düzeyde  değişmesine neden olacak bu süreç, en azından nihai katılım  kadar önemli. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Bu bir dönüşüm  süreci. Nihai amacımız Türkiye'yi dönüştürmek.' diyor.  Dönüşüm süreci yolunda gidiyor. Türkiye'de giderek artan  demokratikleşme pek çok fayda sağladı. Artık ülkenin  kendisiyle çok daha barışık şekilde büyüdüğü gözleniyor. Her  ne kadar daha çok batıdaki şehirlerde olsa da refah giderek  artıyor. Aynı zamanda siyasi elitlerin ve ordunun, hükümetin  AB'ye iyi niyetli yaklaşımını kabullendiği görülüyor. (...)  Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye üye olması girişimlerine  yönelik arzusunu dini terimlerle dile getiriyor. Bu  yaklaşımını beyanatlarında -her zaman ikna edici olmuyor-  Türkiye'nin katılımıyla Hıristiyan ve İslam medeniyetlerinin  bir araya geleceğinden söz ederek ve AB'nin bir Hıristiyan  kulübü olarak kalmasını ağır dille eleştirerek yansıtıyor.  Ekonominin istikrara kavuşmasıyla ve AB sürecinin yolunda  gitmesiyle Erdoğan'ın Türkiye için yeni bir vizyon  oluşturması gerekecek. Asıl soru ise yeni bir vizyona sahip  olup olmadığı. Bazı açılardan Türkiye her ne kadar diğerleri  gibi modern bir Avrupa ülkesi olsa da, Avrupa'nın geri  kalanı ile arasındaki farklılıklar daha çok dikkat çekiyor.  Gerek Kemalist ideolojinin özünden gerekse İkinci Dünya  Savaşı sonrasında Avrupa'da oluşan eğilimlerle arasına  mesafe koymasından Türkiye'nin kendi kendine yeterlilik ve  idame duygusunun güçlü olduğu açıkça görülüyor."  (Vincent Boland, 29/11)

 

            KIBRIS RUM BASINI:  

            Haravgi: "Ciddi Olma Zamanı": "AB'nin, şimdiye kadar  yaptığı uyarıların, Türkiye'ye, üyelik müzakerelerinin  resmi olarak başlamasından sonra dahi ulaşmadığı  görülmektedir. Ankara, AB'nin, düzenlemelerin yapılması,  AB'ye üye devletlerle olan ilişkileri ve özellikle de insan  hakları hususundaki taleplerini hayata geçirmeye özen  göstermek yerine; güya herşey bitmiş ve Avrupa'nın kapıları,  girmesi için ardına kadar açılmış gibi, başarılarıyla  yetiniyor. Öte yandan durum, kendisinin ortaya koymak  istediği gibi değildir. Avrupa bahsini kazanması için, daha  pek çok şey yapmalıdır. ABD'nin ve İngiltere'nin şımarık  çocuğu, makyaj olmaksızın, Avrupa profilinin sahte değil de  özgün olduğunu artık kanıtlamalıdır. Bu, Türkiye'nin, tüm  vatandaşlarının bir diğeri karşısında kendisini özgür ve  eşit hissettiği, aynı zamanda ülkesinin yasalarının, ona  zarar vermeyen ve onu koruyan bir hukuk devleti olduğunu  kanıtlaması ve mümkün olan en kısa zamanda insan haklarına  ve özgürlüklere saygı göstermesi gerektiği anlamına  gelmektedir. (...) Ankara, Gümrük Birliği Genişleme  Protokolü'nün uygulanması ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile  ilişkilerini normalleştirmesine ilişkin yükümlülüklerini,  Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle ilişkilendirmeye çalışarak  AB'nin uyarı ve çağrıları karşısında duyarsız kalmaya devam  etmektedir. AB ile üyelik müzakerelerinin başladığı  3 Ekim'den bugüne kadar takındığı tavır, Türkiye'nin  üzerinde anlaştıklarına uyma konusundaki isteksizliğini  ortaya koymaktadır. Bu, AB'nin gözünden kaçmıyor ve 2006  yılındaki ilk değerlendirme boyunca, bunun etkilerini  hissedecek." (Lenia Stilianu, 30/11)

 

 

     

 

 
ESKİ SAYILAR