17.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 17/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 14-16 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:           

ABD BASINI:

The Christian Science Monitor: "Yeni Boru Hattı Batının Enerji Sıkıntısına Çare Olacak Mı?": “Perşembe günü  Türkiye'de açılışı yapılan 1.774 kilometre uzunluğundaki Hazar petrol hattı, Amerikalıların umduğu gibi  sorunsuz olmayabilir…  Yapımı 12 yıl süren dört milyar dolarlık Bakü-Tiflis-Ceyhan  (BTC) petrol boru hattı, gelecek yıl tam kapasiteyle faaliyete  geçtiğinde, Batı piyasalarına günde bir milyar varil petrol  sevkedecek. Uzmanlar, bu miktarın dünya genelindeki petrol  ihracatının sadece yüzde 2.5'ini oluşturmasına rağmen,  sevkiyatın küresel enerji güvenliğini önemli ölçüde artıracağını belirtiyorlar. Ankara'daki Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde  enerji uzmanı olan Necdet Pamir, ‘Rusya giderek artan bir  şekilde kendi koşullarını dikte ettiriyor’ diyor ve  İstanbul'daki gaz dağıtım şebekesindeki payının artması için  Türkiye'ye uyguladığı baskılara ve bu ülkede büyük bir doğalgaz  depolama tesisi kurma planlarına dikkat çekiyor. Daha da  önemlisi Rusya, AB'nin, 2011 yılında tamamlandığında Türkiye  üzerinden Azerbaycan ve İran doğalgazını Orta Avrupa'ya  taşıyacağını umduğu 3.000 kilometre uzunluğunda olması  planlanan Nabucco hattı üzerinden kendi doğalgazını satması  konusunda bir öneride bulundu.Washington'daki muhafazakar Hudson Enstitüsü'nde Hazar  bölgesi uzmanı olan Zeyno Baran şunları söylüyor: ‘Bu durum,  Avrupa Birliği Nabucco'yu Rus doğalgazına bir alternatif  olarak gördüğü için hoş bir çelişki olacak. Fakat Türkiye,  ABD ve Avrupa Birliği'ne karşı Rusya ile taraf olmuyor.  Açıkça Ankara iki tarafla da oynayabileceğini düşünüyor.’ Görünen o ki Türkiye, enerji yollarının çeşitlendirilmesi gerektiğinin farkında ve katılmayı umduğu Avrupa Birliği'ndeki  konumunu kuvvetlendirmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz ocak ayında,  Rusya'nın devlet kontrolündeki dogalgaz şirketi Gazprom'un  Ukrayna'ya yaptığı sevkiyatı aniden kesmesi birçok Avrupa  ülkesini etkilemişti.” (Nicholas Birch, 13/07)

ALMANYA BASINI:

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Türkiye'deki Düşünce Özgürlüğüne Dair Eleştiriler Sürüyor": “Avrupa'dan Türkiye'ye düşünce özgürlüğü konusunda  eleştiriler gelmeye devam ediyor.AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olly Rehn,  Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink'in Türklüğe hakaret  suçundan mahkum edilmesine tepki gösterdi. Hükümetin  bu konuda adımlar atmasını isteyen Rehn, Türk Ceza  Kanunu’ndaki düşünce özgürlüğünü sınırlayan 301. maddesinin değiştirilmesini talep etti.”( 08.30-09.00 Türkçe)

Junge Welt: "Türklüğe Hakaret": “Türkiye'de Yargıtay ilk kez ‘Türklüğe hakareti’ kapsayan  ve yeni yürürlüğe giren TCK'nın 301. Maddesi uyarınca bir karar  aldı. Ankara'daki mahkeme çarşamba günü, İstanbul'da  Türkçe-Ermenice yayımlanan haftalık Agos gazetesinin  Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i altı aylık tecilli  hapis cezasına çarptırdı. Dink yazdığı bir makalede,  Birinci Dünya Savaşı sırasında bir milyon Ermeninin  uğradığı soykırımdan söz etmişti. Soykırım Türkiye'de  resmi olarak inkar ediliyor. Yerel bir mahkeme geçen yıl  Dink hakkında aynı yönde karar almış, ancak sanığın  ‘iyi hali’ nedeniyle kararı ertelemişti.AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn, yüksek  mahkemenin bu kararıyla söz konusu tartışmalı madde için  emsal oluşturduğunu ifade etti. Öyle görünüyor ki, Türk  mahkemeleri pratikte AB standartlarında harekete edebilecek  durumda değil. Rehn, ‘Türkiye'de ifade özgürlüğünün güvence  altına alınması için" 301. maddenin değiştirilmesini istedi.Yeni Ceza Kanunu'nun 301. Maddesi, ‘Cumhuriyet'e ve  TBMM'ye alenen hakaret edilmesi’ne üç yıla kadar hapis cezası  öngörüyor.’ (Nick Brauns,14/07) 

 

BELÇİKA BASINI:

Ceps: "Rapor: Temmuz-Aralık 2006 Finlandiya Dönem Başkanlığı İçin Öncelikler": “Gündemde, AB'nin gelecekteki genişleme hamleleri, komşuları  ve güvenlik politikası ile dış politika açısından stratejik önem  taşıyan -Rusya, Ukrayna, Türkiye, Karadeniz, enerji güvenliği ve  siyasi İslamı da içeren- pek çok konu var. Bunlar ayrı başlıklar halinde ele alınabilir, ancak hepsi de, genişlemiş bir Avrupa'nın komşularının, modern Avrupa  değerleriyle uyumu yakalayıp yakalayamayacağıyla sıkı sıkıya ilgilidir Sonuç olarak bu çerçevede AB politikaları teşvik edilmelidir.Genişlemeden sorumlu Komiser Olli Rehn'e göre, Türkiye  ile katılım müzakereleri, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini  tanımadığı ve bu yılın sonuna dek Kıbrıs Rum bandıralı  gemilere limanlarını açmadığı sürece bir ‘tren kazasına’ doğru gidiyor. Bunlar aslında, bir aday devletin önüne konacak makul  koşullardır. Ne var ki Türkiye'nin de kendi adına makul bir  talebi var: AB'nin, Kuzey Kıbrıs'ın deniz ve hava limanlarından  geçiş üzerindeki ambargoyu kaldırmasını istiyor… Son derece hassas bir noktada bulunulmaktadır, zira bir  yanda Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin geleceği, ilerideki  siyasi yönelimleri ve hatta istikrarı, diğer yanda AB'nin  etkin ve adil politika üretmede edindiği itibar söz konusudur.  Tüm bu konuların akibeti bugün Kıbrıslı Rumların kendi  istekleri (şimdiye dek net bir biçimde ifade edilmeyen)  doğrultusunda Annan planını yeniden müzakere etme isteğine  bağlıdır. Bu, ters etki yaratacak ve kabul edilemez bir  durumdur. Ters etki yaratabilir, çünkü Kıbrıs Rum tarafının  eline fazla güvenmesi kendisine yarar getirmeyecektir, hatta  genişlemiş Avrupa çıkarlarına da çok büyük zarar verecektir.  Kabul edilemezdir, çünkü Kuzey Kıbrıs, Annan planına evet  dedikten sonra planı reddeden Kıbrıslı Rumlarca  cezalandırılmaktadır.” (Brüksel merkezli Avrupa Politik  Çalışmalar Merkezi’nin (Centre European Policy Studies-CEPS yukarıdaki başlık altında yayımladığı raporun "Genişlemiş Avrupa'da Stratejik Konular" bölümünde  "Türkiye ve Kıbrıs" ile "Siyasi İslam" alt başlıklı bölümü, Michael Emerson, 12/07)

 

KIBRIS RUM BASINI

Politis: "Kretschmer: Türkiye Abartıyor": “Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı  Hans Jörg Kretschmer, limanlar konusunun, Türk tarafında  gerçek durumunu aşan bir önem kazandığını açıkladı.  Avrupalı yetkiliye göre, Türk halkının, üyelik  müzakerelerinin erken bir aşamada sonuçlanmasından  sağlayacağı yarar, limanların açılmamasından sağlayacağı  yarardan daha fazladır. Kretschmer, ‘Limanlar açılsaydı,  gümrük birliği başlığı sonuçlandırılmış olurdu’ şeklinde  açıklamada bulundu. Kretschmer ‘Türk limanlarının Kıbrıs'a  açılması, AB için önceliğe sahip bir şeydir.’ dedi.  Limanların açılmasının gümrük birliğinin bir parçası  olduğunu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına  gelmediğini de vurguladı. Avrupalı yetkili, ‘Türkiye'nin  kurallara göre oynaması gerektiğini vurguluyorum’ dedi.  Kretschmer, ‘tren kazası’ -ki ilk olarak AB tarafından  kullanıldığı doğrudur- gibi değerlendirmelere Türkiye'de  gereğinden fazla önem verildiğinin de altını çizdi.   (Anna Andreu, 14/07)

Fileleftheros: "Uyarılar ve Eylemler": “Türkiye'ye yönelik uyarılar son dönemde sıklaştı.  AB Komisyonu, AB Dönem Başkanlığı, üye devletler,  yükümlülüklerini uygulamaktan başka bir seçeneğinin  olmadığı konusunda Ankara'yı uyardılar. AB Dönem Başkanı  Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomiojo, Ankara  Protokolünün uygulanmasının ‘müzakere edilemez’ olduğu  yönünde bilgilendirmede bulundu. İtalyan Dışişleri Bakanı  Massimo D'Alema, Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti  karşısında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması konusunda  net bir faaliyeti de kapsayan yükümlülüklerini hayata  geçirmesi gerektiğini önerdi. AB'nin genişlemeden sorumlu  Komiseri Olli Rehn'in sık sık yaptığı görüşler de aynı  düzeydedir. Sonbaharda Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunun  sunulması ve devamında da 25'ler tarafından üyelik  sürecinin değerlendirilmesi beklendiğinden, bu uyarılar,  teoriden pratiğe geçecektir. Yükümlülüklerini uygulamaması  durumunda bedelinin de olacağı konusu, Ankara için açık  hale getirilmelidir. Aday ülkenin sahip olacağı etkiler  de somutlaştırılmalıdır.” (14/07)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Ta Nea: "Kıbrıs Sorununun Çözümü Avrupalılaşmak": “Kıbrıs sorununun diplomatik yöntemlerle tekrar yola  konması sevindirici bir gelişme. Ancak birçok kişi, ‘iki  bölgeli, iki toplumlu’ federasyon örneği temelinde ‘toplu  çözümün’ politik çevrelerde ifade edilmesine karşın,  gerçekte bunun böyle olmadığını düşünüyor. Hatta bazıları  yakın gelecekte ‘karşılıklı anlaşmayla’ neticelenmesi  beklenen müzakerelerden, toplu bir çözüm çıkmasını uzak  bir ihtimal olarak değerlendiriyorlar. Toplu çözüm için ön  koşulların yaratılması amacıyla AB'nin neden olumlu yönde  kullanılmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Acaba, ‘karşılıklı  anlaşmanın’ yerine geçecek paralel bir strateji, kendisini  ‘Kıbrıs Türk Devleti’ olarak niteleyen Kıbrıs Türk  toplumunun ‘planlanmış Avrupalılaşması’ olamaz mı? Bu  stratejinin zorlukları ve olası riskleri var. Dahası problemin geniş açılı ve istekli bir yaklaşımla müzakere  edilmesi gerekir.             Avrupalılaşmak ne anlama gelir? Kıbrıs Türk tarafının  AB'ye daha fazla katılımı ve ‘AB müktesebatını’ uygulaması  anlamına gelir. Bilindiği gibi, Kıbrıs topraklarının tümü  AB'ye dahildir ve Kıbrıslı Türkler AB vatandaşıdır.  Avrupalılaşma, problemin çözümüne ve kurumsal düzenlenmesine  yardımcı olacak koşulların kademeli olarak oluşmasına yol  açabilir. Kıbrıs ve Yunanistan'ın cevap vermesi gereken temel  konu diğer kesimin zaman içinde Avrupalılaşmasının yararlı  olup olmayacağıdır. Eğer cevap olumluysa, bizi bu sonuca  götürecek bir strateji uygulamamız gerekecek, ancak Kıbrıslı  Türklerin Türkiye'ye daha fazla bağlanmasına yol açacak  bir strateji değil.” (P. İoakimidis,  14/07)

Kathimerini: "Türkiye Finlandiya Gündeminin Başında": "2006 yılının ikinci yarısı için AB dönem başkanlığını  üstlenmiş olan Finlandiya'nın gündeminin başında, Yunanistan'ı  doğrudan ilgilendiren Türkiye'nin Avrupa perspektifi, AB'nin  işlevselliği ve uluslararası toplumu ilgilendiren konular yer  alıyor.             Helsinki, aralık sonuna kadar Orta Doğu, Irak, İran, Kuzey  Kore, Darfur, Avrupa anayasası ve AB genişlemesi konularının  biçimlenmekte olduğu oldukça zorlu bir çerçeve içinde hareket  edeceği görülüyor. Finandiya Parlamentosu AB Komisyonu Başkanı Jari Vilen,  ‘Sürprizler olacak, krizler meydana gelecek. Bizler her şey  için hazır olmalıyız.’ dedi. Vilen, Finlandiya Başkanlığı’nın  öncelikli konularını ortaya koymak amacıyla Atina'ya kısa bir  ziyaret yaptı. Bu vesileyle gazetemize de bir mülakat veren  Vilen ile doğal olarak konuşmamız kısa bir süre sonra, Avrupa perspektifiyle ilgili sorunların da baş göstermiş olması  nedeniyle Türkiye ile ilgili konulara geldi. Sorunlar, hem  Ankara'nın AB'ye ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini  yerine getirmeyi reddetmesinden hem de Avrupa halklarının  Türkiye'nin adaylığına yaklaşımlarındaki tarzdan kaynaklanıyor. Sayın Vilen'in bu konuyla ilgili açıklamaları netti:  Vilen, ‘Türkiye büyüklüğü, kültürü ve coğrafi konumundan dolayı AB için özel bir konu oluşturuyor.’ dedi ve açıklamasına  şöyle devam etti: ‘Cevaplandırmamız gereken asıl soru, nasıl  bir AB istediğimiz ve bu AB'ye üye olarak hangi ülkeleri kabul  edebileceğimiz. Bence Türkiye, AB ilke ve değerlerine yaklaşma yolundaki bir ülke. Elbette katetmesi gereken uzun bir yol var  önünde. Bunu, Türkler de bizler de biliyoruz. Ancak, Türklerin  AB üyesi olma perspektiflerini devam ettirmeleri önemlidir.’ (Yorgo Burdaras'ın  Finlandiya Parlamentosu AB Komisyonu Başkanı Jari Vilen ile  yaptığı ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan mülakat, 15/07)

 

NOT: Bu bülten, 14-16 Temmuz 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 
ESKİ SAYILAR