19.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 19/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 18 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:           

ALMANYA BASINI:

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Orta Doğu'daki Gelişmelerin Avrupa          Birliği ve Türkiye Açısından Etkileri": “AB, Dış Politika Temsilcisi Javier Solana'yı hafta  sonunda bölgeye gönderdi. Aynı zamanda üye ülkeler de ikili  ilişkilerini kullanarak krizin son bulmasına yardımcı olmaya  çalışıyorlar. Bu bağlamda Fransa Başbakanı dün Lübnan'a kısa  bir ziyaret yaparak Beyrut Hükümetine destek vadetti. En derin endişelerden biri de, İsrail'in Lübnan'a  saldırısının yine tüm bölgeyi etkisi altına alabilecek bir  yangına dönüşmesi. Alman Bilim ve Politika Vakfı'ndan Dr. Heinz Kramer'le  bölgedeki gelişmelerin Avrupa Birliği ve Türkiye açısından  etkileri üzerine konuştuk:

            SPİKER: Sayın Kramer, Orta Doğu'daki gelişmeler bölgede  yine çok uluslu bir savaş ihtimalini artırıyor. İsrail  Lübnan'a kara kuvvetleriyle girdi; Suriye ve İran'ı suçluyor;  AB çatışmaların tüm bölgeye yayılmasından endişe ediyor;  Türkiye Başbakanı ise İsrail ve ABD'yi bu operasyonun  bedelinin terörle ödenebileceği yönünde uyarıyor. Ankara  Hükümetinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

            KRAMER: Türkiye açıklamalarla bir yandan komşularını  yatıştırmaya çalışıyor, öte yandan bir şeyler yapıyormuş  gibi görünüyor. Kesin olan, ne Türkiye'nin ne de AB'nin  Hamas, Hizbullah ya da İsrail'e müdahalede bulunması  mümkün.

(…)

            SPİKER: Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların  argümanlarından biri de bu üyeliğin gerçekleşmesi durumunda  AB'nin kriz bölgesine yakınlaşmış olacağıydı. Şu andaki  gelişmelerin bu tartışmaya nasıl bir etkisi olabilir sizce?

KRAMER: Türkiye'nin karşıtları şu andaki durumu  haklılıklarına gerekçe gösterebilirler ama Türkiye üye olsa  da olmasa da, AB bu tür krizlerin dışında kalamayacağını  biliyor. Solana geçen cuma Lübnan'a gitti. AB çeşitli  nedenlerden dolayı Orta Doğu bölgesiyle yakın ilişki içinde.  Bunun Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgisi yok. AB'nin Orta Doğu  politikasıyla da ilgisi yok. Türkiye'nin üye olması da bu  durumda fazla bir şeyi değiştirmeyecektir.” (08.30-09.00 Türkçe, 18/07) 

ALMANYA BASINI:

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye Avrupa Yolunda": “Almanya'da, Türkiye'nin ileriki dönemlerde AB üyesi  olmasına karşı sahip olunan çekinceler oldukça büyük.  Sıklıkla da ekonomik sorunlar öne sürülüyor. Ancak reform  siyasetinin eriştiği başarılar ise genelde takdir edilmiyor. Fakat sadece ülkenin önyargılardan uzak bir şekilde  değerlendirilmesi, üyelik olgunluğunun tam anlamıyla  tanımlanmasını sağlar.Gerçi şu doğrudur: Türk ekonomisi daha bundan beş yıl  önce derin bir krizin içerisindeydi ve bu krizin sonuçları  oldukça yıkıcıydı. Ekonomide hiçbir büyüme söz konusu  değildi ve 2001 yılının son çeyreğinde yüzde 10 oranında  küçülmüştü, enflasyon yüzde 70 seviyesindeydi ve nominal  faizler yüzde 100'e tırmanmış, kamu borçları ise GSMH'nin  yüzde 90'ına ulaşmıştı. Bankacılık sistemi pratik olarak  işlev göremez hale gelmişti, şirketler peş peşe iflas  ediyordu ve TL önceki değerinin yarısı kadar değer  kaybetmişti. Şimdi artık bu kriz çoktan atlatıldı. Bugün Türkiye'nin yakaladığı büyüme oranları etkileyici. 2002 ile 2004 zaman aralığında büyüme yüzde 8 sevilerindeydi  ve OECD 2007 ile 2008 yılları için yüzde altı büyüme  hesaplıyor. Enflasyon da dizginlendi ve 2004 yılında tek  haneli seviyelere indi. 2006 Haziran'ında yeniden yüzde 10 sınırını aşmasına rağmen, son on yıla bakıldığında bu oran  aslında büyük bir başarı. Kamu borçları da üçte biri oranında  azalma gösterdi.Bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmedi. Daha ziyade  bir önlemler paketi etkili oldu: Makro ekonomik dengelerin  başarılı bir şekilde istikrara kavuşturulması, katı bütçe  disiplini (kamu alanında dikkate şayan ve sürekli fazla  verilmesi), yapısal reformlarda kaydedilen ilerlemelerle  2002 sonbaharından bu yana sahip olunan siyasi istikrar.  Bu başarılar ne kendi başlarına gerçekleşti, ne de bu  başarılara ulaşılmasında gerekli olan şeyler kendiliğinden  oluştu. Bunlar aynı zamanda yalnızca kısmen AB üyeliği  perspektifinin bir sonucu. Burada belirleyici olan IMF'nin  katı kuralları ve programın uygulanmasına yoğun bir şekilde eşlik etmesiydi. Ancak, kamu bankalarının özelleştirilmesi  ve sosyal güvenlik alanındaki zorlu yapısal reformlar  konusundaki talepler henüz yerine getirilmedi… AB perspektifinden bakıldığında ülkenin farklı  bölgelerinin gösterdiği gelişim hızı özellikle önemli.  Türkiye'de ekonomik olarak oldukça aktif durumdaki  bölgeler, tamamen az gelişmiş bölgeleri ezmeye devam  ediyor. Gelişmiş ve geniş anlamda endüstrileşmiş batı  bölgeleri ile, büyük oranda geri kalmış doğu ve güney  arasındaki fark devasa boyutlarda. Gelir ve eğitim  seviyesindeki önemli farklar ile alt yapı eksiklikleri  doğudan batıya göçün değişmeyen nedeni durumunda.  Burada Meclisin harekete geçmesi gerekiyor.    Netice olarak Türkiye, başarılı istikrar ve önemli  yapısal reformların yapılmasıyla önemli ilerlemeler  kaydetti. Ancak yalnıza istikrar yeterli değil. Asıl zorluk  reformları geri dönülemez hale getirmek ve atılımı ayakta  tutmaktır. Bu sürekli bir gayret gerektirir. Burada  Türkiye'nin çıktığı yola devam etmesi ve IMF tarafından  tavsiye edilen reformları uygulamaya alması belirleyicidir.  Ancak bu yol oldukça uzun.” (Alman Ekonomik  Araştırmalar Enstitüsünde (DIW) İhracat Sorumlusu olarak  görev yapan ve Türkiye'nin AB olgunluğu konusunda araştırmalar  yapan Dr. Siegfried Schultz, 18/07)

KIBRIS RUM BASINI:

Simerini: "Mayınlar, Kaos ve Magosa": “Avrupa içinde ve dışında şu görüş hakimdir: Kıbrıslı  Türklerle AB arasındaki ticaret tüzüğü siyasi açıdan da  Türkiye-Avrupa ilişkilerinde krizin alaşağı edilmesiyle  bağlantılıdır. Çünkü ticaretle ilgili tüzük konusunun  çözümlenmesi, Türkiye'nin AB ve Kıbrıs Cumhuriyeti  karşısındaki sözleri yerine getirmesi için katkıda  bulunabilir. Yani Kıbrıs gemi ve uçakları aleyhinde yaptığı  ambargonun sona ermesi ve Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması  yönünde somut adımlar atması için. Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki ticaret konusunun  sahte devlete herhangi bir yüceltilme şekli sunmaması  gerekiyor. Çünkü Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü  Camiel Earlings, Avrupa Parlamentosu huzurunda, böylesi bir  durumda, AB'nin hedefi olan çözüm ve yeniden birleşmeye  değil bölünme ve kaosa sürükleneceğimizi söylemişti.” (17/07)

RUSYA BASINI:

Gazeta: "Türkiye Kadınları Aşağılayan Atasözlerini Kaldırıyor": “İngiliz gazetesi The Times'a göre Türk Dil Kurumu,  kadınları aşağılayan atasözlerini sözlüklerden çıkartmak  için bir çalışma başlattı.          Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın  yaptığı açıklamada ‘Bizim annelerimiz, bizim kızlarımız,  bizim bacılarımız, toplumun çok değerli şahsiyetleridir.  Onların bize gösterdikleri özeni nasıl inkar edebiliriz?’ dedi. Ülkenin tarihinde, başarılı kadın hakimler ve iş  hayatında başarılı olmuş kadınlar mevcut. 1993 yılında,  Türkiye tarihinde ilk kez bir bayan, Tansu Çiller ülkenin  ilk kadın Başbakanı oldu. Öte yandan Avrupa Birliği, kadınlara yönelik  davranışların iyileştirilmesi için defalarca Türkiye'den  talepte bulundu. Zira, Türk mahkemeleri kadınlarla erkeler  arasında eşitliğin sağlanması için fazla gayret göstermediler. AB'ye girmek için uğraşan Türkiye bugün hala ‘erkek egemen  bir ülke’ görüntüsü vermeye devam ediyor.” (Yuliya  Pogorelova, 18/06)

         

NOT: Bu bülten, 18 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR