ANKARA, 07/04(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilere değinen 6 Nisan 2006 tarihli haber
ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ABD BASINI:
AP: "Türk Liderler Kürt Radikallerle Mücadele Sözü Verdi...
Demokratik Reformlardan Taviz Verilmeyecek": "Türkiye'nin liderleri,
ülkenin yıllardır gördüğü en kötü sokak çatışmalarının ardından, Kürt
militanlarla mücadele sözü verdiler, ancak bu mücadelenin, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılımı için kritik önemde olan demokratik reformlarından
feragat edilmesi anlamına gelmeyeceğini de ayrıca ifade ettiler. AB
yetkilileri, Türkiye'den, ülkenin Birliğe katılım girişiminin bir
parçası olarak, Kürtlere yönelik kültürel ve demokratik hakları
geliştirmesini talep ediyorlar, ancak son olayların ardından hükümet
zor durumda. Olayları ayrılıkçı terörizm şeklinde nitelendiren Başbakan
Erdoğan'ın tutumunun pek de yumuşak olduğu söylenemez, ancak eğer
Türkiye şiddet olaylarını tümüyle bastırmak üzere orduyu kullansaydı,
bu durumda ülkenin AB girişimi kesinlikle tehlikeye girerdi.
Türkiye'nin güneydoğusundaki durumun bugün Avrupa Parlamentosu'nda
tartışılması bekleniyor, ayrıca bazı AB yetkililerinin Erdoğan'a,
güvenlik güçlerinin Kürt göstericilere müdahalesini eleştiren bir
mektup gönderdikleri söyleniyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Türkiye'nin demokratik reformlardan feragat etmeksizin, asi örgütle mücadele
etmeye kararlı olduğu vaadinde bulundu." (Selcan Hacaoğlu, 06/04)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Türkiye Tam Demokrasiye Hazır Değil":
"SORU: Avrupa'da, Ordunun siyasi nüfuzunu muhafaza ettiği
sürece Türkiye'nin demokratik olamayacağı söyleniyor.
BAŞER: Tam aksine. Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan
cumhuriyetçi Ordu, en başından buyana demokrasi ideali temeline
oturtulmuştur. Ordu her zaman laik demokrasinin koruyuculuğunu
yapmıştır. Fakat güvence altına alınmadan, ne işlevi olan bir hükümet
ne de demokrasi söz konusu olur. Güvenli bir ortam ile bazı siyasi ve
toplumsal bir alt yapıya sahip olunması gerekiyor. Maalesef siyasi seçkinler,
aydınlar ve medya böyle bir alt yapı oluşturulmasında üzerlerine düşen
sorumluluklarını asla yerine getirmediler.
(…)
SORU: AB perspektifinden bakıldığında, 'acaba böylesine bir
ülke üyeliğe alınmalı mıdır alınmamalı mıdır' sorusu ortaya çıkıyor.
BAŞER: Türkiye üyeliğe ehildir, ancak AB, Türkiye'nin özel
durumunu tanımalı ve bunlara saygı göstermelidir. Demokrasi, tıpkı bir
elbise yapımında kullanılan kumaş gibidir, elbisenin kendisi değil.
Farklı modeller vardır. Bizden düşünce özgürlüğü talep ediliyor, fakat
Fransa'da bu özgürlük birisinin 'Ermeni soykırımı olmamıştır' iddiasında
bulunmasıyla beraber son buluyor. Ben, buna saygı gösteriyorum, fakat
bize de saygı gösterilmesi gerekiyor. Bu bize dayatılan bir çifte
standarttır.
SORU: AB üyeliği demokratikleşmeye katkı sağlar mı?
BAŞER: Katkıda bulunabilir. Ancak bize müzakerelerin 15
yıl süreceğinin ve sonrasında ise muhtemelen ucu açık olacağının
söyleniyor olması tuhaf. Peki bizden ilk talep edilen şey nedir?
Güvenlik sisteminin zayıflatılması. Zanlıların dava açılmadan dört gün
gözaltında tutulması örneğinde olduğu gibi, yasalarımız değiştirildi.
Fakat biz teröre ve bölücülüğü karşı mücadele veriyoruz ve Yakın Doğu
kapımızın dibinde. Bizim burada belki de Almanya'da ihtiyaç duyulmayan
enstrümanlara gereksinimimiz var.
SORU: AB'nin Türkiye'ye karşı kötü niyetleri mi var?
BAŞER: Birçok insan AB'nin yalnızca bölünmüş, zayıf düşürülmüş
ve küçültülmüş bir Türkiye'yi üyeliğe alacağına inanıyor. Ben de bazen
böyle düşünüyorum. (…)" (Boris Kalnoky imzasıyla eski Orgeneral Edip
Başer ile yapılan mülakat, 06/04)
Süddeutsche Zeitung: "Kopenhag'a Öncelik": "Türkiye'nin AB'ye
üyeliğiyle ilgili tartışma, Avrupalıları hangi ölçüde bölüyorsa, Ankara
ile müzakerelerin kolay olmayacağı konusunda aynı ölçüde görüş birliği
hakim. Görüş birliği sadece bununla sınırlı kalıyor. Fiili
müzakerelerin başlamasına kısa bir süre kala, bunların nasıl
yapılacağına dair kıyasıya bir çekişme başladı. Fransız bir diplomatın
ifadesiyle, 'Şimdiye kadarki tüm adaylarla olduğu gibi mi? Yoksa,
Türkiye sonuçta Estonya olmadığı için özellikle mi kritik?' İlk bakışta
sadece kullanılan kavramlar üzerinde uzlaşmazlık söz konusuymuş gibi gözüküyor.
Fransa ve Yunanistan Kıbrıs ile birlikte, AB'den Brüksel'in 30
başlıktan her biri için yapılacak müzakerelerde 'Kopenhag
Kriterleri'nin' denetleneceğini yazılı olarak saptamasını istiyor. Yani
demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve azınlık haklarını. Büyük
Britanya ve İspanya öncülüğündeki karşı grupsa, bunların zaten geçerli
olduğunu ve yazılı olarak teyidine gerek olmadığını gerekçe göstererek
karşı çıkıyor. Ayrıca Paris Hükümeti'nin Türkiye karşısındaki sert
tutumuyla, sadece iç politika açısından prim yapmak istediği söyleniyor.
Bu suçlamanın doğru tarafları olduğu kesin. Ancak Kopenhag
Kriterleri'nin müzakerelerle ilgili atılacak her adımda
denetleneceğinin yazılı olarak sabitlenip sabitlenmeyeceğinin hiç fark
etmeyeceği iddiaları, gerçekle bağdaşmıyor. Bu ihtilaf basit bir
kavgadan çok daha fazla anlama geliyor. Fransız çizgisinin kendisini
kabul ettirmesi halinde, üye ülkeler adına adaylarla müzakere eden AB
Komisyonu'nun alışagelmiş stratejisi değişecek. Şimdiye kadar örneğin,
'Araştırma ve Gelişme' gibi kolay başlıklarla başlanması, hukuk devleti,
insan hakları ve azınlıklar gibi zor başlıkların müzakerelerin sonuna
doğru ele alınması kuralı geçerliydi. Müzakereler normalde uzun yıllar
sürdüğü için, adaylara bu şekilde AB'nin siyasi yapısına ve değerlerine
yakınlaşmaları için ek zaman tanınıyordu. Diğer yandan, müzakerelerin
tamamının başarısızlıkla sonuçlanması tehlikesi azalıyor, zira
kapatılan her başlıkla sonunda, AB'ye üyeliğin reddedilmesi opsiyonuna
yer bırakmayacak kadar ağırlığı olan fiili bir durum yaratılıyor.
Kopenhag, bu durumda Brüksel tarafından pekala kasıtlı bir şekilde
oyuna geç dahil ediliyor. Fransız diplomasisi bu hamlesini, 'Süreci
başından siyasi olarak şekillendirmek için bunun değişmesi gerekir'
sözleriyle gerekçelendirdi. Paris, bunun için kendisine, açılması
gereken ikinci başlık olarak tam isabetli bir başlık aradı. 'Eğitim ve
Kültür'. Kopenhag ölçüleri burada sert bir şekilde uygulanacak olursa,
sözüm ona kolay olan bu başlık, kısa sürede en zorlu başlık haline
gelebilir. Zira bu durumda sadece kızlarla erkeklere eşit fırsat
tanınması ya da azınlıkların eğitim veya kültürel ifade özgürlüğü gibi
konular denetlenmekle kalmayacak, bir başlığın kapatılması için
Türkiye'nin eksikleri gidermesi de zorunlu olacak. Böylece 'kolaydan
zora' tasarısı sona ermiş olacak, Türkiye ile müzakereler tehlikeye
düşecek ve daha başlamadan yere çakılacak. Londra, Fransızların hamlesini
adil davranma gerekçesiyle reddetti. Londra'ya göre, Türkiye ile diğer
aday Hırvatistan'a ve gelecekteki adaylara eski adaylardan farklı
davranılamaz. Ancak Fransızlar, tam da Romanya ve Bulgaristan'ın dahil
olduğu son genişlemeyle ilgili tecrübeleri öne sürerek, müzakerelerin,
esasen hazır olmayan ülkelerin alınmasını engellemek için en baştan 'siyasi'
olması gerektiğini ileri sürüyor." (Martin Winter, 04/04)
AVUSTURYA BASINI:
Neue Kronen Zeitung: "Kürdistan": "Türkler vahşi olsun olmasın
Kürdistan yerine, yalnız AB ile ilgilenmeye başladığından
beri her şey sallantıda. Türkler ile Kürtler arasındaki ihtilaflar
İstanbul'un göbeğinde yeniden alevlendi. Büyük bir olasılıkla Türklerin
bir karar vermesi gerekecek: Tüm milli güçlerini AB'ye katılıma ve
modernleşmeye mi, yoksa ülkedeki iç barışın yeniden sağlanmasına mı
kullanacaklar? Bu arada Kürtlerin bir azınlık olmalarına rağmen
güçlerinin küçümsenmemesi gerekir. Büyük ülke, bu iki seçenek arasında
seçim yapmakta zorlanacak. Kamuoyu araştırmaları, Türkiye'de AB'ye
katılımdan yana bir çoğunluğun olduğu sonucuna vardı ama bu büyük bir
çoğunluk sayılmaz. Öncelikle de istikrarlı bir çoğunluk değil. Ülke,
AB'ye katılım sonucu daha büyük bir huzursuzluğa sürüklenecek olursa,
her şey tersine dönebilir. Kırsal kesim AB'ye daha çok karşı (aynı
bizde olduğu gibi). 'Türkler AB'ye katılımdan yana, Avrupalılar ise
Türkiye'nin katılımına karşı' şeklindeki basit tez doğru ama tam tamına
değil. Birçok Türk, Türkiye'nin AB'ye katılımı karşısında tıpkı
Avusturyalılar gibi dehşete kapılıyor. Kesin olan tek şey: Türkler bu
konuda tarihi bir karar verinceye, AB ülkeleri de Türkiye'nin katılımı
konusunda lehte ya da aleyhte bir karar alıncaya kadar uzun zaman
geçecek. Toplumların tarihinde zamanın geçmesi, bir savaşın çıkması
sonucu zamanın hızlandırılması kadar önemli bir unsur. Türkler
Karintiya eyaleti lehçesini anlayacak olsalardı, onlara bu lehçede
'bırakın zaman geçsin' diyebilirdik. Avrupalıların Türkiye'nin AB'ye
katılımı konusunda acele etmeleri pek olası değil. O zaman Türklere 'Karintiya
lehçesi öğrenin' demekten başka çare kalmıyor." (Günther Nenning,
06/04)
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian: "Türkiye, Katı Taktiklerin AB Müzakerelerini
Yoldan Çıkarabileceğine Dair Uyarıldı": "Türkiye, AB'ye katılım
müzakerelerinde güven telkin etmediği için, 40 yıllık Avrupa Birliği
hayalini tehlikeye attığı konusunda Brüksel tarafından açıkça uyarıldı.
Türkiye'nin destekçileri, Ankara'nın uyguladığı katı taktiklerden
rahatsızlık duyuyorlar. Bu taktikler AB içinde Türkiye karşıtlarının
ekmeğine yağ sürüyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
geçen hafta AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin 'sekteye uğradığı'
konusunda uyarıda bulunurken, Türkiye'ye duyulan kızgınlığı da
vurgulamış oldu. AB büyükelçilerinden biri ise, 'Müzakereler gerçekten
de iyi gitmiyor.' dedi. Bir başka üst düzey Brükselli yetkili ise,
'Üyelik müzakereleri on yıl değil, on yıllar alacak ve hatta o zaman
Türkiye bunu başaramayabilir de.' dedi. Yapılan bu uyarılarsa,
Türkiye'nin geçen yıl Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına, Türk deniz ve hava
sahasının açılmasına izin vermemesinden kaynaklanıyor. Kıbrıs, kendisi
de dahil olmak üzere 25 AB üyesi ülkenin Türkiye'yle ticaret
yapabilmesine izin veren 'Ankara Protokolü'nü imzalamasından sonra
Türkiye'nin AB üyeliğine onay vereceğini belirtti. Ankara şimdi de,
AB'nin Kıbrıs Türk kesimine uyguladığı ticaret ambargosunu kaldırması
gerektiğini savunuyor. Türkiye'nin katı tutumu uzun üyelik
müzakerelerinin istikrarını bozuyor. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, üyelik müzakerelerinin
sekteye uğrayabileceğinden endişe ediyor." (Nicholas Watt, David Gow,
06/04)
Reuter: "Mandelson: AB Yeni Üyelere Kapılarını
Kapatmamalı": "Avrupa Birliği Komisyonu'nun Ticaretten Sorumlu Üyesi
Peter Mandelson, Birliğin, yeni üyelere kapılarını kapatmaması
gerektiğini söyledi. Mandelson, Doğu Avrupa'da yeni bir serbest ticaret
alanı yaratılmasına yönelik görüşmelerin başlatıldığı Romanya'nın
başkenti Bükreş'te, iş adamlarına hitaben yaptığı konuşmada 'Genişleme
ihtimalinin giderek daha çok sorgulandığı bir dönemdeyiz.' dedi.
Mandelson bu sözleriyle Batı Avrupa'da genişlemeye yönelik bıkkınlıktan
ve AB adayı Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin 25 üyeli Birliğe
katılımına karşı artan hoşnutsuzluğa işaret etti." (06/04)
Reuter: "AB Komisyonu, Türkiye'deki Kürtlere Daha Geniş
Haklar Tanınması Çağrısında Bulundu": "Avrupa Birliği Komisyonu ve
Avrupa Parlamentosu üyeleri, Türkiye'ye, ülkedeki Kürtlere daha geniş
ekonomik ve kültürel haklar verilmesi çağrısında bulundu ve
Güneydoğu'da yaşanan şiddet olaylarından kaygı duyulduğunu ifade etti.
Sağlık İşlerinden Sorumlu AB Komisyonu Üyesi Markos Kipriyanu, Avrupa
Parlamentosu üyelerine hitaben yaptığı konuşmada, 'Komisyon şiddet
olaylarının ve terör saldırılarının artmasından kaygı duymaktadır.'
dedi. Komisyon adına söz alan Kipriyanu, PKK'nın, Birliğin terör
örgütleri listesinde bulunduğunu hatırlattı, ancak Türk Hükümeti'ne
Kürtlerin haklarını geliştirme taahhüdünü yerine getirme çağrısında
bulundu. Avrupa Parlamentosu sosyalist grup üyesi Emine Bozkurt İse,
'Kürtlerin haklarının korunması AB üyeliği için mutlak bir ön koşuldur.
Şayet şiddet son bulduysa tankların Güneydoğu Türkiye'deki kentlerin ve
köylerin sokaklarından çekilmelidir.' dedi." (06/04)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Finlandiya'dan Ankara'ya Sivri Teşvikler":
"Ankara'yı ziyaret etmekte olan Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen,
Türkiye'yi, AB'ye karşı Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ilişkin sorumluluklarını
yerine getirmeye davet etti. Aynı anda hem Dışişleri Dora Bakoyanni,
hem de Savunma Bakanı Meimarakis, Ege'de devamlı tahriklerinden dolayı
Türkiye'yi kınadılar. 1 Temmuz'da Avrupa Komisyonu başkanlık görevine
başlayacak olan Vanhanen, 'Türkiye'den Ek Protokolü onaylamasını
bekliyoruz. Katılım yolunda zorunlu bir adımdır.' dedi ve sert bir
dille şunları vurguladı: 'Türkiye'nin veya katılım adayı başka bir
ülkenin, AB'nin tüm kriterlerine uymadığı takdirde AB'ye
katılmayacağının unutulmaması gerekir. Bu sebeple de Kıbrıs sorununda
şayet ile ilerleme kaydedemeyiz.'" (06/04)
-
-
ESKİ SAYILAR