18.04.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 18/04(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 17 Nisan 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            İSPANYA BASINI:

 

            El Pais: "AB-Türkiye Müzakereleri Dört Ülke Tarafından Bloke Ediliyor": "Türkiye ve Hırvatistan'ın AB'ye katılım müzakereleri, bazı üye devletlerin şimdiki safhada öngörülmeyen siyasi kriterler hakkındaki tartışmayı görüşmelere dahil etme niyetleri yüzünden bloke edilmiş bulunuyor. Türkiye olayında kriz, büyükelçiler toplantısında; kadınların eğitim hakkının küçümsenmesi, kültürel farklılık, eğitimdeki eşitsizlik gibi öngörülmeyen belirli siyasi konuların, Fransa, Danimarka, Yunanistan ve Kıbrıs tarafından dahil edilmesi çabaları yüzünden yaşandı. AB'yle ilişkiler, geniş özerklik talebiyle Türkiyeli Kürt halkın protestolarının tırmanmasından etkilenmiş görünüyor. Bu ülkelerin girişimi, Eğitim ve Kültür ile ilgili diğer siyasi konuların bu metinde yeniden kaleme alınabileceğinin belirtildiği bir yazıyı sunan Avusturya Dönem Başkanlığı tarafından da destek gördü. Başkanlığın teklifi, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Polonya, Litvanya, Estonya, Belçika ve İsveç gibi diğer üye devletlerce hemen reddedildi. Bu ülkeler, siyasi kriterlerin, katılımın son aşamasında yerine getirilmesi ve müzakerelerin düzenlendiği 35 bölümden her birindeki temel tartışmaların özünü oluşturmaması gerektiğini düşünüyor. Siyasi konular, müzakerelerin giderek ilerlediği ve Türkiye'nin yasama kanununu benimsemesi için daha fazla zamana ihtiyacı olduğu bir dönemde tartışılacak olan özellikle Adalet ve Temel Haklara ayrılan diğer bölümde öngörülüyor. Fransa ve şimdi siyasi sorunları tartışmakta ısrar eden ülkeler, Türkiye'nin AB'ye katılımına hiçbir zaman sempatiyle bakmadı. Avrupa'nın genişlemesini ve özellikle Türkiye'nin muhtemel girişini, geçen mayıs ayındaki Anayasa oylamasına verilen retten sorumlu tutuyor. Az çok gizli olan niyet, Türk Hükümeti'nin havlu atıp engeller kümesi karşısında arzularından vazgeçmesini sağlamak. Bununla birlikte Komisyon, açıkça Türkiye'nin girişinden yana." (Andreu Misse, 17/04)

 

            ÖZBEKİSTAN BASINI:

           

            Mahiyet: "Avrupa Birliği... Genişleme Şüphe Altında": "Avrupa Birliği genişlemeye devam edecek mi? Bu konu üzerinde tartışmalar artarak devam ediyor. Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan'ın AB'ye gireceği belli. Ancak Avrupa Birliği'nin kapısında Batı Balkan ülkeleri, Türkiye ve Ukrayna da var. Birçok Avrupa Parlamentosu milletvekili ve politikacı Avrupa Birliği'nin, sınırları ve ekonomik göstergelerini belirlemesi gerektiğini gündeme taşıyor. Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, Avrupa Birliği üyeliği yerine daha çok imtiyazlı ortaklık kavramı üzerinde odaklanılması gerektiğini vurguluyor. İmtiyazlı ortaklık kavramı uzun zamandan beri Alman Hıristiyan Demokratları tarafından ileri sürülmektedir. Almanya Başbakanı Angela Merkel, söz konusu kavramın Türkiye ile Balkan ülkeleri (Sırbistan, Makedonya, Bosna-Hersek ve Arnavutluk) için alternatif bir üyelik olduğunu belirtiyor. Almanya, entegrasyonun hızlandırılması gerektiğini ileri süren ülkeler arasında yer alıyor. Müslüman bir ülke olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği öncesindeki korku, Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumları hissedilir bir şekilde etkiledi. Referandumun yapıldığı ülke halkları, Avrupa Birliği Anayasası'nı desteklemedi." (Schtefan Gudetz, 14/04)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia: "Türk-Yunan İlişkilerinde Göstermelik Gerçeğin İşlenmesi": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in 'Türkiye-AB ilişkilerinde siyasi bir gerilim dönemiyle karşı karşıya kalma ihtimali var' cümlesi panik yaratmış bulunuyor. Ne az ne de çok, Türk-Yunan yakınlaşmasının temelden değişeceği düşünülüyor. Demek ki, Türkiye'nin katılım yönelimi vasıtasıyla ikili problemlerin çözümü ve Kıbrıs sorununun karşılanmasına imkan yok. Böylece, Atina'nın çıkmaz politikası, ister istemez Ege ve Kıbrıs'ta gerginliğe yol açıyor. Bütün bunlar, komşu ülkenin AB değer ve örneklerine uyumunu nerdeyse imkansız kılan, Kürt sorununun yeniden alevlenmesi ve ordunun rolünün Erdoğan hükümeti aleyhine güçlenmesiyle, Türkiye'de güç dengelerinin değişmesi sebebiyle oluyor. Ancak AB Komiserinin cümlesinin tamamı, 'Komisyonun, yıl sonunda vagonların raydan çıkmasının önlenmesi için çalıştığını' da ifade ediyor. Diğer bir deyişle, 3 Ekim uzlaşmasının öngördüğü gibi, yıl içinde Gümrük Birliği Protokolü'nün tam uygulanmasıyla Kıbrıs'ın Türkiye tarafından dolaylı olarak tanınması konusunu da içeren müzakerelerin yapıldığını açıklığa kavuşturuyor. (...) Maalesef, göstermelik bir gerçeği koruyan fobiler ve ısrarlar, sadece Lefkoşa için değil, Atina için de dezavantajdır. Türkiye'nin AB yöneliminin raydan çıkması ihtimalinin yarattığı panik, bu gerçeği doğruluyor. Aynı zamanda iki tarafın da müzakere imkanlarını zorlaştırıyor. Çünkü, hem Ankara'nın temel sert müzakere taktiğini hem de Türkiye'de dengelerin askerler lehine değişmesinden dolayı oluşacak sonuçları anlamaktaki güçlüğü ortaya çıkarıyor." (Mihalis Moronis, 17/04)

 

            Ta Nea: "Kıbrıs Sorununda Bu Fırsatın Kaçırılmaması Gerekir":

 

            "(...)

 

            SORU: Ekim ayında, AB Komisyonu herhalde Ankara'nın ön koşullara sahip olmadığı kararına varacak. Ne yapacaksınız? Katılım yönelimini durduracak mısınız?

 

            BAKOYANNI: Ön görüşlerde bulunmak için henüz erken. Türkiye'nin AB beklentisini karşıladığı yöntem hususunda tezatlı davranışlar var. Türkiye'nin AB geleceği, kendi ellerinde bulunuyor. Türkiye karşısındaki politikamız belli: Avrupai, siyasal ve toplumsal olgun ve ekonomik bakımdan gelişmiş bir Türkiye arzu ediyoruz. Türkiye'nin AB beklentisi lehine dostça bir politika izliyoruz, ancak AB'ye katılmayı arzu eden herkes için geçerli olan kural ve prensiplerden 'indirim' yapmaya niyetimiz yok." (Panagis Galiatsatos imzasıyla Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yapılan mülakat, 17/04)

 

 

 

 
ESKİ SAYILAR