05.06.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 05/06(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 2-4 Haziran 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:  

            Amerika'nın Sesi Radyosu: "Brüksel'de Yapılacak AB  Zirvesi Sonuç Bildirisinin Genel Hatları Belirginleşmeye  Başladı": "AB devlet ve hükümet başkanlarını bir araya  getirecek olan 15-16 Haziran'daki zirvenin sonuç bildirisinde,  Türkiye'ye üç paragrafta değinilmesi öngörülüyor. Bu iki  paragrafın ikisi uyarı biri ise memnuniyet beyanı niteliğinde.  İlk uyarı alanına baktığımızda ise Türkiye'nin liman ve  havaalanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara açmasını talep   eden ek protokolle karşılaşıyoruz. İlgili paragrafta,   müzakerelerin gidişatını aday ülkelerin performanslarının   belirleyeceğini ve üyelik müzakerelerinin müzakere çerçevesi   kapsamında yürütüleceğini hatırlatacak olan AB, bunun ortaklık   anlaşması, gümrük birliği, ek protokolün uygulanması ve katılım   ortaklığı belgesinden kaynaklanan yükümlülükleri de kapsadığını vurgulayacak. Tabii burada en kısa vadede karşılaşacağımız  sorunların başını ek protokol çekiyor. AB Komisyonu, protokolün  uygulanıp uygulanmadığı konusunda ekim veya kasım ayında bir  gözlem raporu yayımlayacak. Dolayısıyla zirve taslak belgesindeki  hatırlatma da buna yönelik bir diplomatik baskı niteliğine sahip.  İkinci uyarısı ise reformlar konusunda gelecek. Türkiye'den  reform sürecini yoğunlaştırmasını talep edecek olan AB,  reformların ülke çapında tam olarak uygulanmasını beklediğini  vurgulayacak ve reformların sürekliliği yönünde de bir beklenti  içinde olduğunun altını çizecek. Reform alanındaki eksikliklerin giderilmesi Türkiye açısından aciliyet içeriyor çünkü ilerleme  raporu hazırlıkları Brüksel'de başlamış durumda ve eksiklikler  kısa sürede giderilmezse bu eksikliklerin hepsi rapora yansıyacak  ve bunun da süreçle ilgili ciddi sorunlar yaratma potansiyeli  var. Memnuniyet beyanı ise fiili müzakereye geçilmesiyle ilgili  olacak. AB, bunun yanı sıra, Türkiye'nin Birlik standartlarını  yakalama ve yükümlülüklerini yerine getirme taahhüdüne de bağlı  olduğunun altını çizecek." (Güven Özalp, 02/06)

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Kurier: "Avrupa'nın Ruhuna Bakış":

 

            "(...)

 

            SORU: Avrupa'nın ne olduğu, güvensizlik sinyali vermiyor   mu? Avrupa'nın coğrafi, ekonomik ve kültürel açılardan   tanımlanması gerekmez mi?

 

            LEGGEWİE: Avrupa'nın sınırsızlığı bir hata değil,   zenginliktir. Avrupa coğrafi bir deyim değil, çünkü doğuya   doğru açık, bazı zamanlar Türkiye ya da Rusya da buna dahil   oldu, bazı zamanlar olmadı. Avrupa topraklar üstü kuruldu.   Manevi kültürel kökleri Mezopotamya'da, Önasya'da. Ayrıca   Avrupa hep sınırlarının dışını da etkiledi, örneğin Amerika'yı   etkilemesi ya da iyi ve kötü yanlarıyla sömürgecilik gibi.   Bugün ise demokrasi ve insan hakları konusunda ölçüler   belirleyen dünya çapında bir aktör. (...)

 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımından yana mısınız?

 

            LEGGEWİE: Hemen değil, çünkü demokrasi ve insan haklarında   büyük eksiklikler görüyorum. Ancak katılıma, birçok katılım   karşıtının yaptığı gibi, kültürel, dini nedenlerden dolayı   karşı çıkılmamalı. Ama onlar ağırlıkta olduğu için, Türkiye'nin   AB'ye üyelik şansı olmadığı kanısındayım. Fas ve İsrail gibi   ülkeler için de aynı şey geçerli. (...)" (Otto Klambauer,   Alman Siyasal bilimci Claus Leggewie ile yapılan mülakat,  04/06)

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP: "Steinmeier, Ankara'ya Reformlara Devam Etmesi  Çağrısında Bulundu": Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter  Steinmeier, bir Türk gazetesine verdiği demeçte, Türk  hükümet yetkililerine AB yolundaki demokratik reformlara  devam etmeleri çağrısında bulundu. Türk yetkililer ile bir  dizi temaslarda bulunacak olan Alman Dışişleri Bakanı,  Hürriyet gazetesine verdiği demeçte, 'Görüşmelerdeki amacım,  Türk yetkilileri AB yolundaki demokratik reformlara devam  etmeleri yönünde cesaretlendirmektir. Reformlar, Türkiye'nin  AB yolundaki geleceğini belirleyecek önemli bir unsurdur'  dedi. Steinmeier, 'Almanya Hükümeti'nin tavrı kesindir:  Türkiye ile AB yolunda müzakere ediyoruz ve görüşüyoruz.  Başka alternatifler söz konusu değildir' dedi. Steinmeier,  Türk yetkililere, Türkiye'nin AB'ye entegrasyonu konusunda  endişeli olan Avrupa'daki bazı kesimlerin rahatlamasını  sağlamak için demokrasi yolundaki reformlara devam etmeleri  çağrısında bulundu. Müslüman bir ülkenin Hristiyan kulübü  olarak görülebilecek AB'ye üyeliği konusunda ne düşündüğünün   sorulması üzerine Bakan, 'bu konunun sorun yaratmadığını'   ifade etti ve 'Bence dini farklılıklar Türkiye'nin AB'ye   girmesini engellemez. İnanç özgürlüğü AB'nin başlıca   prensibidir' dedi." (02/06)

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuters: "Türk İş Adamları Hükümeti Şiddetle Eleştirdi":  "Türk iş adamları, hükümeti, ülkenin prestijinin erozyonuna  ve Avrupa Birliği'nin ilham verdiği reform sürecinde bir  yavaşlamaya izin verdiği için eleştirdi. Reform sürecinin  gidişatı konusunda Brüksel'de artmakta olan sabırsızlık,  hükümetin AB taahhüdüne ilişkin endişeleri de körükledi.   TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, 'Türkiye'nin son üç yılda   yükselmekte olan prestiji erozyona uğramaya başladı. Bu,   ülkemiz konusundaki değerlendirmeleri olumsuz yönde   etkilemektedir' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetine  yönelik sert bir sözlü eleştiride bulunan Sabancı, özellikle  hükümette AB'ye yönelik şevkin azaldığını ve reform sürecinin  yavaşladığını söyledi. Sabancı ayrıca, Türkiye'nin siyasi  istikrara yönelik endişelerden ötürü, küresel mali piyasalardaki  son istikrarsızlıktan daha fazla zarar gördüğünü söyledi. Koç  Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç da, "Hükümetin AB  ideallerini gerçekleştirmek konusunda geçmişteki net  kararlılığını göstermekteki başarısızlığı, konuya ilişkin  samimiyetine dair şüphelere meydan vermektedir' dedi."  (Hümeyra Pamuk, 02/06)

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            To Vima: "Basit Mantık mı, Yoksa Önyagılar mı?":  "Türkiye'nin Avrupa perspektifinin olumlu yönde gelişmesi   mümkün mü? Bu soruya hayır cevabını veren vatandaşlarımızın   sayısı, 23 Mayıs'taki trajik olayın etkisi ve devam etmekte   olan Türk tahrikleri nedeniyle sürekli artıyor. Ancak   politikacıların rolü sadece vatandaşların duygusallığını   anlamak değil, sorunların aşılması için çözümler de önermektir.   Türkiye ile ilgili olarak üç seçeneğimiz var: Yunan toplumunun   çok küçük bir azınlığı tarafından savunulmakta olan savaş   seçeneği, geleneksel olarak Türkiye tarafından desteklenmekte   olan ikili pazarlık ve Uluslararası Lahey Adalet Divanı dahil   olmak üzere uluslararası hukuka başvuru. Dördüncü bir yaklaşım   ufukta görünmüyor. Bu bağlamda farklı bir seçeneği olan varsa,   önerisini dile getirse iyi olur. Ancak bu önerinin dile  getirilmesine kadar, basit mantık kanunları temelinde Yunanistan  üçüncü seçeneğin benimsenmesine yöneliyor: Uluslararası hukuk  ve Lahey. Bu çözüme ilişkin sorunu, belirtilere göre uluslararası  hukukun kanunlarından pek de mutlu olmayan ve Mahkemenin  kararından korkan Türkiye tarafından kabul edilmemesi  oluşturuyor. Bugüne kadar Türkiye'nin, Mahkemenin yetkisini  kabul etmemiş olması elbette hiç tesadüf değil. Avrupa  Birliği'nin yararlılığı işte bu noktada ortaya çıkıyor.  Türkiye'nin AB üyesi olma arzusu, tarafımızca, komşularımızın  uluslararası hukuk ve Lahey Mahkemesi için görüşlerini yeniden  gözden geçirmesi yönünde kullanılabilir. (...)" (YDP'nin AB  Parlamenteri Kostis Hatzidakis, 03/06)

 

            To Vima: "Yeni Bir Ulusal Strateji": "Türkiye'nin, iç  siyasi dengelerinin dayanabileceğinin çok üzerinde siyasi ve  toplumsal çelişkiler ürettiği tespiti her geçen gün daha da  yoğunlaşıyor. Türkiye'nin Avrupa yönelimi ve bu yönelimin  getirdiği yükümlülükler, Türk siyasi sisteminin çelişkilerini  ve hatlarını ön plana çıkarıyor. Bu ortamda Türkiye'deki  siyasi dengeler muğlak; Erdoğan hükümeti de, siyasi üstünlüğü  kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ortaya çıkan durum,  geçmişin en olumsuz fenomenlerinin yeniden ön plana çıkmasına  izin veriyor: Milliyetçi güçler kuvvetleniyor, devletin  bütünlüğü ve iktidarın laik karakteriyle ilgili sürtüşmeler  yoğunlaşıyor, ordunun iç gelişmelerdeki yeri güçleniyor. (...)  Türkiye'de reformlarla Avrupa ilkelerinin uygulanmasına ara  verilmiş olduğu tespiti, aynı zamanda AB'de kriz yaşanması;  genişleme stratejisinin itilaf konusu oluşturması ve  Türkiye'nin üyeliği için olumsuz mesajlar göndermesi bu   stratejinin biçimlenmesini daha da gerekli kılıyor. (...)  Yunanistan'ın bugün, çağdaş, güçlü, demokratik bir Avrupa  ülkesi olarak gücüne duyduğu güveni tekrar kazanmaya ihtiyacı   var. İki güçlü boyutu olan yeni bir ulusal strateji çizmesi   gerek: Birincisi, Türkiye'nin Avrupa perspektifini sabit,   tutarlı ve samimi bir şekilde desteklemek ve sorunların   çözümünde bundan yararlanmak. İkincisi; bölgenin stratejik   verilerinden yararlanacak, işbirliğinin önemini ön plana   çıkaracak, enerji gibi kritik alanlarda karşılıklı kazançlar   sağlayacak ve iki ülkenin jeostratejik alanda birbirlerini   tamamlamayı hedefledikleri kapsamlı bir yakınlaşmayı ilerletmek.   Bu stratejinin temel önşartını; diyalog ve müzakerenin suç   oluşturduğu görüşünden kurtulmak ve Türkiye yönünde,   Yunanistan'ı ataletten, durgunluktan ve korkudan kurtaracak   dinamik girişimlerde bulunmak oluşturuyor." (PASOK'un AB  Parlamenteri Panayotis Beglitis, 03/06)

ESKİ SAYILAR