20.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 20/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 19 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:        

   

 

ABD BASINI:

Amerika'nın Sesi Radyosu: "Emekli Büyükelçi Turgut Tülümen:Kıbrıs Sorununun Çözümü Yolunda Türkiye'nin Yaptığı Taktik Bir Hata Bugün İşleri Güçleştiriyor”: “BM'nin çabalarıyla Kıbrıs barış süreci yeniden canlanma  işareti veriyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara-Atina ve Kıbrıs'ın  her iki kanadında temaslarda bulunan BM Genel Sektereri Kofi  Annan'ın temsilcisi, tarafları yeniden müzakere masasına  oturtmaya çalışıyor.      Atina ve Lefkoşa'da görev yapmış olan emekli Büyükelçi  Turgut Tülümen, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda Türkiye'nin  yaptığı taktik bir hatanın bugün işleri güçleştirdiğini  söylüyor.

           

            TÜLÜMEN: ‘Diplomaside taktik çok önemlidir, bu bir  taktik savaşıydı, biz bir yerde hata yaptık, daha doğrusu  kendi aramızda anlaşamadık. Kendi aramızda derken, Kıbrıslı soydaşlarımızla, kimi çevreleriyle şu konuda ters düştük:  Annan planını benimseyenler vardı, benimsemeyenler vardı,  bugünkü durumu koruma yanlıları ağır bastı. Halbuki orada  Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin üyelik sürecinin durdurulup  durdurulamayacağı konusu önem taşıyordu. Annan planı kabul  edilip daha Kopenhag zirvesinde imza atılsaydı, o zaman  Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB üyeliği gerçekleşmeyecekti.Yani, bugün Papadopulos AB üyesi olarak bize çalım  atamayacaktı, birtakım taktiklerle bizim müzakere sürecimizi  kesmeye çalışamayacaktı. O noktada bir görüş ayrılığı oldu.  Ben şahsen Annan planının daha başlangıçta benimsenmesini  istiyordum, sonunda döndü dolaştı iş referanduma geldi ve  referandumda Türk tarafı ‘evet’, Rum tarafı ‘hayır’ dedi ama  bu arada Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB  üyelikleri gerçekleşti. Atı alan Üsküdar'ı geçmişti bile.  Bu taktik hatayı yaptıktan sonra şimdi nasıl durduracağımıza  bakıyoruz. Onlar Türkiye'nin üyeliğini engelleyip Kıbrıslı  Türklerin izole durumunu devam ettirmeye çalışıyor. Kıyamet bu sonbaharda kopacak, çünkü Türkiye'nin imzaladığı bir protokol var. Bizim anlayışımıza göre, o protokol KKTC'nin ve Kıbrıslı Türklerin izolasyondan  kurtulmasına bağlı olarak imzalandı. Zannediyorum çok sıkışık  günleri ekime doğru yaşayacağız ve bu taktik savaşını da  bugünden kestirmek güçtür ama hala ümidim var, bu güçlük de bir şekilde atlatılacak ve bu taktik savaşı umarım bizi  tatmin edecek şekilde sonuçlanacaktır. Bundan ötesini bu günden söylemek çok zor. Ben 29 doğumluyum, bütün Cumhuriyet döneminin -bir kısmı çocukluk dönemimde geçtiği halde- büyük kısmını  hatırlıyorum. Eski Türkiye ile II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında dağlar  kadar fark var. Bir şeyimiz eksik: Kendimize güvenimiz  ve kendi içimizdeki tartışmaları, didişmeleri bir türlü  gideremememiz, bunun üstesinden gelemememiz. Yani Türkiye'nin yapacağı fazla bir şey yok, elinde her şey var; helva  pişirmesini bu sefer öğrensek iyi olur’” (06.30-07.00 Türkçe, 19/07)

 

AP: "Türkiye Başbakanı: Kıbrıs Konusunda Taviz Verilmeyecek": “Türkiye Başbakanı Recep  Tayyip Erdoğan, AB'nin Güney Kıbrıs hükümetinin tanınması  yönündeki talebini gözardı eder şekilde, Türkiye'nin  bölünmüş ada hususunda taviz vermeye hazır olmadığını  söyledi. Erdoğan bu açıklamayı, Kuzey Kıbrıs'ta yarın  yapılacak olan, 1974'te adayı ikiye bölen Türk işgalinin  32. yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere Türkiye'den  ayrılmadan önce yaptı.AB, Erdoğan hükümetine, Türkiye'nin limanlarını ve  hava alanlarını Güney Kıbrıs'ın gemi ve uçaklarına açması konusunda baskı yapıyor. -Bu girişim Türkiye'nin resmi  olarak Kıbrıs'ı tanımasıyla aynı anlama geliyor.- Bunu kabul  etmemesi halinde ise, AB ile müzakerelerin sona erebileceğine  dair hükümeti uyarıyor. Türkiye, Kıbrıs Türk kesimine uygulanan uluslararası  ambargolar kaldırılmadığı sürece ada ile ilgili taviz  vermeyeceği konusunda ısrar ediyor… Kıbrıs konusundaki baskılarını sürdüren AB, Türkiye'ye limanlarını ve hava alanlarını Güney Kıbrıs gemilerine ve  uçaklarına açması için yıl sonuna kadar süre verdi. AB,  Ankara kısa süre içinde Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak  için harekete geçmezse Türkiye'nin, üyelik girişiminin  sekteye uğrayacağını kaydediyor.Ankara ise AB'nin taleplerinin adil olmadığı görüşünde  zira Türkiye tarafından desteklenen Kıbrıslı Türkler,  Kıbrıslı Rumların reddettiği BM'nin yeniden birleşme planını  kabul etmişlerdi. Kısa süre sonra Kıbrıs Avrupa Birliği'ne  katıldı, ancak AB yasa ve imtiyazları sadece planı reddeden  güneydeki Rum kesimine uygulandı.” (19/07)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Haravgi: "Paşardis:  Bryza ABD'nin    Bilinen  Görüşlerini Yineledi": “Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis,  yaptığı  açıklamada, Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs'ta temaslarda  bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew  Bryza'nın, Dışişleri Bakanlığında gerçekleştirdiği temasları  sırasında, ABD'nin eski görüş ve düşüncelerini yinelediğini  söyledi. Paşardis açıklamasında, Bryza'nın Dışişleri  Bakanlığındaki temasları sırasında ‘ABD'nin, Kıbrıs halkının  Annan Planı'na ilişkin kararına, saygı duyduğu ve Kıbrıs  sorununun çözümünün temelinin iki toplumlu, iki kesimli  federasyon olması gerektiği’ şeklindeki ABD görüşünü  yinelediğini belirtti.         Paşardis, Kıbrıs Rum tarafının görüşünün de bu yönde  olduğunu ve bu görüşün ‘sahte devletin siyasi olarak, dolaylı  veya doğrudan tanınması yönündeki her türlü girişimle  çatışmakta olduğunu’ kaydederek, ‘bu tür girişimlerin, halkın  referandumda aldığı karara hakaret teşkil ederek, Kıbrıs  sorununun çözümünü, iki toplumlu, iki kesimli federasyon  çözümünden saptırdığını’ iddia etti…. Bryza'nın Kıbrıs Rum tarafının tezleri konusunda tam  bir bilgilendirmeye tabi tutulduğunu belirten Paşardis,  Bryza'nın görüşmelerinde ileri sunduğu tezleri, kamuoyu  önünde yorumlamayacağını, ancak sadece şunu söylemekle  yetineceğini ifade ederek şöyle konuştu: ‘Türkiye'nin AB sürecinin kesintisiz ilerlemesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bedel ödemesiyle olamaz. Türkiye'nin  yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirebilmesi için,  Kıbrıs'ın bir bedel ödemesi beklenemez. Türkiye kendi kendine  kolaylık sağlamıyorsa, neden Kıbrıs, Kıbrıs sorununda tavizler  vererek Türkiye'ye kolaylık sağlasın? Ayrıca, Kıbrıs sorunuyla  Türkiye'nin AB süreci arasında hiçbir bağ yoktur.’” (19/07)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Stratigiki: "Yunan Paradoksu: AB'de Diplomatik Rakiplerimizle İttifak Kurarken":  “Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, kısa  bir süre önce görüştüğü Fransız meslektaşı Doust Blazy'i,  Kıbrıs'ı da kapsayan Gümrük Birliği Protokolünün  uygulanmasını da içeren yükümlülüklerini yerine getirmesi  için Türkiye'ye baskı uygulanmasının gerekli olduğuna dair  ikna etmeye çalıştığını sanmayın. Bakoyanni, Türkiye'nin  Avrupa üyeliği yolunda ilerlemesinin Yunanistan için  ‘stratejik ulusal hedef’ oluşturduğunu anlattı. Yunan siyasi liderlerinin diğer Avrupalı liderlerle  görüşmeleri sırasında da herhalde aynısı oluyor. Böylece  Yunanistan, Türkiye'nin Avrupa üyeliği için kritik bir  aşamada, Ankara'nın AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine  getirmesini reddetmesi nedeniyle Türkiye'nin üyeliğinde  kriz yaşanmasını kesinlikle istemeyenlerin müttefiki  oluyor. Bunlar, bütün Türk-Yunan sorunlarının Uluslararası  Lahey Adalet Divanı'na sevk edilmesini destekleyerek, bu  yönde metotlu bir şekilde çalışan kişilerle aynı tutum  içindeler. Tabii, Lahey'e başvurmadan önce, gerekli  tahkimnamenin imzalanması yoluyla Uluslararası Mahkeme'nin  kararları bir dereceye kadar düzenlenmiş olacak… Kıbrıs konusunda Kıbrıs'ın Gümrük Birliği Protokolüyle,  dolaylı da olsa Ankara tarafından tanınmamasına hoşgörü  gösterilmesi, Kıbrıs'a ve AB içindeki konumuna darbe  oluşturacak. Bununla birlikte, Ankara'ya ve müttefiklerine  perde arkasında, Kıbrıs'ın AB üyesi olmasıyla Yunan  tarafının elde etmiş olduğu stratejik avantajı iptal etmek  amacını taşıyan Annan planı tipi bir ‘çözümün’, de facto  kabul edilmesi için gerekli koşulları yaratma fırsatını  verecek. Ege konusunda, ünlü Helsinki anlaşmasıyla ‘sınır  sorunlarının ve bağlantılı benzer konuların’ bulunduğunun  kabul edilmesi ve bu ifadenin AB-Türkiye müzakereleri  çerçevesinde de yer alması, Uluslararası Lahey Adalet  Divanı'nın Yunan tarafı için olumlu bir diplomatik  prosedür olmasını ortadan kaldırdı. Tam aksine, prosedürü  diplomatik tuzağa dönüştürdü, çünkü Yunan tarafınca ‘sınır  sorunlarının’ olduğunun kabul edilmesi, sadece kıta  sahanlığı gibi basit bir hukuki sorunun değil, Ankara'nın  ön plana getirdiği ‘bütün sorunların’ siyasi müzakereye  sevk edilmesini mümkün kıldı. Neticede, Türkiye'nin AB üyeliğinin desteklenmesi,  Türk-Yunan sorunlarının çözümleneceği iddiasına dayanan ve  1996'dan bu yana aşamalı bir şekilde değişmeye başlayan  Yunan tarafının politika ve stratejilerini tam bir çıkmaza  soktu. Türkiye'nin AB üyeliğinin jeopolitik ve stratejik  düzeyde Yunanistan'ın çıkarına olduğu tezi, yabancıların  ideolojik çarpıtmalarını ille de doğru olarak kabul etmeyen  her yorumcu tarafından paranoyaklık sayılıyor. Yukarıda  anlatılanlar bağlamında, Ankara'nın AB'ye karşı  yükümlülüklerini azaltmadan yerine getirmesi yönünde net  bir politika uygulanmazsa, AB üyeliğinin ulusal konuların  yararına olacağı ümitleri, sadece ümitler düzeyinde kalacak..” (Periklis Nearhu, Temmuz)

 

Apoyevmatini: "Türkiye'de Kadınların Yalnızca Yüzde 25'i Çalışıyor": “Komşu ülkede, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) yayımladığı verilere göre, Türkiye'de  kadınların yalnızca dörtte biri çalışıyor. Türkiye, Avrupa  Birliği'nin diğer ülkeleriyle karşılaştırılınca, çalışan kadın  oranının en düşük olduğu ülkedir. Gerçek verilere göre de  çalışan kadınların oranı yüzde 24,3'ü geçmemekte.       Türkiye'nin Avrupa koşullarına uyum sağlayabilmesi  için önümüzdeki 4,5 yıl içinde çalışan kadın oranını 2,5 kat  artırması gerekmektedir.” (19/07)

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 19 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan   haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 
ESKİ SAYILAR