26.06.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 26/06(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 23-25 Haziran 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            AP: "Kıbrıs Dışişleri Bakanı Portekiz Ziyaretinde Türkiye'nin AB'ye Üyelik Projesini değerlendirdi”: Kıbrıs  Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas dün, ülkesinin, Türkiye'nin  AB'ye üyelik davasını, yükümlülüklerini yerine getirmesi ve  Kıbrıs'ı tanıması kaydıyla desteklediğini beyan etti.

            Portekizli mevkidaşı Diogo Freitas do Amaral ile yaptığı  görüşmenin sonunda, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi konusunu  değerlendiren Lillikas, "Türkiye'yi Avrupa Birliği projesinde destekliyoruz, ancak öncelikle AB'ye ve Kıbrıs halkına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi kaydıyla" diye konuştu. Bu  ayın başlarında Türkiye, AB ile ilk ayrıntılı müzakere turunu  tamamladı. Ne var ki bu, Kıbrıs ve diğer blok üyelerinin,  Ankara ile bölünmüş ada arasındaki ilişkilerle ilgili açmazı  gidermeye dönük bir son dakika uzlaşmasının ardından  başarılabildi. (24/06/2006)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Almanya'nın Sesi: “Avusturya Başbakanı Türkiye'nin AB'ye Daha Farklı Bir Statüyle Üye Olacağını Açıkladı”: AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Schüssel, Türkiye'ye, ismi üyelik de olsa ayrı bir statü verileceğini savunarak, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda son sözü Avusturyalıların referandumda söyleyeceğini bildirdi.Liberal eğilimli günlük Die Presse gazetesinin hafta sonu sayısına demeç veren Schüssel, Türkiye'nin diğer üye ülkelerden daha değişik bir statüye sahip olacağını ileri sürerek, "Benim Türkiye için değişik bir stratejim var" dedi.

            Türkiye'ye ilişkin stratejisi hakkında ayrıntı vermeyen  Schüssel, Türkiye'nin Macaristan'ın sahip olduğu statüye sahip  olacağını olası görmediğini söyledi.

            Avusturya iş piyasasının Türk işçilerine otomatikman  açılmaması için çaba sarfedeceklerini ifade eden Schüssel,  Türkiye'nin AB'ye mümkün olduğu kadar sıkı bağlarla  bağlanmasının gerekli olduğunu bildirdi. (24/06/2006)

 

            Financial Times Deutschland: “Türkiye, Yatırımcıları  Vergi İndirimiyle Cezbediyor” Türkiye, sermaye faizinin  vergilendirilmesi konusunda siyasi bir dönüşüm yaparak,  yabancı yatırımcıların kaçışını frenlemek istiyor. Maliye  Bakanı Kemal Unakıtan dün, daha kısa bir süre önce uygulamaya  konulan, yabancı yatırımcıların finansal araç kazançlarında  yüzde 15 olarak uygulanan stopaj oranının sıfıra indirildiğini  açıkladı.

            Bu açıklamanın ardından Türk piyasalarında, para birimi  de dahil, kısa süreli bir rahatlama yaşandı. Ancak, dünya  genelindeki faiz korkusu nedeniyle, Türk Lirası da, tıpkı  gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi, yine değer  kaybetti.(...) Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan,  Türkiye'nin bu kararla, yurt içi ve yabancı yatırımcıların vergilendirilmesini AB normlarına uyumlu bir hale getirdiğini  açıkladı. Yurt içi yatırımcıları için stopaj, yüzde 15'den  yüzde 10'a düşürülecek. Ancak mevduat ve repoda yüzde 15 uygulaması sürecek. İstanbul'daki Deutsche Bank'ın tahminine  göre, hükümet böylelikle, Son dönemde ülkeye sermaye akışını  korkutan en önemli sorunu ortadan kaldırmış oldu.  Michael Kuser/Marina Zapf (23/06/2006)

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            REUTERS: “Diyarbakır Belediye Başkanı Hapis Cezasıyla Karşı Karşıya”: Reuters tarafından bugün ele geçirilen bir  iddianameye göre, Türkiye'nin sıkıntılı güneydoğu bölgesinden  bir belediye başkanı, ülkenin etnik azınlıklarıyla ilgili  sözlerinden dolayı 18 aya kadar hapis cezasıyla karşı karşıya  kalabilir.

            Nüfusun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgenin en  büyük kenti Diyarbakır'ın Belediye Başkanı Osman Baydemir  hakkında, diğer düzinelerce belediye başkanıyla beraber,  Danimarka Başbakanı'na yazdıkları bir mektupta merkezi  Danimarka'da bulunan bir Kürt medya kuruluşunu savundukları  gerekçesiyle halihazırda bir soruşturma yürütülüyor.

            Söz konusu olay, Türkiye ve Ankara'nın katılmayı umduğu  AB arasında, ifade özgürlüğü ve bunun güvenlik endişeleriyle  en iyi şekilde nasıl dengeleneceği konusundaki gerilimlerin altını çiziyor.(...) Rasmussen Türkiye'nin belediye  başkanlarını hapse mahkum etme tehdidinin, AB'nin ifade  özgürlüğü prensiplerini ihlal ettiğini söyledi. (23/06/2006)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Der Standard: “Türkiye'yi İspanya İle Kıyaslamak Yarar  Sağlar” Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı Gerald Knaus,  Türkiye'de, Batı yanlısı elit tabaka ile geniş muhafazakar  kesimler arasında yaşanan kültür çatışmasını anlattı. Gerald  Knaus'un, Anadolu'daki "İslam Kalvinistler"i üzerine bir süre  önce yaptığı çalışma, uluslararası alanda ve Türkiye'de büyük  ilgi uyandırdı. Hatta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Evet,  ben bir İslam Kalvinistiyim" diyordu. Standard ile mülakatta  Knaus, Anadolu'daki "ekonomi mucizesi" ve İslam ile modernite  arasında başlayan barışmayı anlatıyor. Knaus ayrıca, Türkiye'de, Avrupa'da bile henüz 20 yıl öncesinde son bulan toplumsal bir  değişimin yaşandığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin "er ya da  geç" AB'ye gireceği Knaus için kesin: "Türkiye'nin işi on yılda  tamam". Manuela Honsig (23/06/2006)

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP: “Ankara En Geç 2007'de Kıbrıs'ı Tanıyacak” Portekiz Dışişleri Bakanı Diogo Freitas de Amaral bugün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerini sürdürmek istiyorsa, 2007 yılı genel seçimlerinden sonra en kısa zamanda Kıbrıs'ı tanımak zorunda kalacağını ifade etti.

            Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas ile beraber  Lizbon'da düzenlediği basın toplantısında konuşan Diogo  Freitas de Amaral, "Türkiye'nin siyasi problemleri çözmesinin  vakti gelmiştir" dedi.

            "Ben, (Türkiye'de 2007'de cumhurbaşkanlığı için yapılacak) seçimlere kadar beklemeye hazırım, ancak bundan sonra en kısa zamanda, (Kıbrıs konusunda Türkiye tarafından) çabuk ve açık bir çözüm bulunmasını beklerim" dedi.

            Portekiz Dışişleri Bakanı, "AB (üyelik müzakerelerini) sadece teknik konularda yürütüp siyasi konuları bir kenara bırakamaz" diye konuştu. Kıbrıs Dışişleri Bakanı ise,  "Türkiye'nin işbirliği yapmasını beklediğini" belirtti. (23/06/2006)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia: “Veto, Daimi Tehdit”: Lefkoşa, yeni Dışişleri Bakanı Lilikas vasıtasıyla, Türkiye'nin siyasi kriterlere uymaması halinde katılım müzakerelerinin diğer bölümlerinde de veto tehdidini korumaya niyetli olduğunu açıkladı. Lilikas, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin birinci bölümünde Kıbrıs'ın tutumuna değinerek, "Veto tehdidinin, veto uygulamasından daha etkili olduğunu" söyledi. Lilikas, "Hedeflerimize ulaşmamış olsaydık, bölümler açılmayacaktı" dedi. Lilikas, Kıbrıs sorunu ve siyasi kriterler konusunda ifadelerin yer alması hususunda "başarının çok önemli olduğunu ve müzakere sürecinde tekrarlanacağını ve çok yararlı olacağını" belirtti.

            Yunanistan ve Kıbrıs Dışişleri bakanları dünkü  görüşmede, Kıbrıs sorununda kalıcı bir çözüm olan başlıca ve  büyük hedefin başarılmasına ilişkin iki hükümet arasındaki  koordinasyon konusunda güvence verdiler. (23/06/2006)

 

            İmerisia: “Dışişleri ve Savunma Konseyi Silahlanma İçin Toplanacak”: Savunma Bakanı Vangelis Meimarakis ile mülakat.

            SORU: Lefkoşa'nın muhtemel 69 "küçük vetosunun"  Türkiye'nin AB yönelimini iptal edeceğinden korkuyor musunuz?

            MEİMARAKİS: Konu, Kıbrıs'ın tutumu değil Türkiye'nin tutumudur. Yunanistan Türkiye'nin katılım çabasını destekliyor. Ancak komşumuzun, talebini neticeli olarak karşılamak için AB kriterlerini, almış olduğu yükümlülük ve sorumlulukları yerine getirmesi gerekir, yani müzakere çerçevesinde belirlenmiş şartlara saygı göstermesi gerekir. Türkiye'nin AB müktesebatına uyması gerekir. AB yolu, Yunanistan ile ilişkilerinden geçer. Biz, Türkiye'nin Avrupalılaşmasının tüm bölge ülkelerinin yararına olduğuna inanıyoruz, bunun için de bu çabanın desteklenmesini stratejik seçenek olarak kabul ediyoruz. Ancak, desteğimiz hiçbir şekilde "açık çek" anlamına gelmez. Bunun her yöne doğru açıkça belli olması gerekir. Türkiye ülkemizin egemenlik haklarına itiraz politikasını şimdiye kadar değiştirmedi. Ancak, AB'ye girmek için, sosyal ve ekonomik bakımdan hazırlanabileceğini göstermeye ilişkin tarihi bir fırsatı var. Eftihis Palikaris (24/06/2006)

            Eleftheros Tipos: “AB-Türkiye:Atina Özel İlişkiden Rahatsız” Avrupa süreci için Ankara'nın güvensizliği, iyi  niyet hareketlerine müsaade etmiyor. Dışişleri Bakanı Dora  Bakoyanni'nin dün gece Atina'da Alman mevkidaşı Frank Walter  Steinmeier ile görüşmesi ve görüşmeye iş yemeğinde devam  etmeleri bekleniyordu. Alman diplomasisinin lideri Yunanistan'a gayrı resmi ziyarette bulunuyor ve alınan  bilgilere göre, eski Başbakan Kostas Simitis ile bir görüşme gerçekleştirdi. Diplomatik çevreler, ekim ayında Türkiye için  Komisyonun ilerleme raporunun açıklanmasıyla beklenen sıcak  sonbahar öncesinde, Bakoyanni-Steinmeier görüşmesinin odak  noktasında AB-Türkiye ilişkilerinin konusunun bulunmamasının  imkansız olduğunu değerlendiriyorlar. Son zamanlarda,  Türkiye'nin tam üyelik beklentisinden hızla uzaklaştığına ve  şu an için bir özel ilişki düzenlemenin tek gerçekçi olasılık  olarak göründüğüne dair Atina'ya birçok yönden mesajlar  geliyor. Alınan bilgilere göre, aynı değerlendirmeleri Dora  Bakoyanni, kısa bir süre önce Paris'te  mevkidaşı Philippe  Douste-Blazy ile gerçekleştirdiği görüşmede de duydu. Avrupa  sürecinin akıbeti için Ankara'nın güvensizliği, dış politikasının yeniden düzenlenmesine veya iyi niyet hareketleri  için elverişli olmadığı bilindiğine göre, Yunan diplomasisinin  kaygılanmak için her türlü nedeni bulunuyor. Angeliki Spanu (24/06/2006)

 

            KIBRIS RUM  BASINI:

 

            Alithia: “Fare ve Fil”: Özellikle Avusturya dönem başkanlığı ve genişlemeden sorumlu Komiser Olli Rehn'in önderliğinde tüm Avrupalıların, Türkiye'nin AB ile imzaladığı Gümrük Birliği'nin AB'nin 25 üyesine genişletilmesi ile ilgili olan Protokol'e saygı göstermesi gerektiğinde hem  fikir oldukları gerçektir.

            Türkiye'den protokolü uygulaması isteniyor. Türkiye  bugüne kadar bunu yapmaktan kaçındı. Çünkü Protokol'ü  uygulaması öncelikle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ve  ikinci olarak limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs  Cumhuriyeti'ne açması anlamına gelecekti.

            Ancak... Avrupa Birliği resmi olarak ciddiyetle  Türkiye'yi yükümlülüklerini uygulamaya çağırırken, ne Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması ne de Türk limanlarının açılması  Kıbrıs sorununu çözmeyecektir ve adanın yeniden  birleştirilmesi söz konusu değildir. Eğer Türkiye'nin 1987  yılına kadar (işgalden 13 yıl sonra) limanlarını Kıbrıs  gemilerine açık bıraktığı düşünülecek olursa, bu kıstas ile  Kıbrıs sorununun çözüm olasılıklarının çoğaldığı mı yoksa  azaldığı mı anlaşılır. Pambos Haralambos (22/06/2006)

 

            MISIR BASINI:

 

            El Masry El Youm:“Türkiye'nin Katılım Müzakarelerinin Engellenmesi İçin AB Komisyonuna Baskılar” AB'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Olli Rehn,Türkiye'nin gelecek sonbaharda yeniden başlayacak AB'ye katılım müzakerelerinin, Ankara'nın Kıbrıs dosyasına yaklaşımından dolayı engellerle  karşılaşabileceğini açıkladı.

            Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu önünde konuşan Rehn, Kıbrıs uçak ve gemilerine havaalanlarını ve limanlarını açmayı reddeden Türkiye'nin tutumunun kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, Türkiye'de reform sürecinin gidişatından kaygı duyduğunu dile getirdi.

            Brüksel'de AB'ye yakın kaynaklar, Rehn'in bu  açıklamalarını değerlendirirken, bunun bazı AB ülkelerinin  genişlemeden sorumlu komisyona yönelik baskılarıyla eş zamanlı  olmasına dikkat çekiyorlar. Abdullah Mustafa (25/06/2006)

 

            Nahdet Mısır: “Türkiye ve Batı'ya Yönelmenin Rizikoları”: Gerçekten siyasi çıkarların dini, vatanı ve kimliği yok mudur?  Belki... Fakat kuşkusuz, tarihi alışkanlık sonucu yerleşen bu hayasız anlayış, halklar ve bireylerin vicdanlarında kabul  görecek şekilde taht kurmuş değildir. Çünkü bu anlayış,  insani ortamda istikrarsızlık ve güvensizlik duygusunun  doğmasına yol açan geçmiş tarihi süreçlerin bir ürünüdür.  Üstelik, bu anlayışın doğurduğu anlamın da, dinlerine ve  kimliğine sıkıca bağlı olan geniş kitlelerde kabul görmediği  ve önemsenmediği kesindir.

            Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir AB'ye doğru koşma  çabalarını bıkıp usanmadan sürdürüyor. Amaç, Müslüman  Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini sağlamak için üye ülkelerin  dışişleri bakanlarının "ulvi" onaylarını kazanmaktır. Her  ülkenin, siyasi ve ekonomik düzeyde menfaatleri uğuruna  çalışması meşru hakkıdır. Fakat, "şaşmaz adımlar"  politikasının izlenmesi koşuluyla, ilk önce amaca giden  çıkış noktalarının iyice belirlenmesi, her çıkarın  karakterize edilmesinin bir gereğidir. Yani bir çıkarın  peşinde gidilmesi, kişiliksizliğe ve ardından yolu şaşırmaya  neden olan bir rastgele koşuşturma politikası izleyerek  olmamalıdır. Burada kaçınılmaz olarak ortada dolaşan soru, "Türkiye'nin, yüce çıkarının, bir Hristiyan ittifakı olan  Batı'nın sentezi AB'de yattığı zannına neden kapıldığıdır."  Bu soru, Asyalı ve İslami kimliğiyle Doğu'ya yönelme yerine  Avrupalı laik bir kimlikle Batılılaşmayı tercih etmiş olan  Türkiye'nin bunca yıldır sürdürdüğü ısrarı bakımından önemlidir. El Seyyid Mahmut Fişe (25/06/2006)

 

 

  

 

 

 

 

  

 

 

 

ESKİ SAYILAR