ALMANYA BASINI:
Spiegel Online: “Diyaloğa Dönüş”:
Finlandiya 1 Temmuz'dan İtibaren AB Dönem Başkanlığını
üstlendi. Kuzey Avrupalılar böylece devasa bir sorunu miras olarak
devraldı; Kıbrıs sorunu... Bu konu, Türkiye'nin AB üyeliğinden ayrıldığı
takdirde, bölünmüş adanın sorunu çözülebilir.
İki yıl önce bu çetin ceviz, kırılma noktasına gelmişti.
Ancak Kıbrıslı Rumlar, Cumhurbaşkanları Tassos Papadopulos'un
telkinleriyle BM tarafından hazırlanan uzlaşmayı (Annan Planı)
onaylamayı reddettiler. Buna karşın, kısa bir süre öncesine kadar Ankara
dışında herkesin mesafeli durduğu Kıbrıs Türk kesimi, kendi tarafında
yapılan referandumda büyük bir çoğunlukla BM planını onayladı. Planın
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesi uluslararası toplum için büyük
bir darbeydi. Zira BM, AB ve Türkiye, planın desteklenmesi için büyük
uğraş vermişti(…)
Kıbrıs'taki referandumlardan iki gün sonra Avrupa
Konseyi, Kıbrıslı Türklerin davranışını, oy birliğiyle aldığı, ekonomik
izolasyonları kaldırma kararıyla ödüllendirdi. Ancak o zamandan beri çok
şey yapılmadı. AB bu kararı nihayet uygulamaya koymalıdır. Brüksel'deki
uluslararası düşünce kuruluşu Crisis Group bile, AB kararının "üzerinde
yazıldığı kağıttan bile değersiz olduğunu" söylüyor. AB devletlerinde
bile milliyetçi akımların yeniden yükselişte olduğu bir dönemde,
Kıbrıslı Türkler Avrupa'dan yana oy kullandı. Ancak, milliyetçi ve
çoğunlukçu Rumlar hileyle içeri girerken, Kıbrıslı Türkler dışarıda
bırakılıyor.(…)
Finlandiya Dönem Başkanının, Kıbrıs'a, kulüp üyeliğinin
sadece milli değil aksine Avrupalılık sorumluluğunu beraberinde
getirdiğini hatırlatması bile, bir başarı olacaktır. Kıbrıs Hükümetinin
sürekli direnerek, Türkiye ile katılım müzakerelerini bloke etmesine
izin verilmemelidir. Türkiye büyük bir meydan okumayla karşı karşıyadır
ve müzakere süreci reformların gerçekleştirilmesi, sorunların bertaraf
edilmesi için kullanılmalıdır, ki bu AB'nin de lüzumlu irade ve
müdahalesini gerektirir. Kıbrıs Rum Hükümetinin taleplerine azami
anlayış gösterilmesine burada yer yoktur.Cem
Özdemir/Hakan Altınay (10/07/2006)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: “Güller ve Dikenler”:
Bir anket verilerinin ortaya koyduğu kadarıyla
Ankara'da Avrupa Birliği'ne destek azalıyor. Söz konusu
ankette,deneklerin yalnızca yüzde 35'i AB hakkında olumlu izlenimlere
sahip. Bunun pek tabii ki, hem AB üyesi ülkelerden hem de Türkiye'nin
kendisinden kaynaklanan birçok nedeni var. Hala çözüme kavuşturulamamış
Kıbrıs sorununun yanı sıra, Türkiye'den tam üyelik yolunda beklenenler
de bir rol oynuyor.
Her ne kadar birçok Türk -ve belki de çoğunluk- hak ve
özgürlüklere sahip bir sivil toplum oluşumu yolunda gelişmenin
sürdürülmesini arzuluyor olsa da, kimileri, Avrupa'daki toplum yapısının
gelişmesiyle yakından ilişkili olan bazı konularda sorunlar olduğu
görüşünde. Örneğin, Türkiye'de erozyona uğrayan aile yapısı gibi. Kemal
Atatürk, "güllere ve bütün dikenlerine rağmen" ödün vermeksizin Batılı
olunması direktifini vermişti. Gerçi Türk milliyetçileri şovenizmlerini,
Avrupa'ya karşı yürütülen oyuna katmak ve gerekli değişimleri bloke
edebilmek için bu çekinceleri alet ediyor. Ancak birçok aile de yakında
kendilerinin de "Avrupa yoluna" girmesinden endişeleniyor.Wolfgang
Günter Lech (10/07/2006)
Die Tageszeitung: “Çıkmaz Sokaktan Küçük Adımlarla”:
Kıbrıs, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili
müzakereleri de çıkmaza sokabilir. Adanın kuzeyindeki Türk kesiminin
Brüksel ile ekonomik ilişkiler kurmasına izin verilmediği sürece,
Türkiye, Rum Cumhuriyeti'ni tanımayı reddediyor. Ekonomik ilişki
kurulmasını ise Kıbrıs'ın tek diplomatik temsilcisi olduklarını iddia
eden Rumlar reddediyor. AB, Türkiye'nin, AB üyesi Kıbrıs'ı tanımasında
ısrar ediyor. Ancak böylece Kıbrıs ihtilafı on yıllar boyunca birkaç yüz
bin kişinin sorunu olmaktan çıkıp dünya siyasetine dönüşüyor. Burada,
her şeyden önce Akdeniz'in doğusundaki en büyük siyasi ve askeri güç
olan Türkiye'nin gelecekte oynayacağı rol söz konusu.
Klaus Hillenbrand (10/07/2006)
ABD BASINI:
The Washington Times: “Dünya’ya Bir Armağan”:
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'e göre, Türkiye, demokrasi ve ekonomi alanında yaptığı
geniş yelpazeli reformlar yoluyla, diğer Müslüman ülkelere bir örnek
teşkil ediyor.
Abdullah Gül geçen hafta Washington'a yaptığı ziyarette
Brookings Enstitüsü'ndeki konuşmasında, "Türkiye'nin başarısı geniş bir
yankı buldu. Ne de olsa, Müslüman bir ülkede hayata geçirilen bu
reformlar şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş reformlardır. Bu da
dünyaya bir armağandır" dedi.(…)
Pek çok yabancı gözlemciye göre, 2001 yılından bu yana
Türkiye, son 70 yılda gerçekleştirdiğinden çok daha fazla reform
gerçekleştirdi. AB'ye girme hedefiyle motive olan Türkiye, savaş
zamanında işlenen terör eylemleri hariç olmak üzere ölüm cezasını
kaldırdı, daha fazla ifade özgürlüğü tanınmasını garanti altına aldı,
hükümet tarafından siyasi partilerin kapatılmasını önleyen bazı yasaları
kabul etti ve yapılan toplu gösterilerde bazı kısıtlamaları kaldırdı.
Ekonomik açıdansa Türkiye, halihazırda sıkı bir para politikası
uygulayan bağımsız bir Merkez Bankası oluşturdu ve Türk Telekom ve
Petrol Ofisi gibi bazı kurumlarını özelleştirdi.
James Morrison (10/07/2006)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: “Belirtiler,
AB-Türkiye ilişkilerinde bıçağın beklenilenden daha erken kemiğe
dayanacağı yönünde. Ankara, Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne uygulamayı reddediyor, hatta Erdoğan bu reddin üyelik
müzakerelerine ara verilmesine neden olmayacağını, Türkiye'nin
"dostlarının buna izin vermeyeceğini" söylüyor.
Türk Başbakan, Washington'un, üyelik müzakerelerinin
devam etmesi için birçok Avrupa ülkesine perde arkasından baskı
uyguladığını biliyor. Washington'un bunu yapmasının kendine göre
nedenleri var, bu şekilde Irak savaşı sırasında sarsılan Ankara ile
ilişkilerini düzeltmeye de çalışıyor.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Rice–Gül görüşmelerden de
belli olduğu üzere, her iki taraf uçurum üzerinde köprü kurmak için çaba
sarf ediyor. Amerikalılar, aslında, Ankara'nın Irak'taki PKK üslerinin
dağıtılmasına ilişkin taleplerine karşılık vermiyorlar, bu nedenle de,
bir yandan Ankara'nın Kıbrıs konusuna ilişkin tezlerini öte yandan da AB
üyeliğini destekleyerek "hapı süsleyerek yutturmaya" çalışıyorlar.
Stavros Ligeros (10/07/2006)
FRANSA BASINI:
AFP: “Olli Rehn:Görüşmeler Cesaret Verici”:
AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn bugün,
Kıbrıs Rum ve Türk tarafları arasında adanın birleştirilmesi konusunda
yapılan görüşmeleri "cesaret verici bir işaret" olarak niteledi.
Olli Rehn yayımladığı bildiride, "Kıbrıs Rum ve Türk
liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın bir hafta içinde üç
kez bir araya gelmesi, adada diyalog şansının olduğunu gösteren cesaret
verici bir işaret" dedi.
Avrupa Komisyonunun destek vereceği teminatında bulunan
Rehn, "BM himayesinde global bir anlaşmaya varmak için yeni bir süreç
perspektifinin mevcut" olduğunu ileri sürdü.
Rehn, "Kıbrıs'taki statüko kabul edilemez; Kıbrıs
sorununa çözüm hem arzu ediliyor, hem de mümkündür ve ertelenmemesi
gerekir" diye devam etti. (10/07/2006)
İSPANYA BASINI:
El Pais: “Türk Ekonomisi Devam Eden Büyümeye Rağmen
Zayıflamaya Başladı”:
Son siyasi olaylar ve AB sürecindeki
gerilemeler, Türk ekonomisinin henüz başlamakta olan gelişmesini
frenliyor.Toplam üretim ilk üç ayda yüzde 6.4 artmasına rağmen son
haftalarda lira, avro karşısında yüzde 22 değer kaybetti. Cari açık yeni
bir rekor kırarken, enflasyon ve işsizlik de gerilemeksizin devam
ediyor.(…)
AB'nin Türkiye konusundaki son ilerleme raporu, Ankara'yı
din özgürlüğünün kısıtlanması ve Kıbrıs'ı bağımsız devlet olarak
tanımayı reddetmesi hakkında uyarmakla kalmayıp ekonomik reformların
felce uğramasına ve düzenleyici konularda bir ilerleme olmadığına dair
izlenimleri de yansıtıyor.(…) AB ve uluslararası kurumlar, şimdiki
büyüme düzeyini koruyabilmesi için Türkiye'yi, siyasi ve mali
kurumlarının uluslararası alanda ve içeride güven telkin etmesi
gerektiği konusunda uyardı. Bunun için de makro ekonomik politikalarında
inanılırlığını artırması, düzenleyici çerçevenin mali risklerini en aza
indirdiğini garantilemesi, şirketlerin rekabet güçlerini iyileştirmesi,
özelleştirmelere hız vermesi ve vergi sisteminde değişiklikler yapması
gerekiyor. Fernando Cano (10/07/2006)
NOT:
Bu bülten, 10 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber
ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR