20.06.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 20/06(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 19 Haziran 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

           

            The Washington Times: "Kıbrıs Meselesi Türkiye'nin AB Katılım Müzakerelerini Riske Sokuyor": "Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım müzakereleri Ankara'nın deniz ve hava limanlarını Güney Kıbrıs bayraklı gemi ve uçaklara açmayı reddetmesi nedeniyle tehlike altında. Diplomatik kaynaklar, müzakerelerin felce uğraması halinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politikasının sac ayaklarından biri olan AB üyeliği hedefinin ciddi yara alabileceği uyarısını yapıyorlar. Buna rağmen Erdoğan, Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik tecrit kaldırılmadan Güney Kıbrıs çıkışlı hava ve deniz trafiğine izin verilmeyeceğini hafta sonu yaptığı açıklamada bir kez daha yineledi. Erdoğan şunları kaydetti: 'Kıbrıslı Türkler tecrit altında tutulduğu sürece deniz ve hava limanlarımızı açmayacağız. AB müzakereleri kesintiye uğrayacaksa bırakalım uğrasın.' Geçen hafta Brüksel'de yapılan AB dışişleri bakanları toplantısında Türkiye'ye, Gümrük Birliği Anlaşması ile üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi ve Kıbrıs dahil olmak üzere yeni on üyenin bayraklarını taşıyan gemilerin ve uçakların ülkeye girmesine izin vermesi çağrısında bulunuldu. Bazı AB liderleri durumu değerlendirirken sözlerini sakınmadı. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Ankara'nın bu tavrının Türkiye'nin Avrupa umudunu tehlikeye atacağını söylerken; Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, müzakerelerin askıya alınması önerisini ortaya attı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki bu ciddi anlaşmazlığın nedeni olan Kıbrıs'ta ise söz konusu durum adanın yeniden birleştirilmesine yönelik barış görüşmelerine yeniden başlanması ihtimali önünde bir engel olarak yorumlanıyor." (Andrew Borowiec, 19/06)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt: "Stoiber: AB Kesin Sınırlar Belirlemeli": "CSU Genel Başkanı Edmund Stoiber'in ifadelerine göre Türkiye, yürütülmekte olan müzakerelere rağmen AB üyesi olamayacak. Stoiber, 'Türkiye'nin AB üyeliği söz konusu değildir. Türkiye'nin AB üyesi olmayacağına inanıyorum. Türkiye büyüklüğü ve ekonomik, toplumsal ve kültürel durumu nedeniyle AB'nin üye kabul etme kapasitesini aşırı zorlar. Bu nedenle Türkiye için ortaklık anlaşması ile tam üyelik arasında özel bir statü geliştirilmelidir. Bu temelde AB ile Türkiye oldukça iyi bir şekilde işbirliği yapabilir.' dedi." (Christoph B. Schiltz, 17/06)

            Frankfurter Rundschau: "Etkisi Çok Olacak": "Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın, Kıbrıs'la yaşanan Gümrük Birliği anlaşmazlığı konusunda Avrupa Birliği ile sürdürülen katılım müzakerelerinin askıya alınması pahasına da olsa taviz vermeyecekleri yönündeki inatçı açıklamasında hayal kırıklığından doğan derin bir kızgınlık hissediliyor. Bu kızgınlık anlaşılabilir bir durum, zira Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi iki yıl önce Ankara'nın ya da Kıbrıslı Türklerin direnişi yüzünden değil, Rum toplumunun 'hayır' demeleri sonucu başarısızlığa uğradı. Erdoğan şimdi, Kıbrıslılara ve AB'ye inatçı bir şekilde karşı çıktığı için ülkesinde çok alkış alacaktır. Bu durum muhtemelen, iç politikada aylardır giderek artan ölçüde savunmaya geçmiş olan Erdoğan'a artı puan kazandıracaktır. Ancak Erdoğan büyük bir tutum değişikliği riskini göze alıyor. Zira Brüksel ile sürdürülen katılım müzakereleri bir kez askıya alınırsa, birçok üye ülkede hakim olan genişleme yorgunluğu ve Türkiye şüphesi nedeniyle bu müzakerelerin yeniden başlatılması kolay olmayacaktır. Bu nedenle Erdoğan'ın Brüksel ile ilişkilerin kesilmesi riskini göze alması, AB'de birçok kişinin işine geliyor." (Gerd Höhler, 17/06)

            Financial Times Deutschland: "AB Türkiye İçin Çıtayı Yükseltiyor": "AB, Türkiye'nin olası üyeliğinin önüne yeni engeller koydu. AB üyesi 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanları Brüksel'de gerçekleştirdikleri zirvede, AB'nin hazmedebilme kapasitesini ileride yapılacak genişleme turlarının önemli bir parçası olarak dikkate alma konusunda uzlaşıya vardılar. Burada genişlemelerin AB vatandaşları nezdinde kabul görüyor olmasına dikkat edilecek. Devlet ve hükümet başkanları bununla beraber Türkiye'yi Kıbrıs konusunda bir açılım kaydetmemesi durumunda müzakereleri askıya almakla tehdit ettiler. Avrupa böylece Türkiye ve bununla beraber Ukrayna gibi büyük ülkelerin katılımlarını zorlaştırmış oluyor. Katılım adayı ülke ne kadar büyük olursa, hazmetme kapasitesi de o denli büyük rol oynayacak. Türkiye'nin üyeliği kamuoyunda oldukça tartışmalı bir durumda ve AB Anayasası'nın geçen yıl yapılan bir halk oylamasında Fransızlar tarafından reddedilmesindeki en önemli etmenlerden biri olarak kabul ediliyor. (...)" (Wolfgang Proissl, Fidelius Schmid, 19/06)

 

            İTALYA BASINI:

 

            ANSA: "AB Politikalarından Sorumlu Bakan Bonino: Türkiye'nin AB'ye Katılımı Çok Önemlidir": "İtalya'nın Uluslararası Ticaret ve Avrupa Politikalarından Sorumlu Bakanı Emma Bonino, 'İtalya, Avrupa ve de Akdeniz'in geleceği için, Türkiye'nin AB'ye katılımı son derece önemlidir' diyor. Bakan Emma Bonino, Türkiye ziyaretinin ilk gününde, İstanbul'da, 'Türkiye'nin AB sürecine eşlik etmek niyetindeki İtalya'nın dış politikasındaki devamlılığı ortaya koyan -gerek kişisel, gerekse de hükümetimize ait- mesajlar vermek adına, göreve geldikten sonraki ilk resmi ziyaretimi Türkiye'ye gerçekleştirmeyi tercih ettim.' dedi." (18/06)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

           

            Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos, AB Konseyi Sonucundan Memnun": "Cumhurbaşkanı Papadopulos, Avrupa liderleri zirvesinin sonuç bildirgesindeki Türkiye paragrafında, Kıbrıs ile ilgili konuların tatmin edici bir şekilde karşılandığını belirtti. Brüksel dönüşü Larnaka havaalanında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı'na, Erdoğan'ın, 'müzakereler durursa dursun' açıklamasının sorulması üzerine, 'Erdoğan'ın, Avrupa Konseyi kararından sonra hala Türkiye'nin AB'ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek istememesini üzücü olarak' niteledi. Erdoğan'ın açıklamalarının AB içinde de huzursuzluk yarattığını ifade eden Papadopulos, bu tür açıklamaların, Türkiye'nin AB sürecine yardımcı olmadığını belirtti." (19/06)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Ethnos: "Kıta Sahanlığı Konusu Üst Hakemliğe Varacak":

 

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye katılım yönelimine ilişkin AB dışişleri bakanları kararını olumlu karşılıyor musunuz?

 

            PAPARİGA: Prensip itibarıyla katılıma karşı olmamızın ötesinde, dışişleri bakanlarının kararı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin haklarının çok gerisinde. Yeni anlaşma, Türkiye'den, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tipik olarak tanımasını talep eden önceki anlaşmaları geçiyor. AB'nin, Türkiye ile katılım müzakerelerinde, işgal problemini iki yüzlülükle kullandığı devamlı olarak kanıtlanıyor. Hedefi, Avrupa sermayesinin çıkarlarını nasıl öne süreceğidir. Bu çıkarlar garanti edildiği zaman, Kıbrıs'ın hakları ya unutuluyor veya 'rahatsızlık' ve 'uzlaşmazlık' olarak niteleniyor. Çıkarlar garanti edilmediği, AB içinde karşıtlıklar arttığı veya ABD ile ilişkiler sivrildiği zaman, Kıbrıs halkının haklarını, BM kararlarını, Türk halkının haklarını vb. hatırlıyorlar. Tüm büyüklüğüyle Avrupa emperyalist politikası. (...)"  (Panayotis Tsusias, KKE (Yunanistan Komünist Partisi) Genel Sekreteri Aleka Papariga ile yapılan mülakat, 18/06)

 

            Ethnos: "Artık Uygulama Zamanı Geldi": "Ülkenin dış politikasının kolay anlaşılan hususları var. Çoğunun kabul etmek istemediği ve büyük bir ihtirasla aleyhlerinde mücadele verdiği kolay anlaşılan hususlar. Bu kişiler, hayaller ve masallarla kendi dünyalarında yaşamayı tercih ediyorlar, hiçbir şeyin değişmediği konusunda ısrar ediyorlar. Bu nedenle de, oyunu kaybettiğimizde 'Avrupalıların ilgisizliği', 'büyük güçlerin komploları' veya 'globalleşme' gibi stereotipleri ortaya koyuyorlar. Açıkça belli olandan -konuları görmezlikten geldiğimizde- başarısız olduğumuzdan söz etmiyorlar. Helsinki kayboldu. Anlaşmaya yol açan ön koşullar yok artık. Yunanistan'a sağladıklarını ülkemiz reddetti. (...) Yunanistan, Helsinki Antlaşması çerçevesinde, Türkiye ile kıta sahanlığı konusu için müzakerelere başladı. Her iki tarafın yorucu çabaları sayesinde, bu görüşmeler, 2004 yılı aralık ayı AB zirvesine kadar ilke olarak bir anlaşmaya ulaşılması yönünde ilerlemişti. Hükümet, müzakerelere devam etmedi. Aralık 2004 AB zirvesinde, Türkiye Helsinki şartlarına uyum sağlamamış olmasına rağmen, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına itiraz etmedi. Türk-Yunan konuları için doğrudan ve zorunlu olarak Lahey'e başvurulacak şekilde Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini düzene sokma prosedürüne dahil etmeye yönelik PASOK dış politikasından vazgeçildi. YDP politikasından yana olanlar, Yunanistan'ın veto hakkını kullanarak, 'Türkiye'yi geri adım atmaya zorlayabileceği daha birçok fırsatlar verilecek' diyorlar. Bu kişiler ya yanılıyor ya da vatandaşları art niyetle yanıltıyor. Avrupa Birliği'nin daha önceki genişlemelerde uygulamış olduğu kriterlere göre, bundan böyle bir tek veto fırsatı verilecek: Müzakereler sona erdiğinde, Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağı kararı alınırken, bu fırsat verilecek, bu da epeyce teorik düzeyde. Müzakereler tamamlanana kadar yıllar geçecek. Bu kadar yıl sürecek olan müzakerelerden sonra AB'nin, gelişmeleri şansa bırakmayacağı belli. Türkiye'yi üye olarak istemesi durumunda, daha önceki genişlemelerde yaptığı gibi, ya herhangi bir itirazın önüne geçmek için gerekli gördüğü düzenlemeleri kabul ettirmeyi amaçlayacak ya da en önemli ülkeler Türkiye'yi istemiyorsa, müzakereleri kendiliğinden durduracak. Son günlerde, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, AB-Türkiye müzakerelerinin birinci bölümü için veto hakkını kullanıp kullanmayacağı konusu kamuoyu tarafından tartışıldı. Bu veto, kullanılmadı. Kamuoyunda, Yunanistan ile Kıbrıs'ın, bunun gerekli olması durumunda, müzakereleri durdurtabilecekleri izlenimi hakim. Bu görüş doğru değil. (...) Bir üye devlet sürekli olarak itiraz öne sürerek, elbette AB'ye sorun yaratabilir. Ancak, bu tür bir taktiğin meyve vermesi için müttefiklere ihtiyaç var. Bazı ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çekinceleri olduğu doğrudur. Bazıları, Avusturya gibi, bunu açıkça söylüyor, bazıları söylemiyor. Çıkarlarımız bunların çıkarlarıyla örtüşmüyor. Yunanistan, Türkiye'nin üyeliği için karşılık elde etmeyi amaçlıyor, üyeliği durdurmayı değil, karşılıkları elde edene kadar geciktirmeyi amaçlıyor. Bu ortamda, Türkiye'yi istemeyen diğer ülkeler, Türkiye'ye karşı geçici bir baskı için bizimle neden işbirliğinde bulunsunlar? Sorunların çözümsüz kalması ve üyelik için devamlı olarak engel oluşturmaları daha olasıdır. Çözümün daha uygun bir zamana ertelenmesi taktiğinden yana olanlar, Helsinki'den yararlanmayı reddederken, değişik nedenlerden dolayı, müzakerelerin durdurulması durumunda Yunanistan için ortamın daha zor olacağını düşünmediler. Durum  böyle gelişirse, Türkiye'ye karşı Avrupa'nın baskı aracı yok olacak. Halbuki, Yunanistan Helsinki Antlaşması'nın sağladığı imkanlardan yararlanmış olsaydı, Lahey'e başvuru prosedürü de güvence altına alınmış olacaktı. Müzakerelerin tamamlanmadan durdurulması ve Türkiye ile özel bir ilişkinin biçimlenmesi olasılığı güçlüdür. Bu, sadece Avrupa halklarının Türklerin üyeliğini istememelerinden kaynaklanmıyor, Türkiye'de işbirliğinin ekonomik avantajlarını güvence altına alacak ve üyeliğin siyasi ile sosyal etkilerinden kaçınmayı sağlayacak bir çözüme yönelik iradenin gittikçe yoğunlaşmasından da kaynaklanıyor. Türkiye'deki ılımlı sesler dahi, Avrupa'nın müzakerelerde kabul edilemeyecek baskılar uyguladığına, mevcut iyi niyete rağmen, bunun siyasi ve sosyal yelpazenin büyük bölümlerinde tepkilere yol açtığına inanıyor. Üyelik yerine özel ilişki statüsü, iç dengelerin sarsılmaması ve aynı zamanda ekonomik işbirliği ve yardım koşullarının düzelmesinin güvence altına alınması için aracı oluşturuyor. Türkiye tutumunu değiştirirse ve üyelik yerine özel ilişkiyi amaçlarsa, Yunanistan zor durumda kalacak. Avrupa Birliği'ndeki bütün ülkeler bu gelişmeyi memnuniyetle karşılayacak ve en kısa zamanda benimsenmesini isteyecekler." (Eski Başbakan Kostas Simitis, 18/06)

 

            Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Hazidakis: Türkiye, Özel İlişkiyle Karşılığını Vermeden Bazı Şeyler Alacak":

           

            "SORU: Türkiye'nin AB ile özel ilişkisinin, sorunlar yeniden ikili olacağından, Yunanistan için bir trajedi olacağını iddia ediyorum...

 

            HATZİDAKİS: Çok yerinde bir iddia, çünkü özel ilişkiyle Türkiye, karşılığını vermeden bazı şeyler alacak. Türklerin bir şeyler vermesi için somut bir üyelik beklentisi olması lazım. AB onlara karşı ne kadar açıksa, onların da o kadar açık olması lazım.

 

            SORU: Verdiğiniz bir demeçte alakart ifadesini  kullandınız...

 

            HATZİDAKİS: İsterseniz alaturka diyelim. Bu, Türkiye'nin, yüzeysel olarak insan haklarından söz eden ancak bunu AB'nin önemsediği kadar önemsemeyen birer teşkilat olan NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi üyesi olmaktan alıştığı bir durum. Türkler, çetin pazarlık yapmak suretiyle aynı yolda devam edeceklerini zannediyorlar. Şayet böyle düşünüyorlarsa bu yanlış ve şöyle veya böyle, bizim işimize gelmez. Biz, Türkiye'nin üyeliğini, sevdiğimiz için değil, kendi çıkarlarımız için istiyoruz.

 

            SORU: Niçin bizim işimize gelmiyor? Özel ilişki veya  değil, bize ne?

 

            HATZİDAKİS: Özel ilişki, Türkiye'nin, AB'nin imtiyazlı ortağı olacağı anlamına geliyor. Tarım ürünlerini ihraç edecek, Gümrük Birliği olacak, savunma ve dış politikada bir işbirliği yapacak. Sözde Avrupa ordusu ile ilgili konularda da bizimle eşit ortak olacak." (Yannis Pantelakis, Yannis Rubatis, Yeni Demokrasi (ND) Partisi'nin Avrupa Parlamentosu üyesi Kostis Hatzidakis ile yapılan mülakat, 19/06)

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

ESKİ SAYILAR