ABD BASINI:
The Christian
Science Monitor: "Yeni Boru Hattı Batının Enerji Sıkıntısına Çare Olacak
Mı?":
“Perşembe günü Türkiye'de açılışı yapılan 1.774 kilometre uzunluğundaki
Hazar petrol hattı, Amerikalıların umduğu gibi sorunsuz olmayabilir…
Yapımı 12 yıl süren dört milyar dolarlık Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC)
petrol boru hattı, gelecek yıl tam kapasiteyle faaliyete geçtiğinde,
Batı piyasalarına günde bir milyar varil petrol sevkedecek. Uzmanlar,
bu miktarın dünya genelindeki petrol ihracatının sadece yüzde 2.5'ini
oluşturmasına rağmen, sevkiyatın küresel enerji güvenliğini önemli
ölçüde artıracağını belirtiyorlar. Ankara'daki Avrasya Stratejik
Araştırmalar Merkezi'nde enerji uzmanı olan Necdet Pamir, ‘Rusya
giderek artan bir şekilde kendi koşullarını dikte ettiriyor’ diyor ve
İstanbul'daki gaz dağıtım şebekesindeki payının artması için Türkiye'ye
uyguladığı baskılara ve bu ülkede büyük bir doğalgaz depolama tesisi
kurma planlarına dikkat çekiyor. Daha da önemlisi Rusya, AB'nin, 2011
yılında tamamlandığında Türkiye üzerinden Azerbaycan ve İran
doğalgazını Orta Avrupa'ya taşıyacağını umduğu 3.000 kilometre
uzunluğunda olması planlanan Nabucco hattı üzerinden kendi doğalgazını
satması konusunda bir öneride bulundu.Washington'daki muhafazakar
Hudson Enstitüsü'nde Hazar bölgesi uzmanı olan Zeyno Baran şunları
söylüyor: ‘Bu durum, Avrupa Birliği Nabucco'yu Rus doğalgazına bir
alternatif olarak gördüğü için hoş bir çelişki olacak. Fakat Türkiye,
ABD ve Avrupa Birliği'ne karşı Rusya ile taraf olmuyor. Açıkça Ankara
iki tarafla da oynayabileceğini düşünüyor.’ Görünen o ki Türkiye, enerji
yollarının çeşitlendirilmesi gerektiğinin farkında ve katılmayı umduğu
Avrupa Birliği'ndeki konumunu kuvvetlendirmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz
ocak ayında, Rusya'nın devlet kontrolündeki dogalgaz şirketi
Gazprom'un Ukrayna'ya yaptığı sevkiyatı aniden kesmesi birçok Avrupa
ülkesini etkilemişti.” (Nicholas Birch,
13/07)
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu: "Türkiye'deki Düşünce Özgürlüğüne Dair Eleştiriler Sürüyor":
“Avrupa'dan Türkiye'ye düşünce özgürlüğü konusunda eleştiriler gelmeye
devam ediyor.AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olly Rehn,
Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink'in Türklüğe hakaret suçundan mahkum
edilmesine tepki gösterdi. Hükümetin bu konuda adımlar atmasını isteyen
Rehn, Türk Ceza Kanunu’ndaki düşünce özgürlüğünü sınırlayan 301.
maddesinin değiştirilmesini talep etti.”(
08.30-09.00 Türkçe)
Junge Welt:
"Türklüğe Hakaret":
“Türkiye'de Yargıtay
ilk kez ‘Türklüğe hakareti’ kapsayan ve yeni yürürlüğe giren TCK'nın
301. Maddesi uyarınca bir karar aldı. Ankara'daki mahkeme çarşamba
günü, İstanbul'da Türkçe-Ermenice yayımlanan haftalık Agos gazetesinin
Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i altı aylık tecilli hapis cezasına
çarptırdı. Dink yazdığı bir makalede, Birinci Dünya Savaşı sırasında
bir milyon Ermeninin uğradığı soykırımdan söz etmişti. Soykırım
Türkiye'de resmi olarak inkar ediliyor. Yerel bir mahkeme geçen yıl
Dink hakkında aynı yönde karar almış, ancak sanığın ‘iyi hali’
nedeniyle kararı ertelemişti.AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli
Rehn, yüksek mahkemenin bu kararıyla söz konusu tartışmalı madde için
emsal oluşturduğunu ifade etti. Öyle görünüyor ki, Türk mahkemeleri
pratikte AB standartlarında harekete edebilecek durumda değil. Rehn,
‘Türkiye'de ifade özgürlüğünün güvence altına alınması için" 301.
maddenin değiştirilmesini istedi.Yeni Ceza Kanunu'nun 301. Maddesi,
‘Cumhuriyet'e ve TBMM'ye alenen hakaret edilmesi’ne üç yıla kadar hapis
cezası öngörüyor.’ (Nick Brauns,14/07)
BELÇİKA BASINI:
Ceps: "Rapor:
Temmuz-Aralık 2006 Finlandiya Dönem Başkanlığı İçin Öncelikler":
“Gündemde, AB'nin gelecekteki genişleme hamleleri, komşuları ve
güvenlik politikası ile dış politika açısından stratejik önem taşıyan
-Rusya, Ukrayna, Türkiye, Karadeniz, enerji güvenliği ve siyasi İslamı
da içeren- pek çok konu var. Bunlar ayrı başlıklar halinde ele
alınabilir, ancak hepsi de, genişlemiş bir Avrupa'nın komşularının,
modern Avrupa değerleriyle uyumu yakalayıp yakalayamayacağıyla sıkı
sıkıya ilgilidir Sonuç olarak bu çerçevede AB politikaları teşvik
edilmelidir.Genişlemeden sorumlu Komiser Olli Rehn'e göre, Türkiye ile
katılım müzakereleri, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımadığı ve bu
yılın sonuna dek Kıbrıs Rum bandıralı gemilere limanlarını açmadığı
sürece bir ‘tren kazasına’ doğru gidiyor. Bunlar aslında, bir aday
devletin önüne konacak makul koşullardır. Ne var ki Türkiye'nin de
kendi adına makul bir talebi var: AB'nin, Kuzey Kıbrıs'ın deniz ve hava
limanlarından geçiş üzerindeki ambargoyu kaldırmasını istiyor… Son
derece hassas bir noktada bulunulmaktadır, zira bir yanda Türkiye'nin
AB ile ilişkilerinin geleceği, ilerideki siyasi yönelimleri ve hatta
istikrarı, diğer yanda AB'nin etkin ve adil politika üretmede edindiği
itibar söz konusudur. Tüm bu konuların akibeti bugün Kıbrıslı Rumların
kendi istekleri (şimdiye dek net bir biçimde ifade edilmeyen)
doğrultusunda Annan planını yeniden müzakere etme isteğine bağlıdır.
Bu, ters etki yaratacak ve kabul edilemez bir durumdur. Ters etki
yaratabilir, çünkü Kıbrıs Rum tarafının eline fazla güvenmesi kendisine
yarar getirmeyecektir, hatta genişlemiş Avrupa çıkarlarına da çok büyük
zarar verecektir. Kabul edilemezdir, çünkü Kuzey Kıbrıs, Annan planına
evet dedikten sonra planı reddeden Kıbrıslı Rumlarca
cezalandırılmaktadır.” (Brüksel merkezli
Avrupa Politik Çalışmalar Merkezi’nin (Centre European Policy
Studies-CEPS yukarıdaki başlık altında yayımladığı raporun "Genişlemiş
Avrupa'da Stratejik Konular" bölümünde "Türkiye ve Kıbrıs" ile "Siyasi
İslam" alt başlıklı bölümü, Michael Emerson, 12/07)
KIBRIS RUM BASINI
Politis:
"Kretschmer: Türkiye Abartıyor":
“Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hans Jörg
Kretschmer, limanlar konusunun, Türk tarafında gerçek durumunu aşan bir
önem kazandığını açıkladı. Avrupalı yetkiliye göre, Türk halkının,
üyelik müzakerelerinin erken bir aşamada sonuçlanmasından sağlayacağı
yarar, limanların açılmamasından sağlayacağı yarardan daha fazladır.
Kretschmer, ‘Limanlar açılsaydı, gümrük birliği başlığı
sonuçlandırılmış olurdu’ şeklinde açıklamada bulundu. Kretschmer ‘Türk
limanlarının Kıbrıs'a açılması, AB için önceliğe sahip bir şeydir.’
dedi. Limanların açılmasının gümrük birliğinin bir parçası olduğunu ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini de vurguladı.
Avrupalı yetkili, ‘Türkiye'nin kurallara göre oynaması gerektiğini
vurguluyorum’ dedi. Kretschmer, ‘tren kazası’ -ki ilk olarak AB
tarafından kullanıldığı doğrudur- gibi değerlendirmelere Türkiye'de
gereğinden fazla önem verildiğinin de altını çizdi. (Anna
Andreu, 14/07)
Fileleftheros:
"Uyarılar ve Eylemler":
“Türkiye'ye yönelik uyarılar son dönemde sıklaştı. AB Komisyonu, AB
Dönem Başkanlığı, üye devletler, yükümlülüklerini uygulamaktan başka
bir seçeneğinin olmadığı konusunda Ankara'yı uyardılar. AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomiojo, Ankara
Protokolünün uygulanmasının ‘müzakere edilemez’ olduğu yönünde
bilgilendirmede bulundu. İtalyan Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema,
Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti karşısında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması konusunda net bir faaliyeti de kapsayan yükümlülüklerini
hayata geçirmesi gerektiğini önerdi. AB'nin genişlemeden sorumlu
Komiseri Olli Rehn'in sık sık yaptığı görüşler de aynı düzeydedir.
Sonbaharda Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunun sunulması ve devamında
da 25'ler tarafından üyelik sürecinin değerlendirilmesi beklendiğinden,
bu uyarılar, teoriden pratiğe geçecektir. Yükümlülüklerini
uygulamaması durumunda bedelinin de olacağı konusu, Ankara için açık
hale getirilmelidir. Aday ülkenin sahip olacağı etkiler de
somutlaştırılmalıdır.” (14/07)
YUNANİSTAN
BASINI:
Ta Nea: "Kıbrıs
Sorununun Çözümü Avrupalılaşmak":
“Kıbrıs sorununun diplomatik yöntemlerle tekrar yola konması
sevindirici bir gelişme. Ancak birçok kişi, ‘iki bölgeli, iki toplumlu’
federasyon örneği temelinde ‘toplu çözümün’ politik çevrelerde ifade
edilmesine karşın, gerçekte bunun böyle olmadığını düşünüyor. Hatta
bazıları yakın gelecekte ‘karşılıklı anlaşmayla’ neticelenmesi
beklenen müzakerelerden, toplu bir çözüm çıkmasını uzak bir ihtimal
olarak değerlendiriyorlar. Toplu çözüm için ön koşulların yaratılması
amacıyla AB'nin neden olumlu yönde kullanılmadığı sorusu ortaya
çıkıyor. Acaba, ‘karşılıklı anlaşmanın’ yerine geçecek paralel bir
strateji, kendisini ‘Kıbrıs Türk Devleti’ olarak niteleyen Kıbrıs Türk
toplumunun ‘planlanmış Avrupalılaşması’ olamaz mı? Bu stratejinin
zorlukları ve olası riskleri var. Dahası problemin geniş açılı ve
istekli bir yaklaşımla müzakere edilmesi gerekir.
Avrupalılaşmak ne anlama gelir? Kıbrıs Türk tarafının AB'ye daha fazla
katılımı ve ‘AB müktesebatını’ uygulaması anlamına gelir. Bilindiği
gibi, Kıbrıs topraklarının tümü AB'ye dahildir ve Kıbrıslı Türkler AB
vatandaşıdır. Avrupalılaşma, problemin çözümüne ve kurumsal
düzenlenmesine yardımcı olacak koşulların kademeli olarak oluşmasına
yol açabilir. Kıbrıs ve Yunanistan'ın cevap vermesi gereken temel konu
diğer kesimin zaman içinde Avrupalılaşmasının yararlı olup
olmayacağıdır. Eğer cevap olumluysa, bizi bu sonuca götürecek bir
strateji uygulamamız gerekecek, ancak Kıbrıslı Türklerin Türkiye'ye
daha fazla bağlanmasına yol açacak bir strateji değil.”
(P. İoakimidis, 14/07)
Kathimerini:
"Türkiye Finlandiya Gündeminin Başında":
"2006 yılının ikinci yarısı için AB dönem başkanlığını üstlenmiş olan
Finlandiya'nın gündeminin başında, Yunanistan'ı doğrudan ilgilendiren
Türkiye'nin Avrupa perspektifi, AB'nin işlevselliği ve uluslararası
toplumu ilgilendiren konular yer alıyor. Helsinki, aralık
sonuna kadar Orta Doğu, Irak, İran, Kuzey Kore, Darfur, Avrupa
anayasası ve AB genişlemesi konularının biçimlenmekte olduğu oldukça
zorlu bir çerçeve içinde hareket edeceği görülüyor. Finandiya
Parlamentosu AB Komisyonu Başkanı Jari Vilen, ‘Sürprizler olacak,
krizler meydana gelecek. Bizler her şey için hazır olmalıyız.’ dedi.
Vilen, Finlandiya Başkanlığı’nın öncelikli konularını ortaya koymak
amacıyla Atina'ya kısa bir ziyaret yaptı. Bu vesileyle gazetemize de
bir mülakat veren Vilen ile doğal olarak konuşmamız kısa bir süre
sonra, Avrupa perspektifiyle ilgili sorunların da baş göstermiş olması
nedeniyle Türkiye ile ilgili konulara geldi. Sorunlar, hem Ankara'nın
AB'ye ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi
reddetmesinden hem de Avrupa halklarının Türkiye'nin adaylığına
yaklaşımlarındaki tarzdan kaynaklanıyor. Sayın Vilen'in bu konuyla
ilgili açıklamaları netti: Vilen, ‘Türkiye büyüklüğü, kültürü ve
coğrafi konumundan dolayı AB için özel bir konu oluşturuyor.’ dedi ve
açıklamasına şöyle devam etti: ‘Cevaplandırmamız gereken asıl soru,
nasıl bir AB istediğimiz ve bu AB'ye üye olarak hangi ülkeleri kabul
edebileceğimiz. Bence Türkiye, AB ilke ve değerlerine yaklaşma yolundaki
bir ülke. Elbette katetmesi gereken uzun bir yol var önünde. Bunu,
Türkler de bizler de biliyoruz. Ancak, Türklerin AB üyesi olma
perspektiflerini devam ettirmeleri önemlidir.’
(Yorgo Burdaras'ın Finlandiya Parlamentosu AB Komisyonu
Başkanı Jari Vilen ile yaptığı ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan
mülakat, 15/07)
NOT:
Bu bülten, 14-16 Temmuz 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek
hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR