ANKARA, 11/04(BYE)--- Dış basında
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 10 Nisan 2006 tarihli haber
ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ALMANYA BASINI:
Bild Am Sonntag: "Türkiye'nin AB Üyeliği
Konusunda Önceden Karar Verilmemeli": "Kırmızı-Yeşil hükümetinin geçen
yıl Bulgaristan ve Romanya'nın AB'ye katılım anlaşmalarını
imzalamasından sonra, artık AB'de otomatik genişleme durdurulmalıdır.
AB'nin en büyük iki üyesi Fransa ve Almanya'nın yüksek sayıdaki
yabancıları entegre etmekte karşılaştıkları güçlükler bir hususu açıkça
ortaya koymuştur: Türkiye gibi yeni büyük ülkelerin alınması AB'nin
gücünü aşan bir yük teşkil edecektir. Almanya şu anda bile burada
yaşayan milyonlarca Türk'ün uyumunda zorlanıyor. Türk nüfusunun yüksek
olduğu Almanya ve diğer ülkeler, Türkiye'nin AB'ye entegrasyonuyla
nasıl başa çıkacak? Er ya da geç Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı
söz konusu olacaktır. Buna ilaveten, Türkiye'deki Kürt
huzursuzluklarıyla ilgili haberler ve fotoğraflar, bu ülkenin hala
barışçı bir hukuk bölgesi olmanın çok uzağında bulunduğunu gösteriyor.
CSU, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın partisinin Avrupa Halk Partisi'ne (EVP)
üyeliğine açıkça karşı çıkacaktır. Böyle bir üyelik, AB'ye erken bir
katılım gibi algılanacağı için yanlış bir sinyal oluşturacaktır.
Türkiye'yle dostluğa evet. Ancak Türk hükümet partisi AKP'nin EVP'ye
üyeliğine hayır. 'Ve, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine de hayır.'" (Bavyera
Başbakanı ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı
Edmund Stoiber, 09/04)
Junge Welt: "CDU Brandenburg Teşkilatından
Türkiye'ye Sert Tavır": "CDU Brandenburg teşkilatı, Türkiye'nin AB'ye
tam üyeliği konusundaki retçi tavrını bir kez daha güçlendirdi.
Brandenburg Eyaleti CDU Genel Sekreteri Sven Petke, Potsdam'da, eyalet
başkanlığının Türk iktidar partisi AKP'nin Avrupa Halk Partisi'ne (EVP)
dahil edilmesine karşı olduğunu açıkladı. Petke, EVP'nin, Avrupa'nın
Hıristiyan demokrat ve muhafazakar partilerinin bir birleşimi olduğunu
belirtti. AKP ise, İslami eğilimi nedeniyle EVP'nin ilkelerine ters
düşüyor. Ayrıca AKP tarafından, EVP'nin Türkiye'nin tam üyeliğiyle
ilgili tutumunun engellenmeye çalışılması da muhtemel." (DDP/JW
kaynaklı, 10/04)
AVUSTURYA BASINI:
Profil: "Hatalı Başlangıç": "Türkiye'nin AB
müzakereleri daha tam başlamadan durdu. Avrupalılar görüş birliğine
varamıyor. Türkiye'de ise direniş başladı. Brüksel'deki AB
Komisyonu'nun toplantı salonunda geçen hafta, 80 Türk ve 40 Hırvat
görevli kendilerine Avrupa çevre hükümlerinin inceliklerini anlatan
konuşmacıyı dinledi. Ziyaretçilere bir hafta boyunca bilgi verildi,
sonra bir dizi ev ödeviyle geri gönderildiler. Birkaç haftaya kadar
AB'nin başkentine yeniden gelecekler ve Avrupalı yetkililere Türkiye
ile Hırvatistan'ın çevre konusundaki yasalarını anlatacaklar, tabii o
zamana kadar bu ziyaret hala yapılmaya değer olursa. Avrupa Birliği
geçen yılın 3 Ekim tarihinde Avusturya'nın Türkiye konusunda uzun
direnişinin ardından, Türkiye ve Hırvatistan ile giriş müzakerelerine
başlama kararı aldı. O tarihten bu yana karşılıklı yoklama, yani
'tarama' sürecinden ileriye gidilemedi. Daha şimdiden Avrupa tarafında
ilk sorunlar ve ihtilaflar çıkmaya başladı. (…) Şimdiye kadar Türkiye
ile tek bir müzakere faslı bile gerçekten açılmadı. Her şey bürokrat
dilinde yazılmış bir sayfalık bir belgede, bir kağıt parçasında tıkanıp
kalıyor. Bu mektup, Türk Hükümetine hitaben yazılmış ve ondan eğitim
konusundaki müzakere faslına ilişkin pozisyonunu AB'ye bildirmesini
istiyor. Ancak bu yazı henüz gönderilmedi, çünkü AB ülkeleri arasında
bir dizi formül konusunda amansız bir tartışma çıktı. Bu ihtilaf,
Türkiye ile müzakerelerin ne kadar zor olacağı ve AB içinde sık sık
hangi cephelerin oluşacağı konusunda bir fikir veriyor. Şu sıralar
somut olarak, azınlık hakları ve din özgürlüğü konularının
gerektiğinde eğitim faslı çerçevesinde, örneğin azınlıklara ana
dillerinde ders verilmesi gibi, görüşülüp görüşülemeyeceği tartışılıyor.
Özellikle Türkiye'ye şüpheyle bakan Kıbrıs ve Yunanistan tarafından da
desteklenen Fransa ve diğer bazı ülkeler bu görüşü destekliyor.
Bunların karşısında ise AB genişlemesinden yana olan ülkeler yer
alıyor: İngiltere, Polonya, İspanya, İsveç, AB Komisyonu ve birkaç ülke
daha, insan haklarının ilk fasıllarda görüşülmesine karşı. Aslında
Türkiye'ye şüpheli bakanlar safında olan Avusturya ise, AB Dönem
Başkanı olduğu için, zorunlu olarak tarafsız arabulucu rolünü
üstleniyor. Türkiye'nin AB'ye üye olmadan önce, Kürtlere azınlık
hakları, Rum Ortodoks kilisesine de dini özgürlük tanıması gerektiği
tartışma götürmeyen bir gerçek. Ancak bu konuların bu kadar erken
gündeme getirilmesi Brüksel'de şaşkınlık uyandırıyor. (…)" (Sebastian
Heinzel, 10/04)
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros: "Erdoğan'ın Stratejik Öneme Sahip
Kararları": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde,
ülkenin AB karşısındaki yükümlülükleriyle Kıbrıslı Türklerin sözde
'izolasyonunun' kaldırılmasının ilişkilendirilmesini birçok kez gündeme
getirdi. Türkiye, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasını
garantilediği zaman, AB'nin 25 üye devleti karşısında yükümlülük altına
girdiği için adım atmaya isteksiz görünmektedir. Türkiye Başbakanı,
yalnızca Ankara'nın sabit taktiğini, mümkün olduğunca çok şey koparmak
için taleplerini azami seviyede tutuyor. Bilmesi gerekiyor ki, bu
uygulama ve mantık AB'ye yabancıdır. Türkiye'nin bu taktiği, Kıbrıs
sorununda karlı çıkmasını sağladı. Türkiye'nin kendini ciddi gelişmeler
içinde bulacağı açıktır. Ekime kadar yani AB'nin 25'leri tarafından
değerlendirmenin yapılacağı zamana kadar alınacak kararlar, stratejik
öneme sahip olarak değerlendiriliyor. Bu yüzden AB, Türkiye ile
ilişkilerinde bir krizin patlak vermesi olasılığı için endişeleniyor."
(10/04)
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos: "Muhtemel AB-Türkiye Fikir
Ayrılığına İlişkin Rahatsızlık": "Türkiye'nin katılım yönelimi,
Yunanistan ve Kıbrıs hükümetleri için stratejik arzudur, çünkü
alternatif bir senaryo yok; 'trenin' hedefine varmadığı durumda,
Türkiye- Yunanistan ve Türkiye-Kıbrıs ilişkileri için başka bir
olasılık araştırılmadı. Bu sebepten dolayı, Dışişleri Bakanı
Bakoyani'nin Kıbrıs liderliğiyle geçen hafta gerçekleştirdiği
görüşmeler büyük ölçüde, sonbaharda AB-Türkiye ilişkilerinde ortaya
çıkacak ciddi kriz ihtimaline odaklandı. AB, ekim ayında, 3 Ekim 2005
tarihinde başlayan katılım müzakerelerinden bugüne kadar Türkiye'nin
gerçekleştirdiği, şu ana kadar mevcut olmayan, ilerlemeyi
değerlendirecek. Hatta AB özellikle, TBMM'de onaylanmamış olan, Gümrük
Birliği Protokolü'nün uygulanması konusunu değerlendirecek. Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Türk liman ve hava alanlarının Kıbrıs gemi ve
uçaklarına açılmasını reddettiğini yaklaşık her hafta hatırlatıyor.
Yunan ve Kıbrıs diplomasisi için, Türkiye ile problemlerin Avrupa
çerçevesinde çözümünden başka yol yok. Başka yol araştırılmadı, başka
yol olduğu inancı olmadı ve üst düzey bir diplomatik kaynağın
vurguladığı gibi genel görüş, Türkiye AB yönelimini terk ettiği
takdirde 'Yunanistan'ın İsrail olması gerektiği'dir. AB içinde tam
katılım yerine, Türkiye ile imtiyazlı bir ilişki fikrinin
şekillenmesinin devamlı zemin kazanmasına ilişkin Atina ve Lefkoşa'nın
rahatsızlığı, bu bakış açısından ifade ediliyor. Bu fikri Fransa ve
Avusturya güçlü olarak destekliyor, oldukça fazla başka üye-devletler
de düşünüyor ve müteakip dönemde ağzı aranacak olan Almanya'nın tutumu
da özellikle ağırlıklı olacak." (Angeliki Spanu, 09/04)
-
-
ESKİ SAYILAR