ANKARA, 27/06(BYE)---
Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 26 Haziran 2006
tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: “Seçimlerin Kıtı
Kıtına Sonuçlanacağını Hep Söyledim”: Avusturya Başbakanı Wolfgang
Schüssel ile yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili bölümü:
SORU: Batı Balkanlar'ın
AB'ye entegre olması konusunda büyük çaba harcayan Avusturya'nın,
Türkiye karşısında sınırlayıcı bir politika gütmesi biraz çelişkili
olmuyor mu?
SCHÜSSEL: Türkiye konusunda
başka bir strateji tasarlıyorum. Türkiye'nin, -sonunda buna üyelik dense
de- farklı bir statüye sahip olacağını sanıyorum. Ancak Türkiye'nin
mümkün olduğunca yakınlaşmasını istediğimizden,
müzakerelerde bulunmak zorundayız. İş piyasası, tarım ve kurumlar gibi
hassas konularda AB'nin yeni üye alma kapasitesi ve Avusturya'nın
durumu etken olacak. Balkanlar'da da aynı sorunlar önem taşıyor.
Örneğin mali konularda... Christian Ultsch / Wolfgang Böhm (26/06/2006)
Der Standard: “Utanmamıza
Hiç Gerek Yok”: Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ile yapılan
mülakatın Türkiye ile ilgili bölümü:
SORU: Türkiye ile
müzakerelere başlanmasından bu yana şüpheler azaldı mı?
SCHÜSSEL: Türkiye'den
örneğin Macaristan'dan alınacak sonuçlara benzer sonuçların alınmasını
ihtimal dışı görüyorum. Avusturya iş piyasasının otomatikman açılmaması
konusunda ısrar edeceğiz. Öte yandan Türkiye'nin mümkün olduğunca
Avrupa'ya yakınlaştırılması gerekiyor. Ben şüpheli
değil, gerçekçiyim. Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerden adım
adım uzaklaşmaya başlaması sorun yaratabilir. Bu yükümlülüklerin yıl
sonuna kadar yerine getirilmesi gerekiyor.
SORU: CDU'lu dış politikacı
Elmar Brok, buna, "ortaklık altı" denilmesini istiyor. Siz de aynı görüşte
misiniz?
SCHÜSSEL: Bir şeyin sonunu
peşinen tanımlama isteği, dostum Brok'ta artık tutku haline gelmiş.
Müzakerelerin sonunun açık bırakılması şeklindeki ortak formülde
birleşmiştik. Sonunda bunun nasıl adlandırılacağının müzakereler
sırasında tanımlanması gerekiyor.
SORU: Türkiye'nin katılımı
sizce ihtimal dışı mı?
SCHÜSSEL: İhtimal dışı
değil, ama bu durumda Avusturya halkı, halk oylamasında son sözü
söyleyecek. Alexandra Föderl Schmid / Eva Linsinger (26/06/2006)
İSPANYA BASINI:
El Pais: “Türkiye Geri Adım
Atıyor”: AB'nin Türkiye'nin katılım müzakerelerindeki
ilerlemeler konusundaki son raporu kasvetli. Kıbrıs -Ankara tarafından tanınmayan
Birliğin 25 üye devletinden biri- ile aradaki tansiyonun yükselmesinin
dışında, Rum (100 binden fazla) ve Ermeni (60 bin) azınlığın dini
özgürlüğü konusundaki eksiklikler ve ifade özgürlüğü alanındaki artan
kısıtlamalar, Brüksel'in endişesinin belli başlı sebeplerini
oluşturuyor.
Avrupa Birliği Genişleme
Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin, Kıbrıs gemi ve uçaklarını Türk limanlarına
açmayı reddetmesinin er geç bir "tren kazasıyla" son bulacağı konusunda
sürekli uyarıyor. Lefkoşa Hükümeti, veto hakkını kullanmakla
tehdit etmekten vazgeçmiyor -ki iki hafta önce de bunu yaptı-. Avrupa
Komisyonu, Türkiye'de -geçtiğimiz ekim ayında Ankara ile müzakerelerin
başlamasından itibaren- reform sürecinin durduğunu ve "şiddet içermeyen
fikirler" yüzünden dava sayısının fırladığını
belirterek, bunun da Birliğin temel değerlerinin açıkça gerilemesi
anlamına geldiği üzerinde duruyor.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Ahmet Acet, Brüksel ile müzakereleri yöneten ekibin içinde
yer alıyor. "AB, Kıbrıslı Türklerin lehine hiçbir şey yapmadı" diye
uyarıyor. Juan Carlos Sanz (26/06/2006)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini:
“Atina-Lefkoşa:Zor Bir İşbirliği”: Kıbrıs konusu, birkaç on yıldan bu
yana, Yunan siyasi liderleri için çok zor ve sık sık çok "rahatsız
edici" bir sorun oluşturuyor. Bu bağlamda, konuyla ilgili bugünkü
veriler de, sorunla uğraşmak zorunda olan Atina'daki politikacılara
şimdi de eziyet çektiriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti AB'nin tam üyesi. Kıbrıs
sorunu hala çözümlenmedi. Türk ordusu uluslararası düzeyde tanınmamış
olan Kıbrıs'ın işgal altındaki kuzeyindeki "Cumhuriyet"ten hala geri
çekilmedi. Türkiye büyük çabalar sarf ederek AB üyeliğine ilişkin
müzakerelerini sürdürüyor. Türkiye'ye kolaylık sağlamak isteyen Atina
ise, Türkiye'nin "Avrupa" perspektifine ümitlerini bağlamış; Türk-Yunan
ilişkilerinde daha iyi bir gelecek için ümitleri olduğunu açıklıyor;
Lefkoşa'ya, AB düzeyinde Ankara'ya karşı ılımlı bir tavır takınması
yönünde uyarıda bulunuyor.
Atina'nın başını döndüren bu
veriler çerçevesinde, Yunan siyasi liderlerinin değerlendirmelerine
göre, Cumhurbaşkanı Papadopulos, AB-Türkiye ilişkileri alanında siyasi
"mücadeleciliğini" kontrol altında tutmalı ve üyelik
müzakereleri masasında oturan Türkiye'yi geriye doğru büyük bir siyasi
adım atmaya zorlama yönünde çaba sarf ederken acele etmemeli. Bazı
hükümet yetkilileri, perde arkasından, şimdi "Kıbrıs'ın çıkarlarına
değil de, Yunanistan'ın çıkarlarına öncelik tanındığını" söylüyorlar.
K.I. Angelopulos (26/06/2006)
To Vima: “Yeni Kriz”
Türkiye-AB ilişkilerinin bir çıkmaza doğru gittiği görülüyor. Bunun sonucunda,
katılım müzakerelerinin devam etmesine müsaade edecek, ancak gidişatını
açık bırakacak bir formülün bulunması konusunda çalışmalar
başlamış bulunuyor. Ankara, Avrupa başkentinde olanları biliyor ve Erdoğan'ın esas
hedef Kıbrıs olmak üzere yine takındığı sert tutumun sebebi de budur.
Kıbrıs, kamuoylarının baskısı altında, tam katılım yerine özel bir
ilişkiyi açıkça tercih eden büyük Avrupa ülkelerinin (özellikle
Fransa'nın) koçbaşı durumuna geliyor. Böylece, önümüzdeki aylarda Yunan
dış politikasının çok büyük problemlerle karşı
karşıya geleceği görülüyor. Çünkü Türk-Yunan ilişkilerinin gidişatı,
doğrudan AB-Türkiye ilişkilerinin gidişatına bağlıdır.
AB'nin genişlemesine ilişkin
Avrupa ülkelerinin çoğunda bu dönemde hüküm süren kuşkuculuk, Brüksel
zirvesinde alınan kararlarla ilk kez bu kadar açık ifade edildi.
Komisyonun, AB'nin hazmetme kapasitesi kriterlerine ilişkin tüm
detayları içeren rapor tanzim etmeye davet edilmesi tesadüf değil.
Vatandaşların genişleme konusundaki düşüncelerini içerecek bir rapor.
Bu, sadece Türkiye için değil, diğer aday ülkeler için de açık bir
uyarı oluşturuyor. Yanis Kartalis (26/06/2006)
İNGİLTERE BASINI:
REUTERS: “Türkiye…Siyaset
Mali Piyasalarda Endişe Yaratıyor” Türkiye,
limanlarını ve
havaalanlarını yıl sonuna kadar AB üyesi Kıbrıs'a açması konusunda
AB'nin baskısı altında. Adanın uluslararası kabul gören Rum hükümetini
tanımayan Ankara, AB'nin öncelikle sadece Türkiye'nin destek verdiği Kıbrıslı
Türklere yönelik ticari engelleri kaldırmak zorunda olduğu yönünde açıklamalar
yapıyor. Erdoğan, -milliyetçiler için oldukça hassas bir mesele olan-
Kıbrıs konusunda tavizde bulunmaktansa
katılım müzakerelerinin askıya alınmasını riske atmayı tercih edeceğini
söyledi.
Siyasi risk danışmanlık
kuruluşu Eurasia Group'dan Wolfango Piccoli, "Hükümet, meseleyle ilgili
olarak AB ile kriz yaşamak istemiyorsa bu tür söylemleri yumuşatmalı"
diyor. Erdoğan sıklıkla böyle bir adım atılmasının ihtimal dahilinde
olmadığını söylese de, kimi analistler, hükümetin, gerilimin bertaraf
edilmesi ve meşruiyetin güçlendirilmesi için erken seçime gitmesi
gerekebileceğini söylüyorlar. Gareth Jones (26/06/2006)
FRANSA BASINI:
Le Figaro: “Türkiye ile AB
Arasındaki Müzakereler Sadece bir Oyun mu?” Diğer adaylardan hep farklı
görülmüş Türkiye için söz konusu olan gerçek müzakereler mi, yoksa bir
kandırmaca mıdır? Ankara'da olduğu gibi Brüksel'de de bu soruyu
sormayan yok gibi. Üstelik Türkiye'nin katılımının kararı konusunda son
söz, Birliğin Bulgaristan,
Romanya ve Hırvatistan hariç
tüm genişlemelerini referandum yoluyla onaylayacak olan Fransızların
olacak. Müzakerelerin ciddiyeti konusunda Avrupa gibi Türkiye için ilk
test, sonbaharda insan ve malların serbest dolaşımına ilişkin "iç
pazar" ve "ulaştırma" konuları incelemeye alındığında geçilecek.
Ankara, Kıbrıs Rum gemilerine
limanlarını açmamakta diretirse, Avrupa Birliği Türkiye ile müzakereleri hemen
durduracak mıdır? Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da yaptığı son
açıklamalara bakılırsa bu riski göze almaya hazır görünüyor.
Yirmibeşler, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile müzakereleri başlatırken
2006 yılının sonuna kadar Türk-Kıbrıs ilişkilerinin yoluna girmesi
gerektiği konusunu vurgulamışlardı. Durgunluk devam edecek olursa
Avrupa Konseyi konuyu yeniden ele alacaktır.
Türkiye'nin adaylığı
üstündeki ağırlık, Ermeni soykırımını tanımasından da öte Kıbrıs konusunda yatıyor.
Kıbrıs'ın önümüzdeki altı ay içerisinde tanınmadığı varsayılırsa,
Brüksel en azından konuya ilişkin "iç pazar, gümrük ve ulaştırma"
dosyalarında müzakereleri durdurmaya hazırlanıyor. Alexandrine Bouilhet
(26/06/2006)
KIBRIS RUM BASINI:
Politis: “Müzakerelerin
Askıya Alınmasına İhtimal Verilmiyor”: Türk medyası Avrupa kaynaklarına
göre sonbahara kadar Kıbrıs sorununda gelişmeler beklendiğine
göndermeler yaparken, Ankara, üyelik sürecinin Kıbrıs
sorunu nedeniyle kesilmeyeceğinden emin görünüyor. Türk diplomatlar,
Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açması
konusunda bir formül bulunmaması durumunda bile üye ülkelerin
üçte birinin erteleme önermesi ve salt çoğunluğun bu öneriyi kabul
etmesi olasılığına ihtimal vermiyor.
Avrupalı diplomatlar
Ankara'ya, adadaki bugünkü çıkmazın kimsenin yararına olmadığının
altını çizerek, Kıbrıs sorununda ekim ayına kadar hareketlilik
beklendiği mesajını gönderiyorlar.
Aynı kaynaklar, bir yandan
bundan böyle Türkiye AB müzakerelerinde, diğer yandan yalnızca teknik
düzeyde iniş çıkışlar beklendiğini ve ayrıca
Kıbrıs sorunu engelini aşmak için çeşitli çalışmaların yapıldığını da
doğruluyorlar. Bunların yanında, Türkiye'yi, yeni üye devletleri
"hazmetme kapasitesine" ilişkin olarak AB içinde yapılan açıklamalardan
rahatsızlık duymamaya çağırıyorlar.
Aynı Avrupalı diplomatlar,
Türk basınına "müzakerelerin sonunu ne bugün, ne de yarın kestiremeyiz"
diyorlar. Anna Andreu (26/06/2006)
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
BASINI:
El Haliç:
“Kıbrıs…Türkiye'nin Onuru”: Türkiye Başbakanı Erdoğan, 20 Temmuz'da
Kıbrıs'a gidecek. Bu tarih, Türk Ordusunun adayı istila edip ezici
çoğunluğun Türk kökenlilerden oluştuğu kuzeyini denetim altına alışının
yıldönümü. O tarihten beri ada fiili olarak bölünmüş durumda; kuzeyde Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, güneyde, uygulamada yalnız Güney Rum kesimini temsil
etmesine karşın, dünyanın bütün Kıbrıslıların temsilcisi olarak
tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti. Bu gerçeği herkes biliyor. Ama bu kez
koşullar farklı. Çünkü Milliyet gazetesine göre mesaj, bu yıl Kıbrıs
Türk kesiminden verilecek.
Türkiye ile AB arasındaki
üyelik görüşmeleri, Ankara'nın Kıbrıs Rum yönetimini tanıması ve
limanlarını gemilerine açması gerektiği noktasında "durdu". AB, bu
konudaki ticari protokolün uygulanması için Türkiye'ye -bu yılın
sonunda bitecek- altı aylık bir süre verdi. Ankara'nın hemen verdiği
karşılık; "Kıbrıs Türk kesimine uygulanan izolasyon kalkmadıkça bunun
olamayacağı" yönündeydi. Türkiye'nin tutumundaki tırmanış Erdoğan'ın şu
sözüyle doruğa çıktı: "'Müzakereler durabilir' diyorlar. Durursa
durur."
Kıbrıs'ın Türkiye açısından
taşıdığı önemi, Türklerden başka kimse bilemez. Erdoğan iki gün önce
partisinin milletvekillerine hitaben yaptığı açıklamada, aynı tutumu şu
sözlerle yineledi: "Türkiye'nin bir onuru var. O da Kıbrıs'tır."
Bununla da, Türkiye'deki bütün kesimlerin duygularına tercüman oldu.
Çünkü Kıbrıs salt bir coğrafyadan ibaret değil; aynı zamanda bir
uygarlık, din, kimlik ve kader birliğidir. Tabii stratejik önemini de
unutmamak lazım. Bunun, güvenin ötesinde bir kriz olduğu kesin. AB'nin
genişlemesinden sorumlu üyesi Olli Rehn, olayı bununla sınırlı görüp
çözümün de, reformların hızlandırılmasında olduğunu düşünmekle, soruna
gerekli önemi vermemiş oluyor. Türkiye'nin AB ile ilişkisi, nispeten
İran'ın Batı ile ilişkisine benziyor. Milli duygular birçok çıkarın
önüne geçiyor. Muhammed Nureddin (26/06/2006)
-
ESKİ SAYILAR