04.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 04/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 03 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:           

ALMANYA BASINI: 

Süddeutsche Zeitung: “Ankara Karşıtları İçin Bir Yasa”: Türkiye'nin başı halen terörle dertte. Bu kötü. Şimdi Türkiye, sert bir Terörle Mücadele Yasası ile terörü yenmeyi amaçlıyor.(…)

Türkiye'nin hukuk devleti olma yolunda nerede durduğunu Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in şahsında okumak mümkündür. Bu, TCK'nın "Türklüğe hakaret" ile ilgili uğursuz 301. maddesi dayanak alınarak onlarca yazar hakkında dava açılmasıyla başlamıştı. Bu bağlamda Çiçek eleştiride bulunanlara, "Göreceksiniz ki, sonunda hiçbir meşhur yazar ceza almayacaktır" demişti.

Şimdi de benzer bir mantık yürütüyor: Çiçek'e göre gerçi Terörle Mücadele Yasası pek sempatik değil, ancak buna rağmen isteniyor. Bakan yasanın mümkün mertebe uygulanmamasını ümit ediyor. (…)Bu yasa tıpkı 301. madde gibi, özellikle ordunun işine yaramaktadır. Hükümet bir kez daha ordu karşısında boyun eğmiş ve artık siyasetin ordunun önüne geçmesini talep eden AB ile yeniden karşı karşıya gelme tehlikesini göze almıştır.

Bütün bunlar tam da AB katılım müzakerelerinin Kıbrıs yüzünden duraksama noktasına geldiği bir döneme rastlıyor.  Avrupa'daki Türkiye karşıtları sevinçten ellerini ovuşturacaklardır. Kai Stritmatter (03/07/2006) 

Süddeutsche Zeitung: “AB’ye Katılacak Olan Türkiye Çok farklı Olacaktır”: Finlandiya Dışişleri Bakanı ve AB Dönem Başkanı Erkki Tuomioya ile mülakat.

SORU: AB, 1999 yılında –o zamanlar da Dönem Başkanlığı Finlandiya'daydı– büyük genişleme kararlaştırmıştı. Türkiye'ye de adaylık statüsü verilmişti. Şimdiyse hava değişti. Birçok AB üyesi ülke genişleme politikasına giderek karşı çıkıyor.

TUOMİOYA: Evet bu doğrudur. Ancak havanın böyle olması ille de genişlemeden kaynaklanmıyor. Daha çok, insanların işlerin kontrolden çıktığı hissine kapılmasından kaynaklanıyor. Tabii ki genişlemenin sorunun bir kısmını teşkil ettiğini söylemek kolaydır. Fakat 10 yeni ülkenin AB üyesi olmuş olması bariz bir başarıdır. İnsanlara genişlemeyle ilgili somut sorunun ne olduğunu sorarsanız, gerçek anlamda genişlemede bir hata gösteremeyeceklerdir.

SORU: Ama birçok kişi Türkiye'yi reddediyor ve Türkiye'den sonra kendilerini daha hangi ülkelerin beklediğini merak ediyor. Ukrayna, Beyaz Rusya, hatta belki de Rusya mı?

TUOMİOYA: İnsanlar bu bağlamda, Türkiye'yi sadece bugünkü haliyle görüyor. AB'ye katılacak olan Türkiye çok farklı olacaktır. Ayrıca AB'nin bütün şartlarını yerine getirmek zorunda olacaktır. Herkesin de bu konuda son derece dikkatli davranacağından kesinlikle eminim. AB içindeki barış ve istikrarın korunması için neyin daha iyi olacağı sorusuyla, kararı verdiğimiz ana kadar ıstırap çekmiştik. Sonra cevap belliydi. Avrupalı bir Türkiye'nin AB içinde yer alması, herhangi bir şekle dönüşmüş bir Türkiye'nin AB dışında yer almasından daha iyi olacaktır. Martin Winter (03/07/2006) 

İNGİLTERE BASINI: 

REUTERS: “Olli Rehn Türkiye’nin Reform Yolundaki Aksaklığını Önemsemedi”: Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu Komisyon üyesi Olli Rehn dün, Türkiye'nin reform hızını kaybetmesini önemsemediğini söyledi, ancak Ankara'dan siyasi ve hukuki değişikliklere ağırlık vermesini talep etti.

Rehn Fin televizyonuna verdiği mülakatta, Brüksel'in Ankara'nın AB üyelik girişiminin bir parçası olarak talep ettiği ombudsmanlık kurulmasına ilişkin yasa tasarısını Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in veto etmesinin, bu sayfanın kapandığı anlamına gelmediğini söyledi.

Rehn MTV televizyonuna, "Göründüğü gibi dramatik olmayabilir" dedi. Ombudsmanlık görevi Avrupa anayasal devletinin temel taşıdır ve Türkiye'nin bunu kurmasını bekliyoruz" dedi. (03/07/2006) 

REUTERS: “Barrosso Türkiye’yi Kıbrıs Konusunda Uyardı”: Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso bugün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerinin genel olarak yolunda gittiğini ancak ciddi problemlerin ortaya çıkmasını önlemek için Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesi gerektiğini söyledi.

Barrosso, Helsinki'deki bir basın toplantısında, "Genel olarak müzakerelerin yolunda gittiği söylenebilir" dedi ancak sözlerine "Türkiye'nin, limanlarını Kıbrıs geçişlerine açan protokolü yürürlüğe koymamasının ciddi sorunlara yol açacağını" da ekledi. (03/07/2006) 

FRANSA BASINI: 

EuroNews: “Recep Tayyip Erdoğan Avrupa Sahnesinde”: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İle Mülakat.

SORU: Türkiye, Gümrük Birliğini Kıbrıs da dahil olmak üzere AB'ye yeni üye on ülkeyi içine alacak şekilde genişleten bir anlaşmaya imza attı. Peki Türkiye deniz ve hava limanlarını Kıbrıs menşeli ticari faaliyetlere neden açmıyor?

ERDOĞAN: Şimdiye kadar Gümrük Birliğini uygulayan Türkiye, AB ile Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalayan ancak üyelik statüsüne sahip olmayan yegane ülkedir. Ancak gümrük birliği anlaşmasını üyelik sürecine karşı kullanmamıştır. Örneğin, Güney Kıbrıslılar Annan Planını reddetti ama Kıbrıs'ın AB üyesi olduğu 1 Mayıs 2004 tarihinden sonra Türkiye Gümrük Birliği kapsamındaki veto hakkını kullanabilirdi ama kullanmadı. Çünkü etik açıdan bu yanlış olurdu.

Şimdi, ek protokole gelince bizim söylediğimiz şey şu; Her şeyden önce bir kere Kuzey Kıbrıs'ın tecritten kurtarılması lazım ancak ondan sonra yapılması gereken ne varsa onu yaparız.

Şimdiye kadar ek protokole ilişkin birçok şey yaptık, birçok şey önerdik ama diğer taraf olumlu yanıt vermedi. Biz de bu şartlar altında olumlu kalamayız. (…)

SORU: Kıbrıslı Türkler ekonomi alanında izole edilmeye devam edilirlerse, Avrupa Birliği'yle müzakereleri kesmeye hazır olduğunuzu söylediniz. Bu açıklamanızdan sonra Avrupalı liderlerden herhangi bir cevap aldınız mı?

ERDOĞAN: Hayır, bu, diğer kaynaklardan öğrendiğimiz bir şey. Müzakerelerin askıya alınacağını söyleyen onlar, müzakereleri durduralım diyen biz değiliz. Biz de onlara, eğer siz müzakereleri kesmek istiyorsanız, tamam kesiniz, ancak bunu kesmek isteyen biz değiliz dedik.

Müzakere, ayrı bir şey, Kıbrıs ayrı bir şey. Kıbrıs'ı şimdiki müzakere sürecimize dahil etmek, etik olarak doğru değil. Maddelerde Kıbrıs hakkında hiçbir şey söylenmiyor. Eğer bir engel olarak bu meseleyi sürekli bir şekilde önümüze sürerlerse, bundan dolayı fikrimizi değiştirmeyeceğiz. Devam etmeye kararlıyız.(03/07/2006)  

AVUSTURYA BASINI: 

Oberösterreichische Nachrichten: “Viyana Hırvatistan’ı Türkiye’den Ayırdı”: Avusturya Dönem Başkanlığı, aylardan beri hayalini kurduğu şeyi son anda başarabildi: Katılım müzakerelerinde Hırvatistan'ı Türkiye'den ayırmak. Haftanın sonlarına doğru Zagrep ile müzakerelerin üçüncü faslı olan gümrük konusu açılmış oldu, Türklere bu izin verilmedi. Ankara, hala Gümrük Birliği'ne Kıbrıs'ı dahil etmiş değil, Türk hava ve deniz limanları Kıbrıs'a kapalı kalmaya devam ediyor.

Brüksel'de yapılan hesaplar, müzakerelerde Hırvatların yıl sonuna doğru tamamen Türkiye'den ayrı bir yere ulaşacağı yönünde. AB, iki ülke ile aynı anda -3 Ekim 2005 tarihinde- müzakerelere başlama kararı almıştı.

Hırvatistan ile müzakereler 2008 yılından önce  tamamlanamayacak. Türkiye ise, AB'ye göre, 2014 yılından evvel Birliğe katılamayacak.(03/07/2006) 

Profil: “Avrupa Kalesi Çözüm Değil” : Verheugen ile mülakat:

LAHODYNSKY: Türkiye konusunda durum hassaslaşıyor. Türklerin AB'ye katılım isteklerini kaybettikleri izlenimi giderek güçleniyor.

VERHEUGEN: Türkiye'nin Avrupa'ya bağlanmasının kısa vadeli bir proje olmadığı zaten biliniyordu. Bu, stratejik önem taşıyor. Avrupa, dünya politikası diye vasıflandırabileceğim pek az şey yapıyor. Ancak AB'nin Türkiye politikası, bir parça dünya politikası. Bunu doğru bir şekilde yapabilirsek, dünyayı olumlu yönde değiştirebiliriz. Eğer yanlış bir şekilde yaparsak, Batı'nın demokratik ortağı olacak bir  Türkiye'yi kaybederiz. Benim tavsiyem, müzakerelerin kararlaştırıldığı gibi, titizlikle yürütülmesi ve zamanı gelince sonuçların değerlendirilmesi.Otmar Lahodynsky (03/07/2006) 

 

NOT: Bu bülten, 3 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 
ESKİ SAYILAR