ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung: "AB Türkiye ile Diyaloga Başlıyor": "AB
içerisinde üyelik görüşmelerinin yapılış şekli konusunda varlığını
sürdüren uzlaşmazlığa rağmen Ankara, somut müzakerelerin yaz tatili
öncesinde başlatılmasını bekleyebilir. Bu tarihe kadar herhangi bir
üye ülkeden itiraz yapılmaması durumunda, AB Dışişleri Bakanları 12
Haziran tarihinde en azından 'Araştırma ve Geliştirme' faslının
müzakerelerine başlanmasını karar bağlayacaklar. Bu, sayısı 30'u
geçen ve müzakereleri teşkil eden fasıllar arasında en az sorunlu
olanı olarak kabul ediliyor. AB bütün müzakerelerin on yıl devam
edeceğini hesaplıyor. Gerçi 'Araştırma ve Geliştirme' faslının
serbest bırakılması uzun zamandır beklenen müzakerelerin başlaması
anlamına geliyor, fakat diğer fasılların açılmasını engelleyen
ihtilafı ortadan kaldırmıyor. Bu ihtilafta, hukuk devleti olmak,
özgürlükler, eşit haklara sahip olmak ve azınlıkların korunması gibi
'Kopenhag Kriterleri'nin', Fransa'nın başını çektiği bazı ülkelerin
talep ettiği gibi, bütün fasıllarda otomatikman denetlenip
denetlenmemesi söz konusu. Diğer bir olasılık ise bu kriterlerin,
tıpkı önceki katılım müzakerelerinde olduğu gibi yalnızca somut bir
ihtilaf yaşanması durumunda müzakere edilmesi. Burada azınlık hakları
bir örnek teşkil ediyor. Bu ihtilaf çözüme kavuşturulmadığı sürece
herhangi başka bir müzakere fasılı açılmayacak, zira bu durumda AB
içerisinde bir uzlaşıya ihtiyaç duyulacak." (Martin Winter, 31/05)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Merkel, Türkiye Politikasını
Savunuyor": "Şansölye, izlediği Türkiye politikasına, partisi
saflarından yöneltilen eleştirileri geri çevirerek, geçen hafta
Almanya ziyareti sırasında Türkiye Başbakanı Erdoğan'a CDU Genel
Başkanı olarak, 'Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesinden yana
olduğunu', ancak Şansölye olarak, 'mevcut anlaşmalara uyacağını' açık
ve net bir şekilde izah ettiğini söyledi. Merkel, Kassel'de
gerçekleştirilen bir bölgesel konferansta yaptığı konuşmada, 'Katılım
müzakereleri bu nedenle devam ettirilecektir.' dedi. Çok sayıda CDU
üyesi, Merkel'in şimdi kullandığı sözlerin Federal Parlamento
seçimleri öncesi söylediklerinden farklı olduğunu belirtti.
Müzakerelerin sonunda yalnızca Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni
yerine getirmiş olup olmamasına değil, aynı zamanda AB'nin böylesine
büyük bir ülkeyi üye kabul edecek güçte olup olmayacağına da
bakılacağını söyleyen Merkel, 'Bu soruya evet cevabı verilemeyeceği
görüşündeyim.' dedi." (Majid Satar, 31/05)
AVUSTURYA BASINI:
Der
Standard: "Plassnik: Türkiye ile Müzakerlere Yakın Bir Zamanda
Başlanması İhtimal Dahilinde": "AB Dönem Başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye ile somut müzakerelerin
yakında başlamasını ihtimal dahilinde görüyor. Dışişleri Bakanı, AB
Dışişleri Bakanları toplantısında, 'İlk başlığı yakında görüşmeye
açacağımız konusunda iyimserim.' şeklinde konuştu. Son olarak, AB
parlamenterleri bunun için 12 Haziran'daki Dışişleri Bakanları
toplantısını tarih olarak telaffuz etmişti. Plassnik, 12 Haziran
tarihinde Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya
geleceğini duyurdu. Türkiye'deki siyasi reformlar konusundaki güncel
sorunlarla ilgili sorular üzerine Plassnik, AB'nin, Türkiye'yi Avrupa
standartlarına ve değerlerine ulaşma yolunda yaşanan problemleri
bertaraf etmek için destekleyeceğinin altını çizdi. Dışişleri Bakanı,
'Bu, ortaklığı ilerletmek için sarfettiğimiz çaba konusundaki
cesaretin kırılması anlamına gelmemelidir.' dedi." (30/05)
İNGİLTERE BASINI:
The
Financial Tımes: "Rusya'ya İkiyüzlü Bir Yaklaşım": "Eğer bir
Avrupalıysanız, Rusya hakkında yapabileceğiniz ve söyleyebileceğiniz
pek çok şey olabilir ama yapamayacağınız tek şey Rusya'ya
aldırmamaktır. ABD'nin Rusya'ya yönelik politikasının mevcut
çizgilerde devam etmesi halinde bu, önümüzdeki yıllarda Batı'yla olan
ilişkileri bozacak bir krizle sonuçlanabilir. (…) Avrupa'nın Rusya'ya
yönelik politikasını oluştururken karşı karşıya kaldığı temel
sorunlardan biri kavramsal. Avrupa'nın tutumları, Rusya'nın
genellikle AB üyesi ülkeler tarafından izlenen ulusal ve
uluslararası davranış kurallarını kabul etmesi gerektiği düşüncesine
dayanıyor. Rusya sık sık bu kuralları izlemekten uzak olduğundan,
sert bir Avrupa yaklaşımı haklı görünüyor. Avrupa'nın komşularına
yönelik bu yaklaşımı, Türkiye örneğinde görüldüğü gibi oldukça
başarılı. Ancak Avrupa, Türkiye'nin son yıllardaki yılankavi
ilerlemesi konusunda Rusya'ya gösterdiğinden çok daha fazla sabır ve
nezaket gösterdi. Söz konusu Rusya olunca, Avrupa'nın yaklaşımı iki
aşikar kusurdan muzdarip. Birincisi, Türkiye'den farklı olarak
Rusya'ya, AB kurallarına uyması karşılığında herhangi bir AB üyeliği
ihtimali sunulmuyor. Yine Türkiye'den farklı olarak Rusya'nın NATO
üyesi olması da mümkün değil. Dolayısıyla güvenlik alanında
Rusya'dan, karşılığında ciddi bir Batı yardımı olmaksızın büyük
tavizlerde bulunması isteniyor. İkincisi, bugün AB modelinin
dünyadaki tek model olmaması." (Anatol Lieven, 31/05)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi:
"Türkiye'ye Çok Yönlü ABD Koruması": "Türk gazetesi Cumhuriyet, haklı
bir şekilde, 'Bryza'dan Çok Yönlü Destek' şeklindeki gösterişli bir
başlık altında ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı'nın
demecini sunuyor. ABD üst düzey yetkilisi, demecinde AB ve Kıbrıs
Cumhuriyeti karşısında üstlendiği yükümlülükleri hayata geçirmeyi
reddine ilişkin olarak Türkiye'ye bir kez daha tam destek veriyor.
ABD'nin tek endişesi, Türkiye'nin Avrupa sürecinin tökezlemeden nasıl
ilerleyeceği üzerine odaklanmaktadır. ABD, Türkiye'nin imzasına saygı
duyup duymaması ve üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirip
getirmemesiyle hiç ilgilenmiyor. Türkiye, oyunlarla ve
yükümlülüklerini uygulamamakla AB'ye üye olamaz ve düzenli bir
üyelik sürecine de sahip olamaz. Türkiye'nin çıkarları, AB ve Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerinin ifasını gerektiriyor. ABD, Ankara'yı
Avrupalılaşması ve Kıbrıs sorununun çözümüne katkı yapması
konularında ikna etmeye çalışması halinde, Türkiye, Kıbrıs ve AB için
gerçekten faydalı olacaktır." (Kostakis Konstantinu, 31/05)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia:
"Kıbrıs Sorunu mu Kabahatli?": "Atina Kıbrıs sorunundan
kurtulduğunda, Türkiye ile ilgili sorunların biteceği görüşü
yıllardan beri işlenen bir mittir. Önemli gelişmeler öncesi daha
şiddetli şekilde tekrar gündeme geliyor. Şimdi Türkiye'nin Avrupa
sürecinin değerlendirmesinde geldiği gibi. AB-Türkiye ilişkileri
için AB içinde hiçbir baskıya dayanamayan Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nın
ve Lefkoşa'nın, bu kez nasıl davranacağına ilişkin bazılarının
heyecanlarının, geçmişte olduğu gibi bugün de farkına varılıyor.
1974'ten bugüne kadar Lefkoşa, önemli konularda Atina ile birlikte
karar vermektedir. Asıl konu ise, bu kez iki hükümetin ne
yapacağıdır. Türkiye'nin üyelik sürecini kayıtsız şartsız
desteklemeye devam mı edecekler yoksa en azını mı isteyecekler,
başka bir ifadeyle, yükümlülüklerini uygulamasını mı isteyecekler?
Atina ve Lefkoşa, saldırgan bir komşuyu yatıştırma çabasıyla, varını
yoğunu Türkiye'nin AB sürecine yatırdı. Ancak bu politikanın
idaresi, korkarak ve savunarak yapılırsa sonuçsuz kalacaktır." (Kostas
Venizelos, 31/05)