12.04.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 12/04(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 11 Nisan 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            Washington Times: "Köprüler Kurmak": "İnsan kimi zaman,  Türkiye'ye, 'Doğu ile Batı arasındaki köprü' denildiğinde  bunun tam olarak ne anlama geldiğini merak edebilir.  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasını istemeyen Batılılar,  bu ülkenin, Batı kültürüyle uyumlu olmadığını söylüyorlar.  Öte yandan Araplar da Türklerin gerçek Müslüman olmadıklarını,  zira ülkenin kurucusu Kemal Atatürk'ün hilafeti kaldırdığını,  alfabeyi değiştirdiğini ve en önemlisi de ülkeye laik bir  demokrasi yerleştirdiğini ifade ediyorlar. Bazen bu köprü,  Batı ile Doğu arasındaki anlayışı ifade ediyor. Bazen de  medeniyetler çatışmasının ortasındaki umudu. Ancak Jennifer  Eaton Gökmen bu durumu şöyle açıklıyor: Özellikle de Irak'ta  savaş sürerken ve ülke AB'ye katılım müzakerelerine başlamışken Türkiye'nin gerçek kimliğini ortaya koymak önemli. Gökmen'in  editör yardımcılığını üstlendiği ve en az bir yıl Türkiye'de  yaşayan yabancı kadınların gözüyle günlük Türk yaşamını  anlatan 'Yabancılar Hareminden Öyküler' kitabında da detaylı  bir şekilde anlatıldığı gibi, köprü görevini gerçekleştirmek  için emsalsiz bir zaman. Dört kıta üzerinde yedi ülkeden  gelen 29 kadın tarafından yazılan kitap, bizi Türkiye üzerinde  düşünmeye sevkediyor. Bu kadınlardan ancak birkaç tanesi hala   Türkiye'de yaşıyor, ancak sadece bugünün değil geleceğin   Türkiyesi ile de bağ kurmuş gibi görünüyorlar. (...)"  (Tülin Daloğlu, 11/04)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Handelsblatt: "Çarpışma Tehlikesi": "İntihar eylemcileri  Türkiye'nin Karadeniz kıyısındaki bir kente saldırı düzenliyorlar,  militan Kürtler güneydoğu kentlerinde isyan çıkarıyorlar, PKK  teröristleri ekonomi metropolü İstanbul ve turizmin kalesi  Antalya'da bomba patlatıyorlar. Türkiye'de kriz havası hakim.  Bu nedenle ülkenin AB adaylığının şimdi ön plana çıkarılması  gerekiyor. 'Screening' (Birlik müktesebatının analitik olarak  incelenmesi) olarak adlandırılan tarama sürecinin ardından  yazın ilk aylarında ilk müzakere başlıkları üzerine görüşmelere   başlanabilecek. Ancak daha şimdiden, Türkiye'nin henüz tam  anlamıyla hız kazanamamış olan Avrupa ekspresinin yakında  kullanım dışı kalacağı yönündeki emareler artış gösteriyor.  Yeniden alevlenen Kürt ihtilafı AB adaylığının üzerine karanlık   gölgeler düşürüyor. AB Komisyonu, sayıları 12 milyonu aşan   Kürdün kültürel hakları konusunda uyarılarda bulunuyor. Brüksel  de, aralarında çocukların da bulunduğu 16 kişinin hayatını  kaybettiği kanlı olayların araştırılmasını talep ediyor. İhtilaf  bu nedenlerden dolayı sürekli Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  olanları güçlendiriyor. Bu bağlamda Kürt azınlık hakları yakın  bir zamanda katılım müzakerelerine hakim olabilir. Aynı durum,  müzakere takviminin en başında yer alan 'Bilim ve Araştırma'  başlığı için de geçerli. 'Demokles'in kılıcı' çözüme kavuşmayan  Kıbrıs sorunu nedeniyle zaten Türkiye'nin adaylığı üzerinde  sallanıyor. Bu sorun, Türkiye ile yapılacak müzakereleri henüz  bu yıl içerisinde başarısızlığa uğratabilme tehdidi altına sokan   bir engel. (...) Başbakan Erdoğan, Brüksel ile ilişkileri  kopararak seçim kampanyasında artı puan bile kazanabilir. Bu  durumda Türkiye'nin milli çıkarlarını ödün vermeden savunan bir   savaşçı olarak ortaya çıkabilir. Ülkede AB'ye duyulan hayranlık  zaten azalış gösteriyor. Geçen yıl Türkiye'nin AB'ye girmesini  isteyen Türklerin oranı yüzde 72 iken, bu oran bugün yüzde 58  seviyesinde. Erdoğan izlediği çatışma rotasıyla riskli bir  oyuna giriyor. Türk milliyetçileri ona alkış tutacaklardır, fakat AB perspektifine güvenen yatırımcılar kesinlikle değil.  Yatırımcılar şunu biliyorlar: Katılım treni bir kere durursa,  Türkiye'de AB'ye karşı büyüyen şüphecilik nedeniyle ışığın  yeniden yeşile dönüp dönmeyeceği kuşkulu." (Gerd Höhler, 11/04)

 

            Frankfurter Rundschau: "Tanrı ve Avrupa Birliği": "AB  içinde sayıları yok denilecek kadar az olan farklı bir dine  sahip bir azınlık grubunun, büyük ölçüde inançsız olan  Avrupa'ya hakim olmasına karşı duyulan endişe, aynı zamanda  Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı takınılan tavrı da  belirlemektedir. Yaşanan karikatür tartışması, Avrupa'nın,  kendisi anlamsızlık sınırına ulaştığı için başka medeniyetlerin   anlamlı bulduğu değerleri hakkında konuşabilme yeteneğini  kaybettiğini göstermiştir. Bu çıkmaz yoldan çıkmak için siyasi  ve entelektüel bir strateji kullanılabilir. İlk yapılması  gereken siyasi çözüm, Türkiye'nin hızlandırılmış bir şekilde  AB'ye alınması olabilir. Zira Türkiye'nin, tabii ki bir AB  üyeliği için gerekli olan tüm anayasal kıstasları yerine  getirmesi şartıyla, AB'ye dahil edilmesi Türklere ve diğer  İslam ülkelerine, AB içindeki din özgürlüğü anlayışının  sadece Hristiyanlıktaki Tanrı anlayışıyla sınırlı olmayıp  tüm algılayış şekillerini kapsadığını göstermiş olacaktır.  AB bu şekilde, farklı medeniyetlere açık olduğunu  ispatlayabilir. Zira şu anda ABD'nin tersine bu yönü eksik.   Türkiye'yi AB üyesi yapmakla Avrupa Birliği, ayrıca dini   çeşitliliğe ilişkin tutumunu aydınlığa kavuşturmasına ve   anlamsız ideolojilere saplanmaktan kaçınmasına yardımcı   olabilir." (Manfred Hennangsen, 11/04)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Profil: "Eski İhtilaflar Yeniden Ortaya Çıkıyor":

 

            "SORU: AB ile Türkiye arasındaki görüşmeler daha tam   anlamıyla başlamadan durdu. Türkiye'de bu nasıl karşılanıyor?

 

            KNAUS: Burada öncelikle de Bavyera Başbakanı Edmund   Stoiber ile Fransız politikacıların söyledikleri dikkati  çekiyor. Türkiye'nin bütün üyelik kriterlerini yerine   getirmesi halinde bile üye olmaması gerektiği söylenmişti.  Bu Türkiye'de güvensizliğe yol açıyor ve AB'nin müzakereleri   ciddiye almadığı duygusunu güçlendiriyor.

           

            SORU: Türkler katılıma en çok karşı olan Avusturyalılar   hakkında ne düşünüyor?

 

            KNAUS: Avusturyalılar geçen ekim ayında tek başına   Türkiye ile müzakerelere başlanmasını geciktirdiğinde,   Türkler önce buna çok şaşırdılar. AB'de Avusturya veya   Kıbrıs gibi küçük bir ülkenin her şeyi bloke edebilmesini  beklemiyorlardı. Öte yandan Dönem Başkanı Avusturya'nın   'kültürler ve dinler arası diyalog' konusunda konuşmak  üzere Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü Salzburg'taki  'Sound of Europe' toplantısına davet etmesi çok olumlu   karşılandı. Eğer müzakerelere şimdi gerçekten başlanırsa,   aradaki soğukluk kaybolacaktır. Buradakiler asıl Fransa ve  Kıbrıs konusunda endişeleniyor.

           

            SORU: AB, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum mallarına  açmasını istiyor, Türkler ise Kuzey Kıbrıs'a konulan ekonomik  ambargonun kaldırılması konusunda ısrar ediyor. Bu sanki basit  bir pazarlıkmış gibi görünüyor.

 

            KNAUS: Burada söz konusu olan sembolik bir politika.   Türkler şimdiye kadar verdikleri tavizlerin ve Annan planının  2004'te Kıbrıs Türkleri tarafından kabulünün ödüllendirilmediği,  Kıbrıs'ın şimdi Türk azınlığa taviz vermeden adanın yeniden  birleşmesi konusunda AB'yi kullandığı hissine kapılıyor. Bu  Türkiye'deki hiçbir siyasi tarafın benimsemediği bir görüş.  Önce AB'den bir hareket bekleniyor.

 

            SORU: AB'ye katılımdan yana olan Türklerin oranı son  zamanlarda bu yüzden mi bu kadar düştü?

 

            KNAUS: Türkiye'de AB'yi hedef olarak görenlerin oranının  düşmesinden çok, katılımın günün birinde gerçekleşeceğine  inanmayanların sayısında artış oldu. Türkiye'nin modern ve  açık fikirli bir Avrupa devleti olarak yeniden keşfedilmesi,  AB perspektifinin inanılırlığına sıkı sıkıya bağlı. Avrupa  hedefiyle, dindar Müslümanlar olsun, Kürtler olsun, yahut  İstanbul ve Ankara'daki laik elit tabaka olsun herkes kendini  özdeşleştirebiliyor. Bu hedef ortadan kalkınca, Türk  toplumundaki eski ihtilaflar yeniden ortaya çıkıyor."  (İstanbul'daki "European Stability Inıtiative"nin Başkanı  Gerald Knaus ile yapılan mülakat, 11/04-haftalık)

 

            Kurier: "Türkiye'nin Birlik Yolundaki Trafik Lambaları  Bir Yanıp Bir Sönüyor": "Ankara'da düş kırıklığı hissediliyor.  AB önce uzun bir çekişmenin ardından giriş müzakerelerine  başlama işareti verdi, sonra daha ilk görüşmeler başlamadan  yeni engeller çıkarmaya başladı. Bu gecikmeler göz önünde  bulundurulacak olursa, yılın ilk yarısında Türkiye ile ilk  toplantının yapılıp yapılmayacağı şüpheli. Tartışmayı, müzakere fasıllarının her birinde Türkiye'nin temel değerlere uyup  uymadığının gözden geçirilmesini isteyen Fransa liderliğindeki  bazı AB ülkeleri başlattı. Örneğin azınlıkların -Kürtlerin-  ders kitaplarında yer alması ya da kadınlara eğitim alanında  eşit şartlar tanınması gibi. Ankara buna benzer bağlantıları  reddediyor. AB kendi içinde de görüş birliğine varmış değil.  Dönem Başkanı Avusturya bu yüzden oldukça zorluk çekiyor.  İngiltere, İspanya ve Finlandiya bu girişimi geri çevirdi. Bir  diplomat, 'Daha eğitim faslında Türkiye'deki siyasi değerler  konusunda tartışmaya başlarsak, bunu 35 faslın hepsinde yapmak zorundayız' diyor ve o zaman da Ankara ile görüşmelerin 'yıllar   değil, on yıllar' boyu süreceğini belirtiyor. Brüksel'deki  başka bir müzakereci ise Fransa ve Avusturya'da yapılacak olan  seçimlerin gecikmeye sebep olduğunu belirtiyor. Viyana ise  Türkiye'nin katılımı konusunda ısrar eden Londra, Helsinki ve  Madrid hükümetlerini Ankara'nın AB yolundaki trafik lambalarının  bir yanıp bir sönmesinden sorumlu tutuyor."   (Andreas Shnauder, 11/04)

 

 

 

 

 

 
ESKİ SAYILAR