14.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 14/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 13 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:           

ABD BASINI: 

Amerika’nın Sesi Radyosu: “Olli Rehn Türkiye’yi İfade Özgürlüğü Konusunda Yeniden Uyardı”: AB'nin genişlemeden sorumlu yetkilisi Olli Rehn, Türkiye'yi ifade özgürlüğü konusunda yeniden uyardı.

Rehn, Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'e Türklüğe hakaret ettiği suçlamasıyla verilen cezanın Yargıtay tarafından onaylanmasını sert bir şekilde eleştirdi.

Brüksel'de açıklama yapan Rehn, karardan dolayı hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Rehn, 301. Maddenin ifade özgürlüğünü güvence altına alacak şekilde değiştirilmesini de istedi.

AB'nin genişlemeden sorumlu yetkilisi, Yargıtay kararının, sonbaharda açıklanacak ilerleme raporuna da yansıtılacağını söyledi. (13/07/2006) 

ALMANYA BASINI: 

Süddeutsche Zeitung: “Profil:Hrant Dink”  Hrant Dink bir defasında "Türkler ve Ermeniler ruhsal olarak hastalar ve bunun tek bir tedavisi var: Diyalog" demişti.

1915-1917 yılları arasındaki katliamlar ve Ermenilerin Türkler tarafından Anadolu'dan tehcir edilmesinden bu yana Türkler ve Ermeniler birbirlerine kin, nefret, propaganda ve karşı propaganda ile bağlılar. Dink Türkiye'de yaşayan bir Ermeni. Bir gazeteci olan Dink, birkaç hafta önce Hamburg'da Henri-Nannen Ödülü'ne layık görüldü. Dink diyalog kurulmasını isterken Yargıtaydan mahkeme kararını aldı: "Türklüğe hakaretten suçlu."

            Bu karar Türk hükümeti için bir rezalet anlamı taşıyor. Hükümet, ülkesinin AB'ye uyumu çerçevesinde TCK'yı reforme etmiş ve ordu ile milliyetçi çevrelerin baskıları üzerine eski hakaret paragraflarına dokunmamıştı. Dink'in başına bela olan 301. maddeden ise özellikle korkuluyor. Hükümet sürekli teskin etmişti: "Kimsenin düşünce özgürlüğü konusunda endişelenmesine gerek yok. Sonunda tanınmış isimlerin hüküm giymeyecekleri görülecek. Önemli olan reformların uygulamasıdır." Radikal gazetesi ise bu açıklamalarla alay eder gibi, "Alın Size Uygulama" başlığı attı. Kai Stritmatter (13/07/2006) 

Berliner Zeitung: “Avrupa İçin Enerji”: Türkiye kendinden emin bir şekilde "yüzyılın projesinden" bahsediyor. 1.780 kilometrelik boru hattı sayesinde petrol, Rusya ve İran olmaksızın, bir NATO ülkesi olan Türkiye üzerinden Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'ya sevk edilebilecek.

Ankara'nın bakış açısına göre, petrol boru hattının sadece ekonomik değil aynı zamanda büyük bir siyasi anlamı var. Bu hat, Türkiye'nin orta vadede Avrupa Birliği için enerji koridoru olma yönündeki stratejisinin önemli bir parçası.(…) Gerçi Türkiye hatırı sayılır bir petrol ya da gaz rezervine sahip değil. Ancak, doğusundaki üretici ülkeler ile batısındaki tüketici ülkeler arasındaki konumu nedeniyle transit ülke olarak Avrupalılar için oldukça ilgi çekici. Bu, AB'nin ana gaz tedarikçisi Rusya'ya duyduğu güvenin 2006 yılı başlarında Ukrayna ile yaşanan gaz tartışmasının ardından azalmasıyla daha da geçerli bir hal alıyor.Thorsten Knuf (13/07/2006) 

KIBRIS RUM BASINI: 

Simerini: “Trenlerin Çarpışması”: AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'den sonra, Avrupa Parlamentosunun Türkiye Raportörü Camiel Eurlings, Kıbrıs sorunundaki yeni sürecin gerçek amaçlarını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Eurlings, Türkiye ve AB arasında tren kazasından kaçınılması gerektiğini söyledi. Olli Rehn Türkiye'ye, AB ve Kıbrıs Cumhuriyeti karşısındaki  yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, tren kazası olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu. Böyle bir kazanın olmaması için, Amerikalılara, İngilizlere, Avrupalılara ve Atina'ya, tren kazasını önlemeleri için uyarıda bulundu. Ancak bu kaza nasıl önlenecek? Kıbrıs sorununda, Türkiye'ye ve Avrupa'ya güçlü bir gerekçe sunacak yeni bir sürecin başlaması vasıtasıyla...(…)

Türkiye'nin Avrupa perspektifi treninin kaza yapması söz konusu değildir. Sanatçılara oynayacakları rolleri veren yönetmenler bunun için uğraştılar. Türkiye'yi suçtan arındırmak ve doğrudan ticarete aşamalı çözüm bulmak amacıyla, belki de üçüncü kez tren kazasından kaçınmaya onay vermeye sürüklenen Helen tarafının saygınlığını kurtarma yönünde hareketle rollerini oynayacaklardı. Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'ın vetosunun silah ve çıkış yolu olarak orada olduğunu açıklayabilir, ancak birinci ve ikinci fırsatı kaybettiğin zaman, güvenirliğini de kaybedersin. (13/07/2006) 

YUNANİSTAN BASINI: 

Atina Haber Ajansı: “Kamutsakos:Türkiye’nin AB Üyelik Süreci Uzun Olacak Ve Bir Çok Değişiklikler  Yaşanacak” Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumutsakos, bugün yaptığı açıklamada "Kıbrıs'ın Türkiye ile üyelik görüşmelerinin devamı konusunda veto kullanma hakkı" ile ilgili bir soruya cevaben, son günlerde yapılan açıklamalara atıfta bulundu ve inandırıcı olan politikanın sonuç verici olduğunu ve AB'de de, üye ülkeler arasında uyuşma sağlamanın önemli olduğunu söyledi.

Kumutsakos, gazetelerde yer alan "Ulaşılmaya çalışılan stratejik hedefte tam bir görüş birliği sağlandığı" yolunda haberler konusunda bir soruya cevaben, Atina ile Lefkoşa arasındaki işbirliği ve irtibatın, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un Atina'yı son ziyareti sırasında da görüldüğü üzere, devamlı ve derinlemesine olduğunu belirtti. (13/07/2006) 

AZERBAYCAN BASINI: 

Hafta İçi: “Milletvekili Aydın Mirzezade:AB’nin Türkiye’ye Koştuğu Şartlar Kabul Edilemez”: Milletvekili Aydın Mirzezade, Türkiye'nin, AB'nin şartlarını fiili olarak kabul etmesi halinde bile, bu kuruma üye olamayacağını söyledi. Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımını tanımaması ve Ermenistan ile sınırları açmaması halinde, AB'ye kabul edilemeyeceğini açıkladı. Söz konusu şartlar içerisinde Rum kesiminin tanınması ve Kürt konusu da var.

Milletvekili Mirzezade, sözde Ermeni soykırımının uluslararası teşkilata üyelik konusunda şart olmadığını söyledi ve "Sınırların açılması da aynı şekilde. Bu, bir devletin iç işlerine karışmak demek. Konu, devletin siyasi ve hukuki yapısının, ekonomik durumunun söz konusu teşkilatın şartlarına uygun olup olmadığıdır" dedi.

Türkiye'nin, kendisine koşulan şartları kabul etmeyeceğini düşünen Mirzezade, "Türkiye'nin bu şartları kabul etmesi, kendi tarihinden ve milli haysiyetinden vazgeçmesi demek. Tarihini yeniden yazacak, Ermenistan'dan özür dileyecek. Diğer taraftan da Türkiye, Ermenistan ile sınırı açarsa, Azerbaycan'ı Dağlık Karabağ konusunda yalnız bırakmış olacak. Buysa Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki nüfuzunu olumsuz etkileyecek" dedi. Milletvekili, Türkiye iktidarının bu şartları kabul etmeyeceğinden emin.(13/07/2006)

 

NOT: Bu bülten, 13 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 
ESKİ SAYILAR