ABD BASINI:
The Washington Times:
"Kıbrıs Meselesi Türkiye'nin AB Katılım Müzakerelerini Riske Sokuyor":
"Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım müzakereleri Ankara'nın deniz ve
hava limanlarını Güney Kıbrıs bayraklı gemi ve uçaklara açmayı
reddetmesi nedeniyle tehlike altında. Diplomatik kaynaklar,
müzakerelerin felce uğraması halinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
dış politikasının sac ayaklarından biri olan AB üyeliği hedefinin ciddi
yara alabileceği uyarısını yapıyorlar. Buna rağmen Erdoğan, Kıbrıslı
Türklere uygulanan ekonomik tecrit kaldırılmadan Güney Kıbrıs çıkışlı
hava ve deniz trafiğine izin verilmeyeceğini hafta sonu yaptığı
açıklamada bir kez daha yineledi. Erdoğan şunları kaydetti: 'Kıbrıslı
Türkler tecrit altında tutulduğu sürece deniz ve hava limanlarımızı
açmayacağız. AB müzakereleri kesintiye uğrayacaksa bırakalım uğrasın.'
Geçen hafta Brüksel'de yapılan AB dışişleri bakanları toplantısında
Türkiye'ye, Gümrük Birliği Anlaşması ile üstlendiği yükümlülükleri
yerine getirmesi ve Kıbrıs dahil olmak üzere yeni on üyenin bayraklarını
taşıyan gemilerin ve uçakların ülkeye girmesine izin vermesi çağrısında
bulunuldu. Bazı AB liderleri durumu değerlendirirken sözlerini
sakınmadı. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Ankara'nın bu tavrının
Türkiye'nin Avrupa umudunu tehlikeye atacağını söylerken; Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Juncker, müzakerelerin askıya alınması önerisini
ortaya attı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki bu ciddi
anlaşmazlığın nedeni olan Kıbrıs'ta ise söz konusu durum adanın yeniden
birleştirilmesine yönelik barış görüşmelerine yeniden başlanması
ihtimali önünde bir engel olarak yorumlanıyor." (Andrew Borowiec, 19/06)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Stoiber: AB Kesin
Sınırlar Belirlemeli": "CSU Genel Başkanı Edmund Stoiber'in ifadelerine
göre Türkiye, yürütülmekte olan müzakerelere rağmen AB üyesi olamayacak.
Stoiber, 'Türkiye'nin AB üyeliği söz konusu değildir. Türkiye'nin AB
üyesi olmayacağına inanıyorum. Türkiye büyüklüğü ve ekonomik, toplumsal
ve kültürel durumu nedeniyle AB'nin üye kabul etme kapasitesini aşırı
zorlar. Bu nedenle Türkiye için ortaklık anlaşması ile tam üyelik
arasında özel bir statü geliştirilmelidir. Bu temelde AB ile Türkiye
oldukça iyi bir şekilde işbirliği yapabilir.' dedi." (Christoph B.
Schiltz, 17/06)
Frankfurter Rundschau:
"Etkisi Çok Olacak": "Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın, Kıbrıs'la yaşanan
Gümrük Birliği anlaşmazlığı konusunda Avrupa Birliği ile sürdürülen
katılım müzakerelerinin askıya alınması pahasına da olsa taviz
vermeyecekleri yönündeki inatçı açıklamasında hayal kırıklığından doğan
derin bir kızgınlık hissediliyor. Bu kızgınlık anlaşılabilir bir durum,
zira Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi iki yıl önce Ankara'nın ya da Kıbrıslı
Türklerin direnişi yüzünden değil, Rum toplumunun 'hayır' demeleri
sonucu başarısızlığa uğradı. Erdoğan şimdi, Kıbrıslılara ve AB'ye inatçı
bir şekilde karşı çıktığı için ülkesinde çok alkış alacaktır. Bu durum
muhtemelen, iç politikada aylardır giderek artan ölçüde savunmaya geçmiş
olan Erdoğan'a artı puan kazandıracaktır. Ancak Erdoğan büyük bir tutum
değişikliği riskini göze alıyor. Zira Brüksel ile sürdürülen katılım
müzakereleri bir kez askıya alınırsa, birçok üye ülkede hakim olan
genişleme yorgunluğu ve Türkiye şüphesi nedeniyle bu müzakerelerin
yeniden başlatılması kolay olmayacaktır. Bu nedenle Erdoğan'ın Brüksel
ile ilişkilerin kesilmesi riskini göze alması, AB'de birçok kişinin
işine geliyor." (Gerd Höhler, 17/06)
Financial Times Deutschland:
"AB Türkiye İçin Çıtayı Yükseltiyor": "AB, Türkiye'nin olası üyeliğinin
önüne yeni engeller koydu. AB üyesi 25 ülkenin devlet ve hükümet
başkanları Brüksel'de gerçekleştirdikleri zirvede, AB'nin hazmedebilme
kapasitesini ileride yapılacak genişleme turlarının önemli bir parçası
olarak dikkate alma konusunda uzlaşıya vardılar. Burada genişlemelerin
AB vatandaşları nezdinde kabul görüyor olmasına dikkat edilecek. Devlet
ve hükümet başkanları bununla beraber Türkiye'yi Kıbrıs konusunda bir
açılım kaydetmemesi durumunda müzakereleri askıya almakla tehdit
ettiler. Avrupa böylece Türkiye ve bununla beraber Ukrayna gibi büyük
ülkelerin katılımlarını zorlaştırmış oluyor. Katılım adayı ülke ne kadar
büyük olursa, hazmetme kapasitesi de o denli büyük rol oynayacak.
Türkiye'nin üyeliği kamuoyunda oldukça tartışmalı bir durumda ve AB
Anayasası'nın geçen yıl yapılan bir halk oylamasında Fransızlar
tarafından reddedilmesindeki en önemli etmenlerden biri olarak kabul
ediliyor. (...)" (Wolfgang Proissl, Fidelius Schmid, 19/06)
İTALYA BASINI:
ANSA: "AB Politikalarından
Sorumlu Bakan Bonino: Türkiye'nin AB'ye Katılımı Çok Önemlidir":
"İtalya'nın Uluslararası Ticaret ve Avrupa Politikalarından Sorumlu
Bakanı Emma Bonino, 'İtalya, Avrupa ve de Akdeniz'in geleceği için,
Türkiye'nin AB'ye katılımı son derece önemlidir' diyor. Bakan Emma
Bonino, Türkiye ziyaretinin ilk gününde, İstanbul'da, 'Türkiye'nin AB
sürecine eşlik etmek niyetindeki İtalya'nın dış politikasındaki
devamlılığı ortaya koyan -gerek kişisel, gerekse de hükümetimize ait-
mesajlar vermek adına, göreve geldikten sonraki ilk resmi ziyaretimi
Türkiye'ye gerçekleştirmeyi tercih ettim.' dedi." (18/06)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos,
AB Konseyi Sonucundan Memnun": "Cumhurbaşkanı Papadopulos, Avrupa
liderleri zirvesinin sonuç bildirgesindeki Türkiye paragrafında, Kıbrıs
ile ilgili konuların tatmin edici bir şekilde karşılandığını belirtti.
Brüksel dönüşü Larnaka havaalanında basın mensuplarının sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanı'na, Erdoğan'ın, 'müzakereler durursa dursun'
açıklamasının sorulması üzerine, 'Erdoğan'ın, Avrupa Konseyi kararından
sonra hala Türkiye'nin AB'ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek
istememesini üzücü olarak' niteledi. Erdoğan'ın açıklamalarının AB
içinde de huzursuzluk yarattığını ifade eden Papadopulos, bu tür
açıklamaların, Türkiye'nin AB sürecine yardımcı olmadığını belirtti."
(19/06)
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos: "Kıta Sahanlığı
Konusu Üst Hakemliğe Varacak":
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılım yönelimine ilişkin AB dışişleri bakanları kararını olumlu
karşılıyor musunuz?
PAPARİGA: Prensip itibarıyla
katılıma karşı olmamızın ötesinde, dışişleri bakanlarının kararı, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin haklarının çok gerisinde. Yeni anlaşma, Türkiye'den,
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tipik olarak tanımasını talep eden önceki
anlaşmaları geçiyor. AB'nin, Türkiye ile katılım müzakerelerinde, işgal
problemini iki yüzlülükle kullandığı devamlı olarak kanıtlanıyor.
Hedefi, Avrupa sermayesinin çıkarlarını nasıl öne süreceğidir. Bu
çıkarlar garanti edildiği zaman, Kıbrıs'ın hakları ya unutuluyor veya
'rahatsızlık' ve 'uzlaşmazlık' olarak niteleniyor. Çıkarlar garanti
edilmediği, AB içinde karşıtlıklar arttığı veya ABD ile ilişkiler
sivrildiği zaman, Kıbrıs halkının haklarını, BM kararlarını, Türk
halkının haklarını vb. hatırlıyorlar. Tüm büyüklüğüyle Avrupa
emperyalist politikası. (...)" (Panayotis Tsusias, KKE (Yunanistan
Komünist Partisi) Genel Sekreteri Aleka Papariga ile yapılan mülakat,
18/06)
Ethnos: "Artık Uygulama
Zamanı Geldi": "Ülkenin dış politikasının kolay anlaşılan hususları var.
Çoğunun kabul etmek istemediği ve büyük bir ihtirasla aleyhlerinde
mücadele verdiği kolay anlaşılan hususlar. Bu kişiler, hayaller ve
masallarla kendi dünyalarında yaşamayı tercih ediyorlar, hiçbir şeyin
değişmediği konusunda ısrar ediyorlar. Bu nedenle de, oyunu
kaybettiğimizde 'Avrupalıların ilgisizliği', 'büyük güçlerin komploları'
veya 'globalleşme' gibi stereotipleri ortaya koyuyorlar. Açıkça belli
olandan -konuları görmezlikten geldiğimizde- başarısız olduğumuzdan söz
etmiyorlar. Helsinki kayboldu. Anlaşmaya yol açan ön koşullar yok artık.
Yunanistan'a sağladıklarını ülkemiz reddetti. (...) Yunanistan, Helsinki
Antlaşması çerçevesinde, Türkiye ile kıta sahanlığı konusu için
müzakerelere başladı. Her iki tarafın yorucu çabaları sayesinde, bu
görüşmeler, 2004 yılı aralık ayı AB zirvesine kadar ilke olarak bir
anlaşmaya ulaşılması yönünde ilerlemişti. Hükümet, müzakerelere devam
etmedi. Aralık 2004 AB zirvesinde, Türkiye Helsinki şartlarına uyum
sağlamamış olmasına rağmen, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlamasına itiraz etmedi. Türk-Yunan konuları için doğrudan ve zorunlu
olarak Lahey'e başvurulacak şekilde Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini
düzene sokma prosedürüne dahil etmeye yönelik PASOK dış politikasından
vazgeçildi. YDP politikasından yana olanlar, Yunanistan'ın veto hakkını
kullanarak, 'Türkiye'yi geri adım atmaya zorlayabileceği daha birçok
fırsatlar verilecek' diyorlar. Bu kişiler ya yanılıyor ya da
vatandaşları art niyetle yanıltıyor. Avrupa Birliği'nin daha önceki
genişlemelerde uygulamış olduğu kriterlere göre, bundan böyle bir tek
veto fırsatı verilecek: Müzakereler sona erdiğinde, Türkiye'nin AB üyesi
olup olmayacağı kararı alınırken, bu fırsat verilecek, bu da epeyce
teorik düzeyde. Müzakereler tamamlanana kadar yıllar geçecek. Bu kadar
yıl sürecek olan müzakerelerden sonra AB'nin, gelişmeleri şansa
bırakmayacağı belli. Türkiye'yi üye olarak istemesi durumunda, daha
önceki genişlemelerde yaptığı gibi, ya herhangi bir itirazın önüne
geçmek için gerekli gördüğü düzenlemeleri kabul ettirmeyi amaçlayacak ya
da en önemli ülkeler Türkiye'yi istemiyorsa, müzakereleri kendiliğinden
durduracak. Son günlerde, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, AB-Türkiye
müzakerelerinin birinci bölümü için veto hakkını kullanıp kullanmayacağı
konusu kamuoyu tarafından tartışıldı. Bu veto, kullanılmadı. Kamuoyunda,
Yunanistan ile Kıbrıs'ın, bunun gerekli olması durumunda, müzakereleri
durdurtabilecekleri izlenimi hakim. Bu görüş doğru değil. (...) Bir üye
devlet sürekli olarak itiraz öne sürerek, elbette AB'ye sorun
yaratabilir. Ancak, bu tür bir taktiğin meyve vermesi için müttefiklere
ihtiyaç var. Bazı ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çekinceleri
olduğu doğrudur. Bazıları, Avusturya gibi, bunu açıkça söylüyor,
bazıları söylemiyor. Çıkarlarımız bunların çıkarlarıyla örtüşmüyor.
Yunanistan, Türkiye'nin üyeliği için karşılık elde etmeyi amaçlıyor,
üyeliği durdurmayı değil, karşılıkları elde edene kadar geciktirmeyi
amaçlıyor. Bu ortamda, Türkiye'yi istemeyen diğer ülkeler, Türkiye'ye
karşı geçici bir baskı için bizimle neden işbirliğinde bulunsunlar?
Sorunların çözümsüz kalması ve üyelik için devamlı olarak engel
oluşturmaları daha olasıdır. Çözümün daha uygun bir zamana ertelenmesi
taktiğinden yana olanlar, Helsinki'den yararlanmayı reddederken, değişik
nedenlerden dolayı, müzakerelerin durdurulması durumunda Yunanistan için
ortamın daha zor olacağını düşünmediler. Durum böyle gelişirse,
Türkiye'ye karşı Avrupa'nın baskı aracı yok olacak. Halbuki, Yunanistan
Helsinki Antlaşması'nın sağladığı imkanlardan yararlanmış olsaydı,
Lahey'e başvuru prosedürü de güvence altına alınmış olacaktı.
Müzakerelerin tamamlanmadan durdurulması ve Türkiye ile özel bir
ilişkinin biçimlenmesi olasılığı güçlüdür. Bu, sadece Avrupa halklarının
Türklerin üyeliğini istememelerinden kaynaklanmıyor, Türkiye'de
işbirliğinin ekonomik avantajlarını güvence altına alacak ve üyeliğin
siyasi ile sosyal etkilerinden kaçınmayı sağlayacak bir çözüme yönelik
iradenin gittikçe yoğunlaşmasından da kaynaklanıyor. Türkiye'deki ılımlı
sesler dahi, Avrupa'nın müzakerelerde kabul edilemeyecek baskılar
uyguladığına, mevcut iyi niyete rağmen, bunun siyasi ve sosyal
yelpazenin büyük bölümlerinde tepkilere yol açtığına inanıyor. Üyelik
yerine özel ilişki statüsü, iç dengelerin sarsılmaması ve aynı zamanda
ekonomik işbirliği ve yardım koşullarının düzelmesinin güvence altına
alınması için aracı oluşturuyor. Türkiye tutumunu değiştirirse ve üyelik
yerine özel ilişkiyi amaçlarsa, Yunanistan zor durumda kalacak. Avrupa
Birliği'ndeki bütün ülkeler bu gelişmeyi memnuniyetle karşılayacak ve en
kısa zamanda benimsenmesini isteyecekler." (Eski Başbakan Kostas Simitis,
18/06)
Yunanistan Radyo-TV Kurumu:
"Hazidakis: Türkiye, Özel İlişkiyle Karşılığını Vermeden Bazı Şeyler
Alacak":
"SORU: Türkiye'nin AB ile
özel ilişkisinin, sorunlar yeniden ikili olacağından, Yunanistan için
bir trajedi olacağını iddia ediyorum...
HATZİDAKİS: Çok yerinde bir
iddia, çünkü özel ilişkiyle Türkiye, karşılığını vermeden bazı şeyler
alacak. Türklerin bir şeyler vermesi için somut bir üyelik beklentisi
olması lazım. AB onlara karşı ne kadar açıksa, onların da o kadar açık
olması lazım.
SORU: Verdiğiniz bir demeçte
alakart ifadesini kullandınız...
HATZİDAKİS: İsterseniz
alaturka diyelim. Bu, Türkiye'nin, yüzeysel olarak insan haklarından söz
eden ancak bunu AB'nin önemsediği kadar önemsemeyen birer teşkilat olan
NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi üyesi olmaktan alıştığı bir durum. Türkler,
çetin pazarlık yapmak suretiyle aynı yolda devam edeceklerini
zannediyorlar. Şayet böyle düşünüyorlarsa bu yanlış ve şöyle veya böyle,
bizim işimize gelmez. Biz, Türkiye'nin üyeliğini, sevdiğimiz için değil,
kendi çıkarlarımız için istiyoruz.
SORU: Niçin bizim işimize
gelmiyor? Özel ilişki veya değil, bize ne?
HATZİDAKİS: Özel ilişki,
Türkiye'nin, AB'nin imtiyazlı ortağı olacağı anlamına geliyor. Tarım
ürünlerini ihraç edecek, Gümrük Birliği olacak, savunma ve dış
politikada bir işbirliği yapacak. Sözde Avrupa ordusu ile ilgili
konularda da bizimle eşit ortak olacak." (Yannis Pantelakis, Yannis
Rubatis, Yeni Demokrasi (ND) Partisi'nin Avrupa Parlamentosu üyesi
Kostis Hatzidakis ile yapılan mülakat, 19/06)
-