11.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 11/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 10 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:           

ALMANYA BASINI: 

Spiegel Online: “Diyaloğa Dönüş”: Finlandiya 1 Temmuz'dan İtibaren AB Dönem Başkanlığını üstlendi. Kuzey Avrupalılar böylece devasa bir sorunu miras olarak devraldı; Kıbrıs sorunu... Bu konu, Türkiye'nin AB üyeliğinden ayrıldığı takdirde, bölünmüş adanın sorunu çözülebilir.

İki yıl önce bu çetin ceviz, kırılma noktasına gelmişti. Ancak Kıbrıslı Rumlar, Cumhurbaşkanları Tassos  Papadopulos'un telkinleriyle BM tarafından hazırlanan uzlaşmayı (Annan Planı) onaylamayı reddettiler. Buna karşın, kısa bir süre öncesine kadar Ankara dışında herkesin mesafeli durduğu Kıbrıs Türk kesimi, kendi tarafında yapılan referandumda büyük bir çoğunlukla BM planını onayladı. Planın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesi uluslararası toplum için büyük bir darbeydi. Zira BM, AB ve Türkiye, planın desteklenmesi için büyük uğraş vermişti(…)

Kıbrıs'taki referandumlardan iki gün sonra Avrupa Konseyi, Kıbrıslı Türklerin davranışını, oy birliğiyle aldığı, ekonomik izolasyonları kaldırma kararıyla ödüllendirdi. Ancak o zamandan beri çok şey yapılmadı. AB bu kararı nihayet uygulamaya koymalıdır. Brüksel'deki uluslararası düşünce kuruluşu Crisis Group bile, AB kararının "üzerinde yazıldığı kağıttan bile değersiz olduğunu" söylüyor. AB devletlerinde bile milliyetçi akımların yeniden yükselişte olduğu bir dönemde, Kıbrıslı Türkler Avrupa'dan yana oy kullandı. Ancak, milliyetçi ve çoğunlukçu Rumlar hileyle içeri girerken, Kıbrıslı Türkler dışarıda bırakılıyor.(…)

Finlandiya Dönem Başkanının, Kıbrıs'a, kulüp üyeliğinin sadece milli değil aksine Avrupalılık sorumluluğunu beraberinde getirdiğini hatırlatması bile, bir başarı olacaktır. Kıbrıs Hükümetinin sürekli direnerek, Türkiye ile katılım müzakerelerini bloke etmesine izin verilmemelidir. Türkiye büyük bir meydan okumayla karşı karşıyadır ve müzakere süreci reformların gerçekleştirilmesi, sorunların bertaraf edilmesi için kullanılmalıdır, ki bu AB'nin de lüzumlu irade ve müdahalesini gerektirir. Kıbrıs Rum Hükümetinin taleplerine azami anlayış gösterilmesine burada yer yoktur.Cem Özdemir/Hakan Altınay (10/07/2006) 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: “Güller ve Dikenler”: Bir anket verilerinin ortaya koyduğu kadarıyla Ankara'da Avrupa Birliği'ne destek azalıyor. Söz konusu ankette,deneklerin yalnızca yüzde 35'i AB hakkında olumlu izlenimlere sahip. Bunun pek tabii ki, hem AB üyesi ülkelerden hem de Türkiye'nin kendisinden kaynaklanan birçok nedeni var. Hala çözüme kavuşturulamamış Kıbrıs sorununun yanı sıra, Türkiye'den tam üyelik yolunda beklenenler de bir rol oynuyor.

Her ne kadar birçok Türk -ve belki de çoğunluk- hak ve özgürlüklere sahip bir sivil toplum oluşumu yolunda gelişmenin sürdürülmesini arzuluyor olsa da, kimileri, Avrupa'daki toplum yapısının gelişmesiyle yakından ilişkili olan bazı konularda sorunlar olduğu görüşünde. Örneğin, Türkiye'de erozyona uğrayan aile yapısı gibi. Kemal Atatürk, "güllere ve bütün dikenlerine rağmen" ödün vermeksizin Batılı olunması direktifini vermişti. Gerçi Türk milliyetçileri şovenizmlerini, Avrupa'ya karşı yürütülen oyuna katmak ve gerekli değişimleri bloke edebilmek için bu çekinceleri alet ediyor. Ancak birçok aile de yakında kendilerinin de "Avrupa yoluna" girmesinden endişeleniyor.Wolfgang Günter Lech (10/07/2006) 

Die Tageszeitung: “Çıkmaz Sokaktan Küçük Adımlarla”:  Kıbrıs, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili müzakereleri de çıkmaza sokabilir. Adanın kuzeyindeki Türk kesiminin Brüksel ile ekonomik ilişkiler kurmasına izin verilmediği sürece, Türkiye, Rum Cumhuriyeti'ni tanımayı reddediyor. Ekonomik ilişki kurulmasını ise Kıbrıs'ın tek diplomatik temsilcisi olduklarını iddia eden Rumlar reddediyor. AB, Türkiye'nin, AB üyesi Kıbrıs'ı tanımasında ısrar ediyor. Ancak böylece Kıbrıs ihtilafı on yıllar boyunca birkaç yüz bin kişinin sorunu olmaktan çıkıp dünya siyasetine dönüşüyor. Burada, her şeyden önce Akdeniz'in doğusundaki en büyük siyasi ve askeri güç olan Türkiye'nin gelecekte oynayacağı rol söz konusu. Klaus Hillenbrand  (10/07/2006) 

ABD BASINI: 

The Washington Times: “Dünya’ya Bir Armağan”: Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'e göre, Türkiye, demokrasi ve ekonomi alanında yaptığı geniş yelpazeli reformlar yoluyla, diğer Müslüman ülkelere bir örnek teşkil ediyor.

Abdullah Gül geçen hafta Washington'a yaptığı ziyarette Brookings Enstitüsü'ndeki konuşmasında, "Türkiye'nin başarısı geniş bir yankı buldu. Ne de olsa, Müslüman bir ülkede hayata geçirilen bu reformlar şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş reformlardır. Bu da dünyaya bir armağandır" dedi.(…)

Pek çok yabancı gözlemciye göre, 2001 yılından bu yana Türkiye, son 70 yılda gerçekleştirdiğinden çok daha fazla reform gerçekleştirdi. AB'ye girme hedefiyle motive olan Türkiye, savaş zamanında işlenen terör eylemleri hariç olmak üzere ölüm cezasını kaldırdı, daha fazla ifade özgürlüğü tanınmasını garanti altına aldı, hükümet tarafından siyasi partilerin kapatılmasını önleyen bazı yasaları kabul etti ve yapılan toplu gösterilerde bazı kısıtlamaları kaldırdı. Ekonomik açıdansa Türkiye, halihazırda sıkı bir para politikası uygulayan bağımsız bir Merkez Bankası oluşturdu ve Türk Telekom ve Petrol Ofisi gibi bazı kurumlarını özelleştirdi. James Morrison (10/07/2006)  

YUNANİSTAN BASINI: 

Kathimerini: “Belirtiler, AB-Türkiye ilişkilerinde bıçağın beklenilenden daha erken kemiğe dayanacağı yönünde. Ankara, Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs Cumhuriyeti'ne uygulamayı reddediyor, hatta Erdoğan bu reddin üyelik müzakerelerine ara verilmesine neden olmayacağını, Türkiye'nin "dostlarının buna izin vermeyeceğini" söylüyor.

Türk Başbakan, Washington'un, üyelik müzakerelerinin devam etmesi için birçok Avrupa ülkesine perde arkasından baskı uyguladığını biliyor. Washington'un bunu yapmasının kendine göre nedenleri var, bu şekilde Irak savaşı sırasında sarsılan Ankara ile ilişkilerini düzeltmeye de çalışıyor.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Rice–Gül görüşmelerden de belli olduğu üzere, her iki taraf uçurum üzerinde köprü kurmak için çaba sarf ediyor. Amerikalılar, aslında, Ankara'nın Irak'taki PKK üslerinin dağıtılmasına ilişkin taleplerine karşılık vermiyorlar, bu nedenle de, bir yandan Ankara'nın Kıbrıs konusuna ilişkin tezlerini öte yandan da AB üyeliğini destekleyerek "hapı süsleyerek yutturmaya" çalışıyorlar. Stavros Ligeros (10/07/2006) 

FRANSA BASINI: 

AFP: “Olli Rehn:Görüşmeler Cesaret Verici”: AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn bugün, Kıbrıs Rum ve Türk tarafları arasında adanın birleştirilmesi konusunda yapılan görüşmeleri "cesaret verici bir işaret" olarak niteledi.

Olli Rehn yayımladığı bildiride, "Kıbrıs Rum ve Türk liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın bir hafta içinde üç kez bir araya gelmesi, adada diyalog şansının olduğunu gösteren cesaret verici bir işaret" dedi.

Avrupa Komisyonunun destek vereceği teminatında bulunan Rehn, "BM himayesinde global bir anlaşmaya varmak için yeni bir süreç perspektifinin mevcut" olduğunu ileri sürdü.

Rehn, "Kıbrıs'taki statüko kabul edilemez; Kıbrıs sorununa çözüm hem arzu ediliyor, hem de mümkündür ve ertelenmemesi gerekir" diye devam etti. (10/07/2006) 

İSPANYA BASINI: 

El Pais: “Türk Ekonomisi Devam Eden Büyümeye Rağmen Zayıflamaya Başladı”: Son siyasi olaylar ve AB sürecindeki gerilemeler, Türk ekonomisinin henüz başlamakta olan gelişmesini frenliyor.Toplam üretim ilk üç ayda yüzde 6.4 artmasına rağmen son haftalarda lira, avro karşısında yüzde 22 değer kaybetti. Cari açık yeni bir rekor kırarken, enflasyon ve işsizlik de gerilemeksizin devam ediyor.(…)

AB'nin Türkiye konusundaki son ilerleme raporu, Ankara'yı din özgürlüğünün kısıtlanması ve Kıbrıs'ı bağımsız devlet olarak tanımayı reddetmesi hakkında uyarmakla kalmayıp ekonomik reformların felce uğramasına ve düzenleyici konularda bir ilerleme olmadığına dair izlenimleri de yansıtıyor.(…) AB ve uluslararası kurumlar, şimdiki büyüme düzeyini koruyabilmesi için Türkiye'yi, siyasi ve mali kurumlarının uluslararası alanda ve içeride güven telkin etmesi gerektiği konusunda uyardı. Bunun için de makro ekonomik politikalarında inanılırlığını artırması, düzenleyici çerçevenin mali risklerini en aza indirdiğini garantilemesi, şirketlerin rekabet güçlerini iyileştirmesi, özelleştirmelere hız vermesi ve vergi sisteminde değişiklikler yapması gerekiyor. Fernando Cano (10/07/2006)

 

NOT: Bu bülten, 10 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 
ESKİ SAYILAR